2 Ekim 2026 Cuma

Okumuş Sorunu

Eskiden en büyük düşmanımız cehalet. Bununla mücadele etmemiz gerekir denirdi. 

Yine İmamı Gazali'ye atfen, "Cahillerle tartışmayın. Ben hiç galip gelemedim" sözü söylenir. 

Cehaletle mücadele için "Oku, baban gibi eşek olma" bile denir. 

"Okumadığıma eşekler gibi pişmanım" denirdi bir zamanlar. Gerçi şimdilerde "okuduğuma eşekler gibi pişmanım" diyen de çoğaldı. Çünkü piyasa, üniversite bitirmiş işsiz genç işsizlerle dolu. Bu da haliyle okuma pişmanlığını beraberinde getiriyor. 

Görüleceği üzere cehalet başlı başına bir sorun. Yalnız bugün cehaletten ziyade okumuş sorunu bu ülkenin en başat sorunu. Çünkü cahil insanın zararı kendisine. Halbuki okumuş sorunu ülkenin başına bela. 

Bu iddiam belki garip karşılayabilir belki abartıyorsun diyebilirsiniz. Yalnız bana göre bu ülkenin en büyük sorunu okumuş sorunu. 

Niçin böyle düşünüyorum. Gündemde olup bitenlere, gündemi meşgul edenlere bakılırsa hemen hemen hepsi okumuş. Ülkede ne kadar hırsızlık, dolandırıcılık, rüşvet, yolsuzluk, dalavere varsa hemen hemen hepsi okumuşlar içinden çıkıyor. Bankaları boşaltanlar da borsada manipülasyon yapanlar da devlete fahiş fiyata dezanfektan satanlar da okumuş kesimden. Ülkenin kokuşmasında en büyük pay bunların. İşi kılıfına uydurmada, mazeret üretmede zaten üstlerine yok. İkna kabiliyetleri de çok iyi. Kolay kolay ceza da almazlar. Bir yolunu bulup kurtuluyorlar. Ceremesini de kendileri değil, halk çekiyor. Yaptıkları, kırıp döktükleri yanlarına kâr kalıyor.

Özgüvenleri de yüksek. Çoğu haddimi de bilmiyor. Cahil, "Ben cahilim. Anlamam" derken okumuşum çoğunun anlamadığı yok. Anlamadığını da kırıp döktüğünü de kabul etmez. 

Katılır veya katılmazsınız, bu ülkenin bu noktaya gelmesinde okumuşların payı çok büyük.

Okumuş sorunu halledilmeden, okumuşlara ayar verilmeden bu ülke bir arpa boyu ilerlemediği gibi gerisin geriye gider.

Not: Bu yazı cehaleti övme, okunuşu yerme şeklinde anlaşılmasın. Ne cehaleti överim ne de okumuşu yererim. Ancak okumuş cahili yererim. Bu ülkenin çoğu okumuşu da okumuş cahilden ibarettir. Hani baba oğluna, "Okumuşsun ama adam olamamışsın" demiş ya benim de kastettiğim bu tür okumuşlardır. 

1 Ekim 2026 Perşembe

Temsil Sahiplerinin Sorumluluğu

Kişinin işlediği suçtan dolayı anası, babası, evladı, sülalesi suçlanamaz.

Kişinin işlediği suçtan dolayı mezhebi, meşrebi, düşünce ve zihniyeti, dini inancı ve mahalle ve partisi töhmet altında bırakılamaz.

Suç işleyen kişinin giyim ve kuşamı, şekil ve şemaili, ırkı, cinsiyeti, milliyeti, şehir ve memleketi suçlu ilan edilemez.

Suçlunun icra ettiği mesleği ve mezun olduğu okulu da kişiden dolayı suçlanamaz. 

Çünkü suç bireyseldir, kişiyi bağlar. İşledikleri suçtan dolayı kişilerin kendilerini ait hissettikleri ve beraber iş yaptıkları kesim hakkında toptancı davranmak hakkaniyete sığmaz. 

Ayrıca suç isnat edilen kişi adil yargılanıp hüküm giyinceye kadar masumdur. 

Şu var ki kişinin suç işlediği ayan beyan ortada iken eğer bu kişiyi anası, babası, partisi, zihniyeti, korumaya kalkarsa görmezden gelirse savunmaya geçerse suçu küçümsemeye kalkarsa "sizinkiler de yapıyor, yaptı, siz daha büyüğünü yaptınız" gibi savunmaya ve saldırıya geçerse bu da doğru değildir. Üstelik bu savunma psikolojisi okları zihniyete döndürür. O yüzden kimse mahallesinden suç işleyeni bir şekilde savunmaya geçmemeli. Hatta en sevdiği ve güvendiği olsa bile suçluyu adalete kendi eliyle teslim etmeli. 

