25 Ağustos 2026 Salı

Uydur Uydur Söyle!

Tarihi Buğday Pazarı'ndaki bir çay ocağında bir arkadaşla çay içiyoruz. Oturduğumuz çay ocağı ve diğerleri tıklım tıklım dolu. Güneşte oturan yok. Herkes gölgeye oturmuş.

Çayımızı yudumlarken uzun cübbesi ve uzun sakalı, başında da sarığı olan biri selam verip masamızın önünde durdu.

"Hepiniz kendinizi gölgeye atmışsınız. Hakkınız var. Çünkü güneşte durulacak gibi değil. Bu gölgede bile sıcakta duramıyorsunuz. İşte bu güneş 150 milyon km uzakta olmasına rağmen bu derece ısı ve ışık veriyor. Bizi yakıyor. Öbür dünyada güneş 1,5 km ötede duracak. Karşısında durmak mümkün değil. Ama bizler sancağın altında toplanacağız. O zaman güneş bizi yakmayacak. Şu anki gölgeden daha serin tutacak kardeşlerim" dedi. Arka taraftan biri "Livaülhamd sancağı var" diye seslendi. "Evet, kardeşim. Hep orada toplanacağız" dedi. Başka da katılım ve destek bekledi. Kimseden ses seda çıkmayınca müsaade alıp gitti.

Karşımda oturan arkadaş ilahiyatçı idi. O kadar okudun. Biliyor muydun güneşin dünyaya 150 milyon km uzaklıkta olduğunu? Var gör sen ahiretteki güneşin mesafesinin 1,5 km olduğunu da bilmiyordun. Bak adam hepsini biliyor. Sanırsın ki öbür dünyaya gidip gelmiş dedim. "Ben o işleri, yani din anlatmayı bırakalı çok oldu. Yalnız Güneşin Dünyaya uzaklığının 150 milyon olduğunu biliyorum" dedi.

Sözü ben aldım. Uydur uydur söyle. Nasılsa öbür dünyaya gidip gelen yok, bilen yok, elde bilimsel bir veri de yok dedim.

Eve geldikten sonra ben uydur uydur söyle dedim ama adamın bir bildiği olabilir mi? Belki hadis olabilir diye sanal aleme göz attım. 

Müslim ve Tirmizi'de geçen ve sahih kabul edilen şu hadise rastladım:

“Güneş, kıyamet gününde insanlara bir mil mesâfe kalıncaya kadar yaklaştırılır.”

Bir mil yaklaşık 1,609 km'ye eşittir. 

Bu hadisi görünce adamın bir bildiği varmış ve hadisi biliyormuş. Bir de adama nasılsa bilen yok. Uydur uydur söyle dedim diyerek hayıflandım. 

Not: Öbür dünyada, mahşerde Güneşin bu dünyadakinden yakın olacağını duymuştum ama bu kadar kısa mesafe olacağını bilmiyordum. Bu vesileyle öğrenmiş oldum. 

Tetikçileri Bekleyen Acı Son

Tetikçiye TDK, "kiralık katil" anlamı vermiş. Kiralık katile ise "Bir kimseyi öldürmek için bir başkası tarafından tutulan kimse" demiş.

TDK tetikçiye kiralık katil dese de halk arasında tetikçi daha geniş anlamda kullanılır. Yani bir insanın tetikçi olması için illa birini öldürmesi gerekmiyor.

Televizyon ve gazetelerde bir siyasi partinin temsilcisi gibi konuşan, ölümüne savunan, rakiplerine parmak sallayan, hedef gösteren gazeteci, akademisyen, avukat kimliğine bürünmüş nice kimseler vardır. Bunların yaptığı da bir nevi tetikçiliktir. Bu tipler her gün bir TV ekranında boy göstererek gecenin geç vaktine kadar temcit pilavı gibi aynı şeyleri söyler dururlar. Hızını alamayıp hazirundan birileriyle kavgaya bile tutuşurlar. Konuşurken mangalda kül bırakmazlar. Laf ebeliği ve kalabalığı yaparak bir şeyler bildiklerini ispatlamaya çalışırlar.

