24 Eylül 2026 Perşembe

Hızır Öğretmen

Okul çıkışı markete uğradım. Çamaşır suyu, Kemal Abi'nin sirkesi, yumuşatıcı, makarna çeşitleri, yumurta derken iki elimi, birden fazla poşetle doldurdum. Hem kaba hem ağır. Bu yaşta bu yük çekilir mi, sen misin arabaya binmeyen, haydi 900 adım yürü dedim. Yürüyorum ama eller kopacak. Yere koymadan Yeşil Caminin şadırvanına gidip elimdekileri banka koyayım. Ellerim az bayram etsin diye düşündüm. İki elimi dengelemek için de ara ara poşet değiştirdim. Yere koymadan poşet değiştirme maharetimin olduğunu bilmem söylememe gerek var mı?

Derken efendim, ardımdan biri seslendi. "Beyefendi yardım edeyim, poşetlerin birazını taşıyayım" dedi. Geriye dönüp baktım. Bir hanımefendi idi seslenen. Belli ki taşımakta zorlandığımı görmüş, bana acımış. Çok teşekkür ediyorum hanımefendi. Bu kadar ağır olacağını hesaba katmadım. Şunu da bunu da alayım derken beş poşet oldu aldıklarım. Ben bir şekilde taşırım dedim. Hanımefendi taşımak için ısrar etti. Ne kadar olmaz, çok sağ olun desem de kafaya koymuş, benim gibi bir ihtiyara akşam akşam yardım edecekti. "Ben yürümeyi severim. Zamanım var. Çocuklarımı almak için geldim. Biraz erken geldim. Okul etrafında arabayı park sorunu da olunca arabayı falan yere bıraktım. Vakit geçirmek için zaten yürüyorum. Lütfen verin, taşıyayım" dedi. Baktım olmayacak. Sağ elimdeki iki poşeti yere bırakarak o zaman buyurun dedim.

Üç poşet bende, iki poşet de onda yan yana kah arka arkaya yürümeye başladık. Ne iş yaparız diye sordum. "Anasınıfı öğretmeniyim. Falan okulda çalışıyorum. 15 yıldır aynı okuldayım" dedi. Meslektaşız. Ben de MESEM'de çalışıyorum" dedim. "Çalışmaya devam mı" dedi. "Zorunlu emekliliğime iki senem var. Çalışmaya devam ediyorum" dedim. "Benim de kademeli emekliliğe iki yılım var. Durum ne gösterir bilmem ama işimi seviyorum" dedi. İki çocuğu da Vali Necati Çetinkaya Ortaokulunda okuyormuş.

Okulundan ve ortak tanıdıklardan konuştuk. 

Konuşa konuşa evimin köşesine geldik. Yol ayrımında, hocam, benim ev şu kırmızı arabanın durduğu yerde. Siz okula buradan dönebilirsiniz dedim. "Ben daha okula geçmeyeceğim. Yürüyüş yapacağım. Meram Yeniyol tarafına geçeceğim. Evinize kadar götüreceğim" dedi. Vaktiniz varsa eve çıkalım, eşimle tanışırsınız, kahve ikram edelim dedim. Kabul etmedi. Ben de ısrar etmedim. Zira ısrar onun işiydi.

Dış kapının önüne kadar poşetlerimi getirdi. Evim burası deyince, "İyi akşamlar, okuluma beklerim" dedi. Biz de bekleriz hocam dedim. Son kertede tanıştık. Çok teşekkür edip ayrıldık.
Ben poşetleri yüklenip evime doğru yöneldim, meslektaşım da gözlerden uzaklaştı. Evime girmeden poşetlerin onca ağırlığı bana kuş gibi hafif geldi. İçimi bir sevinç kapladı. İçin için sevindim. Nasıl sevinmem. Bir kadın, üstelik meslektaşım, gündüzünde 10 saat derse girdikten sonra akşam akşam hayatım boyunca unutamayacağım bir iyiliği bana tattırmıştı. 

Bugüne kadar taşıyayım, yardım edeyim amca diyen kız çocuklarını, genç kız ve erkekleri gördüm. Hepsine de teşekkür ettim. Kendi yükümü kendim çektim. Bu öğretmenime de teşekkür ettim ama ısrarı karşısında pes ettim. Böylece hayatımda ilk defa tanımadığım, sonradan tanıştığım bir hanımefendi evime kadar eşyamı getirerek bana yardım etti. Akşam akşam Hızır gibi imdadıma yetişti. Ne diyeyim, helal olsun.

