23 Haziran 2026 Salı

Bloke Olmak

Bildiğim kadarıyla üç GSM operatörümüz var. İkisi kayyımda. Diğer iki tane daha var. Onlar da kayyımda olan bir GSM'nin alt yapısını kullanıyor. 

Cep telefonu kullananların çoğu, yılda bir operatörlerin yeni müşteri kazanmak amacıyla düzenledikleri kampanyalardan uygun olanlara geçiyor.

Operatörlerden hiçbirinin mevcut müşterimizi tutalım diye bir derdi ve amacı yok. Varsa yoksa yeni müşteri kapma yarışındalar.

Mevcut müşteriyi tutup memnun etmek ve devamlı müşteriyle çalışmak, müşteriyi memnun ettikçe yeni müşteriler kazanmak, böyle yapa yapa kurumsal bir firma olalım demek varken bizim operatörler, düzenledikleri kampanyalarla yeni müşteri avına çıkıyor. Bunu biri değil, hepsi yapıyor. Bir taraftan yeni müşteri kazanayım derken eski müşteriyi kaybetmek operatörlere ne kazanç sağlar, inanın hiç anlamış değilim. Bir anlasam yeni bir şey daha öğrendim diye çok mutlu olacağım.

Yılda bir GSM değiştirme furyasına birkaç yıldır ben de dahil oldum. Çünkü mevcut operatörüm avantajlı bir fırsat sunmadığı gibi son birkaç ay kala gece gündüz arıyor. "Avantajlı kampanyamızdan yararlan" diye. Dersin ki bize sunduğunuz avantajlı değil, şu kampanyalarınız var. Bu imkandan biz de yararlanalım. Ne mümkün. "Efendim o kampanya yeni hat ve hattını değiştirenler için. Siz faydalanamıyorsunuz" cevabı alıyorsun. 

Kıymet bilmeyende durmayayım, ilgi gösterene geçeyim diyorsun. Birden geçemiyorsun. Çünkü taahhüdün var. Mecburen iki, üç gün kala geçmeye kalkıyorsun. Mevcut operatörümden öbür aya fatura gelmesin diyorsun. Bundan kaçınmak ne mümkün. Geçiş işlemleri mutlaka diğer aya sarkıyor. Gün bazında olsa da diğer ay da fatura geliyor. 

Geçiş onaylanınca SIM kartı değiştireceksin. Bunu yapmak için toplu iğne bulacaksın. Yeni operatörü otomatik ödemeye vereceksin. Eski hattın otomatik ödemesini iptal edeceksin. 

İş bununla bitmiyor. İnternet bankacılığına gireceksin, İnternetten alışveriş yapacak olursun. Gelmesi gereken mesaj gelmez. Çünkü operatör değiştirmekten kaynaklı hattına konan blokeyi kaldırman gerekiyor. Müşteri hizmetleri, şura, bura derken uğraştırıyor bloke. 

Yeni operatör değiştirdim. Yarın acil durumda bloke işiyle uğraşmayayım diye İnternet bankacılığına girdim. Hattınıza tanımlı bloke yok cevabı aldım. Şaşırdım doğrusu. Ama bu şaşırma hoşuma gitti. Hep böyle şaşırayım dedim. 

Fakat şaşkınlığım uzun sürmedi. ÖSYM'nin ve Mebbis sayfalarına girmek istedim. Girmek ne mümkün. İşlem yaptırmadı. "Hat değiştirdiğinizden dolayı önce blokeyi kaldırmamız gerekir" uyarısı aldım. Blokeyi kaldırmam için de birkaç seçenek sunuyor e devlet kapısı. NFC, e posta ile kurtarma, Akbank ve Garanti bankaları aracılığıyla, PTT'ye gitmek gibi. 

Adı geçen iki bankanın müşterisi değilim. Bankalar arasında bir devlet bankasının olmaması ilginç. NFC yoluyla bloke kaldırma ise tam bir işkence. Daha önce NFC'yi bir vesileyle kullanmaya çalıştım. Beceremedim. Geriye kala kala e posta yoluyla blokeyi kaldırmayı denedim. E postama gelen kodu yapıştırdım kaç kere. Ama her defasında "Sistemsel bir arıza nedeniyle işleminiz tamamlanmadı" uyarısını aldım. 

Bir gün sonrasında sistemden kaynaklı arıza giderildiği için e posta ile kurtarma seçeneğiyle blokeyi kaldırabildim. Antrparantez, e devlette bu sistemden kaynaklı arıza çok oluyor. Sebep ve hikmetini de çok anlamış değilim. 

