20 Nisan 2026 Pazartesi

Okul Saldırılarının Ardından

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerimizde cereyan eden okul saldırıları devleti ve kurumları harekete geçirdi.

Okullarda güvenlik tedbirleri had safhaya çıkarıldı.

Her okula en az iki polis, polisin yeterli olmadığı yerde gece bekçisi görevlendirildi.

Sabah derse girerken tüm öğrencilerin üstü arandı, çantaları kontrol edildi.

Görünen o ki iki ilimizde vuku bulan menfur olay bize yetti de arttı. Artık yoğurdu üfleyerek yiyoruz.

Alınan bu tedbirler yeterli olur mu? Belki bazıları için caydırıcı olabilir. Ama tüm öğrencilerin girişte üzerinin ve çantasının yoklanması çoğu öğrencinin hoşuna gitmeyebilir. Kendilerinin potansiyel suçlu görüldüğü şeklinde anlaşılabilir ve içlerinde incinen çıkabilir, bazıları psikolojik sorun yaşayabilir.

Yüzlerce öğrencinin her sabah üstünün aranması zaman kaybına sebebiyet verebilir. Bu da ilk ders saatinin yarısının geçmesi demektir.

Tedbirler ve alınan güvenlik önlemleri ne kadar faydalı olacak, bunu zaman gösterecek. Temenni ederiz ki Kahramanmaraş saldırısı dışında okullarımız böyle menfur bir olayla bir daha karşılaşmaz.

Şu var ki okullarımızın çoğu Nasrettin Hoca'nın türbesi gibi. Kapı kapalı olsa da ihata duvarlarında atlayabilme durumu var. Birden fazla giriş ve çıkışı olan yerler var. Okul öğrencisi olduğu halde okula, öğrencilere zarar vermeyi düşünen bir öğrenci isterse bunu bir şekilde gerçekleştirebilir.

Yalnız bu iki okul saldırısı özel okullara yönelmeyi biraz artıracak. Okul saldırıları yola dehşete kapılan ve imkanı biraz yerinde olan anne ve babaların, daha güvenli diye özel okulları tercih edeceğini düşünüyorum.

Bir diğer husus da bekçi veya polisin her gün okulda nöbet tutması uzun vadede diğer zafiyetleri beraberinde getirecektir. Polis ve bekçilerin okullarda çalışarak normalin üzerinde çalışmak suretiyle esas işlerini aksatma durumu söz konusu. Mesela okullarda gündüz görevli olan bekçilerin gece görev yapabilmesi çok zor. Bir de bu şekil taşıma suyla değirmen dönmez. Gidişat, okullara özel güvenlik vermeye doğru gidiyor. Bu da okulların temizlik işini tam oturtamayan devletin ayrıca özel güvenlik görevlendirmesi bütçeye artı yük getirecektir.

Aslında okul ortamlarını daha güvenli yapmanın yolu, her okulun girişine X-Ray cihazlarının konması. Okulun mevcuduna göre birden fazla bu cihaz konabilir. Okula gelen öğrenci ve ziyaretçiler bu cihazdan geçirilebilir. Böylesi daha güvenli daha kolay olur. İnsan onurunu korumak olur.

X-Ray cihazlarının da bir maliyeti olur ama devlet bir defa masraf etmiş olur.

Vali'den İyi Bir Senarist Olurmuş!

Eski Tunceli Vali'si ile ilgili iddialar dudak uçuklatan cinsten.

İddialara göre oğlu, Gülizar isimli kız öğrenciye tecavüz etmiş, ardından öldürmüş.

İlginçlik bundan sonra başlıyor. Vali suçlu oğlunu koruma işini üstleniyor. Bunun için önce kıza dair ne kadar iz varsa onları karartıyor. Sim kartındaki bilgileri, hastane kayıtlarını, mobesa görüntülerini sildiriyor.

Bu kadarla yetiniyorum. Gülizar Doku'nun ailesini köprüye götürerek "Çocuğunuz intihar etti. Bu barajda onun cesedini size teslim edeceğim" diyor. Barajda hummalı bir çalışma başlatıyor. Ceset arama işi 220 gün sürüyor. Suyun altına dalgıçlar indiriyor. Kendisi de gemiye binerek yanındaki dalgıçlar suya atlarken hummalı çalışmayı videoya aldırarak bunu kamuoyuna paylaşıyor. Barajı iki defa boşalttırıyor.

Kısaca dönemin Valisi tecavüzcü katil oğlunu kurtarmak ve onu korumak için her türlü delili karartıyor. Aileye süretihaktan görünüyor. Kız intihar etmediği halde intihar etti açıklaması yaparak cesedi yanlış yerde aratıyor. Tüm bunları devletin imkanlarını ve yetkisini kullanarak yaptırıyor.

Vali'nin bu çabası sonuç veriyor. Tecavüze uğrayıp öldürülen Gülizar Doku, dosyaya kayıp olarak yazılıyor. Böylece oğlu ve suç ortakları olayın ardından altı sene geçmesine rağmen toplum içinde masum görüntüsüyle dolaşıyorlar.

