28 Ekim 2026 Çarşamba

Pamuk Şekerci İsmail

Ailecek Kent Plaza'ya alışverişe, daha doğrusu para harcamaya gittik. Araya araya bulduk aradığımız firmayı. Meğer merdiven altı bir yerdeymiş.

Birkaç metrekarelik yerde 5-6 çalışan vardı. Alacağımızı aldık. "Aldığınızı depodan getirmemiz lazım. Sizi bir 15 dakika bekleteceğiz" dedi bizimle ilgilenen kızımız. Çayınız var mı kızım. Beklerken siz bize çay da ikram edersiniz dedim. "Maalesef çayımız yok. Burada çay ikram edemiyoruz. Bizim de çay içmemiz ve oturmamız yasak" dedi. İyi o zaman 15 dakika sonra geliriz dedim. Merdiven altı firmadan ayrıldık.

Ödeyeceğim paraya benim içim cız etse de aile efradı yeterli görmemiş olmalı ki başka yere alışverişe gitmeye karar verdi. Kartı uzattım. Sipariş gelince karta çektirirsiniz. Diğer taraflardan alacağınızı da alın, ben dışarı çıkıyorum, arabanın yanında buluşalım dedim.

Açık otoparkın önünde çömeldim. Kayınpederin kızını ve oğlunu bekliyorum. Telefondan bir şeylere bakarken "Dayı! Burada mısın?" diyene yöneldim. Bir çocuktu bana seslenen. Şimdilik buradayım. Hayırdır dedim. "Benim şu tezgaha bakabilir misin, içeriye tuvalete gidip geleceğim” dedi. Çocuğun tezgahına baktım. Üstte balonlar, altında pamuk şekerleri, en altta da elma şekerleri vardı. Haydi git gel. Alan olursa satayım mı dedim. "Olur" dedi. Fiyatlarını söyle dedim. Pamuk şekeri 50, elma şekeri 100, balonlar da 200 lira dedi.

Çocuğu epey bir bekledim. Bu esnada müşteri de gelmedi. Keşke gelseydi de satış yapsaydım. Çocuğa katkım olsaydı. Bu arada satabilseydim, ilk satıcılığım olacaktı. Gerçi müşteri gelseydi, bir de balon isteseydi, balonların hepsini birden uçurtma riski de vardı ama deneyecektim. Çünkü macerada sınır tanımam. En kötü ihtimalle uçan balonların parasını çocuğa öderdim. 

Nice sonra çocuk geldi. "Sağ olasın dayı" dedi. Öğrenci misin dedim. "Yok abi" dedi. Bu yaşta öğrenci olman lazım senin. Kaç yaşındasın dedim. "17" dedi. Hangi okulu bitirdin dedim. "İlkokulu bitirdim. Başka da okumadım" dedi. Sen ortaokulda kayıtlısındır dedim. “Hiç okula gitmeden beni geçirmişler. Ortaokulu bitirdim" dedi. O zaman senin açık lisede kaydın vardır dedim. "Bilmiyorum abi. Okul bana diploma verdi” dedi. Okulun verdiği, ortaokulu bitirdiğine dair bir belgedir. Senin diploman yoktur. Vakit geçirmeden halk eğitim müdürlüğüne giderek açık lise oku dedim. "Benim işim var, dükkan çalıştırıyorum. Dükkanım Saraçoğlu'nda. İkinci bir dükkanı da Karaaslan'a açacağım" dedi. Ne üzerine dedim. "Beyaz eşya tamiri. Çamaşır makinesi vs." dedi. Bu yaşta dükkanın var. Babanın mı dedim. "Yok abi kendimin" dedi. O zaman yaşın geçmeden mesleki eğitim merkezinde de oku. Kalfa ve usta olarak mezun olursun. Üstelik liseyi de bitirirsin dedim. "Olur abi. Bir bakayım" dedi. 

Pamuk şekeri satışların nasıl dedim. "Şükür abi. Pazar günleri çıkıyorum. Bunlarla ilk defa çıktım. Benim çalıştığım askere gitti" dedi. Sen başkası adına satış yapıyorsun o zaman dedim. "Evet. Üç tane satınca biri bana kalıyor" dedi. İyi, maşallah. Sen pazar günlerini de bu şekilde değerlendiriyorsun. Sen ve senin gibileri ekmeğinizi taştan çıkarırsınız. Çalışınca kazandığınız paranın kıymetini de bilirsiniz dedim. "Öyle abi. Gençlik çok kötü. Gidişatı hiç beğenmiyorum. Ne olacak böyle" dedi. 