Meslek dayanışması diyeceğim ama tek taraflı bir meslek dayanışması oldu. Tekrar görsem belki de tanıyamayacağım ama gönlümde hep ayrı bir yeri olacak. Allah dert ve keder vermesin. Biri altı, diğeri sekize giden çocuklarının başarılarını ve mürüvvetlerini görsün, tuttuğu altın olsun. Benim gibi yürümeyi seven bu öğretmenimin yolu açık olsun, ayağına taş değmesin.

Öğretmenimin bu yaptığı yardımı yolum üzerinde karşılaştığım insanlara ben de yaparım. Arabada isem arabama alırım, taşımada zorlanan varsa taşıyayım derim. Ama bu kadın öğretmenimin eline su dökemem. Öyle zannediyorum, çocukları çok şanslı, öğrencileri çok şanslı, okulu da çok şanslı. Allah sayılarını artırsın.

Şunu da belirteyim. Her ne kadar toplumdan, insanımızdan dert yansak da karşılıksız bu iyilik örneklerini gördükçe bu toplumun mayası temiz diyorum ve bu örnekler beni hayata bağlıyor.

Son söz, yardımsever öğretmenime olsun. İyi ki varsınız öğretmenim! İyi ki karşılaştık. Sizi tanıdığıma çok memnun oldum. 

23 Eylül 2026 Çarşamba

MESEM'lerde Öğrenci Yoğunluğu

Bir zamanlar meslek liseleri için memleket meselesi denirdi. Son yıllarda mesleki ve teknik Anadolu liselerine ilgi azalırken mesleki eğitim merkezlerine yoğun talep var. Bu merkezlere, günümüzün yükselen değeri dense yanlış olmaz.

Hem de öyle böyle değil. Buralara akın akın öğrenci geliyor. Kayıt olmak için veli ve öğrenciler sıra bekliyor. Yaz dönemi yoğunluğu nasıldı bilmiyorum ama her teneffüs idareci katında kayıt yoğunluğu var. Herhalde prosedürü fazla ki bir kişinin kaydı da birden bitmiyor.  

İdareciler günde kaç kayıt yapıyor bilmiyorum ama kayıt yapmaktan, gelen veli ve öğrenciyle ilgilenmekten müdür yardımcıları bu işin altından nasıl kalkıyor bilmem. Dışarıda, koridorda onları görmek mümkün değil. Hepsi ekranın karşısında hummalı bir şekilde çalışıyor. Öyle zannediyorum, başlarını kaşıyacak zamanları yoktur. Öyle ya o kadar kişi sıra beklerken başlarını nasıl karşılasınlar. 

Mesleki eğitim merkezlerinin işleyişini bilmem ama gözlemlerime göre bu merkezlerde görev yapan idarecilerin işi zor. Yoğunluk ve işin zorluğu sadece yeni kayıt yapan idarecide değil, hangisini görsem başını kaldırmadan ekranda iş yapıyor. 

Her okulun bir zorluğu ve iş yükü vardır. Ama mesleki eğitim merkezlerinde görev yapanların iş yükü öyle zannediyorum daha fazla. Teşbihte hata olmasın, birine beddua edeceksen, inşallah bir gün MESEM’lerde idareci olarak çalışırsın demek kâfi. Ötesine gerek yok. Bu, onlara yeter de artar bile. Çalışırken “çile bülbülüm çile” diye mırıldanıp dursunlar. Bir de kayıt ve iş yükünden fırsat bulup da onlara kimin bedduasını aldınız demek lazım. 

9.sınıflara kayıt yoğunluğu eylül ayından ibaret değil, sebebi hikmetini bilmiyorum ama bu merkezlere kayıtlar aralık ayının sonuna kadar devam ediyor. 

Kayıt aralığı bu genişlikte olunca yeni kayıtlara birlikte okul idaresi yeni şubeler açmak zorunda kalıyor. Kayıt hızının ne derece ve yoğunlukta olduğunu anlatmak için şu örneği vermem yerinde olacak. İlk hafta birleştirilmiş iki şubenin 9. ve 10. saat dersine girdim. Birinin mevcudu 27, diğer şube de 5 kişiden ibaret idi. 

