21 Mayıs 2026 Perşembe

Duba Canavarları

Sokağı dar bir sitede oturuyorum. Yolun bir tarafına araçlar park ediyor. Geriye tek şeritli bir yol kalıyor.

Sokağın iki ucundan araç gelirse bir tanesi gerisin geri giderek öbürüne yok açmak zorunda.

Yol ne kadar tenha olsa da yaptığın alışverişi eve çekmek için kapının önüne aracı park eder etmez arkadan bir aracın gelmesi eksik olmaz. Arkadaki ya bekleyecek ya da eşyayı indirmeden aracı çekmek zorundasın. Çünkü park edilmiş araçlardan dolayı aracı sağa yanaştırman mümkün değil.

Sokakta park yeri bulma sorunu olsa da muhitin en büyük avantajı, sokak dar olduğu için muhitte oturanın ve misafirliğe gelenin dışında sokaktan başka bir aracın geçmesi neredeyse yok gibi. Bu da muhiti araç gürültüsünden koruyor. Muhit egzoz zehri ile zehirlenmiyor.

Park sorunu dolayısıyla apartman girişine de aracını park edenler eksik olmuyor. Haliyle sakinlerin dairesine girmesi de problem oluyor.
Girişin önüne araç parkının önüne geçmek amacıyla site yöneticimiz, plastik duba temin ederek giriş kapılarının iki tarafına "Buraya park etmek yasak” anlamında birer tane duba vidaladı. Dubaların faydası oldu. Artık kimse aracını giriş kapılarının önüne park etmiyor.

Giriş kapılarının önü açık kalsa da ceremesini plastik dubalar çekmeye devam ediyor. Çünkü duanın plastik olduğunu bilen sürücü hem park ederken hem de parktan çıkarken dubaları çiğneyip geçip gidiyor. Kimisi de aracını park etmek için dubayı çiğnemekle yetinmiyor. Duba ya tekerin altında kalıyor ya da çamurluğun altında iki büklüm oluyor.

Plastik dubaların monte edilmesinin üzerinden fazla geçmedi. O yepyeni dubalar savaştan çıkmış gibi oldu. Duba demeye bin şahit lazım. Çünkü çoğunun beli büküldü. Teker izi ve isi dubaların rengini değiştirdi. Üzerinden geçe geçe yakındır dubaların alttan ve üstten yırtılması.

Dubaları hor kullanılması sadece bizim site önüne park eden araç sahiplerine ait değil. Hemen hemen her yerde vidalanmış plastik dubaların akıbeti bu şekil.

Normal şartlarda site önlerinde, cadde ve sokaklarda, kapı önlerinde, kaldırım kenarlarında ve çöp konteynerlerinin önünde demir ya da plastik dubaya bile gerek yok. Çünkü aracın nereye, ne şekil park edileceğini, nereye park edilmeyeceğini, duba konmuşsa dubaya çarpılmaması gerektiğini en iyi sürücüler bilir. Çünkü her biri ehliyet alırken bunun eğitimini aldı. Direksiyon sınavında park ederken dubaya vurmanın ve sürtmenin; kaldırıma, insana, duvara çarpmak olduğunu, bu kusurun sınavdan kalmak olduğunu her sürücü adayı bilir. Yalnız bizde bilmek başka, uygulamak başka.

Böyle kendine Müslüman insanların araba sürdüğü bu ülkede gönül ister ki plastik duba değil, demir duba olsun. O zaman dubaları çiğneyip geçer mi? Geçemez. Çünkü arabası berelenir. Bu bedeli de hiç kimse göze alamaz. Çünkü arabası canından daha kıymetlidir.

Bir diğer husus, dubayı arabasının altına alanların çoğu, iki adım yürümeyi göze almazlar. Mutlaka evinin önüne ya da misafir geldiği evin tam karşısına park edecek. Öyle ya arabası varken niye aracını uzağa park edip iki adım yürüsün. Çünkü özene bezene büyüttükleri göbeklerine zarar vermiş olurlar.

Hasılı bu ülkede dubaya vuran, çiğneyen o kadar insanımız var ki her biri duba canavarıdır. Her biri de işinin olduğuna bakan kendine Müslüman usta şofördür. Sözüm dubaya yanlışlıkla sürtenlere değil.

18 Mayıs 2026 Pazartesi

Eblehin Önde Gideni

Yazımın başlığını öküzün önde gideni koyacaktım. Sonra öküze hakaret olur düşüncesiyle başlığı değiştirdim. "Eblehin Önde Gideni" koydum. 

TDK eblehe, "akılsız, budala, alık" anlamı vermiş. Gerçi eblehin de tam karşıladığını sanmıyorum. Çünkü nevi şahsına münhasır kişiyi herhangi bir kelimenin tam karşılayacağına ihtimal vermiyorum. Aslında nem ne şekil, ucube ve garip bir yaratık dense daha iyi olur sanki.

