5 Eylül 2026 Cumartesi

Evden Eve Taşımacılık İşi

Ev bulmak bir sorun,

Aracı olmadan sahibinden ev bulmak pek mümkün değil. Evi tuttuğun yıl bir ay fazla kira ödemek zorundasın. 

Evi buldun. Temizlik işi var. Hemen temizlikçi devreye giriyor. 

Toparlanmak, paketlemek ayrı bir dert. 

Evden eve taşımacı bulacaksın. 

Eşyanın çıktığı ve gideceği yer, mevki, kat, eşyanın çokluğu ve asansöre göre taşımacının dediği fiyata he diyorsun. Çünkü oturmuş bir taşıma fiyatı yok. 

Evi taşıyacaklar geliyor. "Eşyan çokmuş. Eşyanın çıktığı yer zormuş. Biz normalde bu fiyata taşımayız diyorlar. 

Taşınırken eşyaya verilen zararın pek haddi hesabı olmaz. Burası niye böyle oldu dediğinde,
"Önceden böyleydi. Biz yapmadık" deniyor. 

Sigara isteyeni oluyor. 

Evden eve taşımacı firmaya ödediğin taşınma bedeli dışında bahşiş istemek adetten olmuş. "Bizi gönüllesen olur" diyorlar. Versen bir türlü, vermesen bir türlü. İyi taşısınlar, eşyaya zarar vermesinler de vereyim diyorsun. 

Hesapta olmayan yüklü harcamanın dışında taşıyanlara yemek ikramı da olmazsa olmaz. Allah'ın emri gibi bir şey. O kadar yorgunluğun, koşuşturmanın ve stresin arasında yemek yaptırmaya kalkıyorsun. 

Hasılı, ev, bark sahibi oluncaya kadar taşınma başlı başına bir sorun. Kirası, evin temizliği, emlakçı parası, taşınma bedeli, toparlanma, yerleşme, her taşınmada kırılan ve yıpranan eşya, yeni eve hesapta olmayan yeni şeyler alma hepsi masraf. Hepsinden geçtim. Taşıyanlara bahşiş. Bundan da geçtim. Taşınanın evi, barkı yok. O hengame arasında taşıyanların karnını doyurmak için koşuşturmayı bir türlü anlamadım gitti. Eskiden inşaatta çalışanlara yemek verilirdi. Çok oldu bu âdet kalkalı. Sadece çay veriliyor. Ama bu taşınmalarda yemek işini kim başlattıysa bilsin ki hiç iyi yapmamış. Taşıyanlar da "Kardeşim, ne karın doyurması. Biz başımızın çaresine bakarız" demiyor. 

Ben anlamadım. Siz anladıysanız, anlatırsanız bilin ki çok memnun olacağım. 

Konyalıdaki Etli Ekmek Sevdası

Konya dendiği zaman ilk başta etli ekmek akla gelir.

Her bir yerde, mahalle aralarında dahi etli ekmek yapan fırınlar var.

Etli ekmek yapmayan lokanta yok gibi.

Konyalı olup da etli ekmek yemeyen, dışarıdan gelip de etli ekmek yemeyen yoktur. 

Bir zamanlar ana menümüz ve milli yemeğimiz bulgur pilavı iken şimdi etli ekmek oldu. Bazen canımız çektiği için keyiften bazen de öğünü baştan savmak için.

Veriyoruz kendimizi etli ekmeğe. 

Kah malzemesini hazırlayıp fırına veriyoruz bazen de lokantaya atıyoruz kendimizi. 

İyi etli ekmek yapan yeri aradığımız da bir realite. 

Sıcağı sıcağına yeriz. Yanında da ayran eksik olmaz. Etli ekmek sıcak, ayran da soğuk. İkisi midede buluşuyor. Mide bu menüden ne derece memnun, bilinmez. 

Sıcağı sıcağına yiyince insan ne yediğini de unutuyor. Tek yiyeni olduğu gibi 1,5'tan ödün vermeyen hatta duble yiyenler bile var. 

Kısaca, etli ekmek bizim can simidimiz. Her yerde her zaman imdadımıza yetişir. Kendimizi kolay yoldan lokantaya attığımız gibi gelen misafiri de etli ekmek yedirmeye götürürüz. 

Eve misafir gelecekse ilk ve son akla gelen menü etli ekmektir. 

İftara bile etli ekmek yaptırıyoruz. 

