19 Nisan 2026 Pazar

Silah Koleksiyonu

Kahramanmaraş'taki okul saldırısını yapan 8.sınıf öğrencinin, babasının emniyet başmüfettişi olduğunu, katliamı babasına ait beş tabanca ve yedi şarjörle gerçekleştirdiğini biliyoruz. Çünkü yazıldı, çizildi, konuşuldu ve yetkili mercilerce açıklandı.

Yine yapılan açıklamalardan ve çocukla ilgili verilen bilgilerden, çocuğun psikolojik sorunlar yaşayan biri olduğu, psikoloğa gittiği, sonradan gitmekten vazgeçtiği de anlaşılıyor.

Emniyet mensubu başmüfettişin normalde yedi tabancasının olduğu da yazıldı, çizildi.

Burada doğru ya da yanlış, yazılıp çizilenlere yer verme gibi bir niyetim yok. Yalnız garibime giden, emniyet başmüfettişi de olsa bir emniyet mensubunda beş ya da yedi tabancanın ne işi var? Kişi emniyet mensubu olunca böyle dilediği kadar silah sahibi olabiliyor mu? Yok mu bunun bir sınırı? Bir tabanca neyine yetmiyor emniyet mensubunun?

Anlaşılan bu başmüfettiş silah koleksiyonu yapıyor? Değilse, bir kişide bu kadar silahın ne işi var? Pul, saat vb. koleksiyon yapanları çok duydum da silah koleksiyonu yapanı bu vesileyle öğrenmiş olduk.

Silahın yüzü soğuk ve görenlere korku salma yönü var. Boş silahı şeytan doldurur deyimine rağmen görünen o ki bu başmüfettiş silahları çok seviyor. Üstelik boşunu değil, dolusunu.

Diyelim ki mesleği gereği farklı özellikteki silahları edinme merakı var. Öyle zannediyorum, çocuğunun problem olduğunu bu baba da biliyor. Ki bu yüzden psikoloğa götürmüş. Bu durumda kendisine ait ve kişiye özel bu silahların psikolojik sorunu olan çocuğunun elinde ne işi var? Çocuğunun ulaşamayacağı ve bulamayacağı korunaklı bir yere niçin koymadı? Diyelim ki bu tabancalar evin bir köşesinde kilitli bir yerdeydi. Kilitli yerden bu tabancalar alındığına göre demek ki çocuk için kilitli yer çocuk oyuncağı gibi bir şey. Zira hırsıza kilit dayanmaz.

Diyelim ki çocuk kilitli ve korunaklı yerden bu tabancaları bir şekil elde etti. Silahlarla şarjörler niçin aynı yerde? Pekala mermileri bir yerde, silahları başka bir yerde saklayabilirdi. Çocuk tabancayı elde etse mermiyi, mermiyi elde etse tabancaları bulamayabilirdi.

Hepsinden geçtim. 14 yaşındaki çocuğu kurumunun atış poligonuna götürerek atış talimi yaptırması yenilir yutulur cinsten bir şey değil. Zira hiç akla makul gelmiyor. Akıl tutulması gibi bir şey bu. Normal şartlarda babanın çocuğuna değil atış talimi, eline tabancayı bile vermemesi gerekirdi. Baba böyle yapmakla adeta "Oğlum, tetiği çektin mi kurşunu boşa harcama. Hedefi vur" talimi yaptırmış.

Haydi baba, gönlü olsun ve merakını gidersin diye çocuğunu emniyetin atış poligonuna götürdü. Merak ettiğim, emniyetin atış poligonları talim yapsınlar diye halka açık yerler mi? Emniyet mensubunun çocuğu da olsa emniyet mensubu dışında birilerinin gelip bu poligonları kullanmaması gerekir. Haydi baba getirdi. Atış poligonundan sorumlu emniyet mensubu buna nasıl izin verir?

Olan oldu, geçen geçti. Yalnız okulunda katliam yapan çocuk kadar silahına sahip çıkmayan, çocuğunu takip etmeyen, bunun için gerekli tedbiri almayan, üstüne üstlük silah talimi yaptıran bu baba da ne kadar iyi niyetli ya da aciz kalsa bile hiç masum değil bence. En azından sorumlu bir baba örneği değil. Geliyorum diyen bu katliamda babanın payı maalesef yadsınamaz.