Görünen o ki bloke konusunda tüm yükü bu sefer devlet kapısı üstlenmiş. Bu yüzden devlet kapısında beni bir süre bekletti. 

Bloke bizim güvenliğimiz için. Eyvallah. Çünkü ülkemiz telefon dolandırıcısıyla dolu. Gün geçmiyor ki birileri dolandırılmasın. Dolandırıcılığın da bin türlüsü var. Millet öğreninceye kadar epey bir tokatlıyorlar. Sahtekarlar SIM kartını bile kopyalıyorlarmış. Devlet de bunu bildiği için her operatör değiştirmede bloke koyduruyor. Fakat hattımızla ilgili işlem başlatılınca, "... NOLU HAT ICIN "YENI ABONELIK KAYDI" ISLEMI 12.06.2026 TARIHINDE YAPILMISTIR. RIZANIZ/BILGINIZ DISINDA ISE LUTFEN TTMOBIL ILE ILETISIME GECINIZ" yasal uyarısı yapılıyor. Böyle bir işlemi olmayan bu uyarıyla birlikte harekete geçer. Hattım ele geçirilmiş der. Böyle sakıncalı bir durum yokken İnternet bankacılıklarına bloke konmasını çok anlamış değilim. Yine de tedbir tedbirdir. Fazlası göz çıkarmaz. 

Son blokemi kaldırmak için üzerime kayıtlı ne kadar banka varsa her bir blokeyi kaldırmak için tek tek uğraşmak gerekirken bu sefer sadece e devlete konmuş blokeyi kaldırmak işimi kolaylaştırdı. Demek ki bu konuda da mesafe kat edilmiş. 

Bizim emniyet ve güvenliğimiz için konan bu bloke konusundan bahsetmişken devlet, telefon dolandırıcılarının telefonlarına bir bloke koyamaz mı? Eğer böyle bir imkan var da devlet bunu hayata geçirirse dolandırıcılara insanımızdan ekmek çıkmamış olur. Böylece bize en büyük iyiliği yapmış olur. 

Mutluluğun Sırrı

Sinan Canan, "Meşgul insanın mutsuz olduğunu göremezsin. Gerçek anlamda bir işle iştigal eden, bir şeyin peşinde olan, bir şey yapan insan, mutlu mutsuzdur. O insan meşguldür. Bir şeyin peşindedir. 

Hayatını yüksek çözünürlüklü yaşayan insan için de mutluluk ve mutsuzluk önemli bir şey değildir. Her an haz almaz. Bazen acı çeker bazen haz alır bazen bir şey olur. Ama hayatı inşa ile meşgul bir insanın genel hali mutluluktur. Çünkü o bir faildir. Hayatı ve kaderi yaratmaktadır. Etki yapmaktadır. Kendisini var, vücudunu mevcut hissetmektedir" der bir kısa videosunda.

Güzel tespitlerde bulunmuş Sinan Canan. Gerçi Canan'ın tüm tespitleri bu şekil hayatın içinden tespitler.

Her birimiz bu dünyada huzur ve mutluluğu ararız. Bunun anahtarını ararız. Mutlu olmak için düşünür, taşınırız. Değişik iş ve aktiviteler yaparız. Yine de pek mutlu olduğumuz ve mutluluğu yakaladığımız söylenemez. 

Sayın Canan, mutluluğun yolunu göstermiş bu açıklamasında. Daha doğrusu mutsuzluğun sebebini tespit etmiş ve mutluluğun reçetesini dillendirmiş. Mutluluk arayan kişi meşgul olmalıdır, boş durmamalıdır diyor. 

Gerçekten işine kendini veren, bir şeylerle iştigal olan, tüm hayatını anlamlandırmaya çalışan kişi, acı çekse de işten dolayı yorulsa da mutluluk hali kaçınılmazdır. Hele bir de meşguliyetin meyvesini yemeye başlarsa bu mutluluğun tadına doyum olmaz. 

Denilen iş, öylesine değil, sadece iş yapmış olmak için meşgul olmak, mesai doldurmak değildir. İnsan bedenen ve zihnen işine odaklanmalı. Yaptığı işi ibadet aşkıyla yapmalı, baştan savma yoluna gitmemeli. Yaptığı işi sevmeli. Çalışmaktan zevk ve haz almalı. Bir hedef koymalı. Yapılan iş üretime dayalı olmalı ya da üretime katkı sunmalı. Böylesi meşguliyetin bir anlamı olur.