Kim bu ucube kişi? 18 yaşını doldurmuş. Kuaför mesleğini seçmiş. El becerisi, işini kavraması, müşteri memnuniyeti nasıldır bilmem. Benim gözlemim haftada iki saat dersine girmekle sınırlı.

Varlığıyla ben buradayım diyen bu tipin oturması, kalkması, giyim ve kuşamı, sakalı, kısaca her hareketi yani varlığı faul. 

Ne zaman görsem elinde telefon, kulağında kulaklık. Ağzında da sakız. Bir elinde de şarj cihazı.

Şu telefonları bırakın dediğin zaman herkes telefonu bırakır. Bu, kullanmaya devam eder. Telefonu bırak diye ayrıca söylersin. Yüzüne bakar ama istifini bozmaz. El kol işaretiyle uyarırsın. Yine nafile. Çünkü kulağındaki kulaklıktan seni duymaz. Yanındaki dürtünce telefonu bırakır. Bırakırken de hemen bırakıyorum diyerek üç beş dakika geçirir. Ardından telefonu şarj için ayağa kalkar. Boş priz yoksa "Şunu şarz edeceğim. Çıkarın" diye konuşur. Sen onu bekliyormuşum. Hiç önemli değil onun için. 

Ağzındaki sakızı çıkar dersin. Tamam deyip ağzının içinde tutar. Az sonra tekrar çiğnemeye devam eder. 

Kulaklığım var diye telefonun sesini açar. Bu ses kimden geliyor dersin. Herkes benden değil der. Bu da benden değil der. Çünkü kulaklık kullandığını sanır. Bilmiyor ki kulaklığı dışa ses veriyor. 

Sınıfa açıklama yaparsın. Bu da herkes gibi sana bakar. Bu adam ne diyor demez. Çünkü ya anlamaz ya anlamaza oynar ya da kulaklıktan dolayı duymaz. 

Okul kıyafetini giymez. Çantasında taşır. Git dışarıda giy gel dersin. Sınıfta giyinir.

Çenesinde keçi sakalı kendisinden bir parça. 

Tuvalete gitmek için izin alması eksik olmaz.

Her derste mutlaka telefonu çalar, hepsine cevap vermeye kalkar. Çünkü ona göre ders, sınıf ortamı önemli değil. Gelen her telefon önemli olduğu için mutlaka cevap verecek. 

Teneffüsten geç gelmesi zaten Allah'ın emri. 

Ne mazereti eksik olur ne de derdi. 

Her yönüyle başlı başına bir problem. Yalnız problem olduğunu bilmiyor. Çünkü ona göre yaptığı her şey normal. Normal olmayan tek şey var. O da çocuğun anormal olduğu. 

Ne söylesen boş. Zira her dediğine bön bön bakıyor. Bir şeyi üç beş defa tekrar etsen yine bakıyor. Delikanlı, sende anlama problemi var mı derim. Var diyor. En beğendiğim yönü de bu. Çünkü kendini bileni takdir ederim. 

Kendine Müslüman derim böyle tiplere. 

Her yaptığını uyarsan, problem edinsen, düzeltmeye kalksan çıldırırsın. Görmeyeceksin. Gördüğün zaman başını çevirip fesübhanallah diyeceksin. Çünkü akla zarar onu görmek ve muhatap olmak.

Herkesi toplu uyarırsın. Bu hiç tınmaz. Ayrı uyarı bekler. Çünkü kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle onun lugatinde yok. 

Anlaması ve anlaşması zor. Zihinsel engelli desem, değil. Nem ne şekil biri. Kısaca eblehin önde gideni. Bu garip yaratığın müşterisine, patronuna, anasına ve babasına sabırlar dilerim. 

Siyasetçinin İtibar Kaybı

Geçmişte siyasetle bu ülkede birçok şeyin değişeceğini, kendi düşünceme uygun siyasi partilerin iktidar olmasıyla bunun gerçekleşebileceğine kendimi inandırmış biri idim. Benim düşüncem iktidar olursa birçok sorun çözülür, adaletsizlik olmaz, ülkeye huzur gelir diye düşünürdüm.

Bu düşüncem ve inancım düşünce safhasında kalmadı. Düşüncem basbayağı iktidar oldu. İktidardan da öte muktedir oldu.

Gel zaman git zaman evdeki hesap çarşıya uymaz misali benim dereyi görmeden paça sıvamam, gelin güvey olmaktan ibaretmiş. Bunu öğrendiğim zaman iş işten geçtiği gibi yaşadığım hayal kırıklığından ötürü siyasetten soğudum. Hiç olmadığı kadar siyasetten uzağım şimdi.

Çünkü nazarımda siyaset kirli bir alandır. Alan kirli olunca siyasete giren ne kadar temiz olursa olsun bu kirden az veya çok nasiplenir. Siyasete girmesiyle bir müddet sonra siyasetten uzaklaşanlar belki de bu kirlilikten çabuk kurtulanlardır. Siyaseti bir meslek gibi ölene kadar yapanların ne kadar temiz kaldıkları tartışılır. Şayet temiz kalan varsa kocaman bir tebriği hak eder. 