18 Nisan 2026 Cumartesi

Reklam Yapmayalım

Şanlıurfa'nın ardından Kahramanmaraş'ta vuku bulan, öğrenciler ve bir öğretmenin ölümü ve yaralı öğrencilerle sonuçlanan okul saldırısı, toplumda büyük bir infiale sebebiyet verdi.

Haliyle toplum olarak üzüntülüyüz. Esas üzüntüyü çeken ise ölen çocukların ailesi, saldırıda yaralanan çocuk ve aileleri. Zira ateş bu evlere düştü. Bu öğrenciler ve aileler yaşadıkları müddetçe bu acıyı derinden hissedecekler.

Olayın olduğu okul öğrencileri, olayın tanıkları, kıl payı ölümden kurtulan o küçücük sabiler yaşadıkları bu süreci kolay kolay üzerlerinden atamayacaklar.

Bu iki okulda görev yapan hizmetli, öğretmen ve idareciler de yaşadıkları bu süreci kolay kolay unutamayacaklar.

Olan oldu, ölen öldü. Bu aşamadan sonra bu süreçten, şu ya da bu şekilde etkilenen; öğrenci, öğretmen ve velilerin rehabilite edilmeleri üzerine kafa yormak gerek.

Unutmaları ve etkilenmemeleri mümkün olmasa da ne yapıp ne edip, olaydan birinci derece etkilenen çocuk, aile, öğretmen ve yöneticilere bu süreci unutturmaya çalışmak lazım. Çünkü öyle de olsa böyle de olsa bu hayat devam edecek onlar için.

Okullarda bir daha böyle menfur olayların olmaması için öğrenci, veli, öğretmen, idareci, anne baba, devlet ve toplum olarak neler yapabiliriz? Bir daha anaların ağlamaması için ne üzerimize düşen görevler nelerdir? Esas bunun üzerine yoğunlaşmak lazım.

Yapmamamız gereken tek şey, Kahramanmaraş'taki katliamı gerçekleştiren çocuk. Bu caniyi gündemden düşürmek gerek. "Çocuk şunu yapmış, bunu yapmış, şöyle öldürülmüş, babası onu atış poligonuna götürmüş, çocuğun profilinde falan okul saldırısını düzenleyen falanın resmi varmış, şunları yazıp paylaşmış, çocuk şöyle bir çocukmuş..." türünden yazı, çizi ve konuşmaların bir faydası yok. Hazırında zararı olur. En azından reklamın kötüsü olmaz türünden gıyabında reklamını yapmış oluruz.

Ne demek istiyorum? Belli ki çocuk içine kapanık, çevresiyle uyumlu olmayan, çevresi ve arkadaşları tarafından dışlanma sendromu yaşayan, kendisine ve çevresine zarar verme potansiyelini taşıyan; ailesiyle problemli, okuluyla ve okul arkadaşlarıyla sorunlu ve hep sorun olan biri.

Normal hareketleri sergilemediği için dışlanma psikolojisi yaşayan çocuk ve kişilerin haletiruhiyesi farklı olur. Bu tipler "Ben deli miyim" diye tedavi de kabul etmez. Ne yapıp ne edip eli kelepçeli hastanede tutulmalı bu tiplerin. Okula gönderilmekten ziyade hastanede tedavi altına alınması gereken bir tipin topluma kazandırılsın diye okulda tutulmasının acı faturasını hep birlikte gördük.

Elbette bu çocuk ve çevresine zarar verme potansiyeli olanlar uzmanları tarafından masaya yatırılmalı. Acı sonla karşılaşmamak için çözüm önerilerini bulmalılar. Bu da kapalı kapılar ardında olmalı. Bu çocuk üzerinden TV, Youtube, sosyal medya ve sanal alemde konuşmak, yazışmak ve paylaşım yapmak reklamdan başka bir şey değildir. Çünkü psikolojik sorun yaşayan sadece bu çocuk değil. Bu çocuk gibi aynı hayat ve sendromu yaşayan nice çocuk ve gençler vardır bu ülkede. Bu çocuk hakkında bu kadar konuşup adından söz etmek, bu tip hasta ruhlu çocuk ve gençleri harekete geçirebilir. Çünkü bu tipler, "Varlığımızı hissetmeyen ve bizi dışlayan çevremize zarar vererek adımızdan söz ettirebiliriz. Bu çocuk da bunun örneği" payı çıkarabilir bu reklamlardan. Kısaca, hazırında eşeğin aklına karpuz getirmeyelim derim.

