25 Haziran 2026 Perşembe

Ayak Oyunu

Biz her ne kadar Allah'ın dediği olur diye inansak buna bir de bu ülkenin oyun kurucuları kimse, onların da dediği olur diye eklemek lazım.

Öyle görünüyor ki oyun kurucuları senaryo yazıyorlar. Aktör görünen figürler de senaryonun gereğini yerine getiriyor.

Bu işi öyle ciddiye alıyorlar ki işi vatandaşın vicdan ve tercihine bırakmıyorlar. Öyle şeylere imza atıyorlar ki vatandaşın vicdan ve tercihini esir alıp onları yönlendirebiliyorlar. Bunun adına da demokrasi diyorlar. Vatandaşın tercihi böyle tecelli etti diyorlar. 

Siyasetle işim olmasa da bu ülkede olup bitenleri ibret ve hayretle izliyorum diyeceğim ama artık ne ibret alıyorum ne de hayret ediyorum. Çünkü ne sureti haktan görüneninden ya da gösterilenden ne de şeytan gibi gösterilenden bir beklentim var. Çünkü nazarımda bu ülkedeki siyaset kirli işliyor. Bu kirli siyaseti gören şeytan, boynuz kulağı geçti. Artık benim bunlara verebileceğim, onların da benden alacağı yok. Ancak ben onlardan çok şey öğrenirim deyip köşesine çekilmiş, bizi izliyor.

Güncel siyasete gelmek ve üzerinde durmak istemesem de ne demek istediğim anlaşılsın diye mecburen partilere değineceğim.

Normal süresi 2028 olan Cumhurbaşkanlığı seçimine daha iki yıl olmasına rağmen oyun kurucular şimdiden düğmeye basarak 2028 seçimlerini kotarmak istiyorlar. Görünen o ki mevcut iktidarı korumak, iktidar alternatifi olarak görünen partiyi de alternatiflikten uzaklaştırmayı hedeflemişler. Mutlak butlan kararı ile hedeflerine emin adımlarla ilerliyorlar.
Mutlak butlan kararı öncesi pek az istisna dışında ne kadar CHP'li belediye varsa yolsuzluk adı altında operasyon üstüne operasyona uğradı. Aynı partiye ait operasyon o kadar çok ki "bu parti çalıyor, çırpıyor" şüphesi belleklere yerleşiyor, yerleştiriliyor. Böylece algılar oluyor olgu, olgular oluyor algı. Algı ile olgu karışıyor birbirine. 

Bu iş o kadar sahici yapılıyor ve kitabına uyduruluyor ki şikayetçi ve itirafçı da içeriden bulunuyor ya da çıkıyor ki tüm emek boşa gitmesin. 

Tam bu aşamada vekil ve belediye başkanları bir bir istifa edip iktidar partisine geçiyor. Geçiş yapan vekil ve belediye başkanlarıyla ilgili "baskı sonucu geçiyor", "operasyondan kurtulmak için parti değiştiriyor" sözleri ne kadar gerçek, bu da bir muamma. 

Adı geçen partinin operasyon üstüne operasyon geçirmesi, vekil ve belediye başkanlarının partilerinden istifa edip iktidar partisine geçmesi, hedefe ulaşmak için yeterli görülmemiş olmalı ki verilen mutlak butlan kararıyla birlikte, partide bir ikilik ortaya çıktı. Bu ikilik kolay kolay giderileceğe benzemiyor. Öyle zannediyorum, bu parti bölünmeye kadar gidecek. Eğer çok anormal bir durum ortaya çıkmazsa evlere şenlik bu görüntüsüyle, bu parti mevcut seçmenini de tutamaz. Çünkü "Kendisi muhtacı himmet bir dede, nerde kaldı gayrıya himmet ede" görüntüsü vererek kimseye güven vermiyor. 

Oyun kurucular bu ülkede kimse, bu işi enine boyuna düşünüp uygulamaya koymuşlar. Şayet partiye kayyım atasalardı bu sonucu alamazlardı. Çünkü kayyım, hazırında o parti ileri gelenlerini kenetler, birlikte mücadele ederlerdi. 

Görünen o ki birlikten ziyade bu partinin bölünüp parçalanması murat edilmiş. 

