17 Temmuz 2026 Cuma

Akşehir'den Notlar

Kaplıca için Gazlıgöl'e giderken az dinleneyim diye Konyalılar'a ait bir tesise girer, yarım saat kadar oyalanırım. Hafiften yürür, ayaklarım açılır, otura otura karıncalanmaya başlayan kalçamı rahatlatırım. 

Tesisten tek faydalandığım WC'si. Tuvaleti de paralı. Paralı olmasına rağmen çok da bakımlı değil. Geçen yıl 10 ya da 15 lira idi. Bu sene ihtiyaç hissedip girmedim. Girenlere sordum 20 lira yapmışlar. Biradere, 20 lirayı duyunca idrarım uçup gitti deyip gülüştük.

Gazlıgöl'de dört gün kaldıktan sonra çayı Çay'da mı içelim Akşehir'de mi derken tıpkı geçen yıl olduğu gibi Akşehir'de karar kıldım. 

Geçen yıl hem Konya'dan hem de Kayseri'den okul arkadaşım olan halen öğretmenevinde yöneticilik yapan dostumu ziyaret etmiştim. İzzet ikramını yiyip içmiş, yılların özlemini gidermiştik. 

Bu ziyaret birkaç saatimi almıştı. Onca sıkıntı ve derdine rağmen dostumun gülen yüzünün hala devam ettiğini görmüştüm.  

Gazlıgöl'den alışverişimizi yaptıktan sonra cuma namazına Akşehir'e varırız dedim. Ezana 10 dakika kala Navigasyon bizi Nasrettin Hoca türbesi ve mezarlığın yanındaki camiye götürdü. 

Navigasyonla gittiğimiz yolu çok bakımsız gördüm.





Cumadan sonra Hoca Nasrettin'in türbesini ziyaret ettik. Hoca'nın türbesinin ve etrafındaki tarihçelerin ve Hoca'nın deyimiyle 'dünyanın ortası' denilen yerin fotoğrafını çektim. 

Mezarlıktan çıktıktan sonra hemen mezara paralel caddenin trafiğe kapalı olduğunu, kaldırım üzerine çadırların kurulduğunu gördüm. 

Nasrettin Hoca şenliğinin son günüymüş meğer o gün.


Çadırların karşısındaki Nasrettin Hoca'nın kazanına yakın bir yerdeki çimlerin üzerine sergimizi serdik.

Çadırlara göz attım. Genelde gözleme yapıp satıyorlar. Birer gözleme siparişi verdim. Gelirken getirdiğimiz iki termos çayın dibine vardık.

Ardından 15.15 gibi Konya'ya doğru yola çıktık. 

İki saatten fazla durduğumuz Akşehir'de şenliğin son günü olmasına rağmen fazla bir hareketlilik görmedim. Anlattığı kayyım hikayesiyle bir siyasi tarafından tepki gösterilen bu senenin Nasrettin Hoca'sı olan namı diğer Mandıra Filozofu'nu da göremedim. "Burası siyaset yapılacak yer değil" tepkisini gösteren siyasimizi de göremedim. Belli ki şenliğin ilk gününde yapılan resmi programda bulunmuşlar. Ardından çekip gitmişler. 

Siyasimizin kayyım fıkrasına tepki göstermesini ve tören alanını terk etmesini de anlamış değilim. Görünen o ki siyasilerimiz çok alıngan ve kırılgan. Her şeyden nem kapıyorlar. Siyasetçi dediğin biraz müsamahalı ve geniş olmalı. Fıkradan, başka çıkarımlar çıkarmamalı. İzahın olmadığı bazı konularda müsaade etsinler de Nasrettin Hoca gibi olmasa da mizah yapan birileri mizahıyla töreni süslesin. Öyle ya Hoca adına düzenlenen şenlikte espri, mizah olmayıp da başka ne olacak. Yapılan mizah bazen cuk diye oturur bazen de oturmaz. Zira doğaçlama yapılan şeyler böyle olur. 

