16 Ekim 2026 Cuma
Gücünü Güçten Alanları Bekleyen Son
15 Ekim 2026 Perşembe
Nereden Buldun Denmeli
Para her şey değil desek de bu hayat parasız olmaz. Ölümlü dünya geldik gidiyoruz. Mal, mülk neye yarar desek de mal ve mülk biriktirmeye devam ediyoruz.
Şu bir gerçek ki bu hayatın sosyal adalet dengesi yok. Çünkü herkes mal, mülk biriktiremiyor. Kimi kıt kanaat geçinirken kimi de servetine servet, malına mal katarak yoluna devam ediyor.
Kiminin zenginliği aileden gelirken kimininki hem aileden hem de sonradan kimininki de sadece sonradan.
Kimsenin zenginliğinde değiliz elbet. Çalışıp çabalamıştır, kafasını kullanmıştır, paraya para dememiştir.
Fakat bazılarının kısa zamanda çok para, mal ve mülk edinmesi ister istemez dikkat çekiyor. Çünkü yaptığı iş ve kazancı üç aşağı beş yukarı belli. Yalnız öyle kimseler var ki hayatı boyunca çalışıp kazandığına hiç dokunmasa biriktiremeyeceği bir servete ulaşıyor.
Bu şekil servet edinenlere servetin kaynağı nereden diye sorulması lazım. Her ne kadar bazı takipler olsa da pek hesap sorulmadığı için fırsatını bulan yükünü tutuyor. Yükünü tutan da gemisini kurtaran kaptan oluyor.
İşin garibi bu şekil servet edinenlerin sayısı son yıllarda her geçen gün artmakta.
Bildiğim kadarıyla Zekeriya Temizel’in Maliye Bakanı olduğu 1998 yılında 4369 Sayılı Kanunla “Nereden buldun” yasası çıkarılmış. Uygulaması ötelenen bu kanun, yoğun itirazlar ve uygulama zorluğu gerekçe gösterilerek 2003 yılında kaldırılmıştır.
Bir şey uygulanmak istenirse mutlaka yolu bulunur. Bunun için irade gerekir. Uygulamak istenmezse gerekçe de bulunur.
Son yıllarda helal haram demeden bol keseden para kazananların sayısındaki artış, nereden buldun denmediği ve hesap sorulmadığı için olsa gerek.
Para kazanmak ve servetini katlamak için her yolu mubah görenlere nereden buldun denmeli. Böyle bir kanun çıkarılmalı. Makul izah getiremeyenin mal varlığı mahkeme kararıyla hazineye gelir olarak aktarılmalı.
Burada, her beş yılda memurlar ve kamu adına iş yapanlar mal bildiriminde bulunur. Orada malı nasıl edindiğinin izahı var denebilir. Mal bildirimi kişinin beyanına göre doldurduğu bir evraktır. Bu evrak kapalı zarf içinde teslim edilir. Anormal bir durum olmadığı müddetçe açılmaz.
Bir diğer husus, bazıları dijital ortamda mal varlığını açıklıyor. Açıklanan mal varlığının pek izahı mümkün değil. Bunlara da nereden buldun denmiyor. En azından bir önceki mal bildirimi ile karşılaştırıp aradaki uçuruma dikkat çekilebilir, nereden, nasıl edindin denebilir.
Mesela belediye başkanlığına adaylığını koyan eski bir belediye başkanının üzerine kayıtlı gayrimenkul sayısı herkesin dikkatini çekti. Taşınmazların hepsi de “babadan intikal” görünüyor. İşin garibi baba da çok zengin biri değil. Bir işçi imiş zamanında.
Bir diğeri, tüyo aldığı fona yüklü miktar para yatırıyor. Kamuoyu, “Bu kişi bu kadar parayı nereden buldu, nasıl elde etti” diye sorarken etkili ve yetkili makamlar manipülasyon sonucu elde edilen paranın peşinde. Halbuki ilk iş bu kadar parayı nereden buldun denmeliydi. Çünkü bir insan, karı-koca tüm aile, devletin en üstünde görev yapsa, vekillik yapsa ve bakan olsa tüm kazancını kâr, faiz getiren yerlerde değerlendirse 163 milyon biriktiremez.
