17 Ağustos 2026 Pazartesi

Mekke Ortak Savunma Anlaşması

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında "Mekke Ortak Savunma Anlaşması" 07.08.2026 tarihinde imzalandı. Bu anlaşma bir güvenlik ve savunma paktı olarak yerini alacak. 

Bu anlaşmaya göre “taraf devletler, birine yönelik herhangi bir saldırganlık eylemini antlaşma taraflarının her birine yönelik bir eylem olarak değerlendirmeyi taahhüt etmiştir". Kısaca birine yapılan saldırı diğerlerine yapılmış sayılacak.

Bu anlaşma olumlu-olumsuz ses getirdi:

“İslam NATO'sunun başlangıcı. İleride bu üç devlete diğer İslam ülkeleri de katılır” diyen oldu. Hatta katılacak öngörüsünde bulunan oldu. 

“Bu anlaşmaya en çok İsrail tepki gösterdi. İçimizden tepki gösterenlere ne oluyor” diyen oldu. 

“Suudi Arabistan'ın parası, Pakistan'ın nükleer gücü, Türkiye'nin askeri ve savunma sanayiindeki gelişmesi birleşti. Bir güç oldular” diyen oldu. 

Bu anlaşma ile “ülkemiz tehlikeli bir sürece girdi” diyen de oldu.

Şu var ki fiiliyatta bağımsız hiçbir ülke, sonucunu bile bile kendi ülkesi aleyhine olacak bir anlaşmaya imza atmaz. Ümit ediyorum ki bu üç ülke kendi iradeleriyle ihtiyaç duyup bir araya gelmiş, olası her ihtimali enine boyuna düşünerek böyle bir anlaşmaya imza atmıştır. 

Bu devletler arasında yapılan bu anlaşmanın sonuçları itibariyle ülkemize ne fayda ve zarar getireceği, anlaşma uygulandıkça daha iyi anlaşılacak olsa da anlaşmanın ülkemiz yararına olması en büyük dileğimiz. 

Geleceğin ne getirip götüreceğini bilmemekle birlikte bu anlaşmaya dair görüşlerimi dile getirmek istiyorum. 

Bu anlaşma, taraf devletlere karşı kötü emelleri olanlara caydırıcı olabilir. Birine saldırırsam diğer iki devleti karşıma alırım gibi. 

İsterim ki bu anlaşma bu üç ülkeyle sınırlı olmasın. Başta Mısır ve İran mutlaka olmalı. Özellikle İran bu üç devletin arasında dördüncü devlet olmalıydı. İran dahil edilmiş olsaydı birbirlerine saldırmayacakları için Ortadoğu rahat bir nefes alacaktı. 

Türkiye bu anlaşmanın benzerini kendi komşu devletlerle de yapmalı. 

Yazımın bundan sonraki kısmında bu anlaşmaya dair, olmasını temenni etmeyeceğim endişelerime yer vereceğim. 

Savunma anlaşması yaptığımız iki devlete bir bakalım. Suudi Arabistan'ın Yemen'le savaşı eksik değil. Aynı şekilde İran'la arası hiç yok. Suudi Arabistan'ın İran'la savaşması için fitili ateşlemek yeterli. Pakistan'ın Hindistan'la çözümlenememiş Keşmir sorunu var. Daha yakın zamanda birbirlerine karşılıklı saldırı düzenlediler. Bu iki devletin de savaşması ya da savaştırılması için ortam her zaman müsait. 

Adı geçen devletlerin illa birbirlerine saldırması gerekmiyor. Eğer birileri bunların savaşmasından ekmek yiyecekse pekala bu devletleri karşı karşıya getirecek ortamı hazırlarlae. Mesela Suudi Arabistan'a İran üzerinden bir füze gönderilebilir. Nasılsa İran'ın hava savunma sistemi felç. Pekala İran üzerinden kimliği belirsiz savaş uçakları Suudi kentlerine bomba yağdırabilir, füze atılabilir. İran üstlenmese de İran saldırdı haberi servis edilebilir. Hatta Türkiye kamuoyunu ve İslam dünyasını harekete geçirmek için Mekke yakınlarına belki de Kabe'ye bile bomba atılabilir. Bugünün teknolojisiyle bunu yapmak süper devletlere ve İsrail'e göre çok kolay. 