Ki kayyım günümüzün geçer akçesi. Gün geçmiyor ki bir kurum, kuruluş, şirket vb. yerlere kayyım atanmamış olsun. İleride bugünlerin tarihine birileri yer verirken günümüzü kayyımlar dönemi diye adlandırırsa hiç şaşırmam. 

Kayyım ataması çok anormal ve nadir durumlarda gerekli olabilir. Eğer çok sayıda kayyım görevlendirmesi yapılıyorsa o ülkede anormal bir durumun olduğunu düşünmek normaldir. 

Siyasiler, olur olmaz her şeye tepki göstermek, ayar vermek ve had bildirmek yerine bu ülkede hemen hemen her yere kayyım atamaması yapılmaması için çaba göstermesi gerekir. 

Yol boyunca yol kenarında kiraz satanların önünde durup da kiraz almadım. Nasılsa Akşehir'e gireceğiz. Meşhur kşrazlarını alıp yeriz dedim ama dolaştığı yerlerde kiraz sarana rastlamadım. 

Akşehir'i daha gelişmiş daha bakımlı görmek isterdim. İsterdim ki bu şehre bir el dokunsun. Zira Akşehir halkı ve ziyaretçiler bunu hak ediyor. 

Not: Eskişehir ve Akşehir'de tuvalet ücretinin 10 lira olduğu dikkatimi çekti. İster istemez Afyonkarahisar'a giderken girdiğim tesiste tuvalet ihtiyacının 20 lira olmasıyla karşılaştırdım. Gören de ihtiyaç giderenlerin taharetini bu WC yapıyor sanır. 

Eskişehir'den Notlar

Birçok şehri gördüm. Eskişehir'i görmek nasip olmamıştı. Görmediğim için merak da ediyordum. 

Gazlıgöl'de kaplıcada iken biraderin Eskişehir'e gidip gelelim, amcaoğlunu ziyaret edelim teklifine evet dedim.

Gazlıgöl-Eskişehir arası virajlı ve yolu pek iyi değil denmesine rağmen çıktık yola. 12.15 gibi Eskişehir'e vardık. Virajlı yollar buz geldi bana. Arabayı park yasağı olmayan ve trafiği engellemeyen uygun bir yere park ettik.

Gezilecek yerler neresi var diye sorduk. "Hemen şuradan çıkın, Odunpazarı Evleri var. Herhangi bir vasıtaya gerek yok. Yakın" dedi Eskişehirli bir teyze.

Odunpazarı Evleri'ne gittik. Tarihi evlerde yan yana ve karşılıklı bol miktarda sanat galerisi ya da atölyesi adı altında lüle ve akik taşından yapılmış tespih, bileklik vb. zinet eşyasının imal ve satışının yapıldığı yerleri gördük. 

Hele cam şekillendirme atölyesi görülmeye değerdi. Herhangi bir kalıp kullanmadan camı şekillendirerek her türlü süs eşyasına imzalarını atmış atölyedeki sanatçılar. 

İki tane tarihi camiyi ziyaret ettik. Bir tanesi Tiryakizade Süleyman Ağa, diğeri ise Kurşunlu Külliyesi. Külliyenin içinde Hanikah, tabhane, imaret, aşevi, kervansaray, cami, şadırvan, subyan mektebi, ısı merkezi ve WC. bulunduğu girişte yazılı. WC ve şadırvan dışındaki müştemilat; sanat galerisi,
el sanatları, ahşap eserler müzesi, cam sanatları merkezi adı altında faal. Külliyenin bu şekil çok amaçlı kullanılması; sanatseverleri, meraklıları, cemaat, ziyaretçi, satıcı ve müşterileriyle cami ve çevresini canlı tutuyor.

Kurşunlu Külliyesi'ne girişte Külliyenin tarihçesine yer verilmiş. Ama solmuş tarihçe okunmuyor. Nedense yetkililer bu tarihçeyi değiştirmeye gereksinip duymamışlar. Acaba tarihçe de tarihi diye mi değiştirmiyorlar diye düşünmeden edemedim. 

