18 Şubat 2026 Çarşamba

İmsak İkilemi

Ramazan gelince, oruca başlama ve namaz vakitlerini bildiren imsakiye bastırma, bu toplumun yıllardır devam eden geleneklerinden bir tanesidir. 

İmsakiye bastıran sadece Diyanet değil, değişik vakıf ve cemaatler de imsakiye bastırmaktadır. Diyanet'in imsakiyesini bastıran çoğunlukta olmakla beraber oruca başlama vakti farklı olan Diyanet dışında iki çeşit daha imsakiye var. Bunlardan biri Abdulaziz Bayındır'ın başında bulunduğu Süleymaniye Vakfının imsakiyesi. Bir diğeri de Işıkçılar diye bilinen grubun çıkardığı Fazilet Takvimi. 
Yan taraftaki imsakiye, Diyanet'in Konya merkez 2026 imsakiyesi. Bu imsakiyeye göre oruca başlama vakti olan imsak, 1 ramazanda 06.08'de başlıyor. Bu takvime göre imsak ile güneşin doğması arasında 1 saat 20 dakikalık bir süre var.

Bu imsakiye ise Süleymaniye Vakfının çıkardığı imsakiye. Bu imsakiyeye göre Konya'da ramazanın 1.günü imsak vakti 06.53'dür. Diyanet ile Süleymaniye Vakfının oruca başlama vakti arasındaki fark, imsakiyede de görüleceği üzere 45 dakika. 

Yan taraftaki imsakiye de Fazilet Takvimi imsakiyesi. Bu imsakiyeye göre de ilk imsak 05.53'dür. Fazilet Takvimi temkin vaktini ekleyerek Diyanet'ten 15 dakika önce imsakı başlatıyor. Yaşlılar bilir. Diyanet imsakiyelerinde de daha önce bu temkin vakti vardı. Tayyar Altıkulaç'ın Diyanet İşleri Başkanı olduğu dönemde 1983 yılında bu temkin kaldırılmıştı.

Bu üç imsakiyeye göre 1 Ramazan imsakı 06.08, 06.53 ve 05.53 şeklinde üç ayrı saatte başlamakta. Diyanet ile Fazilet imsakiyesi arasında 15 dakikalık bir fark olmakla beraber Süleymaniye Vakfı imsakiyesinde ise aradaki fark daha da açılmaktadır.

Oruca başlama günü olan rüyeti hilal her sene İslam dünyasında ayrılığa sebebiyet verdiği gibi imsak vakti de bu ülkede verdiğim örneklerde görüldüğü gibi tartışma konusu. Her üç örneğin de bu ülkede taraftarı var. 

Süleymaniye Vakfı imsakiyesini doğru kabul edenler, "Diyanet fecri kazipte orucu başlatıyor. O vakit zifiri karanlıktır. Bu vakitte oruca başlamak yanlıştır. Bize fazla oruç tutturuyor" eleştirisi getiriyorlar. 

"Diyanet'i takip ediyorum. Varsın imsakı erken başlatsın. Değil, 45 dakika fazla, gerekirse iki saat daha fazla oruç tutacağım" diyenler de eksik değil, hatta çoğunluğu oluşturuyor.

Hem Diyanet'in hem de Süleymaniye Vakfının imsakiyelerinde doğru, yanlış bir hesap yapılıyor. Bu hesaba göre imsak ve namaz vakitleri belirleniyor. Fazilet imsakiyesi ise bir hesaba dayanmaktan ziyade Diyanet'in belirlediği imsak vaktini 15 dakika öncesine çekmekten ibaret. 

Tartışma ve ihtilaf bununla sınırlı değil. Sabah namazı vakti de tartışmadan payını alıyor. Diyanet, "İmsak başlar başlamaz, sabah namazı vakti girer. Namazı kılabilirsiniz" derken Bayındır tarafı, "Diyanet'in belirlediği sabah namazı vaktinde daha vakit girmediği için kılınan sabah namazı olmaz" şeklinde bir görüş ortaya koyuyor. 

Gördüğünüz gibi oruca başlama gününde, imsakın başlama saatinde ve sabah namazı vaktinin girip girmediği konusunda bir ihtilaf söz konusu. Nedense bu mesele her ramazan gündeme gelir, taraflar haklı gerekçelerini ortaya koyar, her taraf kendi görüşünün doğru ve isabetli olduğunu savunur. Bir araya gelip de bu mesele vuzuha kavuşmaz. Öyle görünüyor ki bu tartışma ve ikilem ilanihaye devam edecek görünüyor. Hoş, ibadete başlama günü ve saatinde bile birlik sağlayamayan bu İslam dünyasının diğer alanlarda birlik sağlaması ve beraber hareket etmesi zaten mümkün değil. Zira hayatım roman dendiği gibi bizim hayatımız da ikilik, ihtilaf, tartışma ve kutuplaşma. Belki bir gün Filistin meselesi hallolur ama bizim rüyeti hilal, fecri kazip, fecri sadık ve sabah namazı vakti ihtilaf ve tartışmamız bitmez. Biz biteriz ama bu tartışma bitmez. Bizi bilmeyenler bizi böyle bilsin. Zira var mı bizim gibisi. 

