1 Temmuz 2026 Çarşamba

İbretlik Bir Mücadele Örneği

Bir varmış bir yokmuş. Ülkenin birinde bir grup market açmak istemiş. Fakat market açacak sermayeleri yokmuş. Bu durumda ağa ne güne duruyor. "Severim sizi. Dileyin benden. Ne isterseniz veririm" demiş.

Ağa sadece sermaye vermekle kalmamış. Market yerini temin etmiş. Marketin ruhsat, onay ve açılış işlemlerinde yardımcı olmuş. "Sizler sadece çalıştırın. Zira iyi çocuklarsınız. Ne isterseniz vereceğim" demiş.

Gel zaman git zaman market açanlar işi marketle bırakmamış. Her işe dadanmışlar. Yüzü de bulmuşlar ya. Neye, kime ihtiyaçları varsa ağanın kapısını çalmışlar. Ağa da yüz verdim astar istersiniz dememiş. "Helali hoş olsun. Alın alın" demiş hep.

Market işletenler kısa zamanda o ülkede her alanda söz sahibi olmuşlar. Ülkede bir güç olmuşlar. Güçlendikçe ve her alanda müşterileri arttıkça şımarmışlar da şımarmışlar. Güç zehirlenmesi yaşamaya başlamışlar. "Var mı bize yan bakan" dercesine herkese tepeden bakmaya başlamışlar. Kibirleri tavan yapmış.

Bu olup bitenlere ağa hiç ses etmemiş. Zira bunlar iyi çocuklar. Her şeyin en iyisini yaparlar. Birilerine güç gösterisi yapsalar da bana yapmazlar. Çünkü ne istedilerse verdim" demiş.

Ama bir zaman gelmiş ki bu market işletmecileri emellerine ulaşmak için ağayı engel görmeye başlamışlar ve oklarını ağaya döndürmüşler.

Ağa neye uğradığına şaşırmış. Çünkü marketçilerin bu yaptığı tamamen nankörlüktü, yiyip içtikleri çanağa pislemekti. İhanetin ta kendisiydi.

Aralarında bir mücadele başlamış. İş vuruşmaya, kan akıtmaya ve öldürmeye kadar varmış. Sonunda ağa işi kotarmış ve marketçileri alt etmiş.

Marketçilerin elebaşıları ülkeyi terki diyar etmişler. Gittikleri yerlerde de rahat durmamışlar. Ağa aleyhine lobi çalışması yapmışlar. Keyiflerine de diyecek yokmuş.

İhanet şebekesinin elebaşılarının farklı ülkelere gitmesiyle mücadele sona ermrmiş. Yeni bir mücadele başlatılmış. Ağa hainleri yakalama emri vermiş. Kaçanların ülkeye iadesi için kırmızı bülten çıkartmış. Fakat çoğu ülke suçluları iadeye yanaşmamış.

Bu durumda ağa ne yapsın ki. Gücü sadece ülkesindekilere yeterdi. O da öyle yapmış. Çünkü gücü kalanlara yetmiş. Ülkede bir temizlik hareketine başlamış. Suçlu avına çıkmış. Önce geriye dönük suç kriterlerini belirlemiş: Şu tarihe kadar bu marketten alışveriş yapanları hariç tutmuş. O tarihten sonra o marketlerden alışveriş yapmaya devam edenleri terörist ilan etmiş. İlan etmekle de kalmamış, hepsini cezalandırmış. İşi, aşı varsa kapı önüne koymuş. Bir kısmını da mahkum etmiş.

Ağanın bu mücadelesi takdir edileceği yerde bazıları, "Ceza yiyenler hep tüketici kesim. Üst tarafa hiç dokunulmadı. Adalet bunun neresinde?" dese de mücadele mücadeledir. Öyle ya yapmasalardı o marketlerden alışveriş. Ağa mı dedi onlara, gidin onlardan alışveriş yapın diye?

Hülasa, marketçiler ve ağa iki güç olduğu için güçlülere bir şey olmamış. En büyük zararı da alt taraftaki güçsüzler çekmiş ve hâlâ çekmeye devam ediyorlarmış. 

30 Haziran 2026 Salı

Gelin Saçı

Bugün, emekliliğinden kaç yıl sonra halk arasında "Evim Sistemleri" diye bilinen finans şirketleri aracılığıyla; ev alan, aldığı evin ödemesi devam eden biriyle görüştüm. Düğüne kalkışmış. Nasıl gidiyor dedim. "Sorma" dedi. Hayırdır dedim. "Gelin saçı yapılacakmış. 16 bin liraya anlaşmışlar. Bu parayı göndereceğim" dedi. Saç yapma o kadar var mıymış dedim. "Bizimkiler üç ay önceden anlaşmışlar. Şimdi daha yüksekmiş" dedi.

Kuaför parasını duyunca doğrusu şaşırdım. Düğün sahibine, "Ev alanla, evlenene Allah yardım eder" diyemedim. Bu sözü nasıl anlamamız lazım, bilemedim gitti. Çünkü ev alan da bir başına, evlenen de. Tırnağı varsa ancak başını kaşır. 

İnsan ev aldığında ve düğün yaptığında bir başına kalınca ev alanla, evlenene Allah yardım eder sözünü şimdi daha iyi anlıyor. İnsanımız öyle ki evini satarken bile devlete bizzat kendisinin ödemesi gereken harç parasını dahi ev alanın üzerine yıkıyor. Öyle zannediyorum insanımız, işi Allah'a havale ediyor, “sana Allah yardım etsin, benden bir şey bekleme” diyor. 

