24 Ağustos 2026 Pazartesi

Cebine Dikkat!

Devletin bin bir vergi çeşidi var. Amma dolaylı amma dolaysız senden mutlaka alır. Yetmedi. Gayrimenkul alım ve satışlarında da payını alır. Adına KDV der, ÖTV der, damga vergisi, kira vergisi, emlak vergisi, harç... Say say bitmez. 

Enflasyon yoluyla paranın alım gücü azalır. Para aynı ama paranın değeri düşer.  

Belli aralıklarla devalüasyon olur. Para pul olur.

Hayat pahalılığı yüzünden dün üç kuruşa aldığın ürünü daha yüksek fiyata alırsın. 

İnsafsız esnafa denk gelir, kazıklanırsın. 

Ürünlere zam yapılarak ürünü normalinden pahalıya alırsın. 

Dilenciye yardım yaparsın. 

Camiye gidersin. İhtiyacı bitmeyen, yapımı devam eden yerlere yardım yaparsın. 

Yardım kuruluşları ayni ve nakdi senden yardım ister. 

Fitreni, zekatını verirsin. 

Trafik cezası yersin. 

Gecikme cezası ödersin.

Evlat cebinden çıkacak paraya bakar.

Bayramda harçlık dağıtırsın.

Yardım kuruluşları bağışlayacağın kurbana göz diker.

Kullanmayacaksan bir ihtiyaç sahibi var diyerek daha almadan alacağın promosyonun taliplisi çıkar.

Askerliği bedelli yapmak bedel ister. 

Faiz ödersin. 

Yankesici cebini ve cüzdanını izler. Denk getirirse soyar, soğana çevirir. 

Hırsız para, pul, altın ve kıymetli şeyleri iç etmek için evine girer. 

Telefon dolandırıcıları bankadaki hesabını iç eder. Üzerine kredi çektirir. 

Cebinden çıkan paranın kiminden haberin olur, kiminden ruhun bile duymaz. 

Hasılı, daha sayamadığım nicelerinin gözü cebindeki paradadır. Hepsi sıraya girmiş, cebini boşaltmaya azmetmiş durumda. Ama gönüllü ama gönülsüz. 

Cebine dikkat diyeceğim ama bir şekilde cebinden çıkıyor. 

Kayyımlar Ülkesine Doğru

Allah hayır getirsin. Bir kayyımdır gidiyoruz:

Belediyelere kayyım, 

Şirket ve holdinglere kayyım, 

Üniversitelere kayyım, 

Radyo ve televizyonlara kayyım, 

Futbol kulüplerine kayyım, 

İl başkanlığına kayyım, 

Partilere kayyım... 

Aklıma gelen kayyım görevlendirmesi bunlar.

Hemen hemen kayyım atanmadık sektör yok gibi. 

Her birinin gerekçesi farklı olsa da hemen hemen her alanda kayyım görevlendirmesi gözlerden kaçmıyor. 

Kayyımlar dönemine doğru koşar adım gidiyoruz. 

İleride bu döneme bir ad verilirse döneme kayyımlar dönemi denirse hiç şaşırmam.

"Devlet işini düzgün yapmayanların peşinde. Buna mecbur" diyebilirsiniz. Elbette devlet devletliğini yapacak. Ticari hayatın düzgün işlemesi için tedbirler alacak. İşini düzgün yapmayana hesap soracak, suç ve suçluyla mücadele edecek. Buna kimsenin diyeceği olamaz. 

Yalnız devlet suçluyla mücadele için başka yol ve yöntemler bulmalı. Çünkü her suç işleyen yeri TMSF'ye devir, başına da yönetmesi için kayyım görevlendirmek;

Türkiye'den sermaye çıkışına ve kaçışına zemin hazırlayabilir. 

Yeni iş yapacaklar ya da dışarıdan sermaye girişi yaparak Türkiye'de istihdam düşünenler buna cesaret edemeyebilir. 

İş yapanlar ileride bizim işletmemiz de aynı akıbete maruz kalabilir deyip ülkede yatırım yapmaktan kaçınabilir. 

Kayyım meselesi iyi anlatılmaz ya da anlaşılmazsa dışarıda Türkiye'nin iyi bir imajı olmaz. Dışarıdan bakan, "Bu ülkede işletmelere el konuyor" propagandası yaparak ülkeye yatırım yapmak isteyenleri de engelleyebilir. 

Kısaca anlatılamayan ve anlaşılmayan doğru, doğru değildir. 

