19 Mart 2026 Perşembe

ABD-İsrail ve İran Savaşının Düşündürdükleri

Görünen o ki dünya küresel gücün elinde bir oyuncak. Dünyanın ipini elinde tutan bu küresel şer gücü, hedeflediği süfli emellerine adım adım ilerliyor. Dünya kaybederken hep onlar kazanıyor. 

Hedeflerine savaşla ulaşacaklarsa savaşı başlatıyorlar.

Hedeflerine iç savaşla ve istikrarsızlıkla ulaşacaklarsa her ülkenin bünyesinde tuttukları yerel güçleri harekete geçirerek kendi adlarına vekalet savaşı yaptırıyorlar.

Hedeflerine barışla ulaşacaklarsa bu da ellerinde.

Küresel güçlerin operasyonel gücü ABD. Bu ülkeye hangi rolü vermişlerse bu ülke bunu yerine getiriyor.

Bunun için ülkenin başına uçuk kaçık ve deli birini getirmek istiyorlarsa, akıllı lafını deliye söyletir misali böyle bir başkan buluyorlar. 

Yazdıkları senaryoyu deliye veriyorlar. O da bir güzel rolünü oynuyor. 

Bu deli yeri geliyor altınla oynuyor. Altını çıkarıyor ve indiriyor. 

Petrolün varilini yükseltmek istiyorlarsa bunu da çok iyi beceriyorlar. 

Tüm bu yaptıklarına ve son ABD-İran savaşına bakınca, küresel güçlerin amacının dünyayı yaşanmaz kılmayı hedefledikleri bir gerçek.

Bu küresel güçler huzur ve mutluluğa kavuşmadan, amaçlarına ulaşmadan dünyaya rahat yok. 

Öyle görünüyor ki ABD ve İran savaşı, ülkelerin enflasyonun azdıracak, hayat pahalılığını beraberinde getirecek. Bu yaşadığımız enflasyon ve hayat pahalılığına rahmet okutacak bir pahalılık bizi bekliyor. 

Bunun için öldürmedik insan bırakmayacaklar. Çünkü onlar için insanlar, çocuk ve kadınlar birer kobaydır.

Bu küresel güçler, kan, gözyaşı, ölüm ve katliamdan beslenen birer vampirdir. Bu uğurda tüm dünyayı ateşe vermeye dünden hazırlar.

ABD de bu rolü üstlenmiş durumda ve dünya bir deliye emanet. Delinin ise ne vicdanı olur ne de insanlığı.

İnsanlıktan çıkmış bu insan görünümlü vampirler yaşadıkça bu dünya yaşanmaz olacaktır.

Hasılı, canavarlaşan bu küresel güçlerin elinde dünya insanı bir tutsak bir esir bir figür. 

Eski Bayramlar

Yaşlanmış olanlardan çok duyarız. Nerede o eski bayramlar deriz.

Çocukluğumuzdaki bayramlara özlem duyarız. 

Aslında değişen bayramlar değil, biziz. Çünkü çocuklukta sorumluluğumuz yoktu. Sorumluluk yoksa bayramın tadını alırız. Ne zamanki sorumlu oluruz. İşte bu sorumluluk bizi çocukluluğumuzdaki bayramlara götürür. 

Kısaca bayramlar aynı olsa da eski bayramlara özlem duyduran üstlendiğimiz sorumluluktur. Nerede bir sorumluluk varsa ağzımızın tadı kaçar. Çünkü bayramlar, eş dostu ziyaret etmek, hal hatır sormak, büyüklerin gönlünü almak, çocukları sevindirmek ise de sorumluluk sahibi büyükler için bayram demek masraf demek. 

Eskiden her bayramda ya da bayramın birinde üst baş almak masrafı varken şimdi giyim kuşam için bayramlar beklenmediği için bayramlarda kıyafet masrafı pek olmuyor. 

Eski bayramlar gibi eş dost ziyaret edilmiyor. Sen bana, ben sana şeklinde genelde karşılıklı gidip gelmeler oluyor. Ziyaret ettiğimiz kişileri alabildiğine daralttık. Daha seçiciyiz artık.

Hele uzun tatil olursa bu bayram tatili tatil için birebir oluyor. Soluğu tatil beldesinde alıyoruz.

Bayramı evde geçireceksek eskisi gibi pek hazırlık yapmıyoruz. Eskiden sadece ikramlık olarak şeker ve lokum alıp diğerlerini el emeği, göz nuru kendimiz yani annelerimiz komşularla birlikte yaparken şimdi tamamen hazıra yöneldik.

Bayrama börek mi lazım. Nasılsa ev ve el yapımı börekçiler var. Sipariş için bir telefona bakar. 

