17 Eylül 2026 Perşembe

ÖSYM İyi Yapmadı

6 Eylül 2026 Pazar günü lisans mezunlarının KPSS’si yapıldı. “Sınav, 1.708,324 adaya yönelik 145 sınav merkezinde, 4.724 binada, 86.646 sınav salonunda uygulanmıştır”.

Sınava giren aday sayısına, sınavın uygulandığı yer, bina ve salonlara bakılırsa, sınav yapmanın zorluğu daha iyi anlaşılır. Daha bu işin soru hazırlama, soruların basımı, sınav merkezlerine gönderilmesi, sınavlarda görev yapacakların belirlenmesi, sınavın güvenliğini sağlama, sınavın okunması vb. iş ve işlemleri göz önüne alındığında bu şekil sınavların altından kalkmanın ne kadar zor olduğu, bu yönüyle ÖSYM’nin zoru başardığını söylemek gerekir.

ÖSYM bu ve benzeri sınavları yıllardır yapa yapa iyice profesyonelleşti. Sınav güvenliğine dair aldığı önlem ve tedbirleri taviz vermeden uygulaması can sıkıcı olsa da takdire şayan. Öyle ki kamuoyunda gereksiz kural görülüp eleştirilen hususlarda bile geri adım atmıyor. Koyduğu kuralını çiğnemeden uygulayan kurum olarak devletin diğer kurumlarına örnek olmasını önerdiğim olur. Çünkü ÖSYM, sınav güvenliğine dair aldığı kuralları esnetirse milyonlarca gencin ter döktüğü sınavlar tartışmalara sebebiyet verir.

ÖSYM, sınav güvenliğine dair ne kadar tedbir alırsa alsın, zaman zaman yapılan sınavlara dair tartışmanın merkezine çekiliyor. 2026 KPSS de bunlardan biri. Şanlıurfa Osmanbey Kampüsünde 150 salonda yapılan sınavın 22’inde mevzuata aykırı sınav yapıldığı tespitinin ardından 392 aday için sınavı yenileme kararı verildi. Bu adaylara eş değer soru sorulacak.

Açıkçası, ÖSYM’nin ilgili kişilere yönelik sınavı yenileme kararı vereceğini beklemiyordum. 

Mevzuat hükümlerine aykırılık tespiti gerekçesiyle 392 aday için eş değer sınav yapılması kararı, başka tartışmaları ve mağduriyetleri beraberinde getireceğini düşünüyorum: 

Sınavı yenileme gerekçesi için belirtilen “Mevzuat hükümlerine aykırılık tespiti” net değil. Burada bu öğrenciler için ilave süre mi verildi? Zamana riayet mi edilmedi? Aykırılık sınava giren öğrencilerden mi yoksa sınav görevlilerinin ihmali mi? Bunu bilmiyoruz. ÖSYM’nin yenileme gerekçesini net bir şekilde açıklaması gerekir.

Sınavı mevzuat hükümlerine uygun yapmayan görevliler hakkında bir işlem yapılmış mıdır? Ki yapılması gerekir. Çünkü kimsenin milyonlarca öğrencinin girip ter döktüğü sınava halel getirmeye hakkı yoktur.

Sınav günü Kampüse giden yolu tek şeride indirerek sınav merkezine gidişi zorlaştıran kim ya da hangi kurum veya kuruluş ise suç duyurusunda bulunulup haklarında işlem yapılmış mıdır? O yolda çalışma yapmak için o günü denk getirmek hangi sorumlulukla bağdaşır? 

Kampüse gidişin zorlaştığı gerekçesiyle ÖSYM, yeni bir karar alarak sınavın yarım saat geç başlatılması ve yarım saat geç bitirilmesi kararı kimseyi mağdur etmemeye yönelik bir karar olmasına rağmen yenilenme kararıyla bu tedbir boşa gitmiş olmuyor mu? 

Mevzuata aykırılık Osmanbey Kampüsünde yapılan diğer salonlarda olmazken niçin 22 salonda yapıldı? 

Yenilenecek sınav ne zaman yapılacak?

Sonuçlar daha önce açıklanan 7 Ekimde açıklanabilecek mi? Büyük ihtimalle sonuçların açıklanması ileri bir tarihe bırakılacak.