Altı yılın ardından gelen itiraflar dosyanın seyrini değiştirdi. Bunun sonucunda başta Vali ve oğlu olmak üzere 10'un üzerinde gözaltı kararı verildi. Bundan sonra iddianamenin hazırlanması ve yargılanması süreci başlayacak. Umarım suçlu olanlar cezasını tam alır.

Bu olayda şimdilerde merkez Valisi olan dönemin Vali'si dikkatimi çekti. Vali'nin oğlunu koruma adına yaptıklarını görünce dedim ki Vali yanlış meslek seçmiş. Vali'den iyi bir senarist olurmuş. Çünkü Vali'nin oğlunu koruma adına yaptıkları şeytanın dahi aklına gelmeyecek orijinal şeyler.

Yazdığı senaryo beyaz perdeye uyarlanır. Senaryodan dolayı film kapalı gişe rekorları kırardı. Senarist de bundan payını alır, paraya para demez, kısa yoldan köşeyi dönerdi. Yazdığı bu senaryodan dolayı ceza alıp hapse girmezdi. Bey gibi yaşar giderdi.

19 Nisan 2026 Pazar

Adalete Susamışlık

Dosyanın kapanmasına ramak kala, Gülizar Doku dosyasının yeniden açılmasıyla birlikte toplanan yeni deliller, dosyanın seyrini değiştirdi. Cinayete adı karışan kişiler ve delilleri karartanlar bir bir gözaltına alındı.

Burada, dosyayı yeniden raflardan indirip delil toplayan ilin Cumhuriyet Başsavcısı takdiri hak ediyor. Umarım ki tüm Cumhuriyet savcılarımız ucu kime dokunursa dokunsun tüm dosyalarda aynı irade, kararlılık ve titizliği gösterir.

Buna ihtiyacımız var. Çünkü adaletten başka çıkış yolumuz yok. Millet olarak adalete o kadar susadık ki Tunceli Başsavcısı'nın gönüllerde taht kurması da bu susamışlık ve özlemi bir göstergesidir.

Zaten adalete susamazsak, geçmişte adliyeler hep adalet dağıtmış olsaydı, Başsavcı'nın adalet yerini bulsun diye bu yaptığı, bu kadar gündeme gelmeyecek ve kahraman ilan edilmeyecekti. Umarım Ebru Başsavcı'nın adalet ortaya çıksın, suçlular cezasını çeksin iradesinin arkası gelir. Böylece toplum olarak adalete güvenimiz tam olur. Ki gönüllerde taht kuran Ebru Hanım bunun kapısını araladı. Diğer hakim ve savcılar da aynı şekil gönüllerde taht kurmak ve vicdanlarını rahatlatmak için aynı yolun yolcusu olurlar ve aralanan adalet kapısını iyice açarlar. Eğer böyle olursa şeriatın kestiği parmak acımaz sözü fiilen uygulanmış olur, suç işleyenler cezaya razı olur, toplum nezdinde her geçen gün azalan adalete güven, güven yönünde zirve yapar. Böylece topluma huzur gelir. Mahkemeye yolu düşenin gözü arkada kalmaz.

Zaten öyleydi. Mahkemelerimiz adalet dağıtıyordu demeyelim. Şayet öyle olsaydı, Gülizar Doku dosyası altı yıl boyunca karartılmazdı.

Aradan altı yıl geçse de geciken adalet, adalet olmasa da yeni ve güzel şeylerin başlangıcı olması hasebiyle bu ışık önemli.

Yalnız adalete güvenin yeniden tesisi Ebru Hanımlara yani kişilere bağlı kalmamalı. O cübbeyi hangi dönemde kim giyerse giysin, hepsi aynı işlevi yerine getirmeli.

Böyle olması için siyasi iradenin güçlü bir irade ortaya koyması, hakim ve savcılara açık çek vermesi gerekir.

Bir de adaleti yanıltmak ve birilerini korumak amacıyla delilleri karartanlara, makamını ve makamın imkanlarını kendi süfli emellerine alet edenlere, yetkisini kötüye kullananlara, adaletle dalga geçenlere, adaleti geciktirenlere ve delil karartmaya alet olanlara, suçu işleyenlere verilen ceza kadar ceza verilmeli.

Adaletin her daim tesisi için mağdurun mücadele ve azmi de önemli. Bu davanın bu aşamaya gelmesinde Gülizar Doku’nun ailesinin bıkıp usanmadan pes etmemesi de takdire şayan. Hayata küsüp içlerine kapansalardı, bu ülkede adalet olmaz deselerdi, bu dosya kayıp dosyası olarak onanacaktı.

Hasılı, millet olarak çok şey istemiyoruz. Her konuda adalet yerini bulsun istiyoruz. İnanın böyle adalete can kurban. Çünkü adalet tuzdur. Tuz kokarsa bu bizim felaketimiz olur. Bu tuz kokmamalı.