Bölünüp parçalanma bu ülkenin hayrına olur mu? Bir hayır görünmese de her şeyde bir hayır vardır diye düşünmek lazım. Çünkü alternatif görünen ama bir türlü alternatif olamayan, alternatifliği de kimseye kaptırmayan bu parti küçülür giderse, bakarsınız bu millet bir başkasını alternatif olarak ortaya çıkarır. Bakalım oyun kurucuları böyle bir risk için tedbir almış mıdır? Bunu da zaman gösterecek. 

Şu var ki bizde Bizans oyunları bitmez. Ne de olsa onların bıraktığı toprağın varisleriyiz. İran’la da komşuyuz. Birbirimizin sınırlarına riayet etsek de onlardaki Acem oyunu bize de sirayet etmiş olmalı. Biz buna kısaca ayak oyunu diyelim. 

Bizans ya da Acem oyunu veya ayak oyunu ne zaman ortaya çıkar? Mevcut egemenler işini düzgün yapmaz, sürekli irtifa kaybetmeye başladıkları zaman yaptıkları en iyi iş ayak oyunlarıdır. Siyaseti de böyle dizayn ediyorlar. Bunlar demokrasiye de inanıyorlar. Daha doğrusu demokrasiyi araç olarak kullanmayı çok iyi beceriyorlar. Dizayn sonrası, haydin sandığa, seçin beğenin diyorlar. Durum bu. Yersen... Biz de afiyetle yiyoruz. Ama iştahla ama iştahsız.

Şu var ki bu ülkede deniz birer, kum biter ama atak oyunu bitmez. Çünkü ayak oyunu bizim işimiz. 

Not: Bu ülkede senaryo yazanların ve oyun kuranların, görünen aktörler olduğunu sanmıyorum. Çünkü onlar ama iyi rolde ama kötü rolde bu oyunun figüranlarıdır. Onlar aktör görünümlü figürandır. 

23 Haziran 2026 Salı

Bloke Olmak

Bildiğim kadarıyla üç GSM operatörümüz var. İkisi kayyımda. Diğer iki tane daha var. Onlar da kayyımda olan bir GSM'nin alt yapısını kullanıyor. 

Cep telefonu kullananların çoğu, yılda bir operatörlerin yeni müşteri kazanmak amacıyla düzenledikleri kampanyalardan uygun olanlara geçiyor.

Operatörlerden hiçbirinin mevcut müşterimizi tutalım diye bir derdi ve amacı yok. Varsa yoksa yeni müşteri kapma yarışındalar.

Mevcut müşteriyi tutup memnun etmek ve devamlı müşteriyle çalışmak, müşteriyi memnun ettikçe yeni müşteriler kazanmak, böyle yapa yapa kurumsal bir firma olalım demek varken bizim operatörler, düzenledikleri kampanyalarla yeni müşteri avına çıkıyor. Bunu biri değil, hepsi yapıyor. Bir taraftan yeni müşteri kazanayım derken eski müşteriyi kaybetmek operatörlere ne kazanç sağlar, inanın hiç anlamış değilim. Bir anlasam yeni bir şey daha öğrendim diye çok mutlu olacağım.

Yılda bir GSM değiştirme furyasına birkaç yıldır ben de dahil oldum. Çünkü mevcut operatörüm avantajlı bir fırsat sunmadığı gibi son birkaç ay kala gece gündüz arıyor. "Avantajlı kampanyamızdan yararlan" diye. Dersin ki bize sunduğunuz avantajlı değil, şu kampanyalarınız var. Bu imkandan biz de yararlanalım. Ne mümkün. "Efendim o kampanya yeni hat ve hattını değiştirenler için. Siz faydalanamıyorsunuz" cevabı alıyorsun. 

Kıymet bilmeyende durmayayım, ilgi gösterene geçeyim diyorsun. Birden geçemiyorsun. Çünkü taahhüdün var. Mecburen iki, üç gün kala geçmeye kalkıyorsun. Mevcut operatörümden öbür aya fatura gelmesin diyorsun. Bundan kaçınmak ne mümkün. Geçiş işlemleri mutlaka diğer aya sarkıyor. Gün bazında olsa da diğer ay da fatura geliyor. 

Geçiş onaylanınca SIM kartı değiştireceksin. Bunu yapmak için toplu iğne bulacaksın. Yeni operatörü otomatik ödemeye vereceksin. Eski hattın otomatik ödemesini iptal edeceksin. 