Bu konuda görüşüm, rüyeti hilal konusunda rasathanenin hesap ve kitabını ölçü alan Diyanet'in görüşünü doğru buluyorum. Süleymaniye Vakfının imsak saatini, imsak ayetine daha uygun görüyorum. Çünkü sahici sabah anlamına gelen fecri sadığa daha uygun. Diyanet ise yalancı sabah anlamına gelen fecri kazipte orucu başlatıyor.

İmsak konusunda Diyanet ya da Süleymaniye Vakfının imsakiyesine uyanlara saygı duyuyorum. İsteyen istediğine uyar. Çünkü her ikisi de bir görüştür. Her görüş bir fetvadır. Kişinin kalbine hangisi sinerse ona uyar. 

Birlik ve beraberlik adına orta yolu bulmak gerekirse, Diyanet'in imsakına göre oruca başlayanlar, sabah namazını kılmak için Süleymaniye Vakfı imsakiyesindeki imsak başlangıcına kadar beklerlerse bu sorunu çözmüş olurlar. 

Bir Cacık Olmaz

18 Şubat 2026 Çarşamba gününü Ramazanın ilk günü ilan edip oruca başlayan ülkeler:

Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Fas, Yemen, Tunus, Cezayir, Filistin, BAE, Lübnan, Afganistan İslam Emirliği.

19 Şubat 2026 Perşembe gününü Ramazanın ilk günü ilan edip oruca başlayan ülkeler:

Türkiye, Mısır, Suriye, Ürdün, Umman Sultanlığı, Endonezya, Singapur, Irak, Avustralya, Malezya, Brunei, Tayland, Libya.

Ramazana, 18 ve 19'unda başlayacağı yazılıp çizilen ülkeler bunlar. Hilal görülmedi daha deyip 20'sinde başlayacak halkı Müslüman olan başka ülke var mı bilmiyorum.

İslam dünyasının ramazana başlama ikilemi bu seneye mahsus değil. Bildim bileli böyle. Suudi Amerika'nın başı çektiği bir kısım ülkeler genelde 1 gün önce diğerleri de bu yıl olduğu gibi ertesi günü başlar ramazana. Bu ikilem sadece ramazana başlarken değil, ramazan ve kurban bayramına girerken de kendini gösterir.

Bu yıl 18 Şubatta oruca başlayanlar öyle zannediyorum, hilali çıplak gözle gözlemleyenler. 19 Şubatta başlayanlar ise hesap, kitap ve takvime göre hareket edenler.

Garipsedim mi bu durumu? Hayır. Ancak üzüldüm. Hatta bu oruca başlama ikiliğini görünce, bu İslam dünyasından bir cacık bile olmaz dedim.

Burada bir hakkı da teslim edeyim. Oruca, bilimsel veriler ışığında hesap ve kitap yaparak başlatan ülkeleri buradan tebrik ediyorum.

Bilim ve teknolojinin ilerlediği günümüzde, güneş ve hilalin her hareketi bilinmekte. Güneşin ne zaman doğacağı ne zaman batacağı, hilalin ne zaman görüneceği bellidir. Güneş ve ay şu gün erken doğayım, bugün geç doğayım ya da görüneyim hesabı yapmaz. Yani neyse o. Durum böyle olunca ramazana başlamak ve bayrama girmek için ayrıca çıplak gözle hilali izlemeye gerek yok.

Fakat gel gör ki hilal göründü, görünmedi tersanesi, temcit pilavı gibi her ramazanda önümüze konur. Farklı günlerde oruca başlayarak insanımızın kafası karıştırılır.

Bugün hilalin hareketlerinin izlenmesi için çok zeki olmaya gerek yok. Normal bir zekaya sahip biri bile bu teknolojik imkanlarla çıplak gözle hilalin izlenmesine gerek olmadığını bilir. Aynı şekilde peygamberin oruca başlamak için "Biz ümmi bir toplumuz" derken neyi kastettiğini anlar. Yani hilalin hareketlerini hesap ve kitapla ölçtüğünüz zaman ayrıca çıplak göze gerek yok demektir bu. Gel de bu çağda hala çıplak gözle hilali görmeyi şart koşanlara anlat.

