4 Kasım 2026 Çarşamba
Galatasaray'ı Alkışlıyorum
3 Kasım 2026 Salı
Paramız Mevta Olmuş!
25 Ekim 2026 günü süpürge almak için Kent Plaza'ya gittik. Beğendiğimiz süpürge 38 bin lira imiş. Ödemeyi yapıp aldık.
Çıkıp eve giderken süpürgeye ödediğim parayı düşündüm.
Bu düşünce beni 2005 yılının Temmuz ayına götürdü. Çünkü 2005 yılında Meram Yaka'dan 30 bin liraya 2+1 bir daire satın almıştım.
İster istemez vay be dedim. Bundan 21 yıl önce başımı sokacak eve 30 bin ödemişim. Bugün bu parayla bu evi süpürecek bir süpürge almak için üzerine bir 8 bin daha ekliyorum.
Yaptığım kıyas ne derece doğru olur bilmem. Şu var ki her ne olursa olsun 21 yılda bu ülkenin parasının alım gücü bu derece düşüp yok olmaz. Ama acı gerçek gösteriyor ki paramız erimiş de erimiş, yok olmuş, kül olmuş.
Bir para erir de bu kadar mı erir bu kadar mı tükenir bu kadar mı yok olur bu kadar mı değer kaybeder?
Güya TL'yi koruma kanunumuz var. Paramızı korumak için kanun çıkarmışız. 1930 yılında çıkarılan bu kanun hala yürürlükte. Görünen o ki kanunla bile paramızı koruyamıyoruz. Zaten kanunla da korunması mümkün değil.
Bizde bu kendi kendine yetme olmadıkça, develüasyon, enflasyon ve hayat pahalılığı oldukça, cari açık sürekli açık verdikçe, bizde bu kafa yapısı oldukça paramızın değerini ne kanun korur ne de Anayasa.
İşin garibi öyle bir paramız var ki değerlense de sorun, pul olsa da yerinde saysa da.
Paramız değerlenince ihracat yapanlar dert yanıyor. Para değer kaybettikçe ithalatçılar dert yanıyor. Bir dert yanan daha var ki onlar da parasını döviz olarak tutanlar.
Bu durumda halk ne yapacak? Bu kadar yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ve gelen zamlar belini büküyor.
Bildim bileli bu ülkede enflasyon, paranın değer kaybı, devalüasyon, hayat pahalılığı olduğuna göre anlaşılan o ki enflasyonlu hayat bize biçilen bir rol. Bu kadar enflasyonlu hayat ve yıllara göre bu ülkenin fakir halkı iyi ayakta duruyor.
Paranın yokluğu bir dert, bir de varlığı. Yokluğu üzerine bir şey demeyeceğim. Allah kimseyi yoklukla imtihan etmesin. Paranın varlığı başlı başına bir dert. Say say bitmiyor. Ne cepte taşınıyor ne elde. Bu durumda eft, havale ve kredi kartları imdada yetişiyor. Bu dijital ortam da olmasa paramız ne taşınır ne sayılır ne de bir yerde muhafaza edilir.
Hasılı, milli paramız ölmüş de bizim haberimiz yok ve ağlayanı yok. Çünkü tarih olmuş gibi paramızın pul olduğundan bahsediyoruz. Ne diyelim, ruhuna fatiha.
1 Kasım 2026 Pazar
Kıssadan Hisse Bir Hikaye
“Çok eski zamanlarda bir çoban varmış. Çoban halkın sürülerini emaneten güdermiş.
Her akşam sürüden bir koyun kurtlar tarafından parçalanırmış. Ancak iki tane çoban köpeğinin ikisinin de sesi çıkmaz, hiç havlamazlarmış.
Çoban merak etmiş bir gün uyuyor rolü yapmış. Gece köpekler çobanın yanına gelerek kontrol etmişler. Uyuduğuna emin olduktan sonra dağa çıkıp dağdaki kurtları güle oynaya sürünün içerisine getirmişler. Kurtlar sürünün içerisinden bir tane koyunu seçip yemişler, yalaka köpekler de onların yanında bakmışlar. Çoban olup bitenleri seyretmiş, çoban sabahleyin köye gitmiş.
Köyün girişinde bulunan büyük ağaca iki tane ip asmış köpeklerin ikisini de orada boğmuş.
