Kaplıca için Gazlıgöl'e giderken az dinleneyim diye Konyalılar'a ait bir tesise girer, yarım saat kadar oyalanırım. Hafiften yürür, ayaklarım açılır, otura otura karıncalanmaya başlayan kalçamı rahatlatırım.
Tesisten tek faydalandığım WC'si. Tuvaleti de paralı. Paralı olmasına rağmen çok da bakımlı değil. Geçen yıl 10 ya da 15 lira idi. Bu sene ihtiyaç hissedip girmedim. Girenlere sordum 20 lira yapmışlar. Biradere, 20 lirayı duyunca idrarım uçup gitti deyip gülüştük.
Gazlıgöl'de dört gün kaldıktan sonra çayı Çay'da mı içelim Akşehir'de mi derken tıpkı geçen yıl olduğu gibi Akşehir'de karar kıldım.
Geçen yıl hem Konya'dan hem de Kayseri'den okul arkadaşım olan halen öğretmenevinde yöneticilik yapan dostumu ziyaret etmiştim. İzzet ikramını yiyip içmiş, yılların özlemini gidermiştik.
Bu ziyaret birkaç saatimi almıştı. Onca sıkıntı ve derdine rağmen dostumun gülen yüzünün hala devam ettiğini görmüştüm.
Gazlıgöl'den alışverişimizi yaptıktan sonra cuma namazına Akşehir'e varırız dedim. Ezana 10 dakika kala Navigasyon bizi Nasrettin Hoca türbesi ve mezarlığın yanındaki camiye götürdü.
Navigasyonla gittiğimiz yolu çok bakımsız gördüm.
Cumadan sonra Hoca Nasrettin'in türbesini ziyaret ettik. Hoca'nın türbesinin ve etrafındaki tarihçelerin ve Hoca'nın deyimiyle 'dünyanın ortası' denilen yerin fotoğrafını çektim.
Mezarlıktan çıktıktan sonra hemen mezara paralel caddenin trafiğe kapalı olduğunu, kaldırım üzerine çadırların kurulduğunu gördüm.
Nasrettin Hoca şenliğinin son günüymüş meğer o gün.
Çadırların karşısındaki Nasrettin Hoca'nın kazanına yakın bir yerdeki çimlerin üzerine sergimizi serdik.
Çadırlara göz attım. Genelde gözleme yapıp satıyorlar. Birer gözleme siparişi verdim. Gelirken getirdiğimiz iki termos çayın dibine vardık.
Ardından 15.15 gibi Konya'ya doğru yola çıktık.
İki saatten fazla durduğumuz Akşehir'de şenliğin son günü olmasına rağmen fazla bir hareketlilik görmedim. Anlattığı kayyım hikayesiyle bir siyasi tarafından tepki gösterilen bu senenin Nasrettin Hoca'sı olan namı diğer Mandıra Filozofu'nu da göremedim. "Burası siyaset yapılacak yer değil" tepkisini gösteren siyasimizi de göremedim. Belli ki şenliğin ilk gününde yapılan resmi programda bulunmuşlar. Ardından çekip gitmişler.
Siyasimizin kayyım fıkrasına tepki göstermesini ve tören alanını terk etmesini de anlamış değilim. Görünen o ki siyasilerimiz çok alıngan ve kırılgan. Her şeyden nem kapıyorlar. Siyasetçi dediğin biraz müsamahalı ve geniş olmalı. Fıkradan, başka çıkarımlar çıkarmamalı. İzahın olmadığı bazı konularda müsaade etsinler de Nasrettin Hoca gibi olmasa da mizah yapan birileri mizahıyla töreni süslesin. Öyle ya Hoca adına düzenlenen şenlikte espri, mizah olmayıp da başka ne olacak. Yapılan mizah bazen cuk diye oturur bazen de oturmaz. Zira doğaçlama yapılan şeyler böyle olur.
Ki kayyım günümüzün geçer akçesi. Gün geçmiyor ki bir kurum, kuruluş, şirket vb. yerlere kayyım atanmamış olsun. İleride bugünlerin tarihine birileri yer verirken günümüzü kayyımlar dönemi diye adlandırırsa hiç şaşırmam.
Kayyım ataması çok anormal ve nadir durumlarda gerekli olabilir. Eğer çok sayıda kayyım görevlendirmesi yapılıyorsa o ülkede anormal bir durumun olduğunu düşünmek normaldir.
Siyasiler, olur olmaz her şeye tepki göstermek, ayar vermek ve had bildirmek yerine bu ülkede hemen hemen her yere kayyım atamaması yapılmaması için çaba göstermesi gerekir.
Yol boyunca yol kenarında kiraz satanların önünde durup da kiraz almadım. Nasılsa Akşehir'e gireceğiz. Meşhur kşrazlarını alıp yeriz dedim ama dolaştığı yerlerde kiraz sarana rastlamadım.
Akşehir'i daha gelişmiş daha bakımlı görmek isterdim. İsterdim ki bu şehre bir el dokunsun. Zira Akşehir halkı ve ziyaretçiler bunu hak ediyor.
Not: Eskişehir ve Akşehir'de tuvalet ücretinin 10 lira olduğu dikkatimi çekti. İster istemez Afyonkarahisar'a giderken girdiğim tesiste tuvalet ihtiyacının 20 lira olmasıyla karşılaştırdım. Gören de ihtiyaç giderenlerin taharetini bu WC yapıyor sanır.

















