5 Haziran 2026 Cuma

Tarihi Çay Ocakları Pazarı

Konya’da tarihi çay pazarı adı altında bir yer olduğunu söylesem, doğma büyüme Konyalıyım. Bu isimde bir yer yok diyebilirsiniz. Doğrudur. Resmiyette böyle bir yer yok. Ama fiiliyatta böyle bir yer var.

İşin aslına bakılırsa Tarihi Buğday Pazarı diye bir yer var. Resmi adı Tarihi Buğday Pazarı olan bu yerde buğday ya da tahılı andıracak bir şey yok. Sadece ve çok sayıda çay ocağı var. Hem de istemediğin kadar. Bildiğim kadarıyla elan 7 tane.

Bu çarşıda ne kadar esnaf var da bu kadar çok çay ocağı var? Onları kurtarıyor mu? Var gör sinek avlıyordur diyebilirsiniz. Bu çay ocakları esnafa yönelik açılmış çay ocakları değil. İkincisi hepsinin sabahtan akşama bol müşterisi var. Müşteriler boş yer bulup oturmak için çaba gösteriyor.

Müşteri bolluğundan mudur bilmem. Halihazırda bu pazarın doğu iç kısmında iki, güney batısında ise beş tane çay ocağı var. Bu cephede iki üç dükkan kaldı çay ocağına dönüşmeyen. Hepsi dip dibe ve yan yana.

Öyle zannediyorum, bu çarşının iç tarafında en büyük ciroyu bu çay ocakları yapıyor. Çay ocaklarındaki müşteri yoğunluğunu ve nakit akışını gören çareyi çay ocağı açmada buluyor. Yan yana dört çay ocağının bulunduğu güney batı cephesinde, arada kalan bir emlakçı da emlakçılığı bırakınca yerine yine bir çay ocağı açılmış.

Çay ocaklarının ayrı ayrı kişiler tarafından işletildiği masa ve sandalyelerden ayırt edilebiliyor. Bu cephede farklı iş yapan bir berber bir bakkal bir de antikacı dükkanı kalmış. Bunlar da bir gün kapatırsa bilin ki boşaltılan bu dükkanlar da çay ocağına dönüşür.

Hasılı, Tarihi Buğday Pazarı olmuş tarihi çay ocakları pazarı. Başka ön plana çıkan yönü de var. Bu çarşıdaki çay ocaklarının çoğunda 33’lük tespihler sergileniyor. Çoğu, masaların üzerine tespihlerini teşhir ediyor, müşteri bekliyor. Tespihlerin özel müşterisi var. Ucuz da değil, cep yakan türden kaliteli tespihler. Bu yönüyle bu çarşıya, tarihi tespih pazarı dense de yanlış olmaz.

Sadede gelirsem, bin bir emek ve masraf edilerek yeniden yapılan bu çarşının dış cephelerindeki dükkanlar müşteri yönünden biraz hareketli. İç kısmı ise sadece çay ocağı müşterilerine hizmet eder görünümünde. Farklı iş yapanlar sanki sinek avlıyor gibi.

Kimsenin kazandığında değilim. Hepsine bol kazançlar dilerim. Kazanamayan esnafın da kazanmasını isterim. Şu var ki çarşının iç tarafına kolay kolay müşteri gelmez. Çünkü çarşının müşteriyi bu çarşıya çekecek, aradığını burada bulacağı bir özelliği yok. Bir de iç cephe boydan boya, yan yana ve karşı karşıya çay ocaklarına ait sandalye ve masayla kaplı. Aile niye gelsin böyle bir yere alışveriş için.

Keşke bu çarşı, sadece çay ocakları ve tespih satışı yapılan yerden ziyade farklı alanlarda satış yapan, müşteri çeken bir çarşı olsaydı daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Bunun için de bir planlama gerekirdi. İyi de bu planlamayı kim yapacak? Planlama vatandaşa bırakılırsa onların da en iyi yaptığı çay ocağı açmak oluyor. Ne de olsa adımız Hıdır, elimizden gelen budur. Öyle ya sabahtan akşama boş ve avare insanları dindirecek yerler lazım bize. Çay ocakları da olmasa maazallah ne yaparız?

4 Haziran 2026 Perşembe

Mücadelede En Ucuz Yol

Bir zamanların güçlü, kuvvetli, kudretli ve sözü geçer kişileri, kendilerine verilen ve yüklenen misyonu yerine getirmek suretiyle, bir kesimi mağdur eden eylem ve icraatlara imza attılar. Adeta birilerinin tetikçisi oldular. Ki bizzat tetikçilik yaptılar.

Görevleri bittikten sonra adı sanı duyulmaz, unutulmuş ve bir kenara konmuş bu kişiler her fani gibi ölünce, icraatları esnasında seslerini çıkarmayan veya çıkaramayan, kısaca dirileriyle uğraşmayan bazıları, ölümlerinin ardından içlerindeki kinleri boşaltıveriyorlar, beddua ediyorlar, ardından bir güzel döşüyorlar.