Yenilenecek sınavda eş değer soru sormak bu sınava giren diğer öğrencilere haksızlık olmayacak mı? Çünkü diğer öğrenciler ne tip soru, hangi konulardan soru çıkıp çıkmayacağını bilmeden girip ter döktü. Sınavı gören bu öğrencilere eş değer soru sorulacak olması, onlara kopya vermek olmayacak mı? Bu 392 öğrenci sınav tekrarıyla daha iyi yaparak diğer adayların önüne geçerse diğer öğrencilere haksızlık yapılmış olmayacak mı? 

Bu yenileme kararıyla, yarın sınavı iyi geçmeyen bir başka aday, benim salonumda da mevzuata aykırı işlem yapıldı. Benim sınavım da yenilensin diye mahkemeye başvurur, mahkeme de mevzuata aykırılık tespit edip adayın sınavını yenileme kararı verirse bu durumda ne yapılacak? 

Sınava zamanında gelemediği için salona alınmayıp geri dönen adaylar Osmanbey Kampüsünde sınava girenlere verilen hak bize verilmedi. Biz de mağduruz diye dava açarsa bu durumda ne yapılacak? 

Sınavın yenilenmesinden kaynaklı olarak sınav sonuçları geç açıklanırsa buna paralel atama takvimi de ötelenecek. Bu durumda atama bekleyenler mağdur olmayacak mı? 

Bu sınav tümden iptal olup yenilenir mi? Bu durumda adaylar ikinci kez sınava girerek sınav stresini çekmeyecek mi? 

Temenni ederim ki sınava giren hiçbir öğrenci mağdur olmaz. Sınavın tümden yenilenme durumu oluşmaz. 

Hasılı, bu konuda sorular, sorunlar ve belirsizlikler bitmeyecek görünüyor. Maalesef bir ilimizde yapılan bir ihmal ÖSYM’yi zor durumda bıraktı. ÖSYM de mevzuata aykırılığı gidermek için sınavı yenileme kararı vererek bence iyi yapmadı. Sınavı mevzuat hükümlerine göre yapmakla görevli olanlar da işlerini düzgün yapmayarak ÖSYM’yi zor durumda bırakmaları hiç olmadı.  

Fırtınada Ben

16 Eylül 2026 saat 16.30 sularında okuldan çıkıp eve doğru giderken yolda fırtınaya yakalandım. Rüzgarla birlikte ortalık toz duman, göz gözü görmez oldu. Fırtına yerde ne bulduysa havaya kaldırdı. Havaya çıkan ne varsa alıp başka yere sürükledi. 

Okula döneyim dedim. Çıkan fırtına saman alevi gibi parlar, az sonra söner diye düşünüp okula dönmekten vazgeçtim. Zaten saniyeler içinde olup bitenle üst başım batmıştı batacağı kadar. 

Okulum sanayi içinde olduğu için bu kadar toz toprak normal. Caddeye çıkarsam, rüzgar olsa da toz toprak olmaz diye düşündüm. 

Adımlarını sıklaştırdım ama yürümek ve gözümün önünü görmek ne mümkün. 

Kuytu bir yer bulup sığınağım, fırtına geçinceye kadar durayım dedim. Sanayi içinde kuytu yer ne arar. Her yer dükkan dolu. Açık kapı bulsam gireceğim. Rüzgarla birlikte sanayi eşrafı kapısını kapatıp camdan dışarıyı seyre dalmış. İçeri gel diyen olmadı, ben de girebilir miyim demedim. 

Sen misin okula geri dönmeyen, inadım inat, güç bela yürümeye devam ettim. Üst başımın batmasından geçtim. Gözüme giren toz toprağın haddi hesabı yok. 

Beni en çok üzen de uçan kuştan esirgediğim beyaz spor ayakkabılarım oldu. Bembeyaz. Bakmaya doyamazsınız. Batacaktı ne de olsa. Şimdiden içine giren toz toprağı yürürken hissetmeye başladım. Üstelik temizlik bakımını yeni yapmıştım. Bu arada elime, yüzüme, kaşıma, gözüme, dişlerime bakmasam da ayakkabıya ayrı bir özen gösteririm. Almıştım süt beyazını bir kere. Orijinal halini korumalıydım. Ne de olsa bazıları yüzüme değil, ayağıma bakıyordu. Allah vere de çok kirlenmesin. 

Geleyim fırtınaya. Sair zamanlarda "Abi, bin götüreyim", diye yanımda duran öğretmenlerden eser yok. Geçtiyse de ortalık toz duman olunca ya görmediler ya da nasılsa sair zamanlarda teklif ediyoruz, binmiyor, görsün gününü deyip çekip gitmiş olmalılar. 

