30 Temmuz 2026 Perşembe

Okullara Yönetici Olarak Görevlendirilme

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda yöneticilik yapanlar, tercihlerine göre 4 yıllığına okullara görevlendiriliyor. Bulunduğu okulda 4 yılını dolduran yönetici, aynı okulunu tercih ederek bir 4 yıl daha çalışabiliyor. Yani ünvanı müdür ya da müdür yardımcı olan aynı okulda 4+4=8 yıl görev yapabiliyor.

Okul kültürünün oluşması yönünden olumsuzluk görsem de okul yöneticilerinin belli bir sürenin ardından okul değiştirmesini uygun görüyorum. Okulun yöneticileri iyiyse giderken kubbede hoş bir seda bırakırlar. Aynı başarıyı gittiği okulda da tekrar ederek yeni okula taze kan olmuş olurlar. Şayet yer değiştiren idareci problemse okul rahat bir nefes alır. Geride kalanlar oh be dünya varmış der. Okul, yeni yöneticiyle daha uyumlu bir okul ortamı oluşturabilir. 

Bu şekil okul değişikliği okul yöneticileri için de bir şans. Çünkü mevcut okulda yaptığı yanlışlarla yüzleşmek suretiyle yeni okulunda temiz bir sayfa açar, kendine yeni bir heyecan ve çalışma azmi gelir. 

Yalnız bu okul değişikliği sadece okul yöneticilerinden ibaret olmamalı. Okulun hizmetlisi, memuru ve öğretmeni aynı okulda yıllar yılı çalışabiliyorken iş okul yöneticisine gelince, 4+4 şeklinde sınırlandırmayı çok doğru bulmadığımı ifade etmek isterim. Aynı sirkülasyon okulun tüm personelini kapsaması lazım. Öğretmen ve diğer personelin hancı, müdür ve yardımcısının daima yolcu olduğu bir değişikliği hakkaniyete çok uygun görmem.

Okul yöneticilerinin 4+4 şeklinde görevlendirilmesinde gözlerden kaçan bir başka husus daha var. Bir yöneticinin, dört yılını doldurur doldurmaz okulda kalacağı da muamma. Çünkü puanına güvenen bir başka yönetici bu okulu isteyip gelebiliyor. Mevcut yönetici de başka okulları istemek zorunda kalıyor. Gördüğüm kadarıyla puanına güvenen yönetici, benim hakkım, isterim deyip tercih ediyor. Elbette böyle bir hakkı var. Ama böylesi durumlarda nezaket ve centilmenliğin devreye girmesi gerekir diye düşünüyorum. Şayet o okulun yöneticisinin bir dört yıl daha çalışma imkanı varsa nezaketen o okulu arayarak "Hocam, aynı okulunda ikinci dördü tamamlamak istiyor musun" diye sorulması, eğer cevap düşünüyorum ise o okulun tercih edilmemesini daha şık bulurum. Mevzuat böyle demese de okul yöneticilerinin kendi aralarında böyle bir centilmenliğe imza atmasını mesleki dayanışma olarak görürüm. Fakat böyle bir centilmenliği maalesef göremiyoruz. 

Bir diğer husus, bazı okullarda kız, erkek veya okul türüne göre bazı branşların üstünlüğü söz konusu. Puanın ne kadar yüksek olursa olsun, cinsiyet veya branşına güvenen, puanı düşük olsa bile o okula atanabiliyor.

Geçenlerde dört yılın ardından ikinci dördünü çalışamadan okulundan ayrılmak zorunda kalan bir müdür yardımcısını gördüm. "Hocam, 90 puanım vardı ama kendi okuluma atanamadım. Çünkü benim branşım Türkçe. Çalıştığım okul İHO olduğu için branşı din kültürü olan 40 puanlı biri atandı.

Anlaşılan o ki ilk dört yıllığına görevlendirilirken bu okulu din kültürü branşından olan biri tercih etmediği için branşı Türkçe olan bu arkadaş atanmış. Tamam, kural bu diyelim. Bu yönetici bu okulu ilk isterken branşı din kültürü olan biri isterse o atansın. Adam dört yıl çalıştıktan sonra ikinci dört hakkı da verilmeli diye düşünüyorum. Ayrıca bu şekil branş ya da cinsiyet üstünlüğünü de anlamış değilim. Tamam, okul türüne ve branşına uygun tercih edene beş ya da on puan verilsin. Ama bu puana rağmen diğerinin puanını geçemiyorsa bırakalım da o kişi o okula atanamasın.

Görünen o ki ikinci dört yılını çalışamadığı için içinde bir ukde kalarak okulundan ayrılan epey bir kişi var. Bunun da önüne geçmenin yolu, şayet ilk dördünü çalışan kimsenin, üzerinde bir soruşturma, bir uyumsuzluk söz konusu değilse, o yöneticinin aynı okulda çalışma önceliği ve üstünlüğü olmalı.

Anlaşılan o ki Bakanlık ilk dört yılı ikincisinden bağımsız değerlendiriyor. Böyle olunca da yer değişikliğinden hoşnut olmayan yöneticilerimiz olabiliyor.

Katılır veya katılmasınız, son söz benden olsun. Okulların yöneticiliğini birileri yapacak elbet. Ama bilirim ki okul yöneticiliği hamallıktan, evrak memurluğundan, kişinin kