1 Ağustos 2026 Cumartesi

Türkiye'nin Değişmeyen Devlet Politikası

"Türkiye'de enflasyon devlet politikasıdır. Ülkeyi yönetenler enflasyonu politika haline getirmişlerdir ve onun için enflasyon vardır.

Bir zamanlar enflasyonu hava şartlarına bağladılar.

Bir zamanlar Elbistan-Afşin santraline bağladılar.

Şimdi de enflasyonu Türkiye'nin alt yapı noksanlarının tamamlanmasına bağlandığını görüyoruz.

Hiç alakası yok. Çünkü alt yapı noksan olarak yapa yapa bir şey yapmamışlardır ki.

Kaç tane liman yapmışlardır da altyapı eksiğini tamamlamışlardır?

Kaç tane hava alanı yapmışlardır da altyapı eksiğini tamamlamışlardır?

240 km otoyol yapılmıştır 10 senede. Bu da dış parayla yapıldı. Binaenaleyh altyapı eksiğini bağlayarak enflasyonun izahı mümkün değildir.

Efendim, telefon koyduk. Eh, dünyanın her tarafında telefon var. Telefon koyduğunuz için enflasyon olduysa bu anlaşılır bir şey değildir. Bunların hiçbirisi doğru değildir.

Doğru olan şu: Enflasyonun sebebi gayri safi milli hasıladan alacağınız borçlanmak ihtiyacıdır. 

Eğer bir ülkede 1991 yılında olduğu gibi gayri safi milli hasılanızın yüzde 12,6'sı kamu borçlanma gereği olarak kullanılıyorsa o ülkede enflasyonun yüzde yetmiş ile yüzde yüz arasında olmaması mümkün değildir.

İngiltere'de ve Fransa'da yüzde üçler, beşler civarında enflasyon oluyor da bizim ülkemizde yüzde 70, 80 ve 90'lar civarında oluyor. Çünkü biz devletin hesabını, kitabını dağıttık. 

Evvela devletin bir bütçesi yok. 166 fonlu, neyin nereden gelip neyin nereye gittiği meçhul bir mali düzen içindeyiz. 

Binaenaleyh ilk yapılacak iş, bence Türkiye Cumhuriyeti devletinin mali düzeni, mali disiplinini sağlamak ve muhasebe tekniğini getirmektir. Bir denk bütçe...". 

Süleyman Demirel’e ait bu sözleri önüme düşen videodan aldım. Belli ki konuşmanın devamı var. Çünkü denk bütçe dedikten sonra kesilmiş. 

Öyle zannediyorum, Demirel bu sözleri muhalefette iken siyasi liderlerle yapılan bir açık oturumda söylemiş. Diğer liderler ve o günün iktidarın da olan ne cevap verdi bilmiyorum. 

Şimdilerde iki liderin bir araya gelerek memleket meselelerine dair fikir teatisinde bulunmadıklarına ve tartışmadıklarına bakmayın. 90’lı yıllarda seçim öncesi siyasi liderlerin bir araya getirilerek canlı yayında açık oturum yapması gibi bir gelenek ya da teamül vardı bu ülkede. 

Bir bilen ve kurt siyasetçi olarak bilinen Süleyman Demirel’in ülkemizdeki enflasyon tespiti manidar. Sorunun çözümü belli olmasına rağmen bu sorunu ne kendisi iktidarında ne öncekiler ne de sonrakiler çözebildiler. Niçin çözülemediği de anlaşılıyor. Fazla söze hacet yok. Çünkü enflasyon bu ülkede devlet politikası imiş.

Görünen o ki enflasyon ve buna bağlı olarak oluşan hayat pahalılığı bu ülkenin değişmez kaderi. Şunun, bunun gelmesi bir şey ifade etmiyor. Babadan evlatlarına geçen miras gibi bir iktidar öncekinden bu enflasyonu devralıyor, kendisinden sonrakine devrediyor. Tek fark, ya üç beş puan aşağıya çekip teslim ediyor ya da üç beş puan azdırıp teslim ediyor. 

Not: Demirel’in telaffuz ettiği denk bütçeyi Sayın Erbakan yaptı. Ama bu denk bütçe belki de Erbakan’ın siyasi hayatına mâl oldu. Anlaşılan o ki Erbakan devlet politikasına aykırı hareket etmiş. Öyle ya devlet politikasına aykırı hareket edilir mi? Bir de ben milliyim dedi durdu. 

31 Temmuz 2026 Cuma

Üroflowmetri

Başlığa yazdığım üroflowmetri nedir, ne işe yarar bilir misiniz? Nerede bileceksiniz. Yaşlanıp bir üroloji doktoruna gitmediyseniz nereden bileceksiniz. Bilmenizden geçtim. Doğru dürüst telaffuz bile edemezsiniz ve bakmadan da yazamazsınız. Bunu kendimden biliyorum. 

Bu yazıyı kaleme almamın sebebi de hem bu kelimeyi bakmadan doğru yazmak hem de okunuşunu öğrenmek. Biraz zor olacak ama yaza yaza öğreneceğim nihayet. 

Muayene eden doktor sizden bir üroflowmetri isteyeceğim dediğinde, bu da ne ki dercesine doktorun yüzüne bön bön bakarsanız, doktor insafa geliyor. İdrar efor testi diyor. Namı diğer çiş testi. 

Bu test sayesinde idrar yaparken idrar akış hızı, toplam idrar miktarı ve mesanenin boşalma süresi ölçülüyor. İdrarın miktarını ölçmek dedikleri herhalde metrekareye kaç kilo yağmur düştüğünü tespit gibi bir şey olsa gerek. Var gör siz yağmur ölçme aletini de bilmezsiniz. Bu iyiliğimi de unutmayın. Buna plüvyometre deniyor. 