17 Nisan 2026 Cuma

Slovenya'da Bir Meslek Lisesi

Eski okulumda 1,5 yıl birlikte çalıştığım bir müdür yardımcısı, milli eğitimden bir ekiple Slovenya'ya gidip gelmişti.

Proje kapsamında bir meslek lisesini ziyaret etmişler. Derslere girmişler, okul ve öğrencileri gözlemlemişler. 

Dönüşte gördüklerini bizimle paylaşmıştı. Aradan epey bir zaman geçti. Aklımda kaldığı kadarıyla gözlemleri şöyle idi:

"Bir meslek lisesi idi gittiğimiz okul. 

Servisle gelen öğrenci görmedim. Herkes yürüyerek okula geliyor. 

Teneffüsler beşer dakika. 

Bahçe dışına çıkan öğrenci görmedim. 

Sigara içen öğrenciye rastlamadım. 

Sınıf kapıları otomatik. Beş dakikalık teneffüs biter bitmez kapı otomatik kapanıyor. Kapı kapandıktan sonra geciken öğrenci olsa bile açılmıyor. 

Kapılarda yüz okuma sistemi var. Öğrenci sınıfa girerken aynı zamanda dersin yoklaması da yüz okuma yoluyla alınıyor. 

Beş dakika dolar dolmaz geciken öğrenci olursa öğrencinin velisine aynı anda, "Çocuğunuz üçüncü ders saatine girmemiştir" mesajı gidiyormuş. 

Yoklama, yüz okumayla alınınca ve kapı otomatik kapanınca teneffüsler beş dakika olmasına rağmen derse geciken öğrenci görmedim. 

En son öğretmen kartla sınıfa giriyor.

Öğretmenin masasında öğretmenin konu yazacağı sınıf defteri yok. Öğretmen yoklama da almıyor. Hemen derse başlıyor". 

Sınav sistemlerinden de bahsetmişti. Bizden çok farklı sistemlerinin olduğu aklımda kaldı. 

Hatırlatmak için Slovenya hakkında kısa bilgi vereyim: Coğrafi olarak Orta Avrupa ülkesi olsa da Balkan ülkesi sayılır. 1991 yılında Yugoslavya'dan ayrılarak bağımsız olan bir ülke olan Slovenya 2004 yılında AB'ye girmiştir. Ülke dağlık ve ormanlık. 2 milyon civarında bir nüfusa sahip. 

35 yıllık geçmiş olan bir ülkenin bu kadar kısa bir zaman diliminde eğitim ve öğretimde bu derece disiplini sağlaması, yabancı dil sınavından geçmek için Avrupa'dan gelen bir heyetin sınav yapması, yoklama ve sınıf defterini kaldırması, beş dakikalık teneffüsü öğrenciler geç gelmeyecek şekilde oturtması dikkate değer yönleri. Zaten gidip gelen arkadaş da hayranlığını ifade etmekten kaçınmamıştı.

Hepsini geçtim. Beş dakikalık teneffüs zamana riayet ve zamanla yarışma yönünden takdire şayan. Slovenya bu kadar kısa zamanla öğrencilere disiplin kazandırıyor. Bizim ülkemizde yüz okuma ile yoklamanın alındığı, yoklamanın otomatik alındığı okul var mı bilmiyorum. Bildiğim, beş dakikalık teneffüsü on dakikaya, on dakikalık teneffüsü on beş dakikaya çıkarmada üstümüze yoktur. Çünkü zamana riayet diye bir derdimiz yok. Derdi olana da "Beş dakikalık teneffüs yeter mi" diyerek mazeret beyan ederiz. 

Okullarımız fiziki şartlar yönünden çok iyi. Bunun ötesine geçmemiz gerekir. Yüz okuma sistemi bizim okullarımıza da gelmeli. Öğrenci hem okula girerken hem sınıfa girerken yüz okuma ile tanınmalı ve yoklama bu yolla alınmalı. İlaveten girişlerde X-Ray cihazları okulların güvenliği bakımından acil ve elzemdir.