30 Mayıs 2026 Cumartesi

Bağnazlık ve Tahammülsüzlüğün Yaşı Yok

Bir WhatsApp grubunda, biri Yaşar Nuri Öztürk'e ait kısa bir video paylaştı. 

Sen misin bunu paylaşan. Bu videoyu gören biri gruptan çıktı. 

Birkaç kişi Yaşar Nuri Öztürk'ün İslam'a zarar verdiğinden dem vurarak bu platformda ondan paylaşımının olmaması gerektiğini yazdı.

Paylaşan, savunma yaptıkça birkaç kişi daha gruptan çıktı. 

Bir başkası, "Gruptan çıkmak zorunda bırakma" yazdı. Başkaları grubu sükunete davet etti. 

Gruptan birkaç kişinin çıkmasıyla Yaşar Nuri muhabbetine ara verildi.

Grubun sinir uçlarına dokunurcasına bir başkası yine Yaşar Nuri'ye ait kısa video paylaştı. Grup tekrar gerildi. Yine çıkan oldu. Yetmedi. Aynı kişi yine aynı kişiye ait video paylaştı.

Gruptan çıkan sayısını bilmiyorum. Ama gruptan çıkanların Yaşar Nuri gibi birinin videosunun bu platformda ne işi var tepkisini göstererek gruptan çıktıkları aşikar.

Bu WhatsApp grubu bir ilahiyat platformu. Gruptakilerin hepsi ilahiyat mezunu. Kimi İHL kimi din kültürü öğretmeni kimi müftü kimi vaiz kimi akademisyen. Yani hepsi din eğitimi almış, toplumda ya da çalıştıkları kurumda dini anlatan bu işin uzmanı kişiler. 

*

Bir ara telafi eğitim diploması adı altında bir program vardı. Bu programda görev aldım. Öğrencileri de sanayici ve esnaf kişilerden oluşuyordu. Çoğu da 40-50-60 yaşında kişiler. Bu programı bitiren meslek lisesi mezunu oluyor. 

Dersin birinde biri, İslam dinindeki erkeğe iki, kadına bir şeklindeki miras taksimatından bahsetti. Ben de Nisa 11.ayette aile fertlerinden kimin ne kadar pay alacağı ayrı ayrı belirtilmekle beraber erkeğin de kız kardeşe göre iki kat fazla mirastan pay alacağı belirtiliyor. 7.ayette ise erkek ve kadın az veya çok mirastan pay alır denilerek bir orandan bahsetmiyor. Mehmet Okuyan bu ayeti, "Dededen gelen menkul ve gayrimenkulün kız ve erkek kardeşler arasında eşit paylaşılması" gerektiğini söylüyor dedim. Ara verince bir öğrenci yanıma geldi. "Hocam, keşke Mehmet Okuyan'dan bahsetmeseydin" dedi. Niye dedim. "Çoğu kimse homurdandı ve yüzleri asıldı. Mehmet Okuyan'ı ben seviyorum ama çoğu bu isimden hoşnut değil" dedi. Kim ne düşünürse düşünsün. Okuyan bu ayeti böyle izah ediyor. Bundan bahsettim deyip konuyu kapattım. 

Kimsenin dini bilgisini ve samimiyetini ölçme durumum yok. Kimsenin dini düşüncesinde de değilim. Herkes herhangi bir konuda veya dini bir meselede farklı düşünebilir. Ama isme, görüşüne ve videosuna nem kapmak, hop oturup hop kalkmak hiç sağlıklı bir düşünce değil. Haydi diyelim ki diploma telafi programına gelenlerin yeteri din bilgisi yok. Birilerinden etkilenip bazı isimlere ön yargı ile yaklaşıp rezerv koyabilirler. İlahiyat grubuna ne oluyor? Bu bağnazlık bu tahammülsüzlük neyin nesi? Hepsinin görevinde emekliliği gelmiş, yaşları altmışı geçmiş kişiler. Gören de ergen bunlar der. Bu yaşları altmışı geçmiş kişiler de ergen ilahiyatçılar nazarımda. Herkesin her yerde bulup izleyebileceği videonun grupta paylaşılmasının ne zararı olabilir. Bu ergen ilahiyatçılar kendi dini anlayışlarına güvenmiyorlar mı ki Yaşar Nuri'ye ait bir paylaşıma bu kadar tepki gösteriyorlar. Sonra gruptan çıkmak neyin nesi. İnanın hiç anlamış değilim. 

