7 Nisan 2026 Salı

Taşın Altına Elini Koyan Bir Profil

Toplum olarak dertlenmede, sızlanmada, şikayet etmede ve eleştirmede pek üstümüze yok. Belki de en iyi yaptığımız. Şikayet ederiz ama benim bu konuda yapacağım var mı diye pek demeyiz. Haliyle sorumluluk da almayız. Kısaca taşın altına elimizi koymayız.

Herkes böyle değil tabi. İçimizde güzel örnekler de var. Sayısı da bir elin parmaklarını geçmez. Aha işte onlardan biri.

Adana'da çalışırken aynı okulda çalışma imkanı bulduğum aynı zamanda evinde oturduğum bir Almanca öğretmeni vardı. Bayramda kendisini aradım. Bayramını tebrik ettikten sonra telefonda uzunca konuştuk. Konu döndü dolaştı, sızlanmaya. "Hep sızlanıyoruz. İyi de hep sızlanmanın ne faydası var" dedi. Başladı anlatmaya:

"Okulumuzun önceki yeri Dışkapı'da idi. Cuma namazlarını kılmak için Küçüksaat ile Büyüksaat arasındaki bir camiye giderdik. Cami temiz değildi. Yanımızdaki arkadaşla bu duruma veryansın ederdik. Bu imam ve müezzin bu camiyi niye temizlemezler dedik durduk.

Yine bir defasında caminin üst katına çıktık. Orası da kirliydi. Kenarda katlanmış halılar vardı. Oturmak için bu halılardan birer tanesini açarak seccade yaptık. Bu katlanmış olanlar da çok kirli idi. Toz, toprak ne ararsan vardı. Temizlik içimize sinmese de namazımızı kılıp hutbeyi dinledik.

Camiden çıkmadan önce yanımdaki arkadaşa, herkes sızlanıyor ama kimse iş yapmıyor. Tamam, imam ve müezzin işini yapıp camiyi ve halıları temiz tutmamış. Peki bu sızlanmanın kime, ne faydası var? Sorun çözülüyor mu? Sonra biz ne yapıyoruz sızlanmanın dışında? Şimdi ben şu namaz kıldığımız halıyı toplayıp götüreceğim. Evde yıkatıp tekrar geri getireceğim. Hepsini yıkatma imkanımız olmasa da bari bunu yıkatalım. Yalnız bu yaptığımın bir riski var. Koltuğumun altında dürülü bu halıyı gören, halıyı çalıp gittiğimi sanabilir. Sen yanımda dur da böyle bir şeyle karşılaşırsak, bana şahitlik yap. Yok yere bir de hırsız damgası yemeyelim dedim.

Halıyı bu şekilde camiden çıkardık. Evde yıkatıp camiye getirdim”.

Hocamızın bu yaptığı hem güzel bir örnek hem de çözüm odaklı çalıştığının bir göstergesi. Zira taşın altına elini koymuş. Hocamız da hepimizin yaptığı gibi eleştirebilirdi. Ama hep ve sadece eleştiri maalesef problemi çözmüyor.

Burada herkesin görev ve sorumluluğu var. Bu halıları temiz tutma ve temizletme görevi cami görevlilerine ait. Herkes kendi görevini yapmalı diyebiliriz. Elbette herkes görevini yapmalı. Ama herkesin görev ve sorumluluğunu tam yerine getirmediği de bir gerçek. Bu durumda sızlanma yerine elimizden geldiğince, çözmeye odaklanmamız lazım.

6 Nisan 2026 Pazartesi

Gıpta Ettiğim Kesim

Aynı mahallede oturmamalarına ve akraba olmamalarına rağmen bulundukları yerde aynı işlevi yerine getiren isimsiz kahramanlarımız var. Bunları takdir ve gıpta ediyorum. Aslında kıskanıyorum da burnumdan kıl aldırmak istemediğim için gıpta diyorum.

Bunlar, aralarında kan ve hısım bağı olmamasına rağmen ülkenin her bir yerine serpiştirilmiş. Sanırsın ki aynı ailenin yakın ve uzağa attığı kişileri. Sayıları da azımsanmayacak kadar çok.

Bunları takdir ve gıpta etmemin hatta kıskanmamın nedeni, asıl meslekleri olmamasına rağmen işlerini çok iyi yapmaları ve bu işi meccanen yapmalarıdır.

Bu işi yapa yapa iyice profesyonelleşmişlerdir. Değme insanlar ellerine su dökemez.

Yorulma nedir bilmezler. Bu iş için hiç üşenmezler.

Bunların işi, gücü gıybet yapmaları, laf alıp laf taşımaları. Yeter ki bir yerde teşehhüt miktarı otursunlar, ayakta karşılaşsınlar veya telefonla konuşsunlar.

Çok da zekiler. Hangi lafı kimden alabileceklerini, kime ulaştıracaklarını çok iyi bilirler.

Laf alıp laf taşıdıkça mutluluklarına diyecek yoktur.

Gittikleri yerde malzeme bulamazlarsa dünyanın en bahtsız insanı olurlar. Üzüntüye gark olurlar.

Sanırsın ki yaratılış amaçları laf alıp taşımak.

Laf alamayacakları ortamları sevmezler. Böyle yerlere gitmezler. Gitmişlerse de laf bulamadıkları için bir bahane uydurup erken kalkarlar.

Hısımı hasım yapmada ya da akrabalar arasında soğuk rüzgarlar estirmede, aralarına mesafe koydurmada üslerine yoktur.

Laf almak için insanları konuşturmayı, onlara soru sormayı çok iyi bilirler. Çünkü samimi, içten ve sureti haktan görünürler. Sanırsın ki dert dinlemeye ve yükünü almaya gelmiş.