Neyse geleyim kuaför parasına. Fahiş bulduğum gelin saçı, piyasada ne kadarmış diye sanal aleme bir göz attım. Karşıma şu rakamlar çıktı:

"Türkiye genelinde gelin saçı fiyatları ortalama 2.500 ₺ ile 50.000 ₺ arasında. 

Fiyatlar; kuaförün popülaritesine, hizmetin paket içeriğine (saç, makyaj, prova) ve işlemin salonda veya düğün mekanında yapılmasına bağlı olarak farklılık göstermekte. 

Gelin başı uygulamaları genelde 4.000 ₺ ile 15.000 ₺ seviyelerinde.

Paket Fiyatları (Saç + Porselen Makyaj): Kampanyalı profesyonel paketler ortalama 6.000 ₺ ile 25.000 ₺ civarındadır.

Mekan / Otel Hizmeti: Hazırlıkların düğün salonu veya otelde yapılması durumunda ek ulaşım bedelleri yansıyabilir." (Al Bakışı). 

Gelin saçı için bu kadar para dökülüyorsa varın siz düğünün diğer masraflarını bir düşünün. Bilin ki her insanın altından kalabileceği bir şey değil düğün yapmak. 

İstediğimiz kadar düğünler sade olmalı diyelim. Kuaförü, düğünün tarafları, piyasa, ortam ve âdetler bildiğini okuyor. Sen de elin mahkum uymaya. 

Bu gelin saçı yapma rakamlarını görünce iştahım kabardı. Zamanında bir güzellik salonu açmak varmış. İşte o zaman paraya para demezdim dedim. Bilin ki yanlış meslek seçmişim. Ne diyeyim, talihime yanayım. 

Benden bu yaştan sonra kuaför olmaz ama "Okumanın anlamı kalmadı. Tüm meslekler doyuma ulaştı. Ne olacak bizim bu çocuğun hali” diye düşünüyorsanız, çocuğunuzu gözünüz kapalı kuaförlüğe verin. Tercihen kadın kuaförü olsun. Çocuğun ayda üç beş gelin saçı yapma işi alırsa o çalışadursun. Sen de yanında para sayma makinesi olduğu halde kasaya otur. Makine para sayıp dursun. Sen de zevkten dört köşe ol ve keyfine bak. 

28 Haziran 2026 Pazar

Konya'dan Dünyaya

Fî tarihinde merkez ilçeye üst düzey yönetici olarak atanan biri, ilçesine bir hedef koymuştu. Bilmem ne "ilçesinden dünyaya" demişti.

Ömrü hayatında okul müdürlüğü dışında başka bir idarecilik yapmamış bu kişinin koyduğu bu hedef çok büyüktü. Önce ilçesini yönetecek, buradan dünyayı yönetmeye açılacaktı. 

Çiçeği burnundaki yeni müdürün nazarında proje önemliydi. Projesi olmayan müdür makbul biri değildi. Böyleleri müdürlükte de kalmamalıydı.

İşe çok hızlı başladı. Birkaç gün içinde kendisine bağlı müdürlerden proje istedi. Tipini mi beğenmedi, zihniyet ve duruşunu mu yoksa geliştirdiği projeyi mi bilinmez, müdürlerin kahir ekseriyetini eledi. Daha doğrusu kendisine verilen, kimler kalacak kimler gidecek listesine göre hareket etti. Sıfırdan müdür seçerse ilçeden dünyaya hedefine ulaşabilecekti.

Yeni müdürlerle hedefine ne kadar ulaştı bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla bir müdür yardımcısının organizesi ile birkaç günlüğüne Afrika'daki adı sanı duyulmamış bir ülkeye ikinci el elbise dağıtıp geldi. Arta kalan zamanında timsah üzerine oturarak çekindiği fotoğrafı sosyal medyaya servis etti. Hakkını yemeyeyim. Okul içinde toplanan ikinci el eşyaları dışarı çıkartıp verdiği poz da var akıllarda kalan. Başka ülke gördü mü bilmem ama ilçe müdürlüğü fazla uzun sürmedi. Kendisi bir başkasının mutsuzluğu üzerine gelmişti. Başkası da onun mutsuzluğu üzerine geldi.

Şimdilerde bildiğim kadarıyla "araştırmacı" adı altında bankamatik yöneticiliği yapıyor. Ne yeri var ne yurdu ne de koltuğu. Toplum içine de pek çıkmıyor. Koymuş bir uzun sakal. Takım elbiseyi bir tarafa atmış. Sadece birkaç hukuku olan kişiler arasında bot gösteriyor. Toplum içine çıkacak yüzü yok. Çünkü Çingene beyliği zamanında insanların işi, makamı ve ekmeğiyle oynadı.

Çingene beyinin fî tarihinde yediği bu herzeler nedense zihnimde bu günlerde belirdi. Çünkü şehrini yöneten bazılarının bununla yetinmeyip tıpkı bizim Çingene beyi ilçe eski yöneticisi gibi dünyayı yönetmeye talip olduğu haberlerini okudum.

Elbette büyük hedefler koymak güzel. İlçe ve ilden çıkan yöneticilerimiz dünyaya açılsın ve dünyayı yönetsin. Yalnız ilk önce ilçesini ve ilini yönetsin. İlçe ve işinin sorunlarını çözsün, sonra dünyaya sıra gelsin.