İkinci hafta yorgun argın sınıfa çıktım. Aradığım alanın öğrencileri sınıfta yoktu. Neredeler dedim. "Bizim sınıflar değişti. Biz buraya, onlar bizim sınıfımıza geçti" dediler. Denilen sınıfa geçtim. Orada da yoklar. Çatı katına çıkarılmış olabilir mi diye çatı katına çıktım. İnce uzun sınıfın içi öğrenci dolu idi. Say say bitmez. Bölümünüz ne diye sordum. "Kuyumculuk" dediler. Gözüm korktu. Öğrencilerin arasından öğrencileri süzerek masama geçtim. İlk işim sınıf defterlerini açarak sınıf mevcutlarına baktım. İki şubenin toplam mevcudu 51 idi. El sanatları bölümünün öğrenci mevcudunda bir değişiklik yokken geçen hafta 27 mevcutlu kuyumcu sınıfının mevcudu 46'ya çıkmıştı. Bir haftada yüzde yüze yakın yeni kayıt yapılmışsa aralığın sonuna kadar bu bölümün öğrenci yekûnu ne kadar olur, bunu da varın siz düşünün. 

Öğrenci artışı sadece kuyumcu sınıfında değil, diğer bölümlerin çoğunda da yüzde yüze yakın yeni kayıt olmuş. Öğrenci artışı oldukça yeni sıra konuyor ama bu sefer sınıfta sıra koyacak yer kalmıyor. 

Gelen bu kayıtlardan dolayı okul idaresi, biz bu çocuklara nasıl sınıf bulacağız diye kara kara düşünsün dursun. Sene başında ders programını alıp gireceği ders yüküne göre plan yapan öğretmenler de yeni açılan şubelerden dolayı ders programlarında yeni artış oldukça yaptıkları planı çöpe atmak zorunda kalıyor. 

222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanununda "Sınıf mevcudu 40'tan fazla olamaz" amir hükmü olsun, Türkiye’de sınıf ortalaması 20-25 diye duralım. Kanuna rağmen MESEM'lerin mevcutları bölüme göre değişiklik gösterse de verdiğim örnekte görüleceği üzere 51 mevcutlu sınıflar var. Böyle mevcutlu sınıflarda derse giren öğretmenlerin işi de öyle zannediyorum, hiç kolay değil. MESEM'lerin durumu bu. Acaba buralarda çalışan kültür öğretmenleri de birilerinin bedduasını almış olabilir mi? 

Burada sormak gerekiyor. Bir ara mesleki ve teknik Anadolu liseleri bünyesinde MESEM'ler açılmışken, ne düşünülüp taşındı da çoğu meslek liselerinde MESEM'ler kapatıldı ve tüm öğrenciler derslik kapasitesi belli ve sınırlı olan MESEM'lere yönlendirildi? Halbuki mesleki ve teknik Anadolu liseleri ile MESEM’ler aynı amaca hizmet eden eğitim kurumlarıdır. 

Bir diğer husus, Meslek liseleri öğrenci kaybederken MESEM’lerdeki öğrenci artışı öğretmen normunu da alt üst ediyor. Bir bakmışsın, yılların öğretmeni norm fazlası olabiliyor, MESEM’lerde de yeni norm ihtiyacı oluşuyor. Öğretmen sirkülasyonu da tam gaz devam ediyor. 

Girişken Bir Çocuk

Salı günü 10 saat derse girdim. Artı nöbet tuttum. Okuldan eve gelirken markete uğrayıp karpuz aldım. 

Karpuzu kesince tadı, rengi ve kokusu hoşuma gitti. Oğlanın annesi de "Karpuz güzelmiş. Aynısından kalırsa bir tane daha alsan olur" deyince, marketin yolunu tuttum tekrar. 

Gözümü kestirdiğim karpuzu yokladım. Güzeldi. Nasıl yokladığımı söylememe gerek yok. Çünkü herkesin iyi karpuz seçme testini uyguladım. Elimi vurdukça gelen sesi tarif edemem ama kulağıma gelen tok ses "Beni al, ben iyiyim" der gibiydi.