Lafı aldıktan sonra bulundukları yerde durmalarının bir anlamı yok. Hemen tüyerler. Çünkü lafı hemen ulaştırmaları gerekir.

Aldıkları lafı adrese teslim iletirler. Çünkü ağızlarında bakla ıslanmaz.

Lafı ulaştırma konusunda çok mahirler. Belediye hoparlöründen daha etkilidirler.

Hısımı hasım yapınca da zevkten dört köşe olurlar. Çünkü amaçlarına ulaşmışlardır. Aksi, üzüntüden dudaklarını uçuklatır.

Keşke herkes bunlar gibi olsa diyorum. Çünkü herkes bunlar gibi hasbi olsa, görevini en layıkıyla yapsa bu ülkenin çözülmedi hiçbir sorunu kalmaz.

3 Nisan 2026 Cuma

Berlin Kaldırımları

Berlin sokak ve cadde kaldırımları dikkatimi çekti. Kahir ekseriyeti birbirinin aynısı desem yanlış olmaz. Çoğu kaldırımların ortasına büyükçe taş döşemişler. Taşın sağına ve soluna da küçük küçük parke taşlar yapıştırılmış. Aşağı yukarı her kaldırımda da bisiklet yoluna yer vermişler.
*
Cuma namazını kıldığımız Osmangazi Camisinde, namazdan sonra dernek başkanı ve yardımcısı ile tanıştık. Her ikisi de Sivas Gürünlü imiş. Dernek başkanı Zülfikar Bey, “Gelin size kahve ikram edeyim. Türkiye’ye gidince, gurbetçiler bir kahve de içirmediler diye arkamızdan konuşmayın” dedi gülerek. Israr edince caminin karşısındaki bir dönercinin önüne oturduk. Biz, Türk çayı içeceğiz deyince, “O zaman gelin şuradan içelim” diyerek yakınındaki bir başka işletmeciye geçtik.

Çayımız Türk çayı olmasa da Türk usulü çayı kulplu bardakta içtik. Ev dışında 5.gün dışarıda içtiğimiz ilk çayımız idi bu.

Çaylarımızı yudumlayıp muhabbetimizi yaptık. Kalkarken, “Bu yakınımızda tarihi bir saray var. Buraya gelmişken ziyaret edebilirsiniz. Özcan Bey o tarafa gidecek. Size tarif etsin” dedi dernek başkanı. Kaldırım üzerinden giderken cami derneğinin yardımcısı olan Özcan Bey’e, bu kaldırımların çoğu aynı usul yapılmış. Ne zaman yapıldığını biliyor musun diye sordum. “Bilmiyorum. Yalnız ben 1984 yılında buraya geldim. Ben geldiğim zaman bu kaldırımlar vardı ve bu şekildi. Hiç değişmedi” dedi.

Şaşırdım bu cevaba. Özcan Bey gelmeden kaç yıl önce yapıldı artık? Orasını siz düşünün. Anladığım kadarıyla Berlin Belediyesinin kaldırım ve alt yapı diye bir derdi kalmamış. Zamanında bir yapmışlar, pir yapmışlar. Tekrar tekrar kaldırım yenilemeye masraf etmemişler. Evladiyelik olarak yapmışlar.

Ülkemizdeki kaldırım politikasını söylememe gerek yok sanırım. Biz 84’ten bu yana kaldırımları kaç defa yenilemişizdir. Bunun da hesabını siz yapın. Çünkü bizdeki belediyeciliğe kaldırım belediyeciliği dense yeridir.

Nedense ekmek israfından bahsederiz de hiç kaldırım yıkıp yapma israfına pek değinmeyiz. Gerçi vatandaş bundan dert yansa bile belediyelerimiz bildiğini okuyor. Yıkıyor, yapıyor. Tekrar yıkıp tekrar yapıyor. Yani benim oğlan bina okur, döner döner bir daha okur misali. Hakkını yemeyelim hem yıkmada hem de yenilemede dünya, hele Almanlar bizim elimize su dökemez.

Konya’ya geldiğim zaman birbirinin benzeri bu kaldırımlara değindiğim zaman oğlan söyledi. Kaldırımlardaki büyük taşların altından kablolar geçirilmiş. Büyük ihtimalle elektrik ve telefon şebekesi olsa gerek. Aynı zamanda alt yapıya erişimi kolaylaştırmak ve estetiği güzelleştirmek amacı güdülmüş. Yapan yağmurun suyunu da aradaki boşluklar emiyormuş.

Sokak ve caddeleri dümdüz. Hiç yamuk ve eğri sokak ve cadde görmedim. Binaları da hakeza. Hem yolların hem de kaldırımların simetrik olmasına azami gayret sarf edilmiş. Bunu becermişler de. Ağaçlar, tabelalar, aynı hizada. Bizdeki gibi asimetrik değil. Kaldırımlarda gözün kapalı yürüsen hiçbir şeye çarpmazsın.

Bir hafta Berlin’de kalmışsın. Hemen Batı hayranı olmuşsun demeyin. Zoruma gider. Gerçi sizden önce bunu söyleyen oldu. Okulda, Özcan Bey ile ilgili anekdotumu birine anlatırken bizi kenarda dinleyen biri, “Batı hayranlığı başlamış” demez mi? Küçük dilimi yuta yazdım. Acaba Batı hayranlığını bırakıp bu arkadaşın kafa yapısına hayran olsam nasıl olur? Fena olmaz aslında. Zira bu kafa yapısıyla Almanlar bizi kıskanıyor bile derim.