Aslında her zihniyet, grup, düşünce, camia ve mahallede kişiliği zayıf olan çürükler çıkar. Kol kırılır yen içinde kalır demeden kapı dışarı etmek, adalete teslim etmek, mahalle baskısı uygulamak her mahallenin temizlenmesi demektir. Çünkü her mahalle içlerindeki çürüğü temizlerse zihniyeti, giyim ve kuşamı ne olursa olsun her kesim tertemiz olur. Mahallesinden yüz bulamayan, korunup kollanmayan bir daha böyle işlere kalkışamaz. Böyle böyle her mahallede, toplumda ve ülkede etik değerler oturmuş ve mahalleler içlerindeki irinlerden temizlenmiş olur. Toplumda çürüme, kokma ve yozlaşma da olmaz.

Bunun için her mahalle, güven esasına dayalı ilkeden ve bizim insanımız anlayışından kurtulmalı ve kendi içlerinde bir denetim ve takip sistemi kurmalı. Özellikle zaafı olan kişilere karşı tedbiri elden bırakmamalı. En ufak bir falsoda uyarı mekanizması harekete geçirilmeli. 

Bu genel değerlendirmeden sonra her ne kadar kişilerin yaptıkları ve işlediği suçlar kişinin kendini bağlasa da amme adına iş yapanların, bir zihniyet ve partiyi temsil edenlerin, inancına göre giyinip kuşananların ve kılık kıyafete bürünenlerin, bir mesleği icra edenlerin, sureti haktan görünenlerin, söz ve uygulamayla zihniyetini referans gösterenlerin, haktan ve adaletten, doğruluk ve dürüstlükten bahsedenlerin, kısaca belli bir zihniyet ve zümreyi temsil edenlerin temsil ettikleri makam ve statüye halel getirmemek için azami gayret göstermeleri gerekir. Çünkü kimsenin zihniyetiyle ilgili bir soru işareti bırakmaya hakkı yoktur. 

Ne demek istediğimi birkaç örnekle açayım:

İmam, müezzin, vaiz, müftü, din kültürü öğretmeni, Diyanet İşleri Başkanı ve üst düzey çalışanlarının sarığı beyazdır. Leke götürmez. Bu kesimin yaptığı camiayı töhmet altında bırakır. Acaba dedirtir, hoca da bunu yaparsa, başkasından beklerim ama bunlardan beklemezdim deyiverir halk. 

Aynı şekilde giyim ve kuşamı İslam'dan referans ise bu giyim, kuşam, başörtüsü ve sünnete uygun sakal olduğu müddetçe kadını da erkeği de çok dikkatli olmalı. Toplum, bir de sakallı, üstelik başörtülü diyerek şok geçirir. 

Dilinden ayet ve hadis düşmeyen, tüm referansı din olan kişilerin de camiasına halel getirmemesi gerekir. Toplum, "Ele verir telkini, kendi yutar salkımı" deyiverir. 

Sureti haktan görünenlerin ya da Müslüman kimliğini ön plana çıkaranların haksızlığını görünce, bazıları, "Bu ya da bunlar Müslümansa ben değilim" demeyi çoğalttı son zamanlarda. 

Aynı şekilde kendisini laik ve seküler görüp Atatürk'ün arkasına sığınan, referansı Atatürkçülük olanların ve bu düşünceyi temsil edenlerin de dikkatli olmaları gerekir. Toplum, bir de Atatürkçüyüm diyor deyiveriyor. 

Kısaca kim hangi camiayı temsil ediyorsa camiasına halel getirecek söz ve eylemlerden kaçınması gerekir. Çünkü temsilin ağırlığı vardır. Kimse yaptıklarıyla temsilin ağırlığını yok etmeye, milli ve manevi değerlerin içini boşaltmaya hakkı yoktur. 

Burada şunu da belirteyim. Kişilerin işlediği suç kişileri bağlasa da kişiler, savundukları zihniyete halel gelmesin istiyorsa aynı zihniyete sahip kişilerin işlediği suçun artmaması ve odak haline gelmemesi için özen göstermesi gerekir. Çünkü sayı arttıkça suçun bireyselliğinin toptancılığa dönme riski vardır. 

Fon ve Borsa Olayının Düşündürdükleri

Fon ve borsa işleriyle hiç işim olmadı. Anlamam da. Benim bu taraklarda bezim olmasa da borsa ve fon işleri kaç gündür ülke gündemini meşgul ediyor. Daha da epey meşgul edeceğe benziyor. 

Borsa ve fonla ilgili olup bitenlere yer vermeyeceğim. Zaten ilgili ve meraklıları gündemi takip ediyor. Hoş, değinmek istesem de bu konuya Fransız’ım. 

Şu var ki birileri köşeyi dönmüş, birileri de mağdur olmuş. Öyle anlaşılıyor ki adı geçen fona yüklü miktar para yatıranlar bir yerlerden tüyo almış. Bu hisselerin anormal bir şekilde yükseldiğini gören küçük yatırımcı da köşeyi dönmek için atlamış. Devlet el koymadan hissesini satıp çıkanlar ihya olmuş, habersiz olanlar ise ava giderken avlanmış. 

