14 Ekim 2026 Çarşamba

Anlayan Varsa Beri Gelsin!

Diyanet Vakfı'nın fonda parası olduğu fon skandalıyla birlikte Vakf'ın % 48 zarar ettiği, DİB Başkanının talimatıyla fondan çıkıldığı; Sözcü, Halk TV ve birkaç sitede iddia olarak yer aldı. 

Bu iddialar üzerine Diyanet Vakfı aşağıdaki açıklamayı yaptı:

"Türkiye Diyanet Vakfı, Medeni Kanun hükümlerine göre kurulmuş bir vakıf olup, Genel Merkez ve 1003 şubesi ile faaliyet göstermektedir. Vakfımız tabi olduğu yasal mevzuat gereği kısa sürede kullanılamayacak olan nakdi varlıklarını etkin bir şekilde değerlendirmek zorundadır. Bu çerçevede Vakfımız mali kaynaklarını faizsiz finans ilkelerine uygun olarak değerlendirmektedir.

Son dönemde piyasalarda adı geçen portföy yönetim şirketlerinde ve tasfiye kararı alınan ilgili fonlarda Vakfımızın herhangi bir mali kaynağı bulunmamaktadır.

Ayrıca basında yer alan Vakfımızın mali kaynaklarının değer kaybına uğradığı, faizli ürünlerde kaynağını değerlendirdiği, borsa üzerinde yatırımlarının olduğu yönünde çıkan haberler gerçeği yansıtmamaktadır.

Söz konusu iddialarda bulunanlar hakkında hukuki haklarımız saklıdır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur".

Mustafa Hoş'la Yol Arkadaşı programına konuk olarak katılan ilahiyatçı Prof. Dr. Özcan Güngör ise "Vakfın söz konusu fona 2 milyar liranın üzerinde para yatırdığını ve fon tartışmalarının ardından yatırımın büyük bölümünün çekildiğini, Vakf'ın yatırım kararını 2015 yılında aldığını, bu kararda Vakıflar Genel Müdürlüğünün paranın enflasyon karşısında değer kaybetmemesi için Diyanet Vakfı'nı yönlendirdiğini, Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Turan'ın bu şekilde gerekçe söylediğini, fon krizi sonrası paranın büyük bölümünün çekildiğini ve katılım bankasına yatırıldığını" ifade etti.

Diyanet Vakfı'nın fonla ilgisi üzerine size üç hususu paylaştım. Bunların üzerine başka bir şey yazıp çizmeye gerek var mı bilemedim. Sözcü gazetesi, "Diyanet Vakfı parasını fona yatırmış, zarar edince Başkan'ın talimatıyla çekildi" şeklinde haber yapınca, Diyanet Vakfı açıklamada bulunuyor. Adeta yok böyle bir şey diyor. Özcan Güngör ise Vakfın Mütevelli Heyeti Başkanı Turan'a sorduğu sorulara aldığı cevabı aktardığı açıklamayı görünce ne yalan söyleyeyim, nutkum tutuldu. 

Eğer İlahiyatçı Özcan Bey kamuoyunu yanıltmıyorsa, Mütevelli Heyeti Başkanı yanlış bilgi vermediyse bu durumda Sözcü'nün verdiği haberin aslı astarı var. Bu durumda Diyanet Vakfı'nın "Son dönemde piyasalarda adı geçen portföy yönetim şirketlerinde ve tasfiye kararı alınan ilgili fonlarda Vakfımızın herhangi bir mali kaynağı bulunmamaktadır... çıkan haberler gerçeği yansıtmamaktır. Söz konusu iddialarda bulunanlar hakkında hukuki haklarımız saklıdır." açıklamasını nereye koyacağız? Gerçi açıklamada, tasfiye edilen fonlarda paramız yok derken zımnında Vakfın parasının diğer fonlarda olduğu anlaşılıyor. Fon skandalıyla birlikte sadece tasfiye edilen fonlar değil, diğerleri de değer kaybetti. Bu durumda Diyanet Vakfı'nın da en hafifiyle kardan zarar ettiği de anlaşılır. 