Bir diğer husus, İsrail ve ABD yakın zamanda İran'a iki defa saldırdı. ABD çoğu saldırılarını Suudi Arabistan, Katar ve BAE'de bulunan üslerini kullanarak yaptı. İran da bu üsleri füze ile vurdu. Her ne kadar ABD ile İran arasında imzalanmış bir ateşkes olsa da nihai barış sağlanamadığına göre ileride ateşkes bittikten sonra ABD'nin, Suudi Arabistan'da bulunan üstlerinden İran’a yeniden saldırmayacağının bir garantisi yok. ABD Suudi Arabistan üslerini kullanınca İran da karşılık verecek. İran'ın, Suudi Arabistan topraklarında bulunan ABD üslerine füzeyle karşılık verdiği zaman İran Suudi Arabistan'a saldırmış sayılmayacak mı? Şayet saldırmış sayılmazsa sorun yok. Eğer saldırmış sayılırsa Mekke Ortak Savunma Anlaşmasına göre Suudi Arabistan'a yapılmış saldırı bize de yapılmış sayılacağından, Türkiye'nin Suudi Arabistan yanında İran'a karşı savaşa girmek zorunda kalabilecek. Türkiye, İran'a havadan ve karadan savaşa girerse bu durum ABD ve İsrail için arayıp da bulamadığı bir fırsat olur. Bu durumda biz Suudi Arabistan'ı koruyacağız derken ABD adına savaşa girmiş, cepheyi genişletmiş oluruz. Hele bir kara harekatı ABD için biçilmiş kaftan olur. Çünkü ABD ve İsrail İran'a kara harekatı yapamadıkları için başarılı olamamıştır. Böyle bir olasılığı aklıma bile getirmek istemem ama bu durumda biz ABD adına vekalet savaşı vermiş oluruz. 

Bir diğer husus, Pakistan her gerilimde yanımızda ve Türkiye dostu bir ülke. Suudi Arabistan'a ne kadar güvenebiliriz? Siz ne düşünürsünüz bilmem ama ben Suudi yönetimine asla güvenmem. Suudi Arabistan'a, İsrail ve Türkiye'den birini tercih et dense Suudiler, bizim yanımızda yer almaktansa İsrail'i tercih eder. Çünkü Suudi Arabistan'ın Filistin, Gazze diye bir derdi hiç olmadı. Benim için Suudi Arabistan Suudi Amerika'dır. Suudi yönetimi ABD'nin çıkarına olmayan bir şey için kılını kıpırdatmaz. 

Hasılı, niyetim felaket tellallığı ya da senaryo yazmak değil. Olası endişelerimi dile getirdim. Endişelerim yersiz çıkarsa bu durum ülkemin çıkarınadır ki temennim bu yöndedir. Aksi durumda boşuna endişelenmişim derim. 

15 Ağustos 2026 Cumartesi

Cep Değil, El Telefonu

Bir kafede oturup çayımı yudumlarken bir şeyler yazıp çiziyorum. Bir telefon geldi. Arayan yeğendi. İlk çalmada telefonu açınca, "Dayı, elinde telefon bekliyor muydun" demez mi? Seni arayacak diye elimde bekletiyorum dedim. Gülüştük. 

Gülüşsek de günümüzün gerçeği. Cepte taşınması, ihtiyaç olduğu zaman kullanıp tekrar cebe konması gereken adına da cep telefonu dediğimiz telefonlar günümüzde oldu birer el telefonu. 

Cep telefonlarının çıktığı ilk zamanlarda basmatik telefonlar vardı. İnternet de olmayınca böyle küçük telefon alanların çoğu beline ya da kemerine taktığı kılıfın içinde taşırdı telefonunu. Telefon çalarsa bakardı. Zaten başka da bir işe yaramazdı. 

