29 Mayıs 2026 Cuma

Yağmurlu Havada Piknik

Yağmursuz günümüz geçmiyor bugünlerde. Öyle yağmur yağıyor ki sicim gibi. Yağmaya başlayınca hava kararıyor, ortalık buz kesiyor. Esen rüzgar üşümenin derecesini daha da artırıyor.

Yağmur yağacağını ve yağmurla beraber ıslanacağımızı bile bile torunun isteği üzerine 23 Mayıs 2026 günü pikniğe gittik. Böylesi bir havada pikniğe gitmek akıl kârı değil ama işin içinde torun olunca çiğ tavuk bile yenir.

Piknik yerine oturur oturmaz mangal yakıldı. Hava da önce atıştırmaya sonra başladı. Yağan yağmurun mangal ateşini söndürmemesi için kuytu bir yer aradık. Nafile. En kuytu yer bir ağacın altıydı. İmdada, benim 1999 yılında aldığım şemsiye yetişti. Şemsiye mangalın üzerine tutuldu. Şemsiye sadece ateşe yağmur gelmesini önledi. Mangalın başındakiler ıslandı. Ben ihtiyar ise pişen ne zaman önüme düşecek diye kamelyanın altında miskin miskin oturdum. Gençler pişirdi ben ise dünürle beraber termosta getirilen çayı yudumladık, çekirdek çitledik.

Mangallığı pişirirken ve yerken yağmur devam etti. Hem yağmur gelmesin hem de rüzgarı kessin diye kamelyaya attığımız yer örtüsü bana mısın demedi. Kolumu, başımı ve nevaleyi okşadı durdu.

Serin mi serin, rüzgarı bol, yağışlı bu havada gençler pişirmiş de pişirmiş. Ne kadar yediğimi hatırlamıyorum. Rüzgarın etkisiyle birlikte Abbas'ın kör gazı gibi yedim durdum. Bu kadar yemeye sadece çenem ısındı. Zira tek çalışan yerim orasıydı.

Karnımızı doyurduktan sonra hava bu kadar çile size yeter dedi. Üzerimizdeki kara bulutlar yerini güneşe bıraktı. Bizim bölgede hava açılırken şehrin üstünü simsiyah bulutlar kapladı. Güneşi gören ben kamelyadan kendimi güneşe attım. Isıtıverdi birden beni.

Karnı doyup güneşi gören gençler top oynamaya gittiler. Daha doğru dürüst oynayamadan filelerin arasından çıkan top filelerin üstünde kaldı. Üç beş kişi uğraş didin topu güç bela indirdiler.

Altı dolu midenin üzerine semaver çayı iyi giderdi. Stoklarda bolca vardı ama soğuk, stoktaki çayları soğutmuştu. Semavere ne kadar kömür atsak da çay bir türlü içimizi ısıtmadı.

Hasılı, yağmurlu, kapalı, rüzgarlı ve serin havada piknik namına yok yoktu. Meyve, sebze, içecek, çerez, bolca et, çilek, erik, karpuz her şeyimiz vardı. Közde kahvemiz bile vardı. Fincanına kadar vardı her şey. Bu havada güneş yakacakmış gibi başımızda şapkamız bile eksik değildi.
Bir eksik olan havamızdı.

Böylesi pikniğim iki oldu. 2014 yılının 17 Mayısında da yine böyle yağışlı bir havada piknik yapmıştım. Üçüncüsü olur mu? Aklıma bile getirmek istemem.

Yalnız şu var ki tek eksikliğimiz hava olsa da işin içinde eş, dost, hele bir de torun olunca yağmur da vız geliyor, rüzgar da, soğuk da.

28 Mayıs 2026 Perşembe

Mutlular Mutlu

Mutlu bir sınıf arkadaşımızın ağabeyi vefat etti. Pazar günü beş arkadaş tüm arkadaşları temsilen Mut'a taziyeye gittik.

Gelip geçerken transit gelip geçtiğim Mut'u caddenin kenarında sıralanmış evlerden ibaret sanırdım. Caddenin iç taraflarına geçince Mut'un geniş bir alana yayıldığını, esas yerleşim yerlerinin caddenin arkasında olduğunu gördüm. Çoğu ilçeler nüfus kaybederken Mut nüfusunu artırmış, 60 bini geçmiş.

Arkadaşın evine geçtik. Gördüm ki hummalı bir çalışma var. Arkadaş az önce bahçeden gelmiş. Bir taraftan eşiyle birlikte kayısı, erik tasnifi yapıyor bir taraftan gurbete gidecek kızı ve damadını uğurluyor bir taraftan da bizi karşılıyor.