Oldum olası küçük yatırımcıyı da anlamış değilim. Üç kuruş kâr edeceğim diye borsayla haşır neşir oluyor. Halbuki nerede görülmüş küçük yatırımcının kazandığı? Çoğunun sonu hüsran. Ha borsayı piyasa belirlese, spekülasyon olmasa eh diyeceğim. Bizdeki borsa, fon işleri kumar gibi belki de kumardan beter. Kumardan da sadece oyun kurucuları kazanır. 

Döneyim tekrar gündemdeki fon olayına. Toplum ve basın, ilgili fonda parasını değerlendirerek servetini katlayanları yazıp çiziyor, konuşuyor. Kimin ne kadar yatırıp kısa zamanda ne kadar kat kazanç sağladığını söylüyor. Onlara veryansın ediyor. Şu malı götürmüş, bu da var. Daha kim çıkacak dur bakalım deyip duruyor. 

Burada suçlu kim ya da kimler sorusuna cevap aramak gerekiyor. 

Bence manipülasyon veya başka bir sebeple parasını katlayanları konuşmak en son iş olmalı. Suçu sadece bunlara atmak işin kolayına kaçmak demektir. Çünkü kim olursa olsun toplum olarak paramızı nereden, nasıl katlarız hesabı çoğumuzun bilinçaltında var. Fırsatını bulan da değerlendiriyor. Ama etik ama değil. Helaldir, haramdır demiyoruz. Kısa zamanda malı götürme peşindeyiz. Yeter ki fırsat elimize geçsin, yeter ki tüyo gelsin. Bunun için belli bir düşünceye sahip olmak gerekmez. Biraz tamahkar olmak kafi. 

Çok gündemi takip etmemekle birlikte borsayı ve fonu takip, denetim ve gereğini yapmak, uyarmak, işlem yapmakla yükümlü kurul üyeleri veya ilgili kurum yetkilileri, bu konuda yapılan manipülasyona niçin zamanında müdahale etmedi? Esas bunun üzerinde durmak lazım. 

Bildiğim kadarıyla borsa ve fon işlerinin düzgün işleyip işlemediği, işlerin usulüne uygun yürütülüp yürütülmediğinden ve gereğinden Sermaye Piyasa Kurulu üyeleri sorumlu. Bu kurulun alt birimlerinde görev yapan daire başkanlıkları var. Manipülasyondan haberiniz var mıydı? Varsa niçin zamanında uyarı ve müdahale etmediniz denmeli. Bilgilerinin olmaması garip olur. Bilgileri vardı da seslerini çıkarmadılarsa bu daha da bir garip. Üstelik Hazine ve Maliye Bakanı'nın daha önce uyardığı da yazılıp çiziliyor. Uyardığı halde tedbir alınmamış, gereği yapılmamış ve anında müdahale edilmemişse bu daha da garip. Hangisi olursa olsun, burada görev ihmali, hizmet kusuru, görevi kötüye kullanma gibi hususlar var, sorumluluklarını yerine getirmeme durumu var. Yetkilerini kullanmamışlardır. Belki de göz yumulmuştur. Bugün amme ve kamu zararı varsa ve yüzbinlerce insan mağdur olmuşsa bu mağduriyette görevini hakkıyla yapmayanların payı büyük. 

Yine de günahlarını almayalım. Belki işi bu raddeye geleceğini hesaba katmamışlardır. 

Yalnız sonuç şu ki bu fon ve borsa işinde birileri köşeyi dönerken geride epey mağdurlar bıraktı. Şimdi devlet bu mağduriyeti nasıl gideririm diye düşünüp duruyor, öyle görünüyor ki köşeyi dönenlerin bir kısmı parasını yurtdışına çıkarmış, bunlar geri getirilebilecek mi? Bunu da zaman gösterecek. 

Kamuoyu öyle zannediyorum, bu manipülasyondan yararlanan sadece ismi geçenler mi, daha ismi açıklanmayan üst düzey bürokrat ve siyasi var mı diye merak ediyor. Birilerine operasyon yapılırken bazıları es geçiliyor olabilir mi diye endişe ediyor. Ucu kime uzanırsa hepsine dokunulacak mı? İnşallah dokunulur diyor. 

Bir diğer husus, aldıkları tüyoyla yüklü hisse alanların bu kadar parayı nereden buldukları da kamuoyunda merak ediliyor. Böylelerine bu kadar sermayeyi nereden buldun denmeli diyor. 

Borsaya gelince, kamuoyunun çoğu borsaya temkinli yaklaşıyordu. Bu son olayla birlikte borsa itibar kaybetti, güveni zedelendi. Kolay kolay belini doğrultamaz.

Hülasa, bu son borsa ve fon olayıyla birlikte olaya devlet el koydu. Temenni ederiz ki ucu kime dokunursa dokunulsun. Manipülasyon yapandan tutun da borsa ve fonları takip, inceleme ve denetlemekle yükümlü SPK üyelerine varıncaya kadar tarafların hepsinden hesap sorulsun. Bir daha da böyle olayların patlak vermemesi için sıkı tedbirler alınsın.

Not: Bu da geçer yâ Hû diyeceğim ama bu kokuşmuşluk ve çürümenin bu ülkede farklı farklı kulvarlarda devam edeceği endişesini taşıdığımı da burada belirtmek isterim.