Bir diğer husus, “çantacı” adı verilen kişiler. Bu da halk arasında konuşuluyor. Buradaki çantacı, çanta diken ve çanta satan değil. “Siyasi kulislerde ve arkada dönen güç ilişkilerinde, aracılık yapan, evrak veya belirli işleri taşıyan/çözen kişiler için mecazi olarak tercih edilen bir terimdir”. Siyasetçilerin bazısının bu şekilde çalıştığı kamuoyunda yazılıp çiziliyor. Kısaca böyle siyasilerin üzerinde bir şey yok. Her şey çantacının üzerinden yürüyor.
Bir diğer husus, fon vurgunundan ya da başka yollarla bu ülkede kazanılan paraların yurtdışına çıkarıldığı. Bu da konuşuluyor. Bu kadar yekûn bir para dışarıya nasıl çıkarılır? Belli bir miktarın üzerinde gönderilen para için bu ülkede takip ve denetim yok mu? Bu kadar para nakit gitse de bankalar aracılığıyla aktarılsa da garip. Bu durumu da çok anlamış değilim. Bildiğim kadarıyla gurbetçiler Türkiye’ye para göndereceği zaman gönderebilecekleri meblağ bellidir. Şimdi bu giden paraları getirmek için uğraşacağız. Umarım atı alan Üsküdar’ı geçmez.
14 Ekim 2026 Çarşamba
Anlayan Varsa Beri Gelsin!
Diyanet Vakfı'nın fonda parası olduğu fon skandalıyla birlikte Vakf'ın % 48 zarar ettiği, DİB Başkanının talimatıyla fondan çıkıldığı; Sözcü, Halk TV ve birkaç sitede iddia olarak yer aldı.
Bu iddialar üzerine Diyanet Vakfı aşağıdaki açıklamayı yaptı:
"Türkiye Diyanet Vakfı, Medeni Kanun hükümlerine göre kurulmuş bir vakıf olup, Genel Merkez ve 1003 şubesi ile faaliyet göstermektedir. Vakfımız tabi olduğu yasal mevzuat gereği kısa sürede kullanılamayacak olan nakdi varlıklarını etkin bir şekilde değerlendirmek zorundadır. Bu çerçevede Vakfımız mali kaynaklarını faizsiz finans ilkelerine uygun olarak değerlendirmektedir.
Son dönemde piyasalarda adı geçen portföy yönetim şirketlerinde ve tasfiye kararı alınan ilgili fonlarda Vakfımızın herhangi bir mali kaynağı bulunmamaktadır.
Ayrıca basında yer alan Vakfımızın mali kaynaklarının değer kaybına uğradığı, faizli ürünlerde kaynağını değerlendirdiği, borsa üzerinde yatırımlarının olduğu yönünde çıkan haberler gerçeği yansıtmamaktadır.
Söz konusu iddialarda bulunanlar hakkında hukuki haklarımız saklıdır.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur".
Mustafa Hoş'la Yol Arkadaşı programına konuk olarak katılan ilahiyatçı Prof. Dr. Özcan Güngör ise "Vakfın söz konusu fona 2 milyar liranın üzerinde para yatırdığını ve fon tartışmalarının ardından yatırımın büyük bölümünün çekildiğini, Vakf'ın yatırım kararını 2015 yılında aldığını, bu kararda Vakıflar Genel Müdürlüğünün paranın enflasyon karşısında değer kaybetmemesi için Diyanet Vakfı'nı yönlendirdiğini, Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Turan'ın bu şekilde gerekçe söylediğini, fon krizi sonrası paranın büyük bölümünün çekildiğini ve katılım bankasına yatırıldığını" ifade etti.
Diyanet Vakfı'nın fonla ilgisi üzerine size üç hususu paylaştım. Bunların üzerine başka bir şey yazıp çizmeye gerek var mı bilemedim. Sözcü gazetesi, "Diyanet Vakfı parasını fona yatırmış, zarar edince Başkan'ın talimatıyla çekildi" şeklinde haber yapınca, Diyanet Vakfı açıklamada bulunuyor. Adeta yok böyle bir şey diyor. Özcan Güngör ise Vakfın Mütevelli Heyeti Başkanı Turan'a sorduğu sorulara aldığı cevabı aktardığı açıklamayı görünce ne yalan söyleyeyim, nutkum tutuldu.