Daha selam sabah faslı biter bitmez koli ve kasalara koydukları kayısı ve erikten bizim arabanın bagajına sayımızca koydular.

Eve çıkıp kahvelerimizi içtik. Lavabo ihtiyacının ardından öğle namazına geçtik. Namaz sonrası hep birlikte taziye yerine geçtik.

Getirdiğimiz çam sakızı çoban armağanı hediyemizi takdim ettik. Aile fertlerine başsağlığı diledik. Beş on dakika oturup kalkma düşüncesi içerisinde iken kendimizi sofrada bulduk. Yemek ve çayın ardından kalktık.

Gelmişken zeytin yağına bakalım dedik. Arkadaşımız bizi zeytin yağı, zeytin, zeytin yağlı sabun satışı yapılan bir yere götürdü. Oradan alışverişlerimizi yaptık.

Dükkanda kayısı kasası da gördük. Her bir ürünün altında etiketi varken kayısıda etiket yoktu. Bu nedir dediğimizde satılık değil, gelip geçen yesin diye konur. Buyurun yiyin dediler. Tadımlık aldık birer tane.

Bazı dükkanların önüne kasa içinde bu şekil kayısı konmuş gördüm. Hepsi de satılıktan ziyade gelip geçen yesin diye konuyormuş.

Kayısının daha yeni çıktığı zamanlar. Ne kadar çeşidi olsa da nazarımda hepsinin adı kayısı. Bir tarafı kıpkırmızı, iyi yarı. Alyanak olmalı.

Ayrılmadan önce arkadaşla lafladık. "12 ay boyunca ürün alırız. Her ürünün alındığı bölgeler var. Konya'nın çoğu sebze ve meyvesi bizim buradan gider. Yediğiniz lahana, marul buradan gider. Zeytin, zeytin yağı, kayısı, erik, incir vs. sürekli ürün alındığı için halkın ekonomik durumu da iyi. Zorluklar da yok değil. Şu kayısıların toplanma zamanı geldiğinde bir gün öteleme durumun yok. Mutlaka gününde toplanmalı" dedi.

Yolcu yolunda gerek deyip vedalaştık. Yola çıktık. Biz Mut'tan mutlu ayrıldık. Mutluları söylemeye gerek yok. Onlar zaten Mutlu. Gördüğüm kadarıyla hepsi de çalışkan. Kadını, erkeği, çoluğu çocuğu çalışıyor. Zira her mevsimde ürün olduğuna göre çalışmada var. İlgi, alakaları, sıcakkanlılıkları, güler yüzleri zaten malum. Çalışma olunca dedikodu da pek olmaz.

İzzet ve ikramları da bol. Biz bir adım attık. Onlar, adımınıza adım, bizi sayıp sayanı biz de sayarız, onları boş göndermeyiz deyip mevsiminde ne varsa hediyeyle uğurladılar bizi. Üstelik tadımlık değil, doyumluk. Allah verdikçe onlar da veriyor. Verdikçe her şeyleri bereketleniyor.

Taziyesine gittiğimiz arkadaşın sahavet ehli olduğunu zaten biliyorduk. Bizim arkadaş, yıllık pikniğimize gelirken mevsiminde ne varsa arabasının arkasına atar gelir. Her birimize ikram eder. En son piknikte yanlış hatırlamıyorsam kavun getirmişti. Sadece arkadaşımız değil, muhatap olduğumuz her Mutlu da bu eli açıklığı gördük.

Bize hep İstanbul'un taşı toprağı altın derlerdi. Yanı başımızdaki Mut'un her bir yeri altınmış da haberimiz yokmuş.

Hülasa, Mut, transit gelip geçtiğim mecburiyet caddesinden ibaret değilmiş. Her bir yeri dağ, taş ve engebeli olan Mut'un taşından ve toprağından, havasından ve suyundan bereket fışkırdığını gördüm. Çok çeşitli ürünün alınması, her mevsimde ürün çıkması, ürünün para etmesi insanların çalışıp didinmesine yol açmış. Ekip diktikçe ekonomik refah artmış. İnsanların alım gücü artmış. Ekip diktiklerinin ve sarf ettikleri emeğin karşılığını alınca haliyle mutluluklarına diyecek yok. Kısaca Mutlular Mutlu. Zaten "Biz Mutluyuz" derlerdi de Mut'tan mütevellit mutlu olduklarını söylüyorlar sanırdım. Meğer Mutlular sahiden mutlularmış. Ne diyelim darısı bize ve herkese.