Diyanet Vakfı'nın parasını fonlarda değerlendirdiğinde değilim. Kısa zaman diliminde kullanılmayacak parasını enflasyondan korumak amacıyla fona yatırmasında bir sakınca görmem. Hatta yardım parasını değerlendirmiş derim. Bu işte kâr etmek kadar zarar etmek de söz konusu. Çünkü evdeki hesap bazen çarşıya uymayabilir. 

Beni üzen, Diyanet'in yaptığı açıklamayla çelişkiye düşmesi. Bir kurum hele ki Diyanet ve Diyanet Vakfı böyle çelişkili bir davranış içerisinde olamaz. Diyanet'ten beklenen şeffaf bir şekilde kamuoyunu aydınlatmak, olan ne ise olduğu gibi bilgilendirmek idi. Vakf'ın bu konuda yumuşak karnı yoksa  "Söz konusu iddialar hakkında hukuki haklarımız saklıdır" yerine, "Bize iftira atıldı. Töhmet altında bırakıldık. Hakkımızı yargıda arayacağız" demesi gerekirdi. Görünen o ki Özcan Güngör’ün yaptığı açıklamalar doğruysa iddia gerçek, Vakıf gerçeği kapalı tutup yuvarlak cümlelerle işi geçiştirmeye çalışmış ve iddialara gerçek dışı demiş. 

Bence Vakıf sadece fona para yatırmakla ve fondan zarar etmekle değil, eksik ve yanlış açıklamayla da karizmasını çizdirdi. Öyle ya insanımız Diyanet gibi bir kurumun açıklamasına güvenmeyip de neye ve kime güvenilecek? 

Bu konuda yazdığım üçüncü yazı oldu. İlkinde Sözcü gazetesinin haberini konu edindim. Vakıf açıklama yapınca, açıklamada kapalı yerler olsa da Diyanet'in fonda olmadığı üzerine ikinci yazı yazdım. Özcan Güngör'ün açıklamasını görünce bu üçüncüsünü yazma gereği duydum. 

Sonuç olarak üzgünüm. Bu konuyu ele aldığıma da pişman oldum. Çünkü neresinden tuttum ise elimde kaldı. Ben bu konuyu anlamadım. Anlayanınız varsa beri gelsin. Şu var ki biri yalan, yanlış bilgi veriyor. Ama kim? Ya Sözcü iftira atıyor ya Diyanet Vakfı bir şeyleri kapatmaya çalışıyor ya Özcan Güngör de iftira atıyor ya Vakıf Mütevelli Başkanı da bu işi yanlış biliyor. Geriye ben kaldım. Ben de bu konuya Fransız’ım.

Not: 1.yazımın başlığı "Diyanet Vakfı ve Fon" idi. Bu yazımın altına Diyanet Vakfı'nın açıklamasını koyup "Sözcü gazetesinin haberine temkinli yaklaşmam ve konuyu ele almadan önce fasık ayeti gereğince araştırma yapmam gerektiğini ifade eden Diyanet personeli okuyucum, merak ediyorum, Özcan Salih'in Vakıf mütevelli heyeti başkanının verdiği bilgilere dair yaptığı açıklamalara ne diyecek? 

11 Ekim 2026 Pazar

25 Kuruş Mevta Olmuş!

Yolda yürürken bir harf ve üç rakamdan oluşan bir zincir markete 0,5 milimlik bir su alıp almak için girdim. Suyun bedeli 6,75 kuruşmuş. Bir tane alıp kasaya uzattım. 10 lira verdim. Kasiyer fişin üstüne üç tane bozuk para koydu. Alıp çıktım. 

Yolda giderken bozuk paralara baktım. Üç lira idi para üstü. Para üstü ile birlikte 9,75 lira yapıyor. 25 kuruşu göremeyince bizim 25 kuruş tedavülden kalkmış, mevta olmuş da benim haberim olmamış dedim.

Gerçi değil 25 kuruş, 50 kuruş, 1 lira ve 5 lira da fiili olarak tedavülden kalktı desem yanlış olmaz. Her ne kadar 1 ve 5 liralar olsa da dönüp yüzüne bakan yok.