Eğer İlahiyatçı Özcan Bey kamuoyunu yanıltmıyorsa, Mütevelli Heyeti Başkanı yanlış bilgi vermediyse bu durumda Sözcü'nün verdiği haberin aslı astarı var. Bu durumda Diyanet Vakfı'nın "Son dönemde piyasalarda adı geçen portföy yönetim şirketlerinde ve tasfiye kararı alınan ilgili fonlarda Vakfımızın herhangi bir mali kaynağı bulunmamaktadır... çıkan haberler gerçeği yansıtmamaktır. Söz konusu iddialarda bulunanlar hakkında hukuki haklarımız saklıdır." açıklamasını nereye koyacağız? Gerçi açıklamada, tasfiye edilen fonlarda paramız yok derken zımnında Vakfın parasının diğer fonlarda olduğu anlaşılıyor. Fon skandalıyla birlikte sadece tasfiye edilen fonlar değil, diğerleri de değer kaybetti. Bu durumda Diyanet Vakfı'nın da en hafifiyle kardan zarar ettiği de anlaşılır.
Diyanet Vakfı'nın parasını fonlarda değerlendirdiğinde değilim. Kısa zaman diliminde kullanılmayacak parasını enflasyondan korumak amacıyla fona yatırmasında bir sakınca görmem. Hatta yardım parasını değerlendirmiş derim. Bu işte kâr etmek kadar zarar etmek de söz konusu. Çünkü evdeki hesap bazen çarşıya uymayabilir.
Beni üzen, Diyanet'in yaptığı açıklamayla çelişkiye düşmesi. Bir kurum hele ki Diyanet ve Diyanet Vakfı böyle çelişkili bir davranış içerisinde olamaz. Diyanet'ten beklenen şeffaf bir şekilde kamuoyunu aydınlatmak, olan ne ise olduğu gibi bilgilendirmek idi. Vakf'ın bu konuda yumuşak karnı yoksa "Söz konusu iddialar hakkında hukuki haklarımız saklıdır" yerine, "Bize iftira atıldı. Töhmet altında bırakıldık. Hakkımızı yargıda arayacağız" demesi gerekirdi. Görünen o ki Özcan Güngör’ün yaptığı açıklamalar doğruysa iddia gerçek, Vakıf gerçeği kapalı tutup yuvarlak cümlelerle işi geçiştirmeye çalışmış ve iddialara gerçek dışı demiş.
Bence Vakıf sadece fona para yatırmakla ve fondan zarar etmekle değil, eksik ve yanlış açıklamayla da karizmasını çizdirdi. Öyle ya insanımız Diyanet gibi bir kurumun açıklamasına güvenmeyip de neye ve kime güvenilecek?
Bu konuda yazdığım üçüncü yazı oldu. İlkinde Sözcü gazetesinin haberini konu edindim. Vakıf açıklama yapınca, açıklamada kapalı yerler olsa da Diyanet'in fonda olmadığı üzerine ikinci yazı yazdım. Özcan Güngör'ün açıklamasını görünce bu üçüncüsünü yazma gereği duydum.
Sonuç olarak üzgünüm. Bu konuyu ele aldığıma da pişman oldum. Çünkü neresinden tuttum ise elimde kaldı. Ben bu konuyu anlamadım. Anlayanınız varsa beri gelsin. Şu var ki biri yalan, yanlış bilgi veriyor. Ama kim? Ya Sözcü iftira atıyor ya Diyanet Vakfı bir şeyleri kapatmaya çalışıyor ya Özcan Güngör de iftira atıyor ya Vakıf Mütevelli Başkanı da bu işi yanlış biliyor. Geriye ben kaldım. Ben de bu konuya Fransız’ım.
Not: 1.yazımın başlığı "Diyanet Vakfı ve Fon" idi. Bu yazımın altına Diyanet Vakfı'nın açıklamasını koyup "Sözcü gazetesinin haberine temkinli yaklaşmam ve konuyu ele almadan önce fasık ayeti gereğince araştırma yapmam gerektiğini ifade eden Diyanet personeli okuyucum, merak ediyorum, Özcan Salih'in Vakıf mütevelli heyeti başkanının verdiği bilgilere dair yaptığı açıklamalara ne diyecek?