7 Mart 2026 Cumartesi

Yalnızlara Oynayan Güruh

Yaşadığımız çevrede hayatını dolu dolu geçirenler var. Bunlar işine kendini adamış. İşiyle haşır neşir olan insanlar. İşleri başlarından aşkın olduğundan sosyal medya gibi platformlarda pek arzı endam etmezler. Bu aleme girmedikleri için de kendilerinde bir eksiklik hissetmezler. Böyle hayatını dolu yaşayanların sayısının çok az olduğunu düşünüyorum. 

Büyük çoğunluk, kamudan erken yaşta emekli olmuş, emekli olduktan sonra da bir işle meşgul olmayıp kendilerini bir yere bağlayan meşgaleleri de olmayınca boşlukta kalmış durumda. Bu boşluk yalnızlara oynama olarak kendini gösteriyor. Çoğu, içlerindeki bu açlığı gidermek için sosyal medya platformlarında boy gösteriyor.

Facebook, İnstagram, WhatsApp'ı aktif bir şekilde kullanıyorlar. 

Hiç cuma mesajını sektirmezler.

Cuma mesajı gönderirken resimli format tercih ederler. 

Perşembe akşamından başlarlar cuma mesajı göndermeye. Cuma akşamına kadar devam eder bu mesaj gönderme.

Hem özelden hem kurdukları ya da dahil edildikleri WhatsApp grubuna gönderirler. Hem de sosyal medyada paylaşırlar.

Hele herkesin dahil edildiği bir grup varsa çoğu birden resimli cuma mesajı göndermede yarışırlar. Birinin gönderdiği cuma mesajına cevap verseler ya da bu mesajın altına değişik emojiler bıraksalar hiç gam yemeyeceğim. Her birinin resimli cuma mesajı arka arkaya gelir. Adeta benim resimli cuma mesajım seninkini döver misali. Halbuki birinin "Hayırlı cumalar" dileğinde bulunması, birkaç kişinin de "Size de hayırlı cumalar" anlamında emoji bırakması yeterli. Bu durum selam verenin selamını bir kişinin alması gibi olması lazım. Ayrıca herkesin selam vermesine ve selamı almasına gerek yok. 

Bu durum sadece cuma mesajından ibaret değil. Mübarek üç ayların başlamasıyla belirli aralıklarla gelen kandillerde de kandil mesajını es geçmezler. Bayram hakeza.

Bu kadar mesaj bazılarını keser mi? Zira tüm günleri boş. Günlük ayet, hadis ve günün sözünü de paylaşırlar. Hem sosyal medyadan hem de WhatsApp aracılığıyla. 

Ölen kimselerle ilgili cenaze merasimleri de aynı şekilde paylaşılır.

Ölen kimselere dair bilgiye eyvallah. Çünkü haberdar oluyorsun en azından. Ama cuma, bayram, mübarek günlere ait paylaşımlardan gerçekten gına geldi. 

Gel gör ki bunu bu paylaşım yapanlara anlat. Belli ki boşluktan kendilerine iş bulmuşlar. İşlerinin gereğini yerine getiriyorlar. Belli ki içlerindeki açlığı ve yalnızlığı böyle gideriyorlar.

Belli ki buldukları bu işten sevap kazandıklarına inanıyorlar. Fakat resimli bu cuma mesajlarının arasında bazı önemli bilgiler de gözden kaçıyor. Çünkü resimli cuma formatını gören okumuyor. Yine resimli cuma mesajları telefonun hafızasını dolduruyor. Ayrıca cuma mesajı göndermek dinin bir emri olmadığı gibi tavsiye ettiği bir şey de değil. Hayırlı cumalar demekle cuma ayrıca hayırlı olmaz.

Cuma mesajı ağırlıklı grupları sessize alsan bile bu grubu tıklamak zorunda kalıyorsun. 

Birileri, el boş, gönlü hoş, işi ve gücü olmayan, kendisine meşgale arayan bu kişilere, Allah rızası için mesaj gönderme demeli. Hoş, desen bile seni dinlemiyor bu tipler. Artık neyin kafasını taşıyorlar, bilemedim. En iyisi eli telefon tutan bu kişileri günlük işe koşacaksın. Akşama kadar yorulunca ellerine telefonu alacak takatleri kalmaz. Rahat bir uyku uyurlar. Bu iyiliği bunlara yapmak lazım. Bu vesileyle biz de cuma mesajı bombardımanından kurtulmuş oluruz. 

Yüzü Eskitmenin Yolu

Pazartesi ders zili çalmadan önce ve cuma günü son ders zili ile birlikte okullarda İstiklal Marşı söylenir.

Öğrenci, öğretmen hep birlikte İstiklal Marşı’nı söylemeden önce çoğu okul müdürü eline mikrofonu alır. Hatada en az iki defa rutin konuşmasını yapar. Konuşur konuşur. Konuştukça coşar. Eser, gürler, asar, keser. Hava soğuk, sıcak, rüzgarlı demez.

Genelde okul kıyafeti, devam-devamsızlık, saç-sakal üzerinde durur. Okul kıyafetiyle gelmeyen öğrencileri okula almayacağını ifade eder. Bunu okulun ilk haftasından son haftasına kadar bıkıp usanmadan “Önümüzdeki haftadan itibaren kılık kıyafeti okul kıyafeti olmayan kimseleri okula almayacağını” söyler.

Mikrofonun ayrı bir cazibesi olmalı. Ele alındı mı kolay kolay bırakılmıyor.

Mikrofondan yayılan sesi sadece öğrenci ve öğretmen dinlemez. Civarda ne kadar ev varsa evin sakinleri de dinler.