Siz bu durumu nasıl görürsünüz bilmiyorum ama bana garip geliyor. Zira lanet okunan bu kişiler artık cevap veremezler. Kendilerini savunamazlar. Herkes gibi yaptıklarından dolayı gittikleri yerde hesaplarını vereceklerdir.

Dirisiyle mücadele edemeyip ölüsünün ardından ileri geri konuşmayı biraz değil, çok ucuz ve basit bir yol olarak görüyorum. Halbuki yakışanı, dirisiyle mücadele etmektir. Dirisiyle mücadele etmeyenin ölümün ardından söz söylemeye hakkı yoktur.

Çünkü,

Ölenin ardından sıcağı sıcağına ileri geri konuşmak ne dini ne ahlaki ne de dinidir.

Kendisini savunmaktan aciz olanlara veryansın etmek, belden aşağı vurmak acziyetin bir göstergesidir.

Ucuz mücahitliktir.

Korkaklığın daniskasıdır.

İçinde biriktirdiği kini boşaltmaktan ibarettir.

 Ego tatmininden başka bir şey değildir.

İnsan ne kadar kutsal ise de ceset daha da kutsaldır. Çünkü ne eli kalkar ne öte gider ne beri gelir ne de konuşur. Eli kalkmayan aman dileyen gibidir. Aman dileyene bizim kültürümüzde el kalkmaz.

Ölen kimse hakkında hiç konuşulmayacak mı? Konuşulur, yazılır, çizilir.

Vefatın sıcaklığı gider. Sevenleri son görevini yapar. Biz de sessizliğe bürünürüz.

Vefatın ardından yaptıkları, yapmadıkları üzerine yazar, çizeriz. Yanlış yaptı, zulmetti. Hesabı Allah’a kaldı. Allah en güzel şekilde yargılayıp hükmünü verecek deriz. Buna da kimsenin diyeceği olmaz.

İlgilisine şunu da söyleyeyim. Ebu Cehil kadar İslam’a, Müslümanlara ve peygambere düşman olan yoktur. Bir zaman sonra Ebu Cehil’in oğlu İkrime Müslüman olunca Hz Muhammed’in, oğlu İkrime üzülür düşüncesiyle Ebu Cehil’in arkasından ileri geri konuşulmasını yasakladığını çok iyi biliyoruz.

Susma Nimeti

Mehmet Cömert tarafından çevirisi yapılmış, müstefit olalım diye WhatsApp aracılığıyla tarafıma gönderilen dil ve susma içerikli metni istifadenize sunuyorum. Parantez içindeki ilaveler bana ait. 

Dil zehirli bir yılandır, onu sağlam bağla. (Diline hakim olan kurtuluştadır. Çünkü insanın başına gelen dilindendir.)

Başarı anındaki susman güven (ve tevazu) belirtisidir.

Kızgınlık anında susman güç, (sabır ve soğukkanlılık) belirtisidir. 

Sana kötülük yapıldığında susman hikmettir. (Çünkü zaman her şeyin ilacıdır.) 

Kışkırtma esnasında (dolduruşa gelmeyerek) susman zaferdir. 

Senle alay edildiği an susman büyüklüktür. (En azından alay edenin seviyesine düşmeyerek ve onu muhatap almayarak en güzel cevabı vermiş olursun. Çünkü susmak en güzel cevaptır.)

İhtiyaç duyduğun an susman izzeti nefistir.

Üzüntü anında susman sabır ve tevekküldür. 

İnsanlar sana öğüt verdiğinde susman (ve dinlemen) edeptir.

İkna olmadığın an susman saygıdır, hürmettir. (Gereksiz tartışmaya girmemektir.)

Konuşman, susmandan daha hayırlı olmayacaksa konuşma. (Hayırlı olanı seçmek en iyi yoldur.)

Sakın susan kişinin cahil veya gafil olduğunu sanma! ("Biliyorsan konuş alim sansınlar, bilmiyorsan sus da adam sansınlar" sözü de aklının bir köşesinde bulunsun.)

Yer suskundur ama içinde yanardağlar vardır. (Susmak korkaklık değildir. Belki de içinde ne cevherler barındırır. ) 

Susarak zafer elde etmen, cevap vererek başarılı olmandan daha hayırlıdır. (Üstelik çeneni de yormamış olursun.)

Suskunluğunu anlamayanın sözünü de asla anlamayacağını unutma. (Çünkü hal dilinden anlamayan kâli hiç anlamaz.)

(Söz gümüş ise sükut altındır. Sen altın biriktirmeye bak.)

(El de senin dil de, bel de. Bu durumda "Eline, diline, beline sahip ol") .