Bir hedefi olup işine odaklanan kaç kişi vardır bu ülkede? Bu sayının fazla olduğunu sanmıyorum. O yüzden huzur ve mutluluk bize yabancı. Yapılan araştırmalarda mutluluk yüzdemizin düşük olduğu görülecektir. Çoğumuzda bir karamsarlık hali hakimdir. O yüzden çevremize pek pozitif enerji vermeyiz. Durmadan negatif enerji yayarız. 

Bir işle meşgul olmayan ve işine kendini vermeyen insanın ömrü boştur. Zamanını ve ömrünü boşa harcamış ve zamanı israf etmiş olur. Böylesi bir hayat yediğinden ve içtiğinden zevk ve haz aldırmaz insana. Çünkü insan boş durdukça sıkılır ve boş insan dedikodu yapar.

Ülkemizdeki çay ocakları, kafeler ve kahvehaneler ömrümüzü boşa harcadığımızın, bir meşguliyetimizin olmadığının en büyük göstergesidir. Saydığım bu işletmeler bu ülkede ne kadar çoksa o ülkede o kadar boşa vakit geçiren tüketici müşteri var demektir. O yüzden bize mutluluk haramdır.

Hayatını dolu dolu yaşayan, bir şeylere kafa yoranın zaman israfı olmaz. Böyle insan dedikodu yapmaz, dedikodu da dinlemez.

Gördüğünüz gibi mutluluğun anahtarı çok basitmiş. Bu mutluluğa ulaşmak da kişinin kendi elinde. 

Ezcümle, ne kadar meşguliyet o kadar mutluluk. Ne kadar meşguliyetsizlik o kadar mutsuzluk. 

Not: İnsanımız mutlu değil derken haksızlık etmeyeyim. İnsanımızın meşguliyeti yok ki mutlu olsun demeyeyim. Burada bir hakkı teslim edeyim. Bazı insanların WhatsApp durumuna bakınca, "Meşgul, sadece acil aramalar" diye yazdığını görüyorum. Belli ki bunlar çok meşgul. Haliyle meşguliyet olunca mutluluk da bunlarda. Bu demektir ki WhatsAppında "Meşgul" yazan herkes mutlu. Bu da bu ülkede mutlu insan bolluğuna işarettir. İnşallah öyledir. Sinan Canan'ın yerinde sebep ve teşhisinden sonra benim bu tespitim biraz yavan kaçmış olabilir. Ne yapayım, Sinan Canan değilim. 

Kafem ve Şapkam

Ara ara Kültürpark'ın içinden transit geçsem de içinde belediyeye ait bir kafenin olduğu hiç dikkatimi çekmemişti.

En son gidişimde dikkatimi çekti. Baktım ortam güzel. Birkaç defadır çay içmek için soluğu burada alıyorum. Çünkü yemyeşil doğanın ortasında nezih bir ortam. Üstelik sessiz ve sakin. Fiyatları da sair kafelere göre çok çok makul.

Gerçi her oturuşumda güneş şapkamla ilgili bir anım akla gelip moralim bozulsa da fırsat buldukça gidiyorum.  

İlk oturduğumda şapkamı çıkarıp sandalyeye koymuştum. Kalkarken hava kapandığı ve yağmur yağacağı için sandalyeye koyduğum şapka orada kalmış.

Aslında hava güneşli olsaydı güneşin yakmasıyla birlikte uzaklaşmadan geri dönerdim, şapkamı da koyduğum yerde bulurdum. 

Ertesi günü koyduğum yerde şapkamı bulamayınca soluğu Kültürpark Kafem'de aldım. Elimde birkaç tane şapka olsa da sandalyede bıraktığım şapkanın nazarımda ayrı bir yeri var. Hem rengi hem giyimi ve kullanışı hoşuma gidiyor. Üstelik parasını vererek aldığım bir şapka olduğu için nazarımda maddi değeri yönüyle ayrı bir yeri vardı. Tatlı bir kahve rengi ise rengime de tam uyuyordu. 

Kafe çalışanı olduğunu elbisesinden bildiğim birine, dün kahverengi renkli şapkam şurada kalmış, bir yere kaldırılmış olabilir mi dedim. Hemen cebinden cep telefonunu çıkardı. WhatsApp sayfasından birkaç resme baktı. "Grupta yok. Olsa buraya atarlardı" dedi. Dün ikindi vaktiydi dedim. "Daha o grup görevi devralmadı. Akşama doğru gelirler" dedi.