Her gün ekranlarda boy gösterdikleri için bu kişilerin herhangi bir konuda detaylı bilgiye sahip olmaları, bir konuyu araştırmaları zor. Buna rağmen ağızlarının laf yapması, siyasi parti temsilcisi gibi konuşmaları onları ekranların gediklisi yapıyor. Haliyle şöhret sahibi oluyorlar. 

Siyasi parti temsilcisi gibi konuştukları için hem cesurlar hem rahatlar. Nasılsa ben onları destekliyorum. Onlar da beni kurda kuşa yem etmezler diye düşünüyor olmalılar. 

Şöhretin verdiği hızla nasılsa dinleniyorum, karşılığım var, gündem oluşturabiliyorum, arkamı da siyasi güce yasladım, bana kimse dokunamaz düşüncesiyle aslı astarı olmayan iddiaları da gerçekmiş gibi söylemeye başlayabiliyorlar. 

Partilerini böyle ölümüne savunanları gören siyasiler ekranlara temsilci göndermeye ihtiyaç hissetmiyorlar. Nasılsa kendilerini kendilerinden daha iyi savunanlar var diye.

Televizyon programına çıktıkları ve partilerini savundukları için siyasi partiler bunlara para vermiyordur ama büyük ihtimalle çıktıkları programdan dolayı TV kanalı kendilerine ücret ödüyordur.

Şöhretin verdiği güçle halka yanıltıcı bilgiyi yayabiliyorlar, akçeli işlere girebiliyorlar, şantaj yapabiliyorlar. Öyle ya o kadar savunuyorlar, iyilik yapıyorlar. Bu kadar da faydalansınlar. 

Kendilerini dokunulmaz gören bu tiplerin bilmedikleri, tetikçilerin kullanılıp kullanılıp miadı dolduktan sonra atıldığı. Kimi öldürülür kimi itibar suikastına maruz kalır kimi gözden düşer kimi hapsi boylar. Yani hiçbir tetikçi ilanihaye bey gibi yaşamaz ve yaşatılmaz. 

Tetikçilik yapanların ya da tetikçiliğe soyunanların bu işe soyunmadan önce kendilerini bekleyen bu acı sonu gözlerinin önüne getirmesinde fayda vardır. 

Ve daha acı olanı da tetikçilerin başına gelenden dolayı kimsenin tüh dememesi hatta oh oldu demesi. 

İdeolojiler İnsanlığın Ortak Bir Yanılgısı mı?

Kemal TEKDEN, kulak burun boğaz üzerine ihtisasını tamamlamış bir tıp doktoru ve akademisyendir. Kısa süreli bir milletvekilliği yapan TEKDEN tıp ve eğitim alanında yaptıklarıyla ön plana çıkmış. Aynı zamanda konferanslarıyla bilgi ve birikimini insanımıza aktarmaktadır.  Kendisinden faydalanılması gereken bir bilim insanımızdır. 

Videolarıyla yeni tanıdığım Kemal TEKDEN'in "Neden Yetişmiyor" başlıklı paylaşımı önüme düştü. Yarım saatlik videosunda, "Zekanın bir hammadde, bunun işlenmesi gerektiğinden, nice zeki insanın başarısız olduğundan, geçmişte İbn Haldun, İbni Rüşt, İbni Sina, Mimar Sinan gibi üreten ve başarılı insanlarımız olduğundan, bugün niye böyle başarılı insanların yetişmediğinden" dem vuruyor. Bu konuşmasının bir bölümünü keserek kendi sosyal medyasında paylaşmış. Bu kısmı yazıya geçirerek paylaşıyorum. 

"Batılı sosyolog Pitirim Sorokin diyor ki: 'Bir insanın düşüncelerinin dengesi olmazsa düşüncelerini, bilgisini artırdığı oranda düşüncelerinin temeli sarsılır ve tamamen yıkılır". Sağlam bir zemine oturmaz. 

Ve bir yazar, benim çok hoşuma giden devamlı söylediğim bir söz sarf eder: "Modern insan anahtar koleksiyoncusu gibidir. Binlerce anahtarı vardır ama hangi anahtar hangi kapıyı açar bilemez". 

