23 Mayıs 2026 Cumartesi

Niyet Okumanın Günahı Yok mu?

Gazetemizde "Sistem Besliyor" başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazıda üst düzey görev yapmış birinin anlattığı bir anısına yer vermiştim. İlgili kişi "Bir kokuşmuşluk ve çürüme var. Sistem besleme üzerine kurulduğu için sistem bu şekilde devam ediyor. Yalnız herkes her şeyin farkında." deyip başından geçen bir anısını anlatmıştı.

Kendisini üst kurumdan birinin aradığını, bu hizmetin koordinesini kendisinin yapmasının daha iyi olacağını söylediğini, kendisinin de böyle yaptığını anlatmıştı. Yapılacak hizmette kullanılmak için gönderilen ödeneği çarçur etmeden nasıl kullandığına örnek vermiş, aklımda yanlış kalmadıysa 60 öğrenciye yemek verdiğini, makam aracı için devletten gelen ödeneği kullanmadığını, bu paradan arta kalandan kullandığını söylemişti.

Bu anekdottan sözü belediyelerdeki yolsuzluk ve rüşvet iddialarına getirmiştim. Son noktayı da para pul işlerinin yönetimi için güvenilir kişi bulmaktan ziyade herkesin birbirini denetlediği, işleyen bir sistemin kurulmasının temizlenme adına daha iyi olacağını ifade ederek yazımı bitirmiştim.

Yazımın gazetemizde yayımlandığının ertesi günü, yetkili ve sorumlu bir kişi aradı. Tanıştıktan sonra "Bu işi bu şehirde ben deruhte ediyorum. Üst kurum bize ödenek göndermez. Yazınızda belirttiğiniz bilgiler külliyen yalan. Siz de bu yalana yazınızda yer vererek peygamberimizin, "Kişinin her duyduğunu aktarması o kişiye günah olarak yeter" sözü gereği günaha girdiniz. Yazınız üzerine üst kurumdan aradılar, bu neyin nesi diye. Güzide kuruma leke sürmeye kimsenin hakkı yok" içerikli bir şeyler söyledi.

Kendisine, yazının sizin çalıştığınız kurumla bir alakası yok. Yazıda, yer, şahıs ve şehir yok. Kastım kurumu kötülemek değil. Daha önce üst görevde bulunan kişinin anlattığına yer vererek sözü belediyelerdeki akçeli işlere getirdim" dedim.

İlgili kişi "Yazıyı kaldırıp kaldıramayacağımı sordu. Yazının sizinle bir ilgisi yok. Ben o hizmetten dolayı ödenek gönderilip gönderilmediğini de bilmiyorum. Ne üst kurumu ne de sizi töhmet altında bırakmak gibi bir niyetim olmasa da rahatsız olundu ise yazıyı kaldırtırım türünden bir şeyler söyledim.

Konuşmanın şurası da ilginç. İlgili kişi, "Yazı mahalli gazetede çıktığına göre bu yazı Konya'daki kurumlarla ilgili. Bu işin koordinesini yapan bu şehirde benim çalıştığım kurum olduğuna göre bizi kastettiğiniz açık" demez mi? Tekrar söylüyorum. Bu yazı mahalli gazetede yayımlansa da yazıda ismine yer verdiğim kurum Konya'da değil" dedim. İnandı mı? Sanmıyorum. Belli ki iyiden iyiye kastının kendi kurumu olduğuna kendini inandırmış. Kendisine haksızlık etmeyeyim. Kendi kurumunun kastedildiğine inanan sadece kendisi değil, üst kurumu da Konya'daki bu kurumu aradığına göre diyecek bir şey yok. Ancak beni bir kişi anladı. O da yanlış anladı diyebilirim. Hatta beni iki kişi anladı. Onlar da yanlış anladı desem daha doğru olur.

Telefon konuşmasını bitirirken "Üst kurum hakkınızda hukuki süreç başlatabilir" demeyi daha doğrusu aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmedi. Canı sağ olsun.

Görüşmenin ardından gazeteyi arayarak yazımı pasife alır mısınız dedim. Bu arada 11 yıldır ilk defa yazımı kendim kaldırtmış oldum.