Tam cadde göründü. Toz topraktan kurtuluşum yakın dedim. Caddeye çıkmadan, yolun sağına ve soluna caddeye paralel yapımı devam eden inşaatların arasından geçerken sen misin okula dönmeyen, bu durumda çek çileni dercesine, fırtına inşaat sahasındaki tüm toz dumanı üzerime boca etti. 

Ölmek var, dönmek yok. Nasılsa cadde göründü. Temiz meskûn mahalle yaklaştım. Oraya adımımı bir atarsam gemisini kurtaran kaptan olacağım. Çünkü sanayinin kir ve pasından kurtulacağım. 

Yüksek katlı, inşaatı devam eden binayı soluma alarak caddeye çıkıp yürümeye başladım ama yürümek ne mümkün. Caddedeki toz duman da sanayinin içini aratmadı. Derken bu fırtınayla birlikte inşaatın tepesinden başıma bir şeyler düşer endişesi içimde belirdi. Hemen caddenin orta refüjüne attım kendimi. Işıklara geldim. 

Şunun şurasında Havzan tarafına geçmeye ne kaldı. Ne de olsa Havzan sessiz, sakin, cadde ve sokakları temiz bir muhit. Rüzgar esse de toz duman gelmez ve bunlarla karnımı doyurmam dedim. 

Işıkları geçtikten sonra Havzan tarafına gitmekten vazgeçtim. Aile hekimi yerindeyse ilaç yazdırayım dedim. Tanka doğru yürümeye başladım. Kaldırımda giderken de içimde bir ürperti belirdi. Ya çatıdan bir şeyler düşerse. Yola yakın bir şekilde yürüsem de içim dışıma çıktı. Fırtına ise sen misin bu saatte dışarı çıkıp yola devam eden. Sen inatsan ben senden daha inadım. Estikçe edeceğim dedi. Korka korka yürürken ağacından kopup caddelerde savrulan çam dallarını gördüm. Fırtına bana mısın dememiş. Nereden ne kopardıysa önüne katıp yollara savurmuş. Bana acımadığı gibi ağaçlara da acımamış. Yoldaki çam dallarını gördükçe çamların “Kolum kanadım kırıldı. Zirvede sallanırken ben yere düşecek biri miydim" der gibiydi görüntüsü. Ben böyle tasvir yapa durayım, çatıdan başıma ne uçacak, uçarsa nereme konar, başıma konan beni nasıl öper, başımdan aşağı kan iner mi, düşenin şiddetinden bayılır mıyım korkusuyla tankın önünü geçip soluğu eczanede aldım. Raporlarımın günü gelmiş mi, ilaç yazdırabilir miyim diye teyit ettim. Ardından sıramatikten sıra alıp aile hekimime çıktım. 

Saat 16.40 suları. Aile hekiminin odası açık. Ama kendisi yok. Kapı üstündeki ekran da kapatılmamış. Kapısının önünde bir genç bekliyor. Onun ismi ve benim ismim ekrana düştü. Genç homurdanıyordu kendi kendine. 

Az bekledikten sonra yanındaki odada işinin başında olan hanımefendiye, doktor bey buralarda mı, gitti mi diye sordum. "Burada. Namaza indi. Gelir az sonra" dedi. 

Dediği gibi az sonra doktor asansörden çıkıp odasına geçti. Önce genç girdi, ardından ben. İlaçlarımı yazdırıp eczaneye geçtim. 

Belli ki doktor, bu fırtınada akıllı olan dışarı çıkıp muayene ve ilaç yazdırmaya gelmez. Ancak deli olan ve aklından zoru olan gelir. Delinin işi ne, beklesin. Mesaiyi boşu boşuna beklemeyeyim. Hazır ezan yeni okunmuşken ikindi namazını mesai saatleri içerisinde aradan çıkarıvereyim. Beşten sonra da evimin yolunu tutayım diye düşünmüş. Haydi ben neyse de bu gencin bu havada ne işi vardı sağlık ocağında?

Zaman zaman hızını artıran fırtına eşliğinde bir şekilde eve girdim. Üst, baş, elbise, ayakkabı batsa da bereket postu deldirip gazi olmadım. Buna da şükür. 

Fakat herkes benim gibi şanslı değildi. Afetin ertesi günü kaza, bela var mı diye Konya mahalli basınına göz attım. 

