Kişinin işlediği suçtan dolayı anası, babası, evladı, sülalesi suçlanamaz.
Kişinin işlediği suçtan dolayı mezhebi, meşrebi, düşünce ve zihniyeti, dini inancı ve mahalle ve partisi töhmet altında bırakılamaz.
Suç işleyen kişinin giyim ve kuşamı, şekil ve şemaili, ırkı, cinsiyeti, milliyeti, şehir ve memleketi suçlu ilan edilemez.
Suçlunun icra ettiği mesleği ve mezun olduğu okulu da kişiden dolayı suçlanamaz.
Çünkü suç bireyseldir, kişiyi bağlar. İşledikleri suçtan dolayı kişilerin kendilerini ait hissettikleri ve beraber iş yaptıkları kesim hakkında toptancı davranmak hakkaniyete sığmaz.
Ayrıca suç isnat edilen kişi adil yargılanıp hüküm giyinceye kadar masumdur.
Şu var ki kişinin suç işlediği ayan beyan ortada iken eğer bu kişiyi anası, babası, partisi, zihniyeti, korumaya kalkarsa görmezden gelirse savunmaya geçerse suçu küçümsemeye kalkarsa "sizinkiler de yapıyor, yaptı, siz daha büyüğünü yaptınız" gibi savunmaya ve saldırıya geçerse bu da doğru değildir. Üstelik bu savunma psikolojisi okları zihniyete döndürür. O yüzden kimse mahallesinden suç işleyeni bir şekilde savunmaya geçmemeli. Hatta en sevdiği ve güvendiği olsa bile suçluyu adalete kendi eliyle teslim etmeli.
Aslında her zihniyet, grup, düşünce, camia ve mahallede kişiliği zayıf olan çürükler çıkar. Kol kırılır yen içinde kalır demeden kapı dışarı etmek, adalete teslim etmek, mahalle baskısı uygulamak her mahallenin temizlenmesi demektir. Çünkü her mahalle içlerindeki çürüğü temizlerse zihniyeti, giyim ve kuşamı ne olursa olsun her kesim tertemiz olur. Mahallesinden yüz bulamayan, korunup kollanmayan bir daha böyle işlere kalkışamaz. Böyle böyle her mahallede, toplumda ve ülkede etik değerler oturmuş ve mahalleler içlerindeki irinlerden temizlenmiş olur. Toplumda çürüme, kokma ve yozlaşma da olmaz.
Bunun için her mahalle, güven esasına dayalı ilkeden ve bizim insanımız anlayışından kurtulmalı ve kendi içlerinde bir denetim ve takip sistemi kurmalı. Özellikle zaafı olan kişilere karşı tedbiri elden bırakmamalı. En ufak bir falsoda uyarı mekanizması harekete geçirilmeli.
Bu genel değerlendirmeden sonra her ne kadar kişilerin yaptıkları ve işlediği suçlar kişinin kendini bağlasa da amme adına iş yapanların, bir zihniyet ve partiyi temsil edenlerin, inancına göre giyinip kuşananların ve kılık kıyafete bürünenlerin, bir mesleği icra edenlerin, sureti haktan görünenlerin, söz ve uygulamayla zihniyetini referans gösterenlerin, haktan ve adaletten, doğruluk ve dürüstlükten bahsedenlerin, kısaca belli bir zihniyet ve zümreyi temsil edenlerin temsil ettikleri makam ve statüye halel getirmemek için azami gayret göstermeleri gerekir. Çünkü kimsenin zihniyetiyle ilgili bir soru işareti bırakmaya hakkı yoktur.
Ne demek istediğimi birkaç örnekle açayım:
İmam, müezzin, vaiz, müftü, din kültürü öğretmeni, Diyanet İşleri Başkanı ve üst düzey çalışanlarının sarığı beyazdır. Leke götürmez. Bu kesimin yaptığı camiayı töhmet altında bırakır. Acaba dedirtir, hoca da bunu yaparsa, başkasından beklerim ama bunlardan beklemezdim deyiverir halk.
Aynı şekilde giyim ve kuşamı İslam'dan referans ise bu giyim, kuşam, başörtüsü ve sünnete uygun sakal olduğu müddetçe kadını da erkeği de çok dikkatli olmalı. Toplum, bir de sakallı, üstelik başörtülü diyerek şok geçirir.
Dilinden ayet ve hadis düşmeyen, tüm referansı din olan kişilerin de camiasına halel getirmemesi gerekir. Toplum, "Ele verir telkini, kendi yutar salkımı" deyiverir.
Sureti haktan görünenlerin ya da Müslüman kimliğini ön plana çıkaranların haksızlığını görünce, bazıları, "Bu ya da bunlar Müslümansa ben değilim" demeyi çoğalttı son zamanlarda.
Aynı şekilde kendisini laik ve seküler görüp Atatürk'ün arkasına sığınan, referansı Atatürkçülük olanların ve bu düşünceyi temsil edenlerin de dikkatli olmaları gerekir. Toplum, bir de Atatürkçüyüm diyor deyiveriyor.
Kısaca kim hangi camiayı temsil ediyorsa camiasına halel getirecek söz ve eylemlerden kaçınması gerekir. Çünkü temsilin ağırlığı vardır. Kimse yaptıklarıyla temsilin ağırlığını yok etmeye, milli ve manevi değerlerin içini boşaltmaya hakkı yoktur.
Burada şunu da belirteyim. Kişilerin işlediği suç kişileri bağlasa da kişiler, savundukları zihniyete halel gelmesin istiyorsa aynı zihniyete sahip kişilerin işlediği suçun artmaması ve odak haline gelmemesi için özen göstermesi gerekir. Çünkü sayı arttıkça suçun bireyselliğinin toptancılığa dönme riski vardır.