Ev mi taşıyoruz. Taşıyıcılara etli ekmek yaptırırız. İnşaatta çalışanlara ekmek vermeyiz ama nedense ev taşıyanlara etli ekmek yedirmek evini taşıtan için bir zorunluluk oldu. Taşıma bedeli dışında bahşiş de cabası. Günde kaç ev taşıyorlarsa taşıyıcıların hiç tok olduklarını görmedim. Nereleri yer, bilemedim gitti. 

Hasılı, içimiz, dışımız, öğle ve akşamımız, hafta içi ve hafta sonumuz, taziyeye götürdüğümüz, taziyede yediğimiz etli ekmek. 

Fazlası dokunurmuş, kilo yaparmış, şekeri yükseltirmiş No problem. Atın ölümü arpadan olsun.

Yeter ki öğün savsın. Biz etli ekmek kafalı Konyalılara bir şey olmaz. 

Dertsiz İnsanı Ara ki Bulasın

Cuma namazı öncesi market önünde biriyle karşılaştım. Hal hatır, şura bura derken memlekete gider gelir misin dedim. "Gitmem. Nere gideceğim, kime uğrayacağım. Abilerimin hepsi vefat etti. Yeğenlerle de araya mesafe koydum" dedi. 

Sizin durumunuz iyi bildiğim kadarıyla. Atadan kalma yerleri paylaşmadınız mı dedim. "Var da paylaşamıyoruz. Öylece kaldı. Veresenin ikisi reddi miras talebinde bulundu" dedi. Borç mu var dedim. "Abimden kaynaklı borç var. Satalım diye harekete geçiyoruz. Biri bizden habersiz bir alıcı ayarlıyor, kalıyor. İşin içine miras girince 'Babamdan sonra yeni babam sensin' diyen yeğenlerim bile değişti" dedi.

Sonra anamgil yedi kardeşmiş. Dedemin 7 bağı varmış. Daha ölmeden 'Şu bağ senin, bu bağ senin" diyerek herkese paylaştırmış. Bağı bari alayım diye bağın peşine düştüm. Bize düşen bağı falanın deyip falan teyzemin üzerine geçirmişler. Teyzem öldü. Oğluna kaldı. Oğlu da öldü. Yeğeni aradım. Yeğenim, sizdeki falan bağ bizimmiş. Şahitler de var. Uygun bir zamanda üzerime alayım dedim. Yeğen pek oralı olmadı". 

Gel zaman git zaman yeğeni tekrar aradım. Yeğenim, iki şahit var. Şu bağı alayım dedim. "Dayı, şahitler falan falan mı" dedi. "Evet" dedim. Ardından, "Dayı, ben bağ falan vermem. Tapu bizim üzerimizde. Eğer dediğin gibiyse öbür dünyada babamla konuşur, halledersiniz. Ben veremem" dedi. "Ben de bırakıverdim peşini. Varsın onların olsun dedim" dedi.

Ardından "falanla ara ara şurada otururuz" dedi. O dediğin sosyal medyada çokça paylaşım yapıyor dedim. "Tuzu kuru da ondan. Ben yapamam onun yaptığını. Benim de çok söyleyeceğim var o alemde ama hiçbir şey paylaşmadığım gibi emoji bile bırakamıyorum" dedi. Emeklisin. Görüşlerini rahatça paylaşabilirsin dedim. "Emekli olmaya emekliyim ama iki çocuğumun ikisi de öğretmen. Yazdıklarımdan dolayı onların başına halel gelsin istemem" dedi.

Bu ayaküstü konuşmadan anladığım, her işimiz gibi miras işimiz ve paylaşımımız da sorun. Birimizin borçlu olması paylaşımı engelliyor. Zamanında sözle yapılan paylaşım kayda geçirilmediği için vereseler arasında anlaşmazlıklar ortaya çıkıyor. Hakkı olmadığı halde tapuyu bir şekil üzerine geçiren de tapuyu devretmeye yanaşmıyor. Anlaşılan o ki helal ve haramdan anladığımız domuz eti yememekten ibaret. İşin içine miras girince yeğen amcayı saymıyor.

Sosyal medya çekincesi ise çoğumuzun elini, kolunu ve dilini bağlıyor. Daha emekli değilim diyor, emekli olunca da çocuklar ve torunların geleceği için insanımız her şeyi içine atıyor.

İlk defa tanıştığım hemşerim ayaküstü içini böyle boşalttı belli ki derdi çok. Ben de uzaktan gözlemlediğime göre ne kadar sakin ve güleç sanırdım. Belli ki bu dünyada dertsiz insan herhalde yoktur.