Bilim ve teknolojinin; hesap, kitap ve ölçüyle tespit edip takvimle ortaya koyduğu hilalin görünmesi olgusunu kabul etmeyip çıplak gözle hilali izleme şartını koşanların hepsi; bilim ve teknolojinin ürettiği her türlü imkandan yararlanıyor. Arabaya biniyor, cep telefonunu kullanıyor. Nedense iş hilale gelince bilimi hemen göz ardı ediveriyor. Ne yaman çelişki bu böyle. Görünen o ki bu çağda hala çıplak gözle hilali görmede direnen zihniyet, gelişimini sağlayamamış ilkel kabileleri andırıyor.

Hayırlı ramazanlar.

17 Şubat 2026 Salı

Bunlar da Olmuş Bir Çalışan

Bir fıkra anlatılır: Biri muhtar seçilmiş. Seçildikten sonra hal ve hareketleri de değişmiş. Değişen alışkanlıklarından biri de kahvaltıyı balkonda yapmak olmuş.

Bir gün yine balkonda kahvaltı yaparken aşağıdan gelip geçenleri hanımına göstermiş ve "Bak hanım! Daha dün biz de şunlar gibiydik" demiş.

Böyle tiplere ne oldum delisi ya da ne oldum budalası denir. En küçük bir makam ve ünvanda bile kendilerini önemli biriymiş sanırlar.

Bu fıkra şuradan aklıma geldi. Şimdiki adı nedir bilmiyorum. Eskiden İŞKUR aracılığıyla okul ve kurumların temizlik vs. işlerini görsün diye on aylığına geçici çalışan gönderilirdi. Şimdi de gönderiliyor. Geçici olmaya geçici. Belki statüleri farklı olabilir.

Bizim kuruma da önce birini gönderdiler. Üniversite mezunu gençten biri idi. Bir iki gün çalıştı. Sonra başka bir yerde iş bulmuş. Bizdeki işi bıraktı. 

Bir hafta sonra biraz yaşlı bir kadın geldi. 10-15 gün sonra da gençten bir kadın geldi. Her ikisi de çalışıyor şimdi.

Çay almaya gittiğim zaman gördüm. Saat 10.00-10.30 suları. Önlerine küçük bir masa koymuşlar. Kahvaltı yapıyorlar.

Sizin için yazı konusu bile olmayabilir bu kahvaltı ama benim için bir yazı konusu. Zira bunları görünce yukarıdaki muhtar fıkrası geldi. Dedim kendi kendime: Bunlar da olmuş bir muhtar, pardon çalışan.

Çalışan ne alaka derseniz, meselenin özü şu. Her çalışan değil de çalışanların çoğu evlerinde kahvaltı yapmaz. Varınca iş yerinde yapar. Kimi de yolda giderken bir eliyle araba sürerken diğer eliyle de yolu üzerindeki simitçiden aldığı simit ve pohaçayı yiyerek kahvaltısını yapar.

Yolda giderken ya da işine vardıktan sonra işi arasında kahvaltı yapmak bu ülkede bir sektör haline geldi. Nedense evlerde pek kahvaltı yapmaz olduk. Gerekçe olarak da ya vakit mi var diyoruz ya sabah sabah uykulu yapamıyorum diyoruz ya da kahvaltı yapıncaya kadar biraz daha uyurum diyoruz.

Sebep ve gerekçemiz ne olursa olsun, hangi saat olursa olsun, kahvaltı yapmadan evden çıkmamak gerektiğini düşünüyorum. İş yerinde kahvaltı işimizi aksatır, yolda giderken yenen ise ayakta yemek gibidir. Üstelik yenen şeyler de simit vb. şeyler. Ekmek türüdür bunlar. Kilo yapmaktan, öğle olmadan acıktırmaktan başka bir işe yaramaz. Her şeyden geçtim. Kahvaltıyı evde yapmayacaksak o güzelim mutfakları evde süs olsun diye mi dizayn ediyoruz.

Bizim geçici elemanlara gelirsek. Size ne oluyor be kardeşim. Haydi diğerleri yıllardır çalışarak kahvaltıyı dışarıda yapıyor. Siz dün bir, bugün iki. Üstelik geçici çalışansınız. Paraya ihtiyaç duydunuz ki asgari ücrete çalışmaya razı oldunuz ve yarın yoksunuz. Yazık değil mi paranızı bu şekilde harcamanız. Ne ara, kimden gördünüz bu şekil kahvaltı yapmayı?