Bir işletme veya yerin TMSF'ye devri her ne kadar hakim ve mahkeme kararıyla olsa da kayyım en son çare olmalıdır. Kayyıma gelinceye kadar başka yollar denenebilir. Belki tüm yollar deneniyordur. Firma, şirket, işletme veya yer önce uyarılabilir, eksiklikleri belirtilebilir, yanlışlar ortaya konabilir. Şu tarihe kadar düzeltilmesi için süre verilebilir. İşletmede suç işleyen el çektirilebilir, hakkında işlem yapılır, işletmeye şu tarihe kadar yeni başkan, müdür vs. seçimi için imkan verilir. İşletme vurdumduymaz davranır, ipe un sererse kayyım düşünülebilir. 

Eğer böyle yapılmaz da işin başında hemen kayyım görevlendirmek bizi kayyım devleti yapar.

23 Ağustos 2026 Pazar

Görgüsüzün Önde Gidenleri

Akşam serinde bir, iki bardak çay içeyim, çay içerken bir şeyler yazayım diye Evliya Çelebi Parkı içerisinde yer alan Büyükşehir Belediyesine ait Kafem'e yöneldim.

Self servis olduğu için oturmadan bir bardak çay aldım. Boş bir masaya oturdum. Çayımı yudumlarken yarım bıraktığım bir yazıyı tamamladım. 

Az sonra ikinci bir bardak çay daha alayım dedim. Yerimi almasınlar diye masaya sigaramı ve çakmağımı bıraktım. Başka da yanımda bir şey yoktu. Gündüz olsa yanında şapkam olur, çaya giderken şapkamı bırakır giderdim.

Çayımı aldım. Masama doğru yönelirken bir anne ile kızının masama yöneldiklerini gördüm. Masadaki eşyadan buranın sahibi varmış deyip başka masalara bakarlar diye düşündüm. Geçip oturdular. 

Sigara ve çakmak dediğin nedir ki pek bir yer kaplamaz. Görmemiş olabilir ya da dikkatlerini çekmeyebilir. Oturunca görürler. Buranın sahibi varmış deyip kalkarlar diye düşündüm. 

Oturduktan sonra kızı benim sigara ve çakmağımı da eline alıp masanın kenarına koydu.

Yanlarına yaklaşınca beni gördüler. Şu sigara ile çakmağımı alayım. Ben başka bir masaya bakayım dedim. Ne deseler beğenirsiniz? Haydi meraklanmayın. Hemen söyleyeyim. "İyi olur" dediler. Başka da bir şey demediler. Kısaca nazikçe masamdan beni kovdular. 

İnanın, böyle dedi anne ile kızı. Anne kız diyorum. Biri yaşlıca ve kapalı. Diğeri daha genç ve modern giyimli. 

"Burası sizin miydi. Biz oturmuş olduk. Kalkalım" bile demediler. Hoş, deseler de burası benim yerim. Bakın masada benim eşyam var, lütfen müsaade eder misiniz deme düşüncem yoktu. Varsın, otursunlar, ben eşyamı alıp başka bir masa bulurum diye düşünmüştüm. Hatta ben otururken yer aradıklarını görsem, buyurun buraya oturun bile derdim. 

Ama "İyi olur" deyip hiç istiflerini bozmadılar ve mahcup da olmadılar. Bir beklentim yoktu ama sağ olasın, teşekkür ederiz bile demediler. 

Bu muhteşem ikiliyle daha fazla muhatap olmadım. Aslında, burası bana ait. Lütfen kalkar mısınız demek lazımdı ama gerek görmedim. Elimde çay uygun bir masa arayışına girdim. Havuzun etrafını iki tur attım. Yer yoktu. Sonunda küçük bir masada oturan iki kişinin ayağa kalktıklarını gördüm. Onlar masadan ayrılınca geçip oturdum. 

Şu var ki muhteşem ikilinin bu yaptıkları garibime gitti ve üzüldüm. Bu yaşımda nice tip tip insanlar gördüm ama böylesini, böyle görgüsüzünü ilk defa gördüm. Dedim görgü başka bir şey. Ne alınır ne satılır. Diğer insanlar gibi aramızda gezen böyleleri, olsa olsa kendine Müslüman olur. Şehrin merkezinde, bu modern çağda bu yaşlarına kadar görgü nedir, nezaket nedir öğrenmemişlerse bundan sonra da öğrenmeleri zaten mümkün değil. Hoş, böyle bir niyetlerini de sezmedim. 

Böyle kaba, saba ve insanlıktan nasibini almamış bu iki tipi bir gördüm. Bir defa daha karşılaşmak nasip olmasın. Benden ırak olsunlar da kime yakın olurlarsa olsunlar. En iyisi şeytan görsün bu muhteşem ikilinin yüzünü.