Zamanla dokunmatik telefonlar çıktı. İnternet hayatın bir parçası oldu. Sosyal medya ve sanal alem çoğumuzun girip çıktığı ve paylaşım yaptığı âlem olmaya başladı. Her işimizi oturduğumuz yerden bu cep telefonu marifetiyle yapar olduk. 

Akıllı telefonların ebatı da haliyle büyüdü. Cebe girmez oldu. Bunları alacak kılıflar da piyasaya sürülmedi. Sürülse de küçük kışlıklar gibi pek tutulmadı. Arka cebe koysan, oturup kalkarken ya beli ya da cep telefonunu kırma durumu var. Erkeklerin çoğu kadınlar gibi çanta taşımadığına göre bu cep telefonlarını taşımak işin geriye sadece eller kaldı. Elde taşınıyor artık. Cep telefonları oldu el telefonu. 

Bir zamanların masaüstü bilgisayarında oturarak, kurum ve kuruluşların önünde sıraya girilerek yapılan tüm işler, oturduğun yerden elde yapılıyor artık. 

Dahası var, elde taşırken bir de havası var. Telefonun pahalı ve son model ise havası da bir başka oluyor. Eskiden millet ayağa bakarken şimdi ayağı bıraktı, gördüğünün telefonu ilk gözüne çarpıyor. Hele bir de oturunca masaya telefonu bırakırsan hiç başka konu konuşmaya gerek yok. Kaça aldın, şu özelliği var mı? Kamerası nasıl? Ben de alacağım böyle bir şey muhabbeti epey bir yapılır oldu. 

Tüm gözler bu telefonda iken sen de utancından cep telefonunu cebine koymaya kalkıyorsun. Ama sığmıyor ki. 

Şanslı kişilerdensin. Çünkü ön cebin var. Oraya koyar koymaz telefon orada taşınmaz, kalp var, kalbine zarar verirsin diyorlar. Arka cebe koysan ya bel ya cep tercihin var. Her ihtimale karşı ön cebe koysan eğilince düşme garantili. Ardından muhabbeti bırakıp ekran için servise gidiyorsun. 

Bu cep böyle. Yine de olsun dersen ara ki cepli tişörtü bulasın. Her ne hikmetse onu da kaldırdılar. Var gör moda namına erkekler için bir şey üretemiyoruz. Bari cebi kaldıralım diye düşünmüş olmalı stilistler. 

Bir de işi, gücü ve tüm özelliği hızlı şarz bitiren pahalı telefonlar var ki bu tür telefonu taşıyanların telefon yanında bir de şarz aleti taşıdığını görmek mümkün. 

Neyse geleyim sadede. Yürürken zaman zaman arka cebime koymakla beraber çoğu zaman telefonu elde taşıyorum. Bir yerde otururken yanımda kimse yoksa bloğumu açarak başlıyorum yazı yazmaya. O esnada biri aradığı zaman telefon elimde olduğu için hemen açıyorum. Yani her işimize yarayan bu cep telefonlarının benim için bir artısı, yazılarımı cep telefonu marifetiyle yazmak. O yüzden telefonum daima elimde. Yeter ki yazı yazma istek ve iştahım olsun. 

Şaşar döner, arama lütfunda bulunur da tefonunuza ilk çalışta cevap verirsem, bilin ki telefon marifetiyle yazıp çiziyorumdur. Yani elde telefon trlefon açmanızı beklemiyorum. Ne işe yaradığı bilinmese de iş yapıyorum iş. 

Durum bundan ibarettir yeğenim. 

14 Ağustos 2026 Cuma

Detaylı Yıkama

Çeyrek asrı devirmiş, tarihi hurda değere sahip bir arabanız var. Tarihe önem vermeyen bir toplum olarak gelen vurmuş, giden vurmuş. Vurukların kimini yaptırmış kimini de buruk haliyle bırakmışsın. Yaptırmak için zorunlu trafik poliçenden hiç faydalanmadın. Hepsinde de öpöz sermayenden harcadın.