Tatlı mı lazım. Yine ev yapımı baklava yapanlar var. Hemen bir tepsi sipariş verip alıyoruz. 

İnanın, ne şekerin yanına varılıyor ne lokumun ne böreğin ne de tatlının. 

Pahalı olduğunu bile bile günümüz kültürü bu. 

Eskiden yaptığımız böreğin, tatlının lezzetinden dolayı evin hanımına, çok güzel olmuş, ellerine sağlık derken, şimdi böreği, tatlıyı kimden aldın diye soruyoruz. Çünkü herkes hazıra yöneldi.

İşin garibi dünyanın masrafını yaparak aldığın tatlı ve böreği, lokum ve şekeri pek beğenen de yok. 

Sadece ikramlıklar değil. Çocuklar ve gençler harçlık da beğenmiyor şimdi. Büyükler ne vereceğini şaşırıyor. Ne kadar versen bile paranın değeri olmadığından verilen harçlıktan çocuklar da memnun değil. 

Bundandır ki eski bayramların tadı yok. Tat almayınca, nerede kaldı eski bayramlar diyoruz. Dediğim gibi bayramlar aynı bayramlar. Değişen biziz. İkramlarımızdır değişen. Bayram hazırlıklarımız değişti. Masraflarımız değişti. Bir de roller değişti. Dün sorumluluk almayan çocuklardık. Bugün sorumluluk alan büyükleriz. Sorumluluk ise insanın ağzının tadını kaçırır. 

Üretici Dertli

Yumurta ihtiyacımı bir hısımdan giderdim. Tavuklar yumurtlamayı bırakınca ister istemez çiftlik yumurtasına yöneldim. 

Aldığım yumurta markasını birkaç defa değiştirdim. Tadı ve lezzeti iyi diye bir markada karar kıldım. İki defadır aldığım bu markayı da beğenmez oldum. 

Hangi markayı alayım derken komşunun yumurta çiftliğinin olduğunu, aynı zamanda çiftlikteki yumurtasını sattığını, yumurtasının lezzetli olduğunu öğrendim.

Akşam eve gelirken yumurta getirebilir misin diye komşuyu aradım. "Çiftlikten yeni getirdim. Araba evin önünde. Yarın dükkana götüreceğim. Kaç viyol istersen vereyim" dedi. 

İftardan sonra iki viyol aldım. Hal hatırdan sonra işlerinin nasıl olduğunu sordum. "İyi değil. Hep zarar" dedi. İnşallah düzelir dedim. "Düzelmez. Böyle devam eder. Artık ne kadar dayanabilirsek. Enflasyonu bizim yumurta ile düşürmeyi hedefliyorlar" dedi. 

Görünen o ki yumurta üreticisi dertli. Cepten yiyorlar. 

Dertli olan sadece yumurta üreticisi değil. Nerede bir üretici varsa hepsi zararda. Çünkü gelen her zamdan her ürün nasibini almıyor. Mesela sebze kaç yıldır yerinde sayıyor. 

Limon hakeza. 

Bir zamanların haberlere konu olan patates ve soğan da fiyat yönünden yerinde sayanlardan.

Yine birkaç senedir kavun, karpuz da fiyat yönünden yerinde sayan ürünler. 

Seni de anlamak zor. Zam gelen ürünü eleştiriyorsun, zam gelmeyip yerinde sayan ürünleri de eleştiriyorsun denebilir. 

Zammın savunanı olmaz. Hepimiz eleştirmek de enflasyona bağlı olarak çoğu ürünlere belirli aralıklarla zam yapılmasına alıştık.

Petrolün varili yükseldikçe ve dolarda dalgalanma oldukça petrol ve petrol ürünlerine yapılan otomatik zamma zaten alıştık.

Petrole gelen her zam fiyatlara da bir şekilde yansıtılıyor.

Şu var ki toprağın bitirdikleri diyebileceğimiz sebzenin, soğanın, patatesin, limonun, kavun ve karpuzun yerinde sayması, hatta fiyat yönünden düşmesi elbette tüketici olarak hoşumuza gider. Benim de hoşuma gidiyor. Yalnız üreticinin ekip diktiğinin karşılığını alamaması hayra alamet değil. Çünkü ekip diktiğinden kar etmeyen hatta zarar eden üreticinin bu duruma daha fazla dayanması mümkün değil. Yarın üretici, yıllardır zarar ediyor, cepten yiyorum. Bundan sonra ekip dikmeyeceğim, üretmeyeceğim dese, işte bizi bekleyen en büyük tehlike bu. O zaman ne yer ne içeriz. İthal durumunda kalırız. İthal ürünü de kaça yiyeceğimiz hepimizin malumu. 

Hasılı, üreticinin bir şekilde desteklenmesi gerekir. Değilse halimiz harap.