Geçen gün okulun çatı katındaki merdivenlerden iniyorum. Gözüme 50 kuruş ilişti. Üç dört saat bu kısımda derse girdim. O kadar öğrenci inip çıkmasına rağmen yerdeki 50 kuruşu kimse almamış. En azından alıp bir yardım kutusuna atayım diyen bile olmamış. Son dersimi işleyip inerken şu 50 kuruşu alıp yardım kutusuna atayım diye eğildim. Merdivenin değişik yerlerine serpiştirilmiş iki elli, bir demir beş ve diğerleri birer lira olan toplamda 11 lira topladım. Yani öğrenci, yerdeki toplamı 11 lira olan paraya tenezzül edip eğilmemiş bile.

Bu paraları biri düşürmüş olabilir mi? Sanmıyorum. Merdivenin değişik yerlerine ve pencere kenarına koymuş öğrenci. Anlaşılan "Bu paralarla okul çevresinden küçük bir su bile alamam. Bari cebimde ağırlık ve ses yapmasın, cebimi demesin” diye özellikle konmuş.

Paraları tek tek toplarken yazık şu paramızın geldiği noktaya dedim. Çünkü darphane bu bozuk paraları basmak için öyle zannediyorum, maliyetinden fazlaya basmıştır. Kimse de yüzüne bakmadığına göre devlet bozuk paralara masraf etmese daha iyi olur. En düşük paramız beş lira olsun. 

Bir diğer husus, 25 ve 50 kuruşlar ve 1 liralar fiili olarak tedavülden kalkmış ise ve bir harf üç rakamdan oluşan zincir market görevlisinin yaptığı gibi para üstünü vermeyeceklerse esnafın da ürünlere etiket yapıştırırken 4,50, 4,95 gibi fiyatlama yaparak müşteriyle dalga geçmeyi bırakması gerekir. Böyle fiyat vereceğine düz hesap "5 lira" yazsın.

Bizde fiili olarak tedavülden kalksa da mevcut bozuk paraların yüzüne bakmasak da Berlin'de bozuk paralar kuruşu kuruşuna yürürlükte. Bir yerden alışveriş yapmıştım. Alacağım 49 küsur avro idi. 50 avro uzattım. Kasiyer kuruşu kuruşuna centleri verdi. Kaç tane 1 cent idi cebime koyduğum.

Bir harf ve üç rakamdan oluşan zincir market görevlisinin para üstü olarak 25 kuruş eksik vermesinde değilim. Bozuk yoktur, vermemiştir. Zaten tam verse de 25 kuruşu bir başka yerde kullanamam. En azından "Beyefendi, 25 kuruşum yok" diyebilirdi. Eskiden derlerdi, kusura bakmayın denirdi. Şimdi eksik vermesine rağmen bozuk yok demeye gereksinim bile duyulmuyor. 

Bir harf ve üç rakamdan oluşan zincir market de tez elden suyun bedelini 7 liraya çıkarsa olur.

Not: Desenize, en büyük paramız 200 liranın yüzüne bakan yok. Sen neden bahsediyorsun diye. 

Fâsık Ayeti

Fâsık (yoldan çıkmış/günahkar kimse) ayeti diye bilinen Hucurat süresi 6.ayet var. Bu ayetin meali şöyle: Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın (fasık) biri size bir haber getirdiğinde onun doğruluğunu araştırın (tahkik edin). 

Bu ayete şapka çıkarmak lazım. Bu ayet meali, yalan yanlış, iftira, zan, töhmet, iddia, itibar suikastı ve dezenformasyon bilgilere karşı nasıl davranmamız gerektiğine dair bize yol göstermektedir. 

Buna göre duyduğumuz, okuduğumuz ve işittiğimiz her haber, bilgi, malumat fâsık haber hükmündedir. Yazıp çizmeden ve eyleme geçmeden önce bunun doğruluğunu araştırmak gerekir. Değilse akıbetinde nedamet duyma durumu söz konusu olabilir. Hakkında konuştuğumuzu da üzmüş oluruz. Bazen telafisi mümkün olmayan şeylere sebebiyet verebiliriz. 

Bu ayetin, zekât toplamak için görevlendirilen Velit b. Ukbe isimli sahabenin görev yerine gitmeden peygambere verdiği yanlış bilgi sonucu pişmanlık duymamaları için Müslümanları uyarmak için indiği belirtilir. 