Öyle akşam sabah binmiyorsun da. Zorunlu hallerde aküyü öldürmeyecek kadar biniyorsun. İki tekerlekli ayak varken dört tekere ne gerek var değil mi? Kısaca tarihi hurda araban evin açık otoparkında soğuk-sıcak, yağmur-kar-kış, güneş demeden evin en sadık ve vefalı bir ferdi gibi ev bekliyor. Tıpkı toplumun çoğu boş insanı gibi.

Senin yapacağın, binmesen de bu tarihi arabayı binişe hazır tutmak, acil ve zorunlu hallerde kullanmak. Ya sen ya da evin tekne kazıntısı.

Evin tekne kazıntısı sürecek. Sen ise yakıtını alacaksın, yıllık bakımını yaptıracaksın. İki yılda bir ekzoz ve genel muayeneden geçireceksin. Yılda iki defa MTV ödeyeceksin. Ceza gelirse yüzde 25 indirimden yararlanmak için erkenden cezayı yatıracaksın. Arızası olursa sanayiye gideceksin. 

Bununla kalsa daha ne istersin. Araba bir şekilde kirleniyor. Belirli periyotlarla arabanın iç ve dış temizliğini yapacaksın ya da yaptıracaksın. Zaten bindiğimiz yok. Varsın kirli dursun diyemezsin. Madem ki araç hazır kıta evin önünde bekleyecek. İle karşı temiz bulundurmak zorundasın. Çok da tın desen de evin içişleri bakanı kazara arabayı görür ya da binerse, "Araba çok kirli. Temizlenmesi lazım. İl görse ne der. Binince üstün başın batıyor" derse, bir böyle, iki böyle, üç öğün ekmek gibi akşam sabah bunu tekrarlarsa elin mahkum temizlemeye. Her zaman yağmur da yağmıyor ki araban doğal yollardan temizlensin. Yağdı mı arka arkaya günlerce yağıyor. Kesildi mi damla damlamıyor.

Hele bir de düğün varsa, düğüne içişleri bakanı da gidecekse, bu arabayı temizleme telkini daha bir hız kazanır. Biteviye telkin mi yoksa gidip arabayı yıkatmak mı? Bu çile bu dert bu ütüleme çekilmez. En iyisi yıkatmak. Zira en kolayı diyorsun ve rastgele bir yıkamacının önünde duruyorsun. 

Yıkamacı boşmuş zaten. Seni havada kapıyor. İç dış yıkar mısın? "Yıkarız abi. İşimiz bu". İç yıkamaya motor da giriyor mu? "Bakayım, motor ve kaput çok kirli. Yıkarız abi". Motor kalsın. Su değince sıkıntı olur diyorsun. "Olur mu abi. Bugüne kadar çok motor yıkadım. Hiç sorun çıkmadı. Benim işim bu" diyor. "Senin farlar da kirli. Bunları da temizleyeyim. Pasta, cıla da çekerim. Bak şuralar ne biçim olmuş. Farları daha önce temizlettim. Pek faydasını görmedim. Pasta, cıla da kalsın diyorsun." Ben farları temizleyeyim de bir gör" dedi. Sonunda iç-dış, motor yıkama ve far temizliğinde karar kılıyorsun. "Şu kadar tutuyor ama sen bizim oralıymışsın. Sana bu kadar olur. Sen çayını içe dur. Ben hemen hallederim" deyip bin liraya anlaşıyorsun. Senin şurada çürük var. Şuradan kaportacı çağırayım bir baksın diyor. Dur demeye kalmadan kaportacı geliyor. "Kesilecekse ben yaparım. Macun çekilecekse falana git" dedi. Burası kalsın şimdilik dedim. 

Anlamadığım, genç iç dış temizlemeci mi, kaportacı mı, pasta cılacı mı? Mübareğin anlamadığı yok. Böyle her işten anlayan cesurlardan pek korkarım ama yapılacak bir şey yok. 