Kurşunlu Camii girişine, "Cami ve Müştemilat'ında gelinlikle fotoğraf çekmek yasaktır", yazısı dikkatimi çekti. Gelinlikle fotoğraf çekinmek niye yasak olsun. Bir taraftan Allah'ın emri, peygamberin kavli deriz. Örfe göre kızlarımıza gelinlik giydiririz. Sonra da Külliye'de fotoğraf çekinemezsiniz diyoruz. Şu dense anlarım. "Namaz vakti camide cemaat varken fotoğraf çekimi yasaktır" şeklinde yazılacak bir uyarıyı anlarım. Üstelik cami dışında müştemilatta da yani Külliye'de de fotoğraf çektirilmesine yasak koyuyoruz. Bırakalım da evlenecek çiftler Allah'ın evine gelerek fotoğraf çekinip hayıra olarak saklasınlar. Bir de Müştemilat'ında" derken müştemilat özel isimmiş gibi kesme işaretiyle ayrılmasını da anlamış değilim. 

Akik ve lüle taşının Eskişehir'de çıkması, akik ve lüle taşı işlemeciliğini geliştirmiş, korumaya alınan tarihi evlerin içinde  insanımızın sanat ve zanaatkar yönünü ortaya çıkarmış. 

Sanat atölyesinde esnaf satışını yapmak için akik ve lüle taşına ait ziynet eşyasını teşhir ederken pencere kenarlarına da lüle taşıyla ilgili tarihçelere yer verilmiş. Lüle taşına dair bir efsane dikkatimi çekti. 

Sanat atölyesine gidip de alışveriş yapılmaz mı?

Hele yanında eşin varsa elin mahkum. Eskişehir hatırası olsun diye ikimiz de akikten yapılmış bileklik aldık. Satıcıya faydası nedir dedim. "Tansiyonu düzene koyar" dedi. Sinire iyi gelir mi dedim. "Gerilimi ve stresi düşürür" dedi. İyi o zaman tam bana göre deyip bilekliği geçirdim bileğime. 

O günden bugüne bileğimde akikten yapılmış bilekliği saat gibi takıyorum. Fayda sağlar düşüncesiyle sakinleşeceğim günü bekliyorum. Zaman zaman doğar doğmaz koluma bu takılsa iyiymiş diyorum. Ama sinir geldi mi bileklik bana mısın demiyor. Neyse bu benim meselem değil, kayınpederin kızı bileklik fayda sağlayacak, siniri geçecek diye beklesin dursun. 

Teşehhüt miktarı kadar kaldığım Eskişehir'de Odunpazarı Evleri'nden çıkıp Ege ve İç Anadolu bölgelerine ait olan Porsuk Çayı'nı gördük. Çayın suyunu çok temiz görmediğimi söylemeliyim.

Hangi bölgelere çalışıyor bilmiyorum ama farklı yönlere giden tramvay dikkatimi çekti. Bir de iki vagondan fazlasını görmedim. Belli ki yolcu yoğunluğuna göre ayarlama yapılmış olmalı. 

Hem tramvay hem de şehir içi toplu taşıma hizmetinde kullanılan otobüsleri biraz eski ve yıpranmış gibiydi. 

Caddelerini dar gördüm. Caddelerde ilgili gördüğüm bir başka husus "Durmak ve park etmek yasak" levhasının olduğu her yerde sıra sıra araçların park edildiğini gördüm. İşin ilginci, "Park etmek ve durmak yasak" anlamına gelen trafik levhasını altına "Park yasaktır" yazısı da eklenmiş ama Eskişehirli bana mısın dememiş. 

Eskişehir gibi sanatla özdeşleşmiş bir şehirde park yasağı olan yerlere araçların park edildiğini görünce üzüldüm. Ne kadar sanatla özdeşleşse de kural tanımamazlıkta bu şehrin de diğer şehirlerimizden çok farklı olmadığını söylemeliyim. Demek ki kuraksızlık ve kuralı çiğnemek içimize işlemiş.