Merak ediyorum, sağlığında mücadele edemedikleri Yaşar Nuri ölüp gitmiş. Ölümünden ne istiyorlar? Bu yaşta pekala video ve kitaplarından hareketle reddiye yazabilirler. 

Sehven

Sehven, "dalgınlık veya unutkanlık sonucunda oluşan; yanlışlıkla" anlamına gelen Arapçadan dilimize geçmiş bir zarftır.

Genç nesil bu zarfı pek kullanmaz. Çünkü eskimiş bir kelime. Ama eskiler hâlâ kullanır. Eskide kalsa da Hızır gibi imdada yetişen bir kelime. Ne zaman ki bir yazıda bir kelime ya da rakam yanlış yazılmışsa kelime veya rakam okunacak şekilde üzerine tek çizgi çizilir. Yanına da doğrusu yazılır, sehven denir ve paraflanır.

Sehven, okullardaki yoklama fişlerinde sıkça kullanılır. Öğretmen yoklama yaptıktan sonra bir öğrenciyi yanlışlıkla yok yazdığını fark edince numaranın üstünü çizer, yanına veya üstüne doğrusunu yazar, paraf yapar. Aynı düzeltme çıktısı alınmış resmi evraklarda da yapılır. 

Seçim evrakında da benzer düzeltme yapılarak paraflanır. 

TDK sehven zarfına, "yanlışlıkla" anlamı verse de "hatayla" karşılığını vermesini daha uygun görürüm. Çünkü her ne kadar hata ve yanlış birbirinin yerine aynı anlamda kullanılsa da arasında nüans var. Hata, bilmeden yapılan yanlış iken yanlış, bilerek yapılan hatadır. Kısaca hatada kasıt yokken yanlışta kasıt var kabul edilir. 

Buradan Bilgi Üniversitesine gelmek istiyorum. Malumunuz Bilgi Üniversitesi 1996 yılında açılmış, zamanla 20-25 bin öğrenci sayısına ulaşmış bir vakıf üniversitesi. Bu üniversite Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle 21 Mayısta kapatıldı. 24 Mayısta ise "YÖK'ün görüşü alınmak suretiyle" gerekçesi gösterilerek Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile tekrar açıldı. Üç gün gibi kısa sürede gerçekleşen bu tasarruf kamuoyunda ister istemez manidar bulundu. Hatta yenilen açılması onayında YÖK'ün görüşünden" bahsedilmesi, daha önceden YÖK'ün görüşü alınmamış mıydı sorusunu sordurdu. 

Aç-kapa-aç şeklinde ifade edebileceğimiz bu karar ve onay ister istemez dikkat çekti. Öyle görünüyor ki yanlıştan hemen dönülmesi sevindirici olmakla beraber bu süreç iyi yönetilememiştir. 

Üç gün içinde birbirine zıt iki karar verilmekten ziyade ben olsam sehven zarfını kullanırdım. Ayrıca YÖK görüşünü gerekçe göstermezdim. Bunun için üç gün geçmesini de beklemezdim. Yanlış ya da hatanın farkına varır varılmaz aynı gün ya da üç gün sonra yayımlanan yeni bir kararnameyle, "21 Mayıs tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Bilgi Üniversitesi sehven kapatılmıştır. İlgili Üniversite eğitim ve öğretime devam edecektir" denilebilirdi. 

Aynı kapıya çıkar, ne fark eder demeyin. Çok şey fark eder. En azından yanlıştan sehven yoluyla dönülmüş olurdu. Bu yol ve yöntem bana daha şık ve anlaşılır geliyor. Öyle ya insan olarak hangimiz hata yapmayız ki. Hata yaptım diyene de toplum bir şey demez. 

