11 Ağustos 2026 Salı

Çıkmayız Derler mi?

Çerçeve yasa gereği bu yasadan yararlanacağı düşünülen 9 bin PKK'li'ye, "Bu yasayı sizin için çıkardık. Haydi çıkın. Özgürsünüz" dendiğinde, ister misiniz bu 9 bin kişi, "Bu yasadan liderimiz, kurucu önderimiz Sayın Öcalan yararlanmıyormuş. Biz Öcalan için bu yollara düşmüştük. O içeride kalacak. Biz de özgür olacağız. Liderimiz de bizim gibi özgür olmadan özgürlük neyimize. Öcalan dışarıya çıkmadan biz asla çıkmayız. Anca beraber, kanca beraber. Ya hep ya hiç" deseler, bu durumda ne yaparız?

Bu durumda çerçeve yasa için tarafların onca çabası bir çırpıda boşa gider. Onca emek berhava olur." Terörsüz Türkiye" hülyamız da başlamadan biter.

Diyelim ki içerideki 9 bin tutuklu, "Önce can, sonra canan" deyip çıktı. Çıkınca, "Bize bu özgürlüğü sağlayan liderimize bir teşekkür borcumuz var. 9 binimiz birlikte onu ziyaret ederek huzurunda ona teşekkür etmek isteriz" derlerse bu durumda ne yaparız? Mevzuat buna izin verir mi? Haydi izin verdi diyelim. Hoş, mevzuat izin vermese de Meclis toplanıp "Adı geçen 9 bin kişinin Öcalan'ı ziyaret etmesinin önünde bir engel yoktur. Çünkü insani bir duygudur. Ziyaret edenler ve bu ziyarete oy vererek destek verenler ileride hiçbir şekilde yargılanamaz" şeklinde bir maddeyi çerçeve yasaya ekleyebilir. Ardından ziyaretin önü açılır.

Mesele bununla bitecek mi? 9 bin kişi toplu halde İmralı'ya nasıl götürülür? Bir şekil götürüldüler diyelim. Huzur 9 bin kişiyi alır mı?

Gel de çık bu işin içinden. Düşün düşün, bu işin içinden çıkamadım. 

Not: Çerçeve yasa 468 kabul, 88 ret, 6 da çekimser oyla TBMM'den geçti. Oylamadakş 468 kabulü anladım da ret ve çekimseri anlamadım. Mübarekler, hazır kanunda ileride yargılanmama garantisi de sağlanmışken bu kadar ret ve çekimser niye? Daha ne garantisi istersiniz?

Tasarruf Varken Yapılır

Gece serinde yürüyüş yapayım diye 00.30'u geçtikten sonra Evliya Çelebi Parkına geçtim. Vakit ilerledikçe park boşaltmaya başladı. Yürüyüş yolu boşaldıkça verdim kendimi yürümeye. Tek tük oturanlar da terk etti parkı. Kala kala çimleri sulayan görevliyle ben kaldım.

Eski hızlı ve tempolu yürüyüşlerimden birini yaptım. 10 tur attıktan sonra saatime baktım. Saat 2.00'ye geliyor.

Çimleri sulayan görevliye sana kolay gelsin deyip ayrıldım.

Yürüyüşü bitirip eve dönerken aklım sulanan çimlerde kaldı. Görevli, çimleri sularken kısım kısım açıyor. Çimler otomatik sulanıyor. 

Park büyük, parkın her bir yeri yemyeşil çimlerle kaplı olunca var gör görevli sabaha kadar çim sulamaya devam eder. Sadece çimler ve ağaçlar değil; parkur, kaldırım hatta asfalt da sulamadan nasibini alıyor.
*
Bir arkadaşı ziyaret etmek için Selçuklu Tıp Fakültesi Hastanesine gittim. Hastayla otoparkın önündeki ağaçlık kısımda oturduk. Gördüğüm kısımda, gelen ziyaretçiler otursun diye kamelyalar yapılmış. Etrafa baktım çim ekilmiş mi diye. Çimden eser yoktu. Çim olmadığı için sulamaya ihtiyaç görülmemiş. 
*
Hastayı ziyaret ettikten sonra Kampüs içine geçerek Edebiyat Fakültesine uğradım. Geçtiğim yerlerde çim olup olmadığına dikkat etmedim. Ümit ediyorum ki çim yoktur.

Bizde park ve bahçelere yeşil olsun, güzel ve bakımlı görünsün diye çim ekilir. Gerçekten çimin olduğu yerler göze ve gönle hoş geliyor.

Şu var ki çimlerin bakımı ve biçilmesi emek ister. Ayrıca kurumasın diye sürekli sulanması gerekiyor. Yaz dönemi belki de her gece sulanıyor. Bu işleri yapması için ayrıca eleman istihdamı da gerekir. Kısaca çim başlı başına külfet ve maliyettir, aynı zamanda kuyu suyu da olsa su israfıdır. 

Maliyetinden geçtim. Çim sürekli su ister. Her ne kadar bu sene rahmet bol olsa da sudan tasarruf etmemiz gerekir. 