Ayetin bizi uyardığı yönüyle ne derece her haberi araştırdığımız tartışılır diyeceğim ama çok tartışma götürmez bir gerçek var ki haberin doğruluğunu pek araştırmıyoruz. Habere bakarken kimin söylediğine ya da nerede yazdığına bakıyoruz. Haberi yapan sempati duyduğumuz ya da içinde bulunduğumuz gruptansa haberi doğru kabul ediyoruz. Karşı taraf paylaşmışsa araştırmadan iftira edip işin içinden sıyrılıyoruz. 

Yalnız şu var ki nice sureti haktan görünenleri biliyoruz ki yanlış bilgi verebiliyor. O yüzden haberin kaynağı kim ve nere olursa olsun araştırmak gerek, balıklama atlamamak gerek. 

Fakat kamuoyunda bazı iddialar almış yürümüşse bu iddiaları gündeme alıp yetkililerden aslını öğrenmek için cevap beklemek bir nevi haberin doğruluğunu araştırmak demektir. Burada kurum, kuruluş, kurul, organ ve kişilere iş düşüyor. Haklarında bir yanlış bilgi iddiası ortaya çıkar çıkmaz anında cevap vermeleri ve tekzip etmeleri gerekir. Değilse şayialar alır başını gider. 

Bir haberin doğruluğunu araştırma konusunda sade vatandaşın durumu nedir? Vatandaşın bir konunun doğruluğunu araştırma imkanı yoktur. Çünkü elinde ne kurumların ne de devletin imkanı vardır. Vatandaş iddianın doğruluğunu yetkili makamlardan bekler. Vatandaş sadece iddiayı konuşur ve dillendirir. Ötesi vatandaşı aşar. Yetkili makamlar gerekli açıklamayı yaptıktan sonra vatandaş aynı iddiaları dillendirirse işte burada art niyet aramak gerekir. Devletin organları jet hızıyla tekzip yayımlarsa haber yayılmaz ve üzerinde konuşulmaz. Kimse zarar görmeden mesele kapanır. 

Durum bu iken yani olup bitenlere dair vatandaşın elinde bir imkan yokken vatandaştan haberi araştırmasını beklemek doğru değildir. Her iddiayı kaynak göstererek dillendiren vatandaşa da bu ayeti silah olarak kullanmak da hiç doğru olmasa gerek. 

Bazıları bunu yapıyor. Bu tiplerin etkili ve yetkililere dair tek sözü olmaz. Sana ayet ve hadisle ayar vermeye çalışır. "Bir insanın her duyduğunu aktarması, ona günah olarak yeter" der. Fâsık ayeti ise ardından geliyor. Bu tiplerin gücü sade vatandaşa yetiyor. İşin ucunda yetkili biri varsa yani ucu yukarıya dokunuyorsa bu tipler dut yemiş bülbül dönüyor. Görünen o ki ayar vermede bunların gücü sadece sade vatandaşa yetiyor. Yukarıya yani üstüne gücü yetmeyenin, onlara sessiz kalanın sade vatandaşa söz söylemeye hakkı yoktur. Hakkı üstün tutma niyetleri varsa ilk önce onlara bir şey demeleri lazım ki sıra vatandaşa gelsin. 

Ayetle ve hadisle bir şekil ayar verenlere ben de Buhari ve Müslim'de geçen şu hadis mealiyle cevap vereyim. 

"Sizin aranızda öyle gruplar türeyecektir ki, siz onların namazlarının yanında kendi namazlarınızı, oruçlarının yanında kendi oruçlarınızı, amellerinin yanında kendi amellerinizi küçük göreceksiniz. Onlar Kur'an okuyacaklar, fakat okudukları Kur'an boğazlarından (gırtlaklarından) aşağıya geçmeyecek. Okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkacaklar".

Her ayet ve hadisle ayar verenler böyledir demiyorum. Zira kimsenin niyetini ve içini bilmem. Yalnız sureti haktan görünüp sosyal medya mücahitliği yapmayalım. Tereciye tere satmayalım. Kısaca Müslümanlık taslamayalım. Esas işimize bakalım. Ayar vermeyi bırakıp savunduğumuz ve referans gösterdiğimiz Müslümanlığı yaşayarak örnek olalım. Aksi halde okudukları ve slogan haline getirdikleri ayet boğazlarından aşağıya geçmemiş olur.