Ardından İstiklal Marşı söylenir.

Müdürün konuşması çoğu öğrencinin bir kulağından girer, öbüründen çıkar. Kurallara uyan uyar, uymayan yine uymaz.

Hiçbir okulda kolay kolay okul kıyafeti sorunu çözülmez. Bu sorun devam ettikçe de okul müdürleri bunu mesele edinir.

Yapılan konuşmalar genelde aynı minval üzere olduğundan dinlenmiyor. Çoğunluk dinler gibi yapıyor. Müdür cümleler arasında önemli bir şey söylese bile bu da güme gidiyor. Çünkü kimse konuşmayı önemsemiyor.

Adıyaman Kahta’da çalışırken okul müdürü yine bildik konuşmasını yapar. Sabahın mahmurluğuyla bir öğrenci, yanındaki arkadaşına, “Bu ne satıyor” diye sorar. Arkadaşı da “Ne satacak? Bardak satıyor” der ve gülüşürler. Bu konuşmayı duyan bir öğretmen, öğretmenler odasında bu konuşmayı anlatır. Gülüşmelere sebep olur. Zaman zaman “Müdür ne satıyor” şeklinde soru sorulur. Cevap da hazırdır. Bardak satıyor. Hasılı, okul müdürü bardak satana çıktı.

Okul müdürlerinin çoğunda bu mikrofon hastalığı var. Haftada en az aynı konuşmaları yapmak suretiyle öğrenci ve öğretmen gözünde yüzleri eskiyor. Müdürün ağırlığı kayboluyor.

Müdürün yüzünü eskitmemesi için her hafta konuşmaması, duyurular için zaman zaman mikrofonu yardımcılarına bırakması, farklı hatırlatmalarda bulunması, konuştuğu zaman kısa, öz, yerinde ve kıvamında konuşması itibar yönünden elzemdir. Ama eline mikrofonu alıp konuşanların çoğu, itibar kaybına uğradığının farkına varamıyor. Ancak birilerinin müdürlere bunu söylemesi gerekir. Bunu da kim söyleyecek?

Burada çoğu okul müdürünün bildik görüntüsüne örnek verdim. Eline mikrofonu alıp dakikalarca konuşan, Allah’ın günü konuşma yapan, her kürsü ve mikrofonu gördüğü zaman konuşmak zorunda hisseden kişilerin sayısı bu ülkede az değil.

Müdürlerin konuşması okul ve çevresiyle sınırlı. Her konuşmanın ekranlara yansıdığı bu dijital çağda her gün ekranlara çıkıp konuşma yapan ekran gediklileri de var. Bu gedikliler ne kadar önemli şeyler söylese bile yüzleri eskidiği için pek dikkat çekmez. Yine mi bu, başka kimse yok mu bu ülkede denerek kanal değiştirmeye sebep olurlar.

İster okul müdürü ister gazeteci ister akademisyen ister siyasetçi ister kim olursa olsun, sık ekranlarda görünerek konuşma yapmak suretiyle yüzlerini eskitmemeleri kendi itibarlarını koruma yönünden elzemdir. Yerinde, zamanında ve kıvamında konuşma yapmalılar. Kısa ve öz konuşmalılar. Her mikrofon, her kürsü, her kamera gördükleri zaman kendilerini kürsüde bulmamalılar. Konuşma teklifi gelse bile teşekkür edip elinin tersiyle itebilmeli. Bugün, bu hafta konuşmayacağım diyebilmeli. İlla konuşulacaksa bazen de mikrofonu yardımcılarına ya da ilgilisine bırakabilmeliler. Kısaca az ve öz konuşmalı, az ekranda görünmeli. Çünkü çok konuşmak, hep konuşmak, sadece konuşmak ve çok görünmek yüzü eskitir.

Sıddîki Şerif

Zaman zamsn kısa videolara göz atınca karşıma FB, GS, BJK ve TS'nin Süper Lig maçlarınından özetler çıkar. 

Fenerbahçe'de kiralık olarak oynayan Gine asıllı bir Fransız futbolcunun ismini duyarım sık sık. Maçın spikerleri, "Sidiki Şerif asist yaptı, Sidiki Şerif gol attı" şeklinde maçı verirler.

Sidiki Şerif diye bir isim olur mu? Hiç sidiğin şerefli olanı olur mu? Çünkü sidik sidiktir. Belli ki bizim spikerler yanlış telaffuz ediyorlar.

Bizim spikerler bu şekil gafı çok yapıyor. Yeter ki bir Müslüman ismi bize Batı'dan gelsin. Duydukları gibi alıyorlar. Bu ismin menşei, bizdeki söylenişi nasıl demiyorlar.

Şerif'i bir tarafa bırakıp futbolcunun ismine gelmek istiyorum. Sidiki şeklinde telaffuz edilen bu ismin aslı Sıddık olmalı. Sıddık ise "doğru sözlü, dürüst ve güvenilir" anlamına gelir.

Batılılar ne şekilde telaffuz ederse etsin. Bizim spikerler bu futbolcunun ismine maçlarda yer verirken Sıddık ya da Sıddıki şeklinde telaffuz etmeliler. Aslına uygun olan da budur.

Cehaletin bu kadarına da pes doğrusu.

Siz siz olun, çocuklarınıza Sıddık ismi vermeyin. Bakarsınız, iyi bir futbolcu olur, Avrupa'da top koşturur. Sizin Sıddık adını verdiğiniz çocuk Batı dilinde Sidiki olur çıkar. Ondan sonra çık işin içinden.