Bu arada şunu da söyleyeyim. Yazılarımı takip edenler bilir. Çoğu yazımda ya kendi başımdan ya da başka kimsenin başından geçen anı ve anekdotlara yer veririm. Anılardan sadede gelirim. Yani yazının ana fikri, yer verdiğim anı değil. Kendi başımdan geçeni anlattığıma kefilim. Yalnız başkasının anlattığına kefil değilim. Yalan söylediğini bilsem yazımda asla yer vermem. Kimseye de yalan söylüyorsun demem. Tıpkı telefonla arayıp ödenek gelmediğini söyleyen kurum amirinin yalan söylemediği gibi. Çünkü güvenilir bulduklarımın anlattıkları yani kişilerin/erkeklerin de beyanı esastır nazarımda. Sadece kadınların değil.

Sadede gelirsem, “Sistem Besliyor” yazım; ön yargısız, niyet okumadan, savunma ve saldırıya geçmeden okunmuş olsaydı güzide kurum kötülenmediği gibi korunduğu görülecekti. Çünkü üst kurum, para çarçur olmasın, yerinde kullanılsın diye dürüstlüğüne güvendiği birine koordinatörlüğü almasını istemiş. İlgili kişi de bunu yapıp yerli yerinde kullanmış.

Hizmetlerde kullanılsın diye ödenek gönderilmiyorsa o kadar hizmet meccanen yaptırılıyorsa buna ancak şapka çıkarırım. Şunu da söyleyeyim. Yazımda yer verdiğim anekdot fî tarihine ait. Bu teknolojik çağda kurumlar kendini devamlı yeniliyor. Belki eskiden ödenek gönderiliyordu, şimdi gönderilmiyor olabilir.

Telefonla görüştüğüm kişinin iç halini ve kastını bilmem ama yazının Konya merkezli mahalli bir gazetede yayımlanmasından hareketle, Konya’daki kurumu kastettiğimi belirtmesi bana göre tamamen bir niyet okumadır. “Kişinin her duyduğunu aktarması nasıl ki günahsa niyet okumanın günahı yok mu? Lütfen, Konya’yı ve kendimizi dünyanın merkezine koymayalım. Yazının Konya ile bir alakası yok. Kendini beyan eden hiç kimseye yalan demem ama bu niyet okuma tamamen zanna dayalı. "Zannın çoğundan sakınmak gerek. Çünkü zannın bir kısmı günahtır". 

Konya ve Konya’daki kurum kastım yokken bu niyet okumayı görünce aklıma Aristo mantığı geldi. Şimdilerde bu mantık okunuyor mu bilmem ama lise üçte mantık dersinde ben de görmüştüm. Hatırlatmak için bir örnek vereyim:
“Bütün insanlar ölümlüdür/Sokrates bir insandır. O halde Sokrates ölümlüdür”.

Ne alaka demeyin. Haydi genelden özele bir akıl yürümede de biz bulunalım:

“Mahalli gazetelerde çıkan yazılar o şehre aittir.

Sistem Besliyor başlıklı yazı Konya merkezli mahalli gazete Anadolu’da Bugün’de yayımlanmıştır.

O halde Sistem Besliyor başlıklı yazı Konya’yla ilgilidir”.

Aristo mantığına benzetmeye çalıştığım bu önerme olmadı. Çünkü Aristo mantığında, doğruluğu herkes tarafından kabul edilen kesinlik varken benim önermemde ise varsayım var.

Sahi hocam! Duyduğumu aktarmam bana günah olarak yeter de zanna dayalı niyet okumanın hiç günahı yok mu? Herkesi tenzih ederim ama lütfen, parmağa değil, parmağın gösterdiği yöne bakalım.

22 Mayıs 2026 Cuma

Kupa Maçını Çirkinleştiren Görüntüler

Trabzonspor ile Konyaspor arasında Antalya'daki oynanan Ziraat Türkiye Kupa maçı, Konya seyircisinin bulunduğu tribünlerden atılan meşalelerle sık sık duruyor. Her atılan meşale oyunu soğutuyor. Ortalık toz duman. Hava kirliliği de işin bir başka yönü.