Kırılan ve kökünden sökülen ağaçlar yaralanmalara sebep olmuş. Tramvay seferleri geçici olarak durmuş. Teknik liseye kadar yolcular otobüslerle, sonrasında tramvayla taşınmış. Ağacın altında kalan bir çocuk yaralanmış. Kökünden sökülen bir söğüt ağacı arabanın üzerine düşerek araçta hasar oluşmasına sebep olmuş. Daha fazlasına bakmadım. Büyük ihtimalle kenar mahallelerde basına yansımayan çatı uçmaları da olmuştur. İnşallah can kaybı olmamıştır.

Hasılı, kısa süren fırtına Konya'da hayatı felç etti. Kaç gündür yağmur yağmayınca oluşan toz toprak, yerden göğe, gökten yere uçtu durdu. Konya'nın verilmiş sadakası varmış. 

16 Eylül 2026 Çarşamba

Nerede Görmüşsem

Baştan söyleyeyim: İstisnalar hariç. 

Nerede "Benim Türkçem iyi" diyen varsa büyük çoğunluğunun Türkçeyi katlettiğini bilirim.

Nerede, "Ben usta şoförüm" diyen varsa kaza yapanların çoğunun ustayım diyen şoförler arasından çıktığını bilirim.

Nerede "Ben ekonomiden anlarım" diyen varsa çoğunun ekonomiyi berbat ettiğini bilirim.

Nerede "Ben bunun kitabını yazdım" diye varsa uygulamada sınıfta kaldıklarını gördüm.

Nerede "Bu iş benim işim, ben bunun üstadıyım" diyen varsa üstatlık buysa çıraklığı nasıldır demişimdir. 

Nerede "Ben her işten anlarım" diyen varsa tek anladığının kırıp dökmek olduğunu gördüm.

Nerede, "Bu iş benim işim" diyen varsa bedel ödememiştir. Bedeli tüm gariban ve masumlar çekmiştir. 

Nerede, "Bu benim son sözüm. Ölmek var, bundan dönmek yok" diyen varsa ölmemiştir ama sözünden dönmüştür. 

Nerede, büyük söz söyleyen varsa tükürdüğünü yalamıştır. İnsanlık hali olur diyeceğim ama büyük söz söylediği zaman sözü gerçekleşmeyince çoğunun yüzünün kızarmadığını da gördüm. 

Nerede, sureti haktan konuşan biri görmüşsem söz ve eylem çelişkisi içerisinde olduğunu gördüm. 

Nerede, başkasını ayıplayan görmüşsem ayıpladığı başına gelmiştir. Pek azı, "Hak ettim. Ayıpladım. Başıma geldi" diye itirafta bulunur. Çoğunda böyle bir yüzleşme yok.

Nerede, ağzından bal damlayan görsem çoğunun kendine Müslüman olduğunu gördüm. 

Nerede, birini ya da birilerini günah keçisi ilan edip hedef gösteren ve problemin kaynağı olduğunu gösteren varsa problemin esas kaynağının kendisi olduğunu gördüm. 

Nerede dürüst görünen olup da imkan ve fırsatlar eline geçince dürüstlüğü bırakan nicelerini gördüm. Anladım ki dürüstüğümüz yokluktanmış. 

Nerede, dini, dini değerleri ağzından düşürmeyen, haktan ve adaletten, doğruluk ve dürüstlükten dem vuran varsa bunlara en fazla ihtiyaç duyanların kendileri olduğunu gördüm. 

Nerede, aktör gibi görünen varsa senaryosu başkası tarafından yazılmış oyunun bir figürü olduğunu gördüm. 

Örnekleri çoğaltmaya gerek yok. Demek istediğim, çoğu insanda özgüven patlaması var. Hangi iş olursa olsun yaparım, ederim, bilirim, anlarım" der. Belki dediğinin hepsinden anlıyordur ama biraz tevazu daha iyidir. Kendi esas mesleğinin dışındaki bazı şeyleri bilip anlasa da haddini ve sınırını bilmesinde fayda var. Çünkü ülke, haddini bilmeyenlerden çok çekmektedir. 

Şu da bir gerçek ki her şeyden anlarım özgüvenini yaşayanlar belki de hiçbir şeyden anlamıyordur. 

Bir de hiçbir insan bir şeyi yaparken kırıp dökmek için yapmaz. Belki de en iyisini yapmak için çabalar. Ağzına, yüzüne bulaştırdığı zaman en azından yanlış yapmışım. Şimdi ki aklım olsa yapmazdım şeklinde itiraf etse bunu bile erdemli bir hareket sayacağım.