Ailecek Kent Plaza'ya alışverişe, daha doğrusu para harcamaya gittik. Araya araya bulduk aradığımız firmayı. Meğer merdiven altı bir yerdeymiş.
Birkaç metrekarelik yerde 5-6 çalışan vardı. Alacağımızı aldık. "Aldığınızı depodan getirmemiz lazım. Sizi bir 15 dakika bekleteceğiz" dedi bizimle ilgilenen kızımız. Çayınız var mı kızım. Beklerken siz bize çay da ikram edersiniz dedim. "Maalesef çayımız yok. Burada çay ikram edemiyoruz. Bizim de çay içmemiz ve oturmamız yasak" dedi. İyi o zaman 15 dakika sonra geliriz dedim. Merdiven altı firmadan ayrıldık.
Ödeyeceğim paraya benim içim cız etse de aile efradı yeterli görmemiş olmalı ki başka yere alışverişe gitmeye karar verdi. Kartı uzattım. Sipariş gelince karta çektirirsiniz. Diğer taraflardan alacağınızı da alın, ben dışarı çıkıyorum, arabanın yanında buluşalım dedim.
Açık otoparkın önünde çömeldim. Kayınpederin kızını ve oğlunu bekliyorum. Telefondan bir şeylere bakarken "Dayı! Burada mısın?" diyene yöneldim. Bir çocuktu bana seslenen. Şimdilik buradayım. Hayırdır dedim. "Benim şu tezgaha bakabilir misin, içeriye tuvalete gidip geleceğim” dedi. Çocuğun tezgahına baktım. Üstte balonlar, altında pamuk şekerleri, en altta da elma şekerleri vardı. Haydi git gel. Alan olursa satayım mı dedim. "Olur" dedi. Fiyatlarını söyle dedim. Pamuk şekeri 50, elma şekeri 100, balonlar da 200 lira dedi.
Çocuğu epey bir bekledim. Bu esnada müşteri de gelmedi. Keşke gelseydi de satış yapsaydım. Çocuğa katkım olsaydı. Bu arada satabilseydim, ilk satıcılığım olacaktı. Gerçi müşteri gelseydi, bir de balon isteseydi, balonların hepsini birden uçurtma riski de vardı ama deneyecektim. Çünkü macerada sınır tanımam. En kötü ihtimalle uçan balonların parasını çocuğa öderdim.
Nice sonra çocuk geldi. "Sağ olasın dayı" dedi. Öğrenci misin dedim. "Yok abi" dedi. Bu yaşta öğrenci olman lazım senin. Kaç yaşındasın dedim. "17" dedi. Hangi okulu bitirdin dedim. "İlkokulu bitirdim. Başka da okumadım" dedi. Sen ortaokulda kayıtlısındır dedim. “Hiç okula gitmeden beni geçirmişler. Ortaokulu bitirdim" dedi. O zaman senin açık lisede kaydın vardır dedim. "Bilmiyorum abi. Okul bana diploma verdi” dedi. Okulun verdiği, ortaokulu bitirdiğine dair bir belgedir. Senin diploman yoktur. Vakit geçirmeden halk eğitim müdürlüğüne giderek açık lise oku dedim. "Benim işim var, dükkan çalıştırıyorum. Dükkanım Saraçoğlu'nda. İkinci bir dükkanı da Karaaslan'a açacağım" dedi. Ne üzerine dedim. "Beyaz eşya tamiri. Çamaşır makinesi vs." dedi. Bu yaşta dükkanın var. Babanın mı dedim. "Yok abi kendimin" dedi. O zaman yaşın geçmeden mesleki eğitim merkezinde de oku. Kalfa ve usta olarak mezun olursun. Üstelik liseyi de bitirirsin dedim. "Olur abi. Bir bakayım" dedi.
Pamuk şekeri satışların nasıl dedim. "Şükür abi. Pazar günleri çıkıyorum. Bunlarla ilk defa çıktım. Benim çalıştığım askere gitti" dedi. Sen başkası adına satış yapıyorsun o zaman dedim. "Evet. Üç tane satınca biri bana kalıyor" dedi. İyi, maşallah. Sen pazar günlerini de bu şekilde değerlendiriyorsun. Sen ve senin gibileri ekmeğinizi taştan çıkarırsınız. Çalışınca kazandığınız paranın kıymetini de bilirsiniz dedim. "Öyle abi. Gençlik çok kötü. Gidişatı hiç beğenmiyorum. Ne olacak böyle" dedi.
Gençlik okuyor. İş bulamıyor. Onlar gelip burada durup senin gibi pamuk şekeri falan satmazlar ve satamazlar dedim. Var gör sen okulda iken yaramaz bir öğrenci idin dedim. “Öyleydim abi” dedi. Sizin gibi yaramazlar okulu bitirdikten sonra kendine geliyor, kadir kıymet bilir ve hatır güder. Sizin gibiler okullarda problem olarak görülür. Çünkü bizim eğitim sistemimizde başarı kriteri merkezi sınavlarda başarı göstermeye bağlı. Ne kadar matematik, fen, Türkçe yaparsan başarılısın. Yapamadığın zaman işe yaramazsın. Halbuki sizin gibi el becerisi olanlar da var ve bu piyasada size çok ihtiyaç var dedim.
Bu arada bizim alışverişçiler geldi. Delikanlı, sana kolay gelsin. Ben çıraklıkta çalışıyorum. Beklerim. Okumayı ihmal etme. Okula gelirsen bana bir pamuk şekeri verirsin. Sana yardımcı olurum diyerek ismimi söyledim. "Veririm abi. Yiyeceğin pamuk şekeri olsun. Benim adım da İsmail dedi. İyi dilek temennisiyle ayrıldık.
İsmail'in pamuk şekeri sattığını gördüm. Bu yaşta beyaz eşya tamirciliği bana biraz manidar geldi. Hele dükkan açması. Acaba atıyor mu diye düşündüm. Ama atacak bir tipe benzemiyordu.
Hasılı, İsmail daha çocuk yaşta hayatın cenderesinden geçmiş, çocukluğunu yaşamadan daha bu yaşta olgunlaşmış, işe atılmış. Akranları daha fazla test çözmek ya da hoydur hoydur gezerken ve yarınım ne olacak diye kara kara düşünürken İsmail’in böyle bir derdi yok. Çünkü hepsini aşmış. Kısaca büyük adam gibi konuşan ve taşının üstünde olgun davranan bu İsmail’i pek sevdim.
Not: Merak edip ne aldın diye sormayın. Ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Aldığıma ödediğim iflahımı kesti desem yeridir. Üzerine keyfi gelsin diye yine benim hesaptan bana kazak alınmış. Daha giymedim ama bu kazağı giydikçe bu tuzlu alışveriş gözümün önüne gelecek. Gel de bu kazaktan keyif al.
Bir diğer husus Türk parasıyla bir çuval para bayıldığım merdiven altı firma çalışanlarına üzüldüm. Oturmak ve çay içmek yasakmış. Aha vicdansızlar dedim içimden. Nasıl prensipse artık. Müşteri yokken bu çalışanlar ha biraz soluklansa herhalde kıyamet kopmaz. Üç kuruş para veriyoruz. Çalışanları köle gibi kullanıyoruz. Prensibiniz batsın e mi!