Konya tribünlerinde maç seyredenler ne derece Konyasporu destekliyor, tartışılır. Görünen o ki bu seyirciler maç seyretmeye ve takımlarını desteklemeye gelmemişler. Oyunu nasıl sabote eder, maçı nasıl durdururuz, maçtan ziyade kendimizden ne kadar söz ettiririz derdindeler.

Sahaya meşale atanlar seyircinin ne kadarını oluşturuyor bilmem. Ama belli ki bazıları maça değil, maceraya gelmişler.

Maçı çirkinleştiren ve maçın içine eden bu holiganların seyirciyle bir alakası yok. Belki de gündüzden Antalya'ya gidip içip içip sarhoş sarhoş maça gelmişler.

Belli ki bunlar maçı sabote etmeye gelmiş. Maçtan ziyade kendilerinden söz ettirerek egolarını tatmin eden bu tipler, merak ediyorum, üzerlerinde meşale ile stada nasıl girdiler? Haydi bir şekilde stada soktular diyelim. Meşale atanlar niçin hala statta tutulur? Öyle zannediyorum, meşale atarak oyunu durduranların hepsi kamera ile kayıt altına alınmıştır. Stadın güvenliğinden sorumlu kişiler bu meşale atanları tek tek derdest edip niçin stat dışına çıkarmazlar? 

Konyaspor bu kupayı kazanır ya da kaybeder. İsteriz ki bu kupanın ikincisini Konya'ya getirsin. Yalnız bu kupa maçı meşale atılan ve sık sık oyunun durduğu maç olarak akıllarda kalacak. Meşale atan birkaç soytarı tüm Konya'ya teşmil edilmese de bir Konyalı olarak bu çirkin görüntüden utandım.

Hazır ilk yarı sona ermişken bu seyirci görünümlü soytarılar stattan çıkarılsın. Çakmak ve meşaleye göz yuman stat görevlilerinden de hesap sorulsun.

Konya seyircisine haksızlık yapmayayım. Trabzonspor tribünlerinden de bol miktarda meşale atılıyor. Hasılı, al birini, vur ötekine. 

Muhit Nefes Alsın

Aziziye Camisini soluna alarak Karatay Terminaline doğru yürürken solunda Kadınlar Pazarı, Pazarın karşısında ise ömrünü tamamlamış çarşı ve dükkanlar var. Daha doğrusu vardı. Şimdi o dükkan ve çarşılar boydan boya yıkıldı. 

Bu yolu takip ederken yolun sağlı, sollu kaldırımlarından yürümen pek mümkün değil. Birer, ikişer kişi yürürken karşıdan gelen olursa içlerinden centilmen olanı yola inmek zorunda. Yoldan ise ağırlıklı olarak tek şerit toplu taşıma aracı dolmuşlar geçmekte. Kadınlar Pazarının önüne ise diklemesine ve yanlamasına araçlar düzensiz bir şekilde park ettiği için yayanın buradan da geçmesi mümkün değil. Park edilmiş araçların görüntüsü de hoş değil. 

Ömrünü tamamlamış olmalı ki Kadınlar Pazarının batısındaki dükkan ve çarşıları belediye yıktı. Buralar yıkılınca muhitin çehresi değişivermiş. Kızılay Hastanesi ve özellikle Tarihi Buğday Pazarının doğusu açılıvermiş. Buğday Pazarı uzaktan daha hoş görünür olmuş. 

Yıkılan yerlere yeni dükkan ve bina dikilecek mi bilmiyorum. Gönül ister ki bu yıkılan yerin altı otopark, üstü de yeşil alan olarak değerlendirilsin. 

Böylece insan ve bina/beton yığınından ibaret olan bu bölge derin bir nefes almış olur. 

Eğer yıkılan yerin yerine yeniden binalar yükseltilecekse çok bir anlamı kalmayacak. Çünkü bölge yine nefessiz kalmaya devam edecek. Eski hamam eski tas olacak. Muhit yine nefessiz kalacak.