19 Nisan 2026 Pazar

Adalete Susamışlık

Dosyanın kapanmasına ramak kala, Gülizar Doku dosyasının yeniden açılmasıyla birlikte toplanan yeni deliller, dosyanın seyrini değiştirdi. Cinayete adı karışan kişiler ve delilleri karartanlar bir bir gözaltına alındı.

Burada, dosyayı yeniden raflardan indirip delil toplayan ilin Cumhuriyet Başsavcısı takdiri hak ediyor. Umarım ki tüm Cumhuriyet savcılarımız ucu kime dokunursa dokunsun tüm dosyalarda aynı irade, kararlılık ve titizliği gösterir.

Buna ihtiyacımız var. Çünkü adaletten başka çıkış yolumuz yok. Millet olarak adalete o kadar susadık ki Tunceli Başsavcısı'nın gönüllerde taht kurması da bu susamışlık ve özlemi bir göstergesidir.

Zaten adalete susamazsak, geçmişte adliyeler hep adalet dağıtmış olsaydı, Başsavcı'nın adalet yerini bulsun diye bu yaptığı, bu kadar gündeme gelmeyecek ve kahraman ilan edilmeyecekti. Umarım Ebru Başsavcı'nın adalet ortaya çıksın, suçlular cezasını çeksin iradesinin arkası gelir. Böylece toplum olarak adalete güvenimiz tam olur. Ki gönüllerde taht kuran Ebru Hanım bunun kapısını araladı. Diğer hakim ve savcılar da aynı şekil gönüllerde taht kurmak ve vicdanlarını rahatlatmak için aynı yolun yolcusu olurlar ve aralanan adalet kapısını iyice açarlar. Eğer böyle olursa şeriatın kestiği parmak acımaz sözü fiilen uygulanmış olur, suç işleyenler cezaya razı olur, toplum nezdinde her geçen gün azalan adalete güven, güven yönünde zirve yapar. Böylece topluma huzur gelir. Mahkemeye yolu düşenin gözü arkada kalmaz.

Zaten öyleydi. Mahkemelerimiz adalet dağıtıyordu demeyelim. Şayet öyle olsaydı, Gülizar Doku dosyası altı yıl boyunca karartılmazdı.

Aradan altı yıl geçse de geciken adalet, adalet olmasa da yeni ve güzel şeylerin başlangıcı olması hasebiyle bu ışık önemli.

Yalnız adalete güvenin yeniden tesisi Ebru Hanımlara yani kişilere bağlı kalmamalı. O cübbeyi hangi dönemde kim giyerse giysin, hepsi aynı işlevi yerine getirmeli.

Böyle olması için siyasi iradenin güçlü bir irade ortaya koyması, hakim ve savcılara açık çek vermesi gerekir.

Bir de adaleti yanıltmak ve birilerini korumak amacıyla delilleri karartanlara, makamını ve makamın imkanlarını kendi süfli emellerine alet edenlere, yetkisini kötüye kullananlara, adaletle dalga geçenlere, adaleti geciktirenlere ve delil karartmaya alet olanlara, suçu işleyenlere verilen ceza kadar ceza verilmeli.

Adaletin her daim tesisi için mağdurun mücadele ve azmi de önemli. Bu davanın bu aşamaya gelmesinde Gülizar Doku’nun ailesinin bıkıp usanmadan pes etmemesi de takdire şayan. Hayata küsüp içlerine kapansalardı, bu ülkede adalet olmaz deselerdi, bu dosya kayıp dosyası olarak onanacaktı.

Hasılı, millet olarak çok şey istemiyoruz. Her konuda adalet yerini bulsun istiyoruz. İnanın böyle adalete can kurban. Çünkü adalet tuzdur. Tuz kokarsa bu bizim felaketimiz olur. Bu tuz kokmamalı.

Başmüfettişlerin Çocuklarıyla İmtihanı

Okul saldırıları sıcaklığını korurken, 5 Ocak 2020 tarihinde, hakkında kayıp başvurusu yapılan, aylarca devam eden arama sonucunda kayıtlara kayıp olarak giren, 1995 doğumlu Munzur Üniversitesi çocuk gelişimi bölümü öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili gelişmeler gündeme oturdu.

Meğer Gülistan Doku kafasına sıkılarak öldürülmüş. Öldürülme gerekçesi olarak da "Çocuğunu aldırmak istememesi" iddia ediliyor.

Genç kızın öldürüldüğünün ortaya çıkmasında ailesinin mücadelesinin etkili olduğu anlaşılıyor. Aile, "Takdiri ilahi böyleymiş, deyip açıklanan kayıp başvurusunu kabul etseydi, Gülistan Doku dosyası yeniden açılmayacak ve kayıp olarak kalacaktı.

Kadına taciz, şiddet ve kadın cinayetleri bu ülkede vakayiadiyeden. Kaç kadının bunlara maruz kaldığını say say bitiremeyiz.

Her taciz her şiddet her cinayet önemli olsa da Gülistan Doku olayını daha önemli kılan, bu cinayetin içinde, dönemin Tunceli Valisi'nin oğlunun olması. Aslında mesele Vali'nin çocuğunun suç işlemesi de değil. Çünkü mesleği ve görevi ne olursa olsun herkesin çocuğu suç işleyebilir, suça karışabilir. Herkes çocuğuyla imtihan olabilir. Bu cinayeti vahim kılan -eğer iddialar doğruysa- Vali'nin delilleri karartması.

Meğer Vali, cinayeti ortaya çıkarmaktan ziyade, oğlunu kurtarmaya yönelmiş: Kızın geçtiği yerlerin mobesalarıyla oynanıyor. Kıza ait sim kartı ve sosyal medya paylaşımları uzman polis marifetiyle sildiriliyor. Kızın hastane kayıtları yok ediliyor. Görünen o ki ilin bürokratları da Vali'nin gözüne girmek amacıyla Vali'nin oğlunu temize çıkarmak için seferber olmuş. Öyle ya mevzubahis olan Vali ve Vali'nin oğlu ise uğruna binlerce Gülizar Doku feda olsun.

İşin garibi, "Kızınızla ilgili en son şu viyadükte sinyal geldi" denip 220 gün boyunca Gülizar barajda arandı. Dalgıçlar atlıyor, baraj boşaltılıyor. Arama ve kurtarmanın başında da dönemin Valisi var. Yani suyun başında Vali var.

6 yıl boyunca bu gerçekler maalesef gizleniyor ve 6 yıl aranın ardından gizlenen gerçekler bir bir ortaya çıkarılıyor ve yeni gerçekler basına veriliyor.

Görünen o ki örtbas edilen bu gerçeğin ortaya çıkarılmasında siyasi iradenin ortaya konması ve başsavcının çabası yadsınamaz. Bu demektir ki gerçeklerin ortaya çıkmasında siyasi iradenin ortaya konması önemli. Bu irade ortaya konmazsa hiçbir gerçek ortaya çıkmaz, tüm faili meçhuller çözülmez.

Vali'ye gelince, vali, "bir ilde devleti ve cumhurbaşkanını temsil eden, o ilin en üst düzey idari amiri" demektir. "İlin genel idaresinden, kamu düzeninin sağlanmasından, güvenliğinden ve kurumlar arası koordinasyondan sorumludur".

Evet, valinin görevi, valiye yüklenen misyon bu iken, Vali ilin güvenliğinden ziyade oğlunun güvenliği görevini yerine getirmiş. Kurumlar arası koordinasyondan sorumlu olması gerekirken tüm kurumları oğlunu temize çıkarmaya seferber etmiş. İlin ilgili kurumları da buna dünden teşne imiş meğer.

Ömrü kaymakamlık yaparak geçmiş ve Tunceli Vali'si olarak görev verilmiş ve halen mülkiye başmüfettişi olan Vali maalesef iyi bir sınav vermemiştir. Oğluna yenik düşmüştür. Devletin emanet ettiği makamı kendi oğlunun emellerine alet ederek görevini kötüye kullanmış. Bu görevi kötüye kullanma sonucunda da 6 yıl önce ortaya çıkması gereken adalet 6 yıl geciktirilmiş. Geciken adalet ne işe yarayacaksa artık.

Vali, keşke oğlunu koruyacağına şeriatın kestiği parmak acımaz deyip oğlunu adalete kendi teslim etseydi. Hatta ilk tokadı oğluna kendi atsaydı. Biz de böyle Valiler de var, iyi ki var derdik. Çünkü ilin güvenliğinden sorumlu olması gerekenden de bu beklenirdi.

Görünen o ki Kahramanmaraş saldırısını düzenleyen çocuğun emniyet başmüfettişi olan babası da bir süre Tunceli Valisi olarak görev yapan ve halen mülkiye başmüfettişi olan baba da evlat kurbanı. İkisi de ve daha niceleri bu şekil evlatlarıyla imtihan olur. Çoğu da bu imtihanı kaybeder.

Vali’nin bu durumu bize ibret olmalı. Bunu pekiştirmek için biraz yabancı film izlememizde fayda var. Çünkü yabancı filmlerde katil, suçlu ve olayın faili hep suyun başında olan çıkar. Film boyunca dümeni elinde tutan, bu suyun başındaki aktörden kimse şüphe etmez. Ama filmin sonunda gerçek ortaya çıkar. Bizim filmlerde ise suçlu, fail ve suçlu, filmi izleyenler tarafından işin başında bilinir. Ama filmin sonuna kadar gerçek ortaya çıkmaz. Durum bu kadar net iken, biz, Nasrettin Hocanın karanlıkta kaybettiği iğnesini aydınlık yerde aradığı gibi suçluyu suç mahallinin uzağında arıyoruz.

Silah Koleksiyonu

Kahramanmaraş'taki okul saldırısını yapan 8.sınıf öğrencinin, babasının emniyet başmüfettişi olduğunu, katliamı babasına ait beş tabanca ve yedi şarjörle gerçekleştirdiğini biliyoruz. Çünkü yazıldı, çizildi, konuşuldu ve yetkili mercilerce açıklandı.

Yine yapılan açıklamalardan ve çocukla ilgili verilen bilgilerden, çocuğun psikolojik sorunlar yaşayan biri olduğu, psikoloğa gittiği, sonradan gitmekten vazgeçtiği de anlaşılıyor.

Emniyet mensubu başmüfettişin normalde yedi tabancasının olduğu da yazıldı, çizildi.

Burada doğru ya da yanlış, yazılıp çizilenlere yer verme gibi bir niyetim yok. Yalnız garibime giden, emniyet başmüfettişi de olsa bir emniyet mensubunda beş ya da yedi tabancanın ne işi var? Kişi emniyet mensubu olunca böyle dilediği kadar silah sahibi olabiliyor mu? Yok mu bunun bir sınırı? Bir tabanca neyine yetmiyor emniyet mensubunun?

Anlaşılan bu başmüfettiş silah koleksiyonu yapıyor? Değilse, bir kişide bu kadar silahın ne işi var? Pul, saat vb. koleksiyon yapanları çok duydum da silah koleksiyonu yapanı bu vesileyle öğrenmiş olduk.

Silahın yüzü soğuk ve görenlere korku salma yönü var. Boş silahı şeytan doldurur deyimine rağmen görünen o ki bu başmüfettiş silahları çok seviyor. Üstelik boşunu değil, dolusunu.

Diyelim ki mesleği gereği farklı özellikteki silahları edinme merakı var. Öyle zannediyorum, çocuğunun problem olduğunu bu baba da biliyor. Ki bu yüzden psikoloğa götürmüş. Bu durumda kendisine ait ve kişiye özel bu silahların psikolojik sorunu olan çocuğunun elinde ne işi var? Çocuğunun ulaşamayacağı ve bulamayacağı korunaklı bir yere niçin koymadı? Diyelim ki bu tabancalar evin bir köşesinde kilitli bir yerdeydi. Kilitli yerden bu tabancalar alındığına göre demek ki çocuk için kilitli yer çocuk oyuncağı gibi bir şey. Zira hırsıza kilit dayanmaz.

Diyelim ki çocuk kilitli ve korunaklı yerden bu tabancaları bir şekil elde etti. Silahlarla şarjörler niçin aynı yerde? Pekala mermileri bir yerde, silahları başka bir yerde saklayabilirdi. Çocuk tabancayı elde etse mermiyi, mermiyi elde etse tabancaları bulamayabilirdi.

Hepsinden geçtim. 14 yaşındaki çocuğu kurumunun atış poligonuna götürerek atış talimi yaptırması yenilir yutulur cinsten bir şey değil. Zira hiç akla makul gelmiyor. Akıl tutulması gibi bir şey bu. Normal şartlarda babanın çocuğuna değil atış talimi, eline tabancayı bile vermemesi gerekirdi. Baba böyle yapmakla adeta "Oğlum, tetiği çektin mi kurşunu boşa harcama. Hedefi vur" talimi yaptırmış.

Haydi baba, gönlü olsun ve merakını gidersin diye çocuğunu emniyetin atış poligonuna götürdü. Merak ettiğim, emniyetin atış poligonları talim yapsınlar diye halka açık yerler mi? Emniyet mensubunun çocuğu da olsa emniyet mensubu dışında birilerinin gelip bu poligonları kullanmaması gerekir. Haydi baba getirdi. Atış poligonundan sorumlu emniyet mensubu buna nasıl izin verir?

Olan oldu, geçen geçti. Yalnız okulunda katliam yapan çocuk kadar silahına sahip çıkmayan, çocuğunu takip etmeyen, bunun için gerekli tedbiri almayan, üstüne üstlük silah talimi yaptıran bu baba da ne kadar iyi niyetli ya da aciz kalsa bile hiç masum değil bence. En azından sorumlu bir baba örneği değil. Geliyorum diyen bu katliamda babanın payı maalesef yadsınamaz.