İş bununla bitmiyor. İnternet bankacılığına gireceksin, İnternetten alışveriş yapacak olursun. Gelmesi gereken mesaj gelmez. Çünkü operatör değiştirmekten kaynaklı hattına konan blokeyi kaldırman gerekiyor. Müşteri hizmetleri, şura, bura derken uğraştırıyor bloke. 

Yeni operatör değiştirdim. Yarın acil durumda bloke işiyle uğraşmayayım diye İnternet bankacılığına girdim. Hattınıza tanımlı bloke yok cevabı aldım. Şaşırdım doğrusu. Ama bu şaşırma hoşuma gitti. Hep böyle şaşırayım dedim. 

Fakat şaşkınlığım uzun sürmedi. ÖSYM'nin ve Mebbis sayfalarına girmek istedim. Girmek ne mümkün. İşlem yaptırmadı. "Hat değiştirdiğinizden dolayı önce blokeyi kaldırmamız gerekir" uyarısı aldım. Blokeyi kaldırmam için de birkaç seçenek sunuyor e devlet kapısı. NFC, e posta ile kurtarma, Akbank ve Garanti bankaları aracılığıyla, PTT'ye gitmek gibi. 

Adı geçen iki bankanın müşterisi değilim. Bankalar arasında bir devlet bankasının olmaması ilginç. NFC yoluyla bloke kaldırma ise tam bir işkence. Daha önce NFC'yi bir vesileyle kullanmaya çalıştım. Beceremedim. Geriye kala kala e posta yoluyla blokeyi kaldırmayı denedim. E postama gelen kodu yapıştırdım kaç kere. Ama her defasında "Sistemsel bir arıza nedeniyle işleminiz tamamlanmadı" uyarısını aldım. 

Bir gün sonrasında sistemden kaynaklı arıza giderildiği için e posta ile kurtarma seçeneğiyle blokeyi kaldırabildim. Antrparantez, e devlette bu sistemden kaynaklı arıza çok oluyor. Sebep ve hikmetini de çok anlamış değilim. 

Görünen o ki bloke konusunda tüm yükü bu sefer devlet kapısı üstlenmiş. Bu yüzden devlet kapısında beni bir süre bekletti. 

Bloke bizim güvenliğimiz için. Eyvallah. Çünkü ülkemiz telefon dolandırıcısıyla dolu. Gün geçmiyor ki birileri dolandırılmasın. Dolandırıcılığın da bin türlüsü var. Millet öğreninceye kadar epey bir tokatlıyorlar. Sahtekarlar SIM kartını bile kopyalıyorlarmış. Devlet de bunu bildiği için her operatör değiştirmede bloke koyduruyor. Fakat hattımızla ilgili işlem başlatılınca, "... NOLU HAT ICIN "YENI ABONELIK KAYDI" ISLEMI 12.06.2026 TARIHINDE YAPILMISTIR. RIZANIZ/BILGINIZ DISINDA ISE LUTFEN TTMOBIL ILE ILETISIME GECINIZ" yasal uyarısı yapılıyor. Böyle bir işlemi olmayan bu uyarıyla birlikte harekete geçer. Hattım ele geçirilmiş der. Böyle sakıncalı bir durum yokken İnternet bankacılıklarına bloke konmasını çok anlamış değilim. Yine de tedbir tedbirdir. Fazlası göz çıkarmaz. 

Son blokemi kaldırmak için üzerime kayıtlı ne kadar banka varsa her bir blokeyi kaldırmak için tek tek uğraşmak gerekirken bu sefer sadece e devlete konmuş blokeyi kaldırmak işimi kolaylaştırdı. Demek ki bu konuda da mesafe kat edilmiş. 

Bizim emniyet ve güvenliğimiz için konan bu bloke konusundan bahsetmişken devlet, telefon dolandırıcılarının telefonlarına bir bloke koyamaz mı? Eğer böyle bir imkan var da devlet bunu hayata geçirirse dolandırıcılara insanımızdan ekmek çıkmamış olur. Böylece bize en büyük iyiliği yapmış olur. 

Mutluluğun Sırrı

Sinan Canan, "Meşgul insanın mutsuz olduğunu göremezsin. Gerçek anlamda bir işle iştigal eden, bir şeyin peşinde olan, bir şey yapan insan, mutlu mutsuzdur. O insan meşguldür. Bir şeyin peşindedir. 