Gençlik okuyor. İş bulamıyor. Onlar gelip burada durup senin gibi pamuk şekeri falan satmazlar ve satamazlar dedim. Var gör sen okulda iken yaramaz bir öğrenci idin dedim. “Öyleydim abi” dedi. Sizin gibi yaramazlar okulu bitirdikten sonra kendine geliyor, kadir kıymet bilir ve hatır güder. Sizin gibiler okullarda problem olarak görülür. Çünkü bizim eğitim sistemimizde başarı kriteri merkezi sınavlarda başarı göstermeye bağlı. Ne kadar matematik, fen, Türkçe yaparsan başarılısın. Yapamadığın zaman işe yaramazsın. Halbuki sizin gibi el becerisi olanlar da var ve bu piyasada size çok ihtiyaç var dedim. 

Bu arada bizim alışverişçiler geldi. Delikanlı, sana kolay gelsin. Ben çıraklıkta çalışıyorum. Beklerim. Okumayı ihmal etme. Okula gelirsen bana bir pamuk şekeri verirsin. Sana yardımcı olurum diyerek ismimi söyledim. "Veririm abi. Yiyeceğin pamuk şekeri olsun. Benim adım da İsmail dedi. İyi dilek temennisiyle ayrıldık. 

İsmail'in pamuk şekeri sattığını gördüm. Bu yaşta beyaz eşya tamirciliği bana biraz manidar geldi. Hele dükkan açması. Acaba atıyor mu diye düşündüm. Ama atacak bir tipe benzemiyordu.

Hasılı, İsmail daha çocuk yaşta hayatın cenderesinden geçmiş, çocukluğunu yaşamadan daha bu yaşta olgunlaşmış, işe atılmış. Akranları daha fazla test çözmek ya da hoydur hoydur gezerken ve yarınım ne olacak diye kara kara düşünürken İsmail’in böyle bir derdi yok. Çünkü hepsini aşmış. Kısaca büyük adam gibi konuşan ve taşının üstünde olgun davranan bu İsmail’i pek sevdim.

Not: Merak edip ne aldın diye sormayın. Ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Aldığıma ödediğim iflahımı kesti desem yeridir. Üzerine keyfi gelsin diye yine benim hesaptan bana kazak alınmış. Daha giymedim ama bu kazağı giydikçe bu tuzlu alışveriş gözümün önüne gelecek. Gel de bu kazaktan keyif al.

Bir diğer husus Türk parasıyla bir çuval para bayıldığım merdiven altı firma çalışanlarına üzüldüm. Oturmak ve çay içmek yasakmış. Aha vicdansızlar dedim içimden. Nasıl prensipse artık. Müşteri yokken bu çalışanlar ha biraz soluklansa herhalde kıyamet kopmaz. Üç kuruş para veriyoruz. Çalışanları köle gibi kullanıyoruz. Prensibiniz batsın e mi! 

27 Ekim 2026 Salı

Bedava Kitapların Hikayesi

Yan tarafta gördüğünüz kitaplar girdiğim bir sınıfın öğretmen masasında olanlar. Hepsi farklı sınıflara ait ders kitapları ve hiçbirinin sahibi yok. Diğer sınıflarda da böyle bırakılmış kitap bulmak, sıranın gözünde bırakıp gitmek eksik değil.

Bu kitapları öğrenci bırakmış ertesi günü alır diye bir durum da yok. Çünkü dersliğe her gün farklı sınıf ve öğrenciler geliyor.

Sene başından beri öğretmenler depoya gidip kitapları her bir öğrenciye dağıtıyor. Öğrenci ise aldığı kitabı bırakıp gidiyor. 

Masadaki bu kitapları görünce, çocuklar! Bu kitaplar size parayla verilmesi lazım dedim. "Niye" dediler. Siz hiç parayla aldığınız bir şeyi bulunduğunuz yerden giderken bırakır gider misiniz dedim. "Bırakmayız. Çünkü paramızla aldık" dediler. İşte şu kitaplar size parayla verilmiş olsa ya da sizler gidip parayla alsanız böyle bırakıp gitmezsiniz dedim. "Doğru" dediler. 