Yapılan hataya mağdurun bile bir şey demediğiyle ilgili bir anım aklıma geldi. Fî tarihinde il merkezinde bir lisede görev yaparken bir öğretmen eş durumundan tayin istemişti. Eş durumu tayiniyle ilgili üç tane de belge sunmuştu. Bu belgeleri tarayarak sisteme yükledim. Ardından onay verdim. Tayin süresi sona erdiğinin ertesi günü öğretmen odama geldi. "Hocam, benim tayin reddedilmiş. Normalde reddedilmemesi gerekirdi. Çünkü istenen evraklarım tamdı. Yanlışlık kimde ise hakkımı arayıp şikayetçi olacağım. Çünkü mağduriyetim söz konusu" dedi. Sistemi açıp evrakları inceledim. Ben onaylamışım, ilçe de onaylamış ama il reddetmişti. İlin niçin reddettiğini inceledim. Her şey tamamdı. Yüklediğim dosyaları açıp inceledim. Hatanın benden kaynaklandığını tespit ettim. Çünkü üç ayrı evrakı sisteme yükleyeceğim yerde bir evrakı iki defa yüklemişim. Bir evrak iki defa yüklenince haliyle istenen bir evrak sisteme yüklenmemiş görünüyor. İl de istenen bir evrak eksik olduğu için atama isteğini reddetmiş. Öğretmene, hocam, aynı evrakı iki defa yüklemişim. İlçe incelemeden onaylamış, il ise hatayı fark edip reddetmiş. Hata benim. Gözümden kaçmış. Keşke evrakları yükledikten sonra açıp tekrar incelesem iyiymiş. İl bu hatayı tespit edince keşke telefonla arasaydı hemen düzeltirdim. Bu durumda hata bende. Beni şikayet ederek hakkınızı aramanız gerekiyor. Şikayetçi olursanız da gönül koymam. Çünkü hatalıyım dedim. Öğretmenim de "Hocam, hata ilçe ve ilde olsaydı, hakkımı arayacaktım. Yalnız sizi tanıyorum. Kasten böyle bir şey yapmaz, mağduriyete yol açmazsınız. Bu durumda şikayetçi olmayacağım. Nasip değilmiş. Var bunda da bir hayır" deyip müsaade alıp gitti. 

Gördüğünüz gibi hata yaptım diyene bizim toplum anlayış gösterir. 

Hayat Maratonu

Ortalama 42 km olarak kabul edilen maraton dünyanın en uzun koşusu olarak bilinir. 

"Maraton, atletizmde uzun mesafeli (42,195 m), sert tabanlı yollarda yapılan mukavemet koşusudur. 

Adı eski Yunanistan'daki Marathon Savaşı'nda Maraton Ovası'ndan Atina'ya koşarak gelen bir ulaktan esinlenerek verilmiştir. 

Genellikle yol koşusu olarak koşulsa da mesafe patika yollarında da kat edilebilir. 

Amatör, professionel, her tür yaş kategoride olan kişilerle yapılabilir. 

Maraton koşarak veya koşu/yürüyüş stratejisiyle tamamlanabilir. 

Tekerlekli sandalye yarışı bölümleri de vardır. 

Yüzme maratonu (uluslararası standart minimum mesafe 10 km'dir. Ancak yarışın türüne ve katılım seviyesine göre mesafeler 5 km ile 25 km arasında değişiklik gösterebilir). 

Ultra maraton (42,195 km'den daha uzun mesafeli tüm koşulara verilen isimdir). 

Dağ maratonu, yarı maraton (21,097 km). 

Ekiden (Japonya kökenli bir uzun mesafe bayrak yarışı) gibi branşları bulunuyor. 

İlk kez 1896'da düzenlenen Atina Olimpiyat Oyunları'nda koşuldu, 1924 yılında 42,195 m olması benimsendi". (Wikipedia). 

Bir de 10,5 km kabul edilen çeyrek maraton var. 

Bu maraton çeşitlerine bir de dünya maratonunu eklemek lazım. Çünkü dünya hayatı tüm maraton ve ultra maraton çeşitlerini de içine alan en uzun bir maratondan ibarettir. İçerisinde emekleme, çocukluk, gençlik ve yaşlılık, uyku, istirahat, koşuşturma, inişli, çıkışlı, tempolu ve temposuz, problemli, problemsiz, acı ve tatlı hatıraların olduğu dönemleri var. 

Dünya maratonunun şartları, kişinin de bilmediği kişiye özeldir. Herkes bu hayatın cenderesi içinde akıbetin ne olacağını bilmeden menzile ulaşmaya çalışır. Herkesi türlü türlü sürprizler bekler. Kimin bahtına ne çıkarsa artık. 

Bu dünya maratonunun startı, herkes için bu yarışa ağlayarak başlamaktır. 

Bildiğimiz maratonlardan farkı, süre sınırının olmaması. Yatıp uyuyorsun, gezip dolaşıyorsun, yürüyor ve koşuyorsun. 

Her canlı maratonu bitirmekle yükümlü. Ama hızlı ama yavaş. Kimi bu etabı birden tamamlıyor kimi güç bela. Kimininki kısa sürüyor kimininki uzun. Ama bir şekilde bitiyor. 

Bir başka yönden dünya maratonu nefesle başlıyor. Nefes devam ettikçe devam ediyor. Ne zaman ki nefes bitiyor, maraton da bitiyor. Bu da ölüm demektir.