Nasılsa bu sene yağmur çok yağdı. Su sorunu yok. Varsın sulansın denebilir. Yalnız bu sene yağan yağmurun önümüzdeki yıllarda yağacağını bilmiyoruz. Bu yüzden ne yapıp ne edip bundan sonra bu seneki gibi yağmurun yağmayacağını hesaba katarak yeraltı sularını tasarruflu kullanmamızda fayda var. Yarın su kıtlığı çektiğimizde suyu tasarruflu kullanalım, suyu boşa akıtmayalım demenin hiç gereği yok. Çünkü tasarruf varken yapılır. Yokken tasarruf yapılmaz. 

Çimler her ne kadar göze ve gönle hoş gelse de park ve bahçeleri güzelleştirse de çim ekmeye dur demek ve son vermek gerekir. Mevcutları da kurumaya terk etmek en iyisi. En güzel yeşillik ağaçtır. Ağaçlar da su ister ama çim gibi değildir. Sulayacaksak ağaçları sulayalım. Ayaklarımız çim görmektense varsın toprak görsün. 

10 Ağustos 2026 Pazartesi

Siyasetçi ile Politikacı

Siyasetle uğraşanlara siyasetçi ya da politikacı deriz. TDK sözlüğe siyasetçi yazıp aratınca politikacı kelimesine yönlendiriyor. Politikacı kelimesi dilimize Fransızcadan, siyasetçi kelimesi de Arapçadan geçmiş. Sadece "-ci" eki Türkçe. 

Siyasetçi toplumda daha çok kullanılmış olmasına rağmen TDK nedense politikacı kelimesinin tercih edilmesini uygun bulmuş. TDK'nin bu yaptığı, bir zamanlar dilimizi Arapçadan kurtarma çabasından başka bir şey değil. Dilimiz Arapçadan kurtulsun da kelime ha Fransızcadan gelmiş ha İngilizceden. Fark etmez. Yeter ki Arapça olmasın düşüncesinin bir sonucu olsa gerek. 

Benim için kelimenin hangi dilden geldiği önemli değil. Yeter ki dilimize yerleşmiş olsun. Yine de tercih gerekirse politika kelimesinden daha önce dilimize yerleşmiş, halkın kahir ekseriyeti siyaset kelimesini kullandığı için siyasetçi kelimesini kullanmayı daha uygun bulurum.

Kelime anlamı olarak politikacı, devlet işlerini yöneten veya siyasetle uğraşan kişiye dense de politikacı yerine siyasetçi denmesini daha saygın bulurum. Çünkü TDK'ye göre politikacı ile siyasetçi eş anlamlı olsa da bazı siyasetçilerin verdikleri sözleri tutmaması veya duruma göre fikir değiştirmesi nedeniyle politikacı kelimesine halk mecazi olarak "çok yüzlü" veya "iki yüzlü" gibi olumsuz anlamlar yüklemiştir. Çok yüzlü ise "Duruma, çıkara veya karşısındaki kişiye göre renk değiştiren, dürüst olmayan kişileri" tanımlar. 

Esas olan kelimelerin kök anlamı olsa da halkın kelimelere yüklediği anlam da yabana atılamaz. Çünkü politikacıya yüklenen anlam, "çıkarı için her şeyi yapan, güvenilir bulunmayan" anlamına geliyor. Bu durumda siyasetçi ile politikacı arasında dağlar kadar fark oluşmuş olur. 

Şimdi bizdeki siyasetle uğraşanlar halk nezdinde politikacı mı yoksa siyasetçi mi? İstisnalar kaideyi bozmamakla beraber bizde siyaset yapanların çoğu güven vermediği, menfaati için renkten renge girdiğinden, halk böyle bir anlam yüklemiş olabilir. TDK de halkın derdine tercüman olmak için politikacıyı tercih olabilir. 

Bizde siyasetle iştigal olanların politikacı mı yoksa siyasetçi mi olduğunu okuyucunun vicdanına bırakıyorum. 

Menfaati için takınmadık yüz bırakmayan filmlere konu olmuş Zübük misali politikacılar konjonktür gereği siyasette boy gösterir. Kısa zamanda parlar, parsayı toplar, sonra söner gider. Zübük filmini izlemeyenimiz yoktur. Yalnız fiiliyatta Zübük gibi parlayıp sonra sönüp giden politikacımız pek yok. Çünkü bizde siyasete tutunan mezara kadar bu mesleği icra ediyor. Çünkü bir şekilde halk nezdinde karşılığı var. Karşılık varsa politikacılar bu boşluğu dolduruyor. 

Gönül ister ki ülkemde politikacı değil, siyasetçi olsun. Çünkü politikacı çıkarı için her yolu mubah görürken siyasetçi devlet adamı gibidir. Politikacı, kendisini düşünürken siyasetçi; ülkesini, halkını ve ülkesinin geleceğini düşünür. Adımlarını da ona göre atar. 

Politikacı bir seçim sonrasını düşünürken devlet adamı siyasetçi ise memleketin 50-100 yıl sonrasını düşünür. 

Ülkemizde devlet adamı siyasetçilerin sayısının artmasını temenni ediyorum.