Sonrasında gittiğim birkaç defa kasada olanlara sordum. Sağına soluna bakmadan "Yok" dediler. Masada otururken masadaki boşları toplayanlara sordum. Kızın bir tanesi, "önündeki servis arabasının alt tarafına baktı. "Birkaç gün şuradaydı. İçeriye verilmiş olmalı. Oraya bir sor amca" dedi. Kalkıp içerideki kasada bulunana sordum. "Kaç gün geçmiş aradan. Yok burada" dedi, hiç yüzüme bakmadan. O değilden şuraya konmuş olabilir diye baksa ilgi gösterdi deyip şapkanın kaybolmasına hiç gam yemeyecektim. Çünkü "il ilin eşeğini türkü çığırarak ararmış" gibi aradı. 

Giden şapka önemli değil de isterdim ki şapkam kafenin emanet dolabının bir köşesinde belli bir süre dursun. Benim gibi eşyasını unutan gelip geçerken uğrayıp alsın.

Elbette kafelerin görevi benim gibi şapkasını veya herhangi bir eşyasını kaybedenin bekçiliğini yapmak değil. Ama en azından unutulan eşya birkaç gün kenarda köşede bekletilsin. Nedense Kültürpark Kafem'de bu duyarlılığı göremedim. O kadar çalışanın içinde bir tanesi, sağa sola baksa, gruplarına "Şu renkte bir şapka gören var mı" diye yazsa, ardından, "Amca, yok" dese bundan fazlasıyla memnun olacağım. Maalesef beni üzen doğru dürüst bir muhatap bulamamak oldu. Halbuki çoğu yerde unutulan eşyayı sahibi gidip yerinden alıyor. Çünkü emanete alıyorlar. 

2025 yılında Afyonkarahisar'ın İhsaniye ilçesine bağlı Yaylabağı beldesindeki bir kaplıcaya gitmiştim. Bir ikindiden sonra su doldurmak, alışveriş yapmak ve çay içmek için Gazlıgöl'deki bir çay bahçesine oturmuştuk Bursalı bir aileyle birlikte.

Çayı içip otelimize geçtikten sonra kayınpederin kızının elinden düşürmediği su matarasını çay bahçesinde unuttuğu ortaya çıktı. 

Akşam yemeğini yedikten sonra daha önce arabayla gittiğim yolu tabana kuvvet deyip yürüdüm. Bir iki saat önce oturduğumuz çay bahçesine vardım. Oturduğumuz masaya baktım. Başkaları oturmuş. Masada su matarasının göremedim. Ortada boşları toplayan görevliye, turuncu renkli su şişesi kalmış, gördünüz mü dedim. "İçeriye verdim beyefendi" dedi. İçeride çay işlerine bakana sordum. "Az önce getirdiler. Dur, nereye koyduk bir bakayım, yardımcı olayım" dedi. Müşterilere alacaklarını verdikten sonra şu şişemi uzattı. "Bu olmalı" dedi. Evet bu. Çok teşekkür ederim deyip geldiğim yolu yeniden teptim. Bilin ki dönüş yolunu daha bir iştahla yürüdüm. Çünkü kaybedilen eşeğin bulunduktan sonra verdiği zevk ve hazzı başka bir hiçbir şey vermez.

Hasılı ilin memleketindeki çay bahçesinde unuttuğum su mataramı bulurken kendi şehrimin çay bahçesinde unuttuğum şapkamı bulamadım. Yani kayıp eşeğin birini buldum, birini bulamadım. Bir sevindim bir üzüldüm. Halbuki Gazlıgöl'deki çay bahçesi de belediyeye ait, Konya'daki Kafem de belediye ait. Afyonkarahisar çalışanlarının duyarlılığı, ilgi ve alakaları takdire şayan. Bizim Konya Kafem'deki çalışanlarının duyarsızlık, ilgisizlik ve alakasızlıkları da bir o kadar takdire şayan. Bir yüzüme bakıp ilgi gösterselerdi varsın bin şapkam feda olsun derdim.

Nedense Kültürpark'taki bu kafeye her gelişimde kaybettiğim bu şapka gözümün önüne gelir, bir de personelin ilgisiz ve duyarsızlığı. Hemen ardından da Afyonkarahisar İhsaniye, Gazlıgöl belediye çay bahçesi personelinin duyarlılığı gözümün önüne gelir. 