Bunu gören halk konuyu padişaha anlatmış. Padişah da çobanı çağırmış, ‘anlat bakalım çoban efendi, neden köpekleri boğdun’ demiş. Çoban, ‘bir şartım var efendim, kabul ederseniz bunun sırrını size anlatırım’ demiş. O da ‘söyle şartını’ demiş, ‘savaştaki ordunun başına beni kumandan yaparsanız anlatırım’ demiş. Padişah da gülmüş, ‘sen mi orduya kumandan olacaksın, olmaz öyle şey’ demiş. Çoban da ‘o zaman ben de anlatmıyorum’ demiş.
Padişah, ‘dur dur’ demiş, nasıl olsa gider oradaki komutanlar durumu anlar gönderirler bunu diye düşünmüş. ‘Tamam, sen git, ordunun başına kumandan ol’ demiş.
Çoban ordunun başına kumandan olur. Bir müddet sonra ordudan bir haberci koşarak kan ter içerisinde padişahın yanına gelir. ‘Efendim’ demiş, ‘sizin kumandan olarak gönderdiğiniz kişi, orduda bulunan üst düzey komutanların tamamını astırdı’ demiş.
Padişah sinirlenmiş, ‘hemen acilen bir ordu hazırlayın, bana çobanın kellesini getirin’ demiş.
Ordu daha yola çıkmadan arkadan bir haberci daha gelmiş. Padişaha, ‘efendim, ordumuz zaferi kazandı bütün ganimetlere el koydu, yolda dönüşe geçtiler, buraya geliyorlar’ demiş.
Padişah da ‘ben böyle zafer falan istemiyorum, gidin bana o çobanın kellesini getirin’ demiş.
Yolda orduyu karşılaşmışlar, tam çobanın kellesini koparacaklar, çoban, ‘durun, ben padişaha bir şey anlatacaktım, onu anlattıktan sonra benim kellemi alabilirsiniz’ demiş.
Durumu padişaha iletmişler. Padişah da ‘tamam getirin’ demiş.
Çobanı padişahın huzuruna getirmişler. Çoban, ‘efendim, bana köpekleri niye astığımın sırrını sormuştunuz. Ben dağda çobanlık yapıyordum. Sizin de yıllardır ordunuzun savaşta olduğunu duydum. Bu esnada her akşam sürüden bir tane koyunu kurtlar parçalıyor, ancak sürüde bulunan iki tane köpek hiç havlamıyor. Köpeklerin niye havlamadığını merak ettim. Bir gece uyuyor rolü yaptım. Köpekler yanıma gelerek benim uyuduğumdan emin olduktan sonra dağa gittiler, dağdaki kurtları güle oynaya sürünün içerisine getirdiler. Kurtlar bir tane koyun seçip yediler, köpekler de ona baktılar. Ben de bu köpekleri boğarsam padişahım konuyu duyar beni de huzuruna çağırır, mutlaka ordunun içerisinde bu köpekler gibi komutanlar vardır ki bu savaş bu kadar uzadı diye düşündüm’.
‘Siz beni komutan yapınca, sizin ordunun başına komutan diye gönderdiğiniz köpeklerin düşmanla işbirliği yaparak savaşı uzattığını gözümle gördüm. Ben de onların kellesini alınca, yıllardır bitmeyen savaşı biz kazandık’ demiş.
‘Efendim benim çobanlıktan başka bir işim yok, başka bir yerde de gözüm yok. Komutanlık başkalarının olsun, canımı bağışlarsanız, ben çobanlığıma döneyim’ demiş.
Padişah çok mahcup olmuş, kalması için çobana çok ısrar etmiş, ancak çoban kabul etmemiş çobanlığına dönmüş.”
Not: Kıssadan hisse bir hikaye. Hikaye üzerine pek bir şey söylemeyeceğim. Ülkemizde suç ve suçlularla o kadar mücadele edilmesine rağmen suçların sonunun alınmaması, adeta suç fışkırması, bu hikayeyi aklıma getirdi. Temenni etmem ama bu ülkede işlerin sarpa sarmasında, bazı üst düzey görevlilerin görevini ihmal etmesi, suiistimal etmesi, görevlerini yapmaması, suçlularla ortak iş yapması gibi durumların olabileceğini de düşünmek gerek. Unutmayalım ki suçlular yanımızda, yakınımızda güvendiğimiz kişiler olabilir.