Yanımda bir çocuk belirdi. "Abi, yardım edeyim mi" dedi. Nasıl yardım edebilirsin? İyi karpuzdan anlar mısın dedim. Kendinden emin bir şekilde "Tabi, anlarım" dedi. Al şu seçtiğine bir bak dedim. Eliyle yokladı. "Güzel" dedi. Seç bakalım bir tane daha dedim. Eliyle karpuzlara tek tek vurmaya başladı. En alttakinin sesi kulağıma hoş geldi. Ama altta. Çıkarmak zor. Diğer karpuzları kaydırırız dedim. "Yok abi, çıkarırız dedi. Zayıf, cılız, sıska ve kısacık boyuyla diğer karpuzlar düşürmeden karpuzu çıkarıp bana uzattı. Alıp market arabasına koydum.

Aldığım karpuzları koymak için konan poşetlerden birini aldım. Daha ben poşeti açmadan diğer sebzelerin konduğu poşetlerden bir tanesini açıp karpuzu kolayca koydu. O poşetler ince olur, ona koymayalım dedim. "Tamam abi, önce bu poşete koyalım. Sonra da elindeki poşete koyacağız" dedi. Baktım çocuk çok hevesli, eli pratik, dili zaten tatlı. Kendi haline bıraktım. Onun yardımıyla poşete konmuş karpuzları açtığım poşetlere koyduk.

Çocuğa, nerede okuyorsun dedim. "Vali Necati Çetinkaya Ortaokulunda" dedi. Kaça gidiyorsun dedim. "6.sınıfı okuyorum" dedi. Nerelisin dedim. "Başarakavaklıyım" dedi. Elin çok pratik. Karpuz seçmeyi de iyi biliyorsun. Baban pazarcı mı dedim. "Hayır abi" dedi. Bu yaşta bunları nereden öğrendin dedim. Bu kısmı çok anlayamadım. Galiba "Köyde pazarcılık yaptım" dedi. Müdürünü tanıyor musun dedim. Tanıyorum dedi. Nasıl dedim. Çok iyi, seviyorum kendisini dedi.

Yardımsever ve konuşkan bu çocuğu çok sevdim. Üstelik girişken. Medeni cesaretine hayran kaldım. Sosyal yönü güçlü bu çocuğu gönüllendireyim istedim. İyi de ne verecektim? Çünkü eşofmanla gelmiştim markete. Evden çıkınca cebimi yokladım. Ne para vardı cepte ne de kredi kartı. Telefon açarak balkondan atılan kartı tutup yürüdüm. 

Çocuk içimi okumuş olmalı ki, "Abi, sizden bir şey isteyebilir miyim" dedi. Evet dedim. "Ben kedilere mama veriyorum. Bir tane mama alabilir misin" dedi. Burada mama var mı dedim. "Var abi, işte şu elimdeki de mama" dedi. Kaç gram bilmiyorum ama olsa olsa 100 gramlık bir mama vardı elinde. Kaç para o dedim. "40 lira abi" dedi. Olur alalım dedim. Benden ilgi, alaka ve yüzü bulunca isteyeyim. Benim bir yüzüm kararsın, onunsa iki yüzü dercesine, "Abi, iki tane alsak olur mu" dedi. Tamam olur. Haydi ben karpuzları tarttırıncaya kadar mamaları al, kasada buluşalım dedim.

Kasaya yanaştığım zaman gözlerim çocuğu aradı. Yoktu. Bekledim biraz. Kedi maması reyonunu da bilmiyorum ki gidip çocuğa bakayım. Nice sonra elinde iki mama ile geldi. Daha önce elinde tuttuğu mamayı ne yaptı bilmiyorum. Belki de elinde tuttuğu o mamanın ödemesini gözünü kestirdiği birine yaptıracaktı. Nasip banaymış.

Bu vesileyle yani bu sevimli çocuk sayesinde hayatımda ilk defa kedi maması almış oldum.

Burada şunu da söyleyeyim. Daha altıncı sınıfta böyleyse bu çocuk, büyüyünce nasıl olur diye düşündüm. Adını sormadım ama bu çocuk ekmeğini taştan çıkarır. Geleceği parlak. Yeter ki bizim eğitim sistemimiz bu çocuğu aşağıya çekmesin. Ne alaka demeyin. Çünkü eğitim sistemimizin içinde geleceği parlak, hayat dolu nice çocuk kaybolup gitmiştir. 

Bu çocuğun anne babasını, öğretmenlerini, idarecilerini ve müdürünü tebrik ederim. Çocuğun yolu açık olsun.