Nedense bu bedava kitap dağıtma işi bir devlet politikası haline geldi. Devlet komisyon bulup kitap yazdırıyor, yazılan kitabı inceletiyor. Onaydan geçtikten sonra baskı ve basıma veriyor. Bu kitapları illere göndermek için nakliyeci tutuyor. Depoya boşaltılıyor. Depodan kamyonlara yüklenerek okullara teslim ediliyor. Okullar açılınca da her bir ders öğretmeni girdiği sınıflara bu kitapları dağıtıyor.

Kitabın her bir aşaması masraf ve külfet. Buna rağmen kıymet bilinmiyor. 

Devlet, politika haline getirdiği bu kitapları ücretsiz vermeye devam etsin. Bin bir emekle hazırlanan bu kitapların yanında çoğu okullarda yardımcı kaynak aldırmak bir ihtiyaç. Veli bir şekilde kitapçıların yolunu tutarak yardımcı kaynaklara para veriyor.

Yardımcı kaynak öyle bir ihtiyaç gösteriliyor ki velinin eli mahkum. Milli Eğitim yardımcı kaynak da basıp gönderiyor, dijital ortamda da bildiğim kadarıyla var. Nedense öğrenci ve öğretmen nezdinde yardımcı kaynak olmazsa olmaz. Çünkü Milli Eğitimin verdikleri yeterli değil algısı, oluyor bir olgu. Yarın, Milli Eğitim sınavlarda çıkacak soruları da yayımlasa biz yine soru bankası almaya devam ederiz.

Kısaca, eğitim ücretsiz dense de bizde eğitim masraflı ve maliyetli. Buna bir de etüt merkezlerini ve özel dersleri katarsak bizde eğitim başlı başına külfet. Ah bunca masrafa değse bari. Çünkü okuyanların çoğu işsizler ordusunun potansiyel adayları.

Devlet ne yapıp ne edip bedava ders kitabı verme uygulamasından vazgeçmeli. Veli çocuğunun kitabını kendi alsın. Kıymet bilinsin diye kitaplar maliyetine bile olsa ücretli olmalı. Devlet bedava kitap verecekse alım gücü olmayan öğrencilerin kitabını karşılamalı. 

Süpürge ve Tasarruf Finansman Şirketleri

Bir ara, süpürgesi ve su arıtma cihazı pazarlaması yapan bir firma ile başım dertteydi. İkide bir ararlardı. "Efendim, falan verdi isminizi. Arkadaşınızmış. Evinize gelip tanıtımını yapsak. Komşularınızı da çağırsanız" derlerdi. Müsait değilim desem "hangi gün müsait olursunuz" diye ısrarcı olurlardı.

Yine bir gün aradıklarında "İsminizi falan verdi. Arkadaşınızmış" der demez, o benim ismimi verenin ismini duymaktan nefret ediyorum. Lütfen telefonu kapatın diyerek tepki göstermiştim. Oymuş. Bir daha aramaz oldular.

Gel zaman git zaman süpürgem bozuldu. Kayınpederin kızı, "İyi bir süpürge alalım. Çarşıya çıkıp bakalım" dedi. O kadar gezip dolaştıktan sonra hiçbirini beğenmeyip şu ismini duymaktan nefret (!) ettiğim kişinin hanımının öve öve bitiremediği süpürge olsun diyeceksen, gidip o süpürgeyi alalım. Beni yorup uğraştırma dedim. "Hayır. Olur mu öyle şey" dedi.

Gidip şu süpürge, bu süpürge ve fiyatlarına baktık. Yorgun ve bitap düştüğüm günün ardından, haydi söyle. Hangisi olsun, gidip alalım dedim. "Bilemedim ki" deyince sanırım gönlün, şu bizi akşam sabah arayan pazarlamacıların süpürgesinde dedim. "Onu alsak iyi olur. Bir alırız, evladiyelik olur. Bir daha süpürge derdimiz olmaz" dedi. İyi bildin alalım. Ben en iyisi bir de sakal koyayım. Yalnız tek iş almaktan ibaret değil, bu süpürgenin yıllık bakımı için her sene bir süpürge parasını servise vereceğiz dedim. 