Bilin ki mesele tek başına su şişesi ya da şapka değil. İnanın, bu duyarlılık, ilgi ve alaka parayla alınıp satılsa bizimkilere biraz duyarlılık, ilgi ve alaka satın alıp alın kullanın diye vereceğim. Heyhat ki heyhat... 

Bu Kafenin yani Kültürpark Kafem'in bir başka yönüne daha değineceğim. İsterim ki işleyiş daha düzgün olsun. Amacım ve niyetim; ismiyle, cismiyle bir işletmeden şikayetçi olmak değil. Gördüğüm tek kafe de burası değil. Genelde çay içmek için esnaf çay ocaklarını tercih etsem de yürüyüş yaptıktan sonra Evliya Çelebi Kafem'de otururum, bazen Zafer'deki Kafem'de bazen de trafik parkı içindeki Kafem'de çay içerim. Hepsinde işleyiş tam tıkırında işlerken Kültürpark Kafem'in işleyişi sanki işlememek üzerine kurulu. 

Ne zaman bu Kafem'e gelip bir çay alacak olsam, iki tane satış yapılan büfenin ikisinin birden çalıştığını çoğu zaman görmem. Ya seminerde olurlar ya da bir başka gerekçe. Problem değil, öbürüne geçersin. Bugün 16.10 sularında iki büfeye de vardım. Her ikisi de "Kasayı sayıyoruz. Beş dakika sonra" dedi. Geçip bir yere oturdum. Kasa artık ne zaman açıldıysa, uzun bir süre oturduktan sonra gidip çayımı alabildim. 

İşleyiş mi böyle, buradaki personelin tasarrufu mu bilmiyorum. Gördüğüm kadarıyla arada dolaşan epey bir çalışan var. Personel yönünden bir sıkıntı da yok. Hepsi de arı gibi hummalı bir şekilde çalışıyor. Şu var ki bu kafemde gördüğümü diğer kafemlerde görmedim. Onlar kasayı nasıl sayıyor, nasıl devrediyorlar bilmiyorum. Burası işi gücü bırakıp müşteriyi geri çevirerek tomar tomar para sayıyor. Kim bilir, burası büyük ve cirosu diğerlerinden fazla olabilir. 

Kasa sayımı deyip güpegündüz para sayma devri geride kalmalı. Bu kafelerin ne yapıp ne edip nakit yerine kartla alışverişe geçmesi lazım. Belki o zaman kasa sayma diye bir şey kalmaz. Müşteri de beklemez ta da geri dönmez. 

Şu var ki belediyelere bağlı kafemler önemli bir hizmeti görüyor. Fiyat yönünden diğer kafelerin yanına varılmadığı günümüzde belediyelere ait bu kafemler önemli bir ihtiyacı gideriyor. 

İsterim ki bu kafemler arı gibi çalışsın. Hizmette sınır tanımasın. Hem belediye kazansın hem de gelen müşterinin ihtiyacı giderilsin ve yüzü gülsün. 

İnanın, yeri ve mevkiine paha biçilemez bu Kültürpark Kafem özel şahsın elinde olsa burası para basar. İsterim ki belediye de para bassın. Buralar özel sektör mantığıyla çalıştırılsın.

Hülasa şapkamı kaybetsem de şapkanın bulunması konusunda personel yeterli ilgi göstermese de Kültürpark Kafem gelip oturulacak, hoşça vakit geçirilecek bir yer. Uğrak yeriniz olsun. Tüm dert anlattığım kadar olsun. 

Not: Şapkamın kaybolmasının bir faydası oldu. Yeni bir konu buldum. Aslında kayıp şapkamı yazmayacaktım. Bugün her iki büfenin de "Kasa sayımı" demesi üzerine oturup yazmak vacip oldu. Bu yazı da Kültürpark Kafem'de yazılmış bir anım olsun. Bu arada güzel ve nezih ortamda yazı yazmanın zevki de bir başka. 

Bu yazım üzerine ister misiniz kayıp şapkam geri gelsin. O zaman kim tutar beni. İster misiniz Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Uğur İbrahim Altay, "Şu adamın çenesini kapatın, ne yapıp ne edip şunun şapkasını bulun der mi ya da satın alma müdürünü görevlendirip "Gidin işletme işletme gezin, şunun istediği şapkanın aynısını bulun yoksa yeniden diktirin. Yeter ki sussun" der mi? Bilin ki bu dünya umut dünyası.