Geçtiğimiz asır biliyorsunuz ideolojiler asrıydı. Belki bizler de kapıldık onlara. İdeolojiler insanlığın ortak bir yanılgısı üzerine kurulmuştur. Herkes o ideolojik kalıplar içerisinde düşünür. İdeolojiler deha çaplı insanların ölüm tuzağıdır. Cemil Meriç üstat diyor ki: "İdeolojiler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir". İdrakimizi hareket ettirmez hale getirir. İşte pranga dediğimiz şey o. Ve fanatizm, taassup, bir grup, parti ne derseniz, bir düşünce fanatizmi de bizim sağlıklı düşünmemizi engelleyen bir anlayıştır. Aydın insanda olmayacak şeylerdir bunlar. Olmaması gereken; zeki, üstün yetenekli insanda olmaması gereken şeydir". 

TEKDEN'in bu kısa paylaşımındaki ideolojiler üzerine yaptığı tespitler benim dikkatimi çekti. 

"Geçtiğimiz asrın bir ideoloji çağı olduğu, bu ideolojilere bizler de kapıldığımızı, ideolojilerin insanlığın ortak yanılgısı üzerine kurulduğu, ideolojilere kapılan insanların ideolojik kalıplar içerisinde düşündüğü tespitlerinde bulunduktan sonra   "İdeolojilerin deha çaplı insanların ölüm tuzağı ve idrakimize giydirilmiş deli gömlekleri" olduğuna işaret ediyor. Bunu da pranga olarak görüyor. 

Pranganın ne olduğuna bir bakalım. "Ağır ceza verilmiş tutukluların ayaklarına takılmış kalın zincir" anlamına geliyormuş. Ayağına pranga takılan ise kendisine belirlenmiş alanın dışına çıkamaz. Bulunduğu yerde döner durur. Zincirin ağırlığı da cabası. 

Bir de ideolojinin anlamına bakalım. Siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükümeti, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, bilimsel, hukuki, felsefi, dini, moral, estetik düşünceler bütünü". 

Bu tanıma göre sonu -izm ile bitenler, sonu -cılık ile biten particilik, cemaatçilik, dincilik, mezhep, örgüt gibi oluşumlar ideoloji tanımının kapsamına girer. 

İdeolojileri sorun olarak görürdüm de hiç bu yönüyle düşünmemiştim. Daha doğrusu çoğumuz gibi ideolojilere bir zaman ben de kapıldım. Geldiğim nokta itibariyle Sayın Tekden gibi düşünüyorum. Her türlü ideolojiden sıyrıldım. Çünkü hem kendimi içinde bulduğum ideoloji hem de insanımızın kendini kaptırdığı ideolojilerden bir hayır gelmediği gibi ancak zarar verdiğini anladım. Anladım ama iş işten geçti. Ayağıma takılmış pranga ömrümü bitirdi. İnsanlığın bu ortak yanılgıları olan ideolojilerin bizler kobay olarak kullanılan birer aparatları olduk. Geldiğimiz nokta itibariyle nicelerimizi hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü savunduğumuz ideolojiler ne yüzümüzü güldürdü ne de yüz güldürdük. Adeta birbirimize hayatı zindan ettik. 

Her bir ideolojinin masumluğu, gücü ele geçinceye kadardır. Gücü ele geçiren diğerlerine hayat hakkı tanımamıştır. Her biri kutuplaşmadan beslenir. Toplumu karpuz gibi ikiye böler. 

Örnek, Mısır'da ortaya çıkan, daha sonra diğer İslam dünyasına yayılan İhvanı Müslimin hareketi, Afganistan, İran, Şiilik-Sünnilik, 80 öncesi sağcılık ve solculuk, tarikatlar, FETÖ, PKK, DAEŞ, laiklik ve sekülerlik gibi. 

Görünen o ki düşüncelerin dengesini kuramadık. Düşünceleri sağlam bir zemine oturtamadık. Slogan ve hamasetin içini dolduramadık. Bilgimiz arttıkça düşüncelerimizin temeli sarsıldı ve yıkıldı. Sonuç hayal kırıklığı. Ruhuna Fatiha. 

Ayağa takılmış her türlü ideolojiyi, ölüm fermanını, giydirilmiş deli gömleğini bir tarafa bırakıp insanların huzur bulacağı ve insanca yaşayabileceği ortak noktalar bulmak lazım.