Ben çayımı yudumlarken o çekti arabayı içeri. Sonra kendisine bir yardımcı geldi. Pazarlarda sebze satıyormuş. Ona, "Şurayı, burayı şöyle yap" diyerek talimat veriyor. Kendisi kah arabasına binip dolaşıp geliyor kah motora binip bir yere gidip geliyor. İş yapmaya başlarken birini arıyor ya da birinden gelen telefona cevap veriyor. Hem telefonla konuşuyor hem iş yapıyor. O parmağında on marifet diyorsunuz siz buna. 

Onlar arabayla uğraşırken dışarıda iki, üç yazı yazıp paylaştım. Herhalde iki saatten fazla iç dış yıkamada kaldı arabam. 

Arka camın oraya toz toprak girmiş, aldın mı dedim. "Temizledim abi" dedi. Bagajı temizledin mi dedim. "Evet" dedi. Şu tüp tankının üzeri tozlu dedim. "Sileyim" dedi. 

İş bitti, ödemeyi yaptım. Araba çalışmaz. Bas, çek, benzine al. Ne mümkün. Bizim iç dış yıkamacı kaputu açarak tamirciliğe soyundu. Tek tek kabloları sökerek her birine hava sıkarak kurutmaya çalıştı. Araba yine çalışmadı. Tamirciyi aradı. Başkasını aradı. O gelinceye kadar bir iki yeri daha sökmeye çalıştı. Onu da beceremedi. Sökebildiği kısma hava sıktı. Saat tutmadım ama epey bir uğraşın ardından araba güç bela çalıştı. Araba çalışıyor ama titriyor aynı zamanda. 

Buna da şükür deyip titreye titreye eve geldim. Belli ki motora su gitti. Kuruyunca kadar böyle titreyecek diye düşündüm. 

Eve gelince arabayı park ettim. Arka camın önündeki tozların çoğunun alınmadığını gördüm. Kendi usulümce temizledim. Bagaja baktım. Bagaj da temizlenmemiş. Güya iç dış temizletmiştim. 

Ev sakinlerine gelince onlar arabanın iç ve dış temizliğinden çok memnun kaldılar. Gelsinler onu bir de bana sorsunlar. Çünkü bu iç dış temizliğinin dışı onları içi de beni yaktı. 

Araba düğüne hazır ve nazırdı. Hesapta Ankara yoktu. Son dakika golüyle Ankara'ya gitmek için yola çıktık. Daha Konya'ya çıkmadan birader arabanın çalışmasından ve titremesinden işkillendi. Sağa çekip kaputu açıp baktı. Kablolar takılı idi. Tekrar çalıştırdık. Aynı titreme. Ne yapalım, bu araba bizi yolda bırakabilir, istersen geri dönelim dedi. Çıktık yola. Yolda kalırsa bir çekici çağırırız. Geri dönmek olmaz dedim. Kaputu açıp son kez kablolara dokundu. Çalıştırınca titreme kalmadı. Meğer buji kablosunun bir tanesini tam oturtmamış bizim iç dış yıkamacı. 

Yolcu yolunda gerek deyip çıktık yola. Bizim bu tarihi araba Ankara'ya gidip geldi. Cumartesi pazar diğer düğünlerin ardından haydi kaplıcaya gidelim deyip Afyon'a sürdük arabayı. Hızımızı alamayıp arada bir Eskişehir kaçamağı bile yaptık. 

Bir ay sonrasında birilerinin beğenmeyip burun kıvırdığı bu tarihi araba, kadı kızında bile olabilecek küçük ve hafif kusurlarla genel muayeneden geçti. 

Gördüğünüz gibi araç iç, dış ve detaylı yıkama tecrübem var. Bu tecrübemi paylaştım sizlerle. Senin tecrüben bize kafi gelmez, bu tecrübeyi bizzat yaşamak istiyorum, böyle detaylı bir temizlikten ben de faydalanmak istiyorum diyorsanız bir telefon kadar yakınım size. Hatta sizi götürürüm. Siz iç, dış, motor dahil detaylı temizlik yaptırırken ben de dışarıda oturur, çayımı yudumlarken bir şeyler yazarım.