Ardından ilk işim, aramalarından bıktığım pazarlamanın yerine gittim. Şu süpürgeden alacağım dedim. "Tamam olur. Yalnız bu süpürgenin evde tanıtımını yapmadan satış yapmıyoruz dedi firma. Yahu olur mu öyle şey dedimse de firma geri adım atmadı. İyi o zaman akşam gel. Tanıtımını yap. Post makinesini de getir. Ödemeyi evde yapayım dedim.

Akşam geldi pazarlamacı. "Evde kaç kişi varsa herkes gelsin. Tanıtımı böyle yapıyoruz. Komşuları da çağırın" dedi. Ev neyse de komşular ne alaka. İşin tadını kaçırmayın dedim.

Kısa sürsün diye ne kadar çabalasam da pazarlamacı ibadet aşkı içerisinde tanıtımını yaptı. 

Ardından kartı uzattım. Çek şuradan dedim. Böylece kurtuldum. 

Daha doğrusu ben kurtuldum sanıyordum. Firma her yıl süpürgenin bakımı geldiğinde hiç sektirmeden aramaya devam ediyor. Telefona cevap vermesem kayınpederin kızını arıyor. Bir şekilde bakımını yapıyorlar.

Nedense süpürgenin yıllık bakım zamanı gelince, hep bizim mahallede oluyorlar ve kampanyaları var. Servis ücreti almıyorlar, sadece bakım ve filtre değişimi için para alıyoruz diyorlar. Evde yokuz diyorsun. Komşuya bırakın, oradan alırız diyorlar. Hastayız diyorsun, iyileşince geliriz diyorlar. Cenazem var diyorsun, bir hafta sonra yine arıyorlar. 

Hasılı, süpürgeyi alalı 13 yılı geçti. Servisle işim hâlâ bitmedi. Süpürgenin yıllık bakımı kadar arabanın yıllık bakımını yaptırmıyorum. Öyle görünüyor ki biz karı koca ölsek, mirasta süpürge hanginizin payına düştü diye çocukları arayıp servis işine devam edecekler. Böyle yaparlarsa da hiç şaşırmam.

Pazarlamanın süpürgesine alıştık bir şekilde. Şimdi de bir tasarruf finansman şirketiyle başım dertte. Bu şirketin elemanları da bir-iki haftada bir arıyorlar. Aradıkları numara da cep numarası. Kayıtlı olmayan bir numara. Belki bir tanıdıktır diye açıyorum. "Ramazan abi, nasılsın" diye başlıyor. Kimdir diye çıkarmaya çalışırken "Ev, araba almak gibi bir niyetin var mı" diye devam ediyor muhabbet. Bir, iki, beş böyle zamanlı zamansız arandım.

Bir gün tam kestirirken yine aradılar. Arayan da malum bilmem ne evi. Sağ olsunlar her defasında olduğu gibi tekrar hal hatır, araba, ev ihtiyacımın olup olmadığını sordular. İhtiyacım yok deyip görüşmeyi sonlandırdım.

Ardından ilk işim malum ...evimin sabit numarasını bulup aradım. Sizin adınıza çalışanlar ara ara arıyor. Aranmak istemiyorum dedim. 444'lü bir numara vererek "genel merkezi arayabilirsiniz" dedi.

Verdiği numarayı aradım. Numaramın elemanlarınız tarafından aranmasını istemiyorum dedim. "Hemen işlem yapıyorum" dedi. Ardından kaydınızı oluşturuyorum, işlemi başlatıyorum" deyip epey bir bekletti. Kızım, ne işlemi yapıyorsunuz. Bu kadar zor mu bu dedim. "Beyefendi işlemiş yapıyorum. Şimdi oldu. Bir daha aranmayacaksınız" demesiyle birlikte görüşmeyi sonlandırdık.

Süpürge için evim aranmaya devam edecek ama tasarruf finansman şirketi tarafından bir daha aranmayacağım. Buna da şükür.

Merak ettiğim bu evimler bu şekil telefonla arayarak mı çalışıyor, böyle mi müşteri buluyor? Gördüğüm kadarıyla oturmuş kurumsal bir yönleri yok. Aradıkları numaralar da şirketlerin numarası değil. Bu arada sayıları da baya varmış. 

Bir başka merak ettiğim, bu finans şirketleri numaramı nereden buldu? Süpürgede olduğu gibi bir başka tanıdığım numaramı ve ismimi vermiş olabilir mi? Eğer böyleyse o tanıdığımın alacağı olsun.