Bu testi ayakta yaptırıyorlar size. Bundan önce mesaneyi iyice doldur, sıkışık vaziyette gel deniyor. 

Seni bir odaya alıyorlar. Hazırım dediğinde başla komutuyla yarışa başlıyorsun. Bitince tamam diyorsun. Görevli seni yan tarafta bir yatağa alıyor. Ultrasonla mesanede idrarın kalıp kalmadığına, kaldıysa ne kadar kaldığını ölçüyor. Buna bazen üroloji doktoru da eşlik ediyor. Sonunda şu kadar mililitre kaldı raporu tutuyor. 

Doktora, sıkışınca mesanede bu şekil kalıyor, bugün daha sık wc'ye giderim deyince wc'ye gönderip sonrasında tekrar ölçüyor. 

Ultrason, elbisenin altında ne kadar idrar kaldığını nasıl görüyor? Burası benim için muamma. Kapalı kapılar ardında mahrem diye herkesten kaçındığım mal bu şekilde orta dökülünce, ultrasonun keramet sahibi olduğu zehabına kapılıyorum. Bu alet bunu ölçüyorsa var gör cebimde ne kadar para olduğunu da görüyordur. 

Tüm tahlil, tetkik, ultrason ve üroflowmetri sonucuna bakıyor. Bu durumda gece tuvalete kalkman gerekir diyor. Hayır kalkmıyorum deyince, normal şartlarda bu durumda tazyik olmaması lazım ama sizde tazyik var. Gece tuvalete kalkmanız gerekir ama siz kalkmıyorsunuz diyerek hayretini ifade ediyor. Başkasından görüş alma yoluna gidiyor. 

Sonuçta aynı prostat ilacına devam deyip seni gönderiyor. 

Her ne kadar ben kabul etmeye pek yanaşmak istemesem de buraya kadar yazdığımdan prostatın bir yaşlılık gerçeği ve erkeklerin korkulu rüyası olduğu su götürmez bir gerçek. Gel de sen bunu bana anlat. 

Yaşlanınca ne çenen kapanıyor ne de alt. Motor su kaynatmaya başlıyor. Belli ki motor rektifiye istiyor. 

Bundan sonra işin yoksa en az yılda bir kontrol için üroloji doktoruna git. PSA’nı ölçtür. 

Bununla kalsa iyi. Prostatın iyi ya da kötü huylu kansere dönüp dönmeyeceğini bekle dur. Tuvaletleri yol yap. Eskiden tuvalete girip çıkman bir olurken mesaneyi boşaltacağım diye tuvalette bekle dur. 

Ne diyelim. Allah beterinden saklasın. Bundan geri koymasın. 

Görevden Alındı İfadesi

Alt ve üst düzey memurluk ve yöneticilikte kişinin verimine, başarısına, vizyon ve misyonuna göre terfi ve tenzili rütbe durumu söz konusu olabilir. Bu görevde yerinde sayma da vardır.

Üst düzey yöneticilik atamaya yetkili siyasi iradenin tercihindedir. Siyasi, çalışmak istediği kişiyi kendi seçip atamasını yapar. Atanan kişiden beklediği verim ve eforu alamayan atamaya yetkili irade, atadığı kişiyi değiştirir, yerine uygun bulduğu bir başkasını getirir. Çünkü atama, değişiklik, nöbet değişimi, kızağa çekme, tercih, terfi ve tenzil atamaya yetkili iradenin uhdesindedir. Herkes bu iradenin tercih ve inisiyatifine saygı duymalıdır.

Atanan üst düzey bürokrat işinde başarılı olursa bu başarı atayan iradenin başarısına yazar. Tersi, aynı iradeye yazar ve eleştiriyi hak eder. 

Diyelim ki atanan üst düzey bürokrat makamının hakkını veremedi, temsil zaafı var. Hal ve hareketleri atayan makama halel getiriyor. Bu durumda atama yetkisini elinde bulunduran yetkisini kullanır.

Buraya kadar yazdıklarım genel bir açıklama. Sorun olarak gördüğüm bundan sonrası. Daha doğrusu "Görevden alındı" denmesi ve yazılması. Bu ifadeyi çok doğru bulmuyorum. Çünkü bu ifade, görevden alınan bürokratı yaralar, onu incitir. 

Burada göreve getirirken iyi, alırken kötü mü? Onu getiren de o, götüren de o denebilir. Hatta mahkeme kadıya mülk değil, kimse anasından üst düzey yönetici doğmadı denebilir. Buna da eyvallah. Çünkü kimse bulunduğu yerde bulunmaz Hint kumaşı, vazgeçilmez ve evladiyelik değildir. O zaman mesele ne denebilir? Mesele bu işleri kırmadan dökmeden, usul ve yordam bilerek yapmaktır. Kişilerin onurunu her şeyin üstünde tutmaktır. İncitmeden yapmaktır. Kısaca empati yapmaktır. Kendimize yapılmasını istemediğimizi başkasına yapmamaktır. Getirirken nasıl onure ediyorsak götürürken de onure etmektir.

Bu nasıl olacak denebilir? Unutmayalım ki görevden alınanın sadece ünvanı değişiyor, işine son verilmiyor. Mesela bir ildeki valinin yerine bir başkası vali olarak atanıyor. Merkeze çekilen vali mülkiye başmüfettişi oluyor. Bu bir nöbet değişimidir. Bunu görevden alındı şeklinde devlet dili haline getirmek yerine "Şu ilimizde görev/nöbet değişimi oldu" şeklinde ifade etmek daha şık olur diye düşünüyorum. Unutmayalım ki merkeze çekilerek mülkiye başmüfettişliği kadrosuna atanan bir vali, bir başka zaman yeniden bir başka ile vali olarak atanabiliyor.