Hayatını yüksek çözünürlüklü yaşayan insan için de mutluluk ve mutsuzluk önemli bir şey değildir. Her an haz almaz. Bazen acı çeker bazen haz alır bazen bir şey olur. Ama hayatı inşa ile meşgul bir insanın genel hali mutluluktur. Çünkü o bir faildir. Hayatı ve kaderi yaratmaktadır. Etki yapmaktadır. Kendisini var, vücudunu mevcut hissetmektedir" der bir kısa videosunda.

Güzel tespitlerde bulunmuş Sinan Canan. Gerçi Canan'ın tüm tespitleri bu şekil hayatın içinden tespitler.

Her birimiz bu dünyada huzur ve mutluluğu ararız. Bunun anahtarını ararız. Mutlu olmak için düşünür, taşınırız. Değişik iş ve aktiviteler yaparız. Yine de pek mutlu olduğumuz ve mutluluğu yakaladığımız söylenemez. 

Sayın Canan, mutluluğun yolunu göstermiş bu açıklamasında. Daha doğrusu mutsuzluğun sebebini tespit etmiş ve mutluluğun reçetesini dillendirmiş. Mutluluk arayan kişi meşgul olmalıdır, boş durmamalıdır diyor. 

Gerçekten işine kendini veren, bir şeylerle iştigal olan, tüm hayatını anlamlandırmaya çalışan kişi, acı çekse de işten dolayı yorulsa da mutluluk hali kaçınılmazdır. Hele bir de meşguliyetin meyvesini yemeye başlarsa bu mutluluğun tadına doyum olmaz. 

Denilen iş, öylesine değil, sadece iş yapmış olmak için meşgul olmak, mesai doldurmak değildir. İnsan bedenen ve zihnen işine odaklanmalı. Yaptığı işi ibadet aşkıyla yapmalı, baştan savma yoluna gitmemeli. Yaptığı işi sevmeli. Çalışmaktan zevk ve haz almalı. Bir hedef koymalı. Yapılan iş üretime dayalı olmalı ya da üretime katkı sunmalı. Böylesi meşguliyetin bir anlamı olur.

Bir hedefi olup işine odaklanan kaç kişi vardır bu ülkede? Bu sayının fazla olduğunu sanmıyorum. O yüzden huzur ve mutluluk bize yabancı. Yapılan araştırmalarda mutluluk yüzdemizin düşük olduğu görülecektir. Çoğumuzda bir karamsarlık hali hakimdir. O yüzden çevremize pek pozitif enerji vermeyiz. Durmadan negatif enerji yayarız. 

Bir işle meşgul olmayan ve işine kendini vermeyen insanın ömrü boştur. Zamanını ve ömrünü boşa harcamış ve zamanı israf etmiş olur. Böylesi bir hayat yediğinden ve içtiğinden zevk ve haz aldırmaz insana. Çünkü insan boş durdukça sıkılır ve boş insan dedikodu yapar.

Ülkemizdeki çay ocakları, kafeler ve kahvehaneler ömrümüzü boşa harcadığımızın, bir meşguliyetimizin olmadığının en büyük göstergesidir. Saydığım bu işletmeler bu ülkede ne kadar çoksa o ülkede o kadar boşa vakit geçiren tüketici müşteri var demektir. O yüzden bize mutluluk haramdır.

Hayatını dolu dolu yaşayan, bir şeylere kafa yoranın zaman israfı olmaz. Böyle insan dedikodu yapmaz, dedikodu da dinlemez.

Gördüğünüz gibi mutluluğun anahtarı çok basitmiş. Bu mutluluğa ulaşmak da kişinin kendi elinde. 

Ezcümle, ne kadar meşguliyet o kadar mutluluk. Ne kadar meşguliyetsizlik o kadar mutsuzluk. 

Not: İnsanımız mutlu değil derken haksızlık etmeyeyim. İnsanımızın meşguliyeti yok ki mutlu olsun demeyeyim. Burada bir hakkı teslim edeyim. Bazı insanların WhatsApp durumuna bakınca, "Meşgul, sadece acil aramalar" diye yazdığını görüyorum. Belli ki bunlar çok meşgul. Haliyle meşguliyet olunca mutluluk da bunlarda. Bu demektir ki WhatsAppında "Meşgul" yazan herkes mutlu. Bu da bu ülkede mutlu insan bolluğuna işarettir. İnşallah öyledir. Sinan Canan'ın yerinde sebep ve teşhisinden sonra benim bu tespitim biraz yavan kaçmış olabilir. Ne yapayım, Sinan Canan değilim.