Burada şuna da yer vermek isterim. Konya'da karşılaştığım bazı kişilerden, "Allah'ın Mutlusu. Mut'un aptalı" dediklerini duyardım. Bir küçümseme ifadesi, bir beğenmeme hali bu. Gidip gördüm, bizzat yaşadım. Mut'un aptalına rastlamadım. Varsa da ben görmedim. Görüp yaşadıklarım ne kadar Mut'u anlatır bilmem ama "Mut'un aptalı" ifadesinin külliyen yalan ve düpedüz bir iftira olduğunu söyleyebilirim. Bir adım atana yüreklerine ortaya koyuyor bizim Mutlu Mutlular.

26 Mayıs 2026 Salı

İşiniz Batıl Olmasın

Meğer siyasette pardon hukukta mutlak butlan diye bir kavramın olduğunu yaşayarak öğrenmiş olduk. Ömrümüz olur yaşarsak daha ne kavramlar öğreniriz, kim bilir.

İyi tarafı, okumayı sevmeyen bir toplum olarak böylece kelime hazinemizi geliştirmiş oluyoruz. Zira bir kelime bir kelimedir.

Mutlak kavramını duyardık. Butlanı ilk defa duymuş olsam da düşün taşın derken dilimizde yaygın bir şekilde kullanılan Arapçadan geçme batıl kelimesinin türevlerinden biri olduğunu anladım. Meğer kelime bana yabancı değilmiş. Bu arada Arapçanın ne derece zengin bir dil olduğu da bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

Fakültede nikah bahsini görürken hocamız birden fazla nikah çeşidinden bahsetmişti. Aklımda kaldığı kadarıyla;

Farz olan nikah (Zinaya yeltenmesi kesin olan kimselerin evliliği),

Sünnet olan evlilik (Normal şartlarda her erkek ve kadının evliliği),

Haram nikah (Evlendiği zaman hanımına kesin eziyet ve zulüm yapacak kimsenin evliliği),

Vacip olan nikah (Evlenmediği takdirde harama (zina) düşme tehlikesi bulunan, ancak eşinin mihr ve nafakasını karşılayabilecek maddi güce sahip kişilerin evlenmesi),

Tahrimen mekruh nikah (Başkasının evlenme teklif ettiği, olumlu ya da olumsuz cevap vermeden yapılan evlilik, gayrimüslimlerle yapılan evlilik gibi),

Muvakkat nikah (Evliliğin en baştan belirli bir süreyle (gün, ay veya yıl) sınırlandırıldığı, sürenin bitimiyle kendiliğinden sona eren geçersiz bir evlilik türüdür. Muta nikahı da böyledir),

Fasit nikah (İslam hukukunda evliliğin kurucu unsurları tam olmasına rağmen, detaydaki bazı usul, şart veya nitelik eksiklikleri (örneğin şahitsiz kıyılması) nedeniyle hukuken kusurlu kabul edilen birlikteliklerdir.), 

Batıl nikah (Eşlerden birinin evlilik akdi sırasında zaten başkasıyla evli olması, eşler arasında evlenmeyi yasaklayan kan, süt veya kayın hısımlığı bağının bulunması (kız kardeş, hala, teyze vb. ile evlilik), taraflardan birinin evlilik anında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olması veya evlenmeye engel teşkil edecek derecede akıl hastası olması, dini nikâhta şahitlerin bulunmaması, tarafların rızasının olmaması (ikrah/zorlama) veya evlilik iradesinin süreklilik taşımaması gibi kurucu şartların ihlal edilmesi.). 

Diğerleri neyse de fasit nikah ile batıl nikah arasındaki farkı o zaman pek anlamamıştım. Mutlak butlan kararı aradaki farkı bana öğretti. Fasit nikahı Hanefiler, eksiklikler giderildiği takdirde evliliğin devamında bir sakınca görmezken batıl nikahta ise evliliğin yok sayılması, tarafların mutlaka ayrılması anlamına geliyor.

Sanırım batıl nikah, mahkemenin verdiği mutlak butlan ile aynı anlama geliyor. Mutlak butlan mevcudu iptal edip önceki olup bitenleri yok hükmünde sayarken batıl nikah da önceki evliliği yok saymaktadır. Tek farkı birine batıl denirken diğerine butlan denmesi. 

Gördüğünüz gibi bir mutlak butlan kavramı beni nereye götürdü. Siz siz olun, sünnete uygun nikah akdinde karar kılın. Yok hükmünde olan batıl nikahla işiniz olmasın. Yoksa hukuktaki mutlak butlan kararında olduğu gibi batıl nikahta sizi ben bile kurtaramam. Zira ayıkla pirincin taşını durumu ortaya çıkar.