Eskişehir'e Konya'yı kıyaslarsam, Eskişehir'de akik ve lüle taşı. Bunlara paralel atölye, satış ve sanat galerileri her yeri süslemiş. Bir de sık sık çi börek levhalarına rastladım. Konya'da ise etli ekmek, Mevlana türü yiyecekler her bir yeri süslüyor. Sanki Eskişehirli ben sanata bakarım derken Konyalı ise can boğazdan gelir, ben mideme bakarım diyor. 

Akşam beş sularında amcaoğlunu evinde ziyaret edip ikram ettiği yemeğini yedik, çayını içtik. Muhabbetin dibine vurduk. Yolcu yolunda gerek, akşam karanlığına kalmadan virajlı yolları geçelim deyip çıktık yola. Akşam 9.30 sularında Gazlıgöl'e geri döndük. 

14 Temmuz 2026 Salı

Gazlıgöl'e Bir El Dokunmuş

Afyonkarahisar dendi mi ilk akla gelen yönü kaplıcası. Bu şehrin her bir yeri kaplıca dense yanlış olmaz. 

Gazlıgöl de Afyonkarahisar'ın İhsaniye ilçesine bağlı, kaplıcasıyla meşhur bir beldesi. Hemen karşısında aynı ilçeye bağlı Yaylabağ beldesi de kaplıcasıyla meşhur.

Gazlıgöl bölgesine kaplıca için beşinci gidişim. 4'ünde Yaylabağ beldesinde kalmış olmama rağmen alışveriş, gezip dolaşma için Gazlıgöl beldesine kah yürüyerek kah arabayla giderim. Çünkü bulunduğum beldede bu imkanlar yok. Gazlıgöl'de alışverişimi yapar, Kızılay Maden Suyu şişesinin önünde fotoğraf çektiririm. Çay bahçesine geçerek çayımı yudumlarım.

Gazlıgöl, alışveriş ve insan yoğunluğu yönünden canlı olmasına rağmen önceki dört gidişimde bakımsızdı. Karasinek ve sivriden geçilmezdi. Belediyenin önü bile mezbelelikti. Bu son gidişimde ise farklı bir Gazlıgöl gördüm. Belli ki Gazlıgöl'e bir el dokunmuş ve beldenin çehresini değiştirmiş. 

Mevcut çay bahçesi yanına yeni bir çay bahçesi daha yapılmış. Karşısına saat kulesi yapılmış. Yollara kilitli taş döşenmiş. Belde baştan sonra ışıklandırılmış. Gazlıgöl'ün tarihçesine yer verilmiş. Kısaca belde bakımlı bir şehir havasına bürünmüş. Belde bu görüntüsüyle daha da gelişeceğim. Çünkü buranın halkı ve kaplıca için buraya gelenler bunu hak ediyor dedirtiyor. 

Beldenin çehresini değiştiren belediye başkanı kimse, hangi partidense buradan tebrik ediyorum. Çünkü bildiğim birçok küçük ilçe ve belde, bakımsızlıktan dökülürken belediye başkanlarının mazereti hazır. "Efendim, ödenek gelmiyor. Gelen ödenek personel maaşlarına anca yetiyor" diyor. Hele Büyükşehir statüsünde olan ilçe belediye başkanları ilaveten "Buraların yapımı büyükşehre ait" deyip işin içinden sıyrılıyor.

Afyonkarahisar büyükşehir olmadığı için Afyonkarahisar belediyesinin ve bağlı olduğu ilçe olan İhsaniye'nin Gazlıgöl beldesine hizmet etmesi söz konusu olamaz. Gazlıgöl Belediyesi bir belde olmasına rağmen kıt imkanlarla beldeyi yaşanabilir şekilde güzelce imar etmiş. Ödenek ve imkan elbette önemli ama Gazlıgöl beldesi kıt imkanlarla bunu başarmış. Belli ki Belediye Başkanı'nın ufku geniş, hizmeti düstur edinmiş biri. Belki de geliştirdiği proje ile genel bütçeden ödenek de çıkartmış olabilir. Başkan hangi yol ile ödenek bulduysa bulsun, bu işi biliyor. Darısı, imkan yok, ödenek gelmiyor mazeretinin arkasına sığınan diğer belediyelere.