Siyasetten uzak olunca gündemden de uzak kaldım. Tek yaptığım sosyal medya aracılığıyla gündeme üstünkörü bakmaktan ibaret. Dikkatimi çeken gündem, belediyelere yönelik operasyonlar ve belediye başkanlarına parti rozetinin takılması. 

Gün geçmiyor ki bir belediyeye dair operasyon yapılmış olmasın. Her operasyonda belediye başkanı başta olmak üzere belediyede ne kadar üst düzey yönetici varsa demir parmaklıklar arkasına gönderiliyor. Beratı zimmet asıldır sözü gereği yargılama bitinceye kadar kişiler masum kabul edilse de havada uçuşan iddialar yenilir yutulur cinsten değil. Her operasyonda gizli tanık ve itirafçı da fazlasıyla var. 

Bir diğer gündem yine belediye başkanları üzerine. Bu seçimde hiç olmadığı kadar belediye başkanı parti değiştiriyor. 

Belediye başkanı partisini değiştiremez mi? Belediye başkanı partisiyle anlaşamaz, çalışma imkanı bulamaz, partisi baskı yapar, partisi hizmet yapmasını engeller, partisindeki akçeli işleri görür ya da belediye başkanı iken hizmetten hizmete koşarken zihniyet değişimi yaşar, yani hidayete eder. Bu durumda eh dersin. Gerçi her ne sebep ve neden olursa başka partiye geçmesi seçmenine saygısızlıktır. Bu duruma düşen belediye başkanının belki de yapacağı en doğru hareket, başka partiye geçmeyecek şekilde partisinden istifa ederek bağımsız bir belediye başkanı olarak süresini tamamlamaktır. Hele partisiyle özdeşleşmiş, daha önce rakiplerine ağır eleştiriler getirmiş vekil ve belediye başkanlarının taban tabana zıt olduğu siyasi görüşe gitmesi olacak şey değil. 

Kamuoyunda parti değiştiren belediye bazı başkanlarıyla ilgili "baskı yapmışlar, değilse operasyon yapacaklarmış, şunu vadetmişler" türünden yazılıp çizilenlere ihtimal vermek istemiyorum. Şayet belediye başkanı, partisinden veya yaptıklarından dolayı baskı, şiddet, tehdit ediliyor, şantaja maruz kalıyorsa bunu kamuoyuna açıklamalıdır ya da parti değiştirmesi için vaat veriliyorsa bunu da kamuoyuna açıklamalıdır. Kısaca belediye başkanı belediye hizmetlerine odaklanmalı. Herhangi baskı ve şantaja boyun eğmemeli. 

Parti değiştirmesi için vekil ve belediye başkanlarına baskı, şantaj, vaat var mı bilmiyorum ama halk arasında şu iddialardan geçilmiyor: "Vekil ve belediye başkanı borsası kurulmuş, baskı yapılmış, partisinden istifa edip kendi partilerine geçtiği takdirde operasyon yapmama sözü almış" gibi. 

Parti değiştiren vekil veya belediye başkanı hangi sebep ve nedene bağlı olarak parti değiştirirse değiştirsin, bu şekil geçiş ve zikzak, siyasetimiz adına güzel bir görüntü değil. Seçmenini yarı yolda bırakma anlamına gelen bu tür geçişler siyasete güveni azaltmaktadır.

Tüm bu gelişmelerden benim anladığım, vekil ve belediye başkanı olmak, imkan ve şöhretin yanında aynı zamanda ateşten gömlek giymek demektir. Aynı zamanda kişiyi test eden bir sınav yeri. Kimi düşüncesi uğruna bedel ödüyor kimi ihya oluyor kimi zikzak çizerek gözden düşüyor kimi şöhret oluyor kimi gündem oluyor kimi gündemden düşüyor. Hasılı siyaset çoğu siyasinin kendini kaybettiği bir alan. 

Son olarak şunu söyleyeyim. Parti değiştiren vekil ya da belediye başkanı amme adına iş yapıyor. Seçmenin oyu kendisine bir emanettir. Aldığı emanete ihanet etmemeli, kendini seçenlere saygıyı her şeyin üstünde tutmalı. Parti değiştirerek siyasetin itibarını ayaklar altına almamalı. Çünkü kimse kimseye itibar elbisesi giydirmez. Herkes kendi itibarını kendi korur, kendi yerle bir eder. Çünkü amme işi yapan siyasiler itibar kaybına uğrarsa bundan siyaset kurumu zarar görür. Anketlerde kararsızların ve hiçbir partiye oy vermeyeceğim diyenlerin oranının her geçen gün artması da bu itibar kaybıyla alakalıdır. Aman dikkat...