Şubat soğuğu dense de güneşli, güzel bir hava vardı bugün Konya'da. Bu güzel havanın tadını yürüyerek çıkarayım diye öğle vakti evden çıktım.
Zafer'e vardığımda kan verme zamanım geldi mi diye takvime baktım. 04.02.2026 tarihini görünce üç ayın dolmasına bir gün kalmış. Kan verebilirim deyip Zafer'deki Kızılay Kan Merkezine geçtim. İns cin top oynuyordu. Belli ki öğle arası. Saate baktım. Bir suları idi. Bir de geçmişe baktım. Bugün 1992 4 Şubatta ilk öğretmenliğe başladığım gün idi aynı zamanda.
Hem vakit geçsin hem de başka bir yerde vereyim kanımı diyerek Hacı Veyiszade Camii önündeki standa yürüdüm. On dakika vardı mesaiye. Kültürpark'a geçerek güneş yüzüme gelecek şekilde bankta biraz oturdum.
Mesainin başlamasıyla birlikte kan standına girdim. Formu doldurup tansiyon ölçümü yapıldı. Kan numunem alındı. Doktorun onayını almak için beklerken görevli, "Hocam, beklerken bir soda içer misin" dedi. Zahmet olmazsa dedim. Hemen açıp verdi.
Ardından ismimin okunmasıyla birlikte doktorun yanına geçtim. Ben girmeden önüne gelen formu inceleyen doktor, "Kullandığın ilaçlar var mı?" sorusuna yazdığım ilaç isimlerini ve "her üç ayda kan bağışında bulunuyor musun?" sorusuna evet dememi uygun görmemiş olmalı ki benim adıma yeni bir form doldurarak "Şuraya ilaç ismi yazmayalım. Sadece tansiyon ilacı yazıp imzalayalım. Bir de her üç ayda kan verdiğin, sistemde görünüyor. Bu kısmı işaretlemene gerek yok" dedi. Diğer kimlik bilgilerimi de ben doldurdum. "Hocam, 65 yaşına kadar bu şekilde her üç ayda kan verirseniz, 70 yaşına kadar yılda bir kez olmak üzere kan vermeye devam edebilirsiniz. Onaylıyorum" dedi. Formu alarak boş bir koltuğa geçtim.
Diğer kan verme esnasında onay verecek doktorlar kullandığım ilaçları yazdırır, yanına da paraf attırırdı. Bu doktorun yoğurt yiyişi belli ki diğerlerinden farklı.
Çok beklemeden kanımı verdim. Kan verirken önceki sünnetimi tekrar işledim. Görevliden, zahmet olmazsa fotoğrafımı çekebilir misin" dedim. Sağ olsun çekiverdi. Çektiklerine "Bir bakın. Beğenmezseniz tekrar çekerim" dedi. Bakmama gerek yok. Teşekkür ediyorum dedim.
Kan verme işim bittikten sonra koltuktan kalkmadan önce kan vermek için herkese mihmendarlık yapan ve soğuk sıcak soda ikram eden yan taraftaki görevli, "Hocam, bir soda daha içer misin? Açayım mı" dedi. Bir zahmet. Yanında da Çokoprens yemem lazım. Zaten kanı da soda içmek ve Çokoprens yemek için veriyırum" dedim. Hafifçe gülümsedi. Elbette. İkramlar sınırsız. Afiyet olsun. Sodayı normal mi açayım, soğuk mu" dedi. Normal olsun dedim. "Ben aynı zamanda beslenmeni hazır edeyim. Giderken götürün" dedi. Hazırlayıp poşeti önüme koydu.
Kızılay'ın değişmez ikramlığı Çokoprens'i maden suyuyla birlikte yiyip içtim. Elime, beslenmemi alıp çalışanlara kolay gelsin diyerek kan standından çıktım.
Kültür Park'a geçerek bankta az soluklandım. Bu arada ağır mı ağır olan beslenme poşetinin içinde ne ikramlığı var diye poşeti açıp baktım. İki Çokoprens ve iki adet birer litrelik "Kızılay Soğuk Çay Şeftali" yazılı içecek vardı.
Yanlış hatırlamıyorsam 22. kan idi Kızılay'a yaptığım kan bağışı. Bugüne kadar adına beslenme dedikleri ikramlığı ilk olsa gerek. Zira öncekilerde kan bağışı sonrası ya bir hediye verirlerdi ya da kan verenleri rutin maden suyu ve Çokoprens ikramı ile uğurlarlardı. Belli ki her kan veren, "bugün bol miktarda sıvı tüketin" uyarısına pek dikkat etmiyor olmalı ki en iyisi bu kan bağışında sıvılar bizden olsun deyip soğuk çay koymuşlar beslenme çantasına.
Çayı soğuk değil, sıcak içsem de ikram ikramdır. Geri çevrilmez, bir içen bulunur.
Doktorundan hemşiresine ve ikramlık hizmetini sunana varıncaya kadar tüm görevlilerin ilgi ve alakası her zaman olduğu gibi mükemmel idi. Her biri işinin ehli. Her bağışçı 1 pint (473 mililitre) kan bağışı yaparken Kızılay kan almada görevli olanlar ilgi, alaka, güler yüz ve içten davranışlarıyla adeta canlarını veriyorlar. Üzerine de ikramlığı esirgemiyorlar. İşi bitip gidene de "Üç ay sonra tekrar bekleriz" demeyi ihmal etmiyorlar.
Elimde, beslenme çantamla birlikte Aziziye tarafına yürüdüm. Oradan Tarihi Buğday Pazarına geçtim. Yeni Larende Caddesi üzerinden yürüyerek ikindiyi yaptım. Millet Bahçesinde biraz güneşlenip eve geçtim.
Kısa günün kârı, güneşli güzel havada toplamda iki saat yürüyerek 11.869 adım atmışım. 7 km yol yapmışım. Bir kan bağışlayarak iki maden suyu içmişim. üç Çokoprens'i ve iki soğuk çayı kapmışım. Kim yapar bir günde bu kadar ikramı? Öyle değil mi?
Bu sayede üç kişiye de can olacağım. Ben sevinmeyeyim de kim sevinsin.
İkramlıklar ağzınızın suyunu akıtmışsa ve benim gibi sevinmek istiyorsanız ne yapacağınızı sanırım biliyorsunuz: Marş marş, bir Kızılay kan merkezine.
Bir sevincim daha var. 65 yaşından sonra kan bağışımı kabul etmiyorlar diye kaç kişiden işitmiştim. Şurada 65'e ne kaldı derken, sağ olsun doktor, "Düzenli bağış yapmak suretiyle 70 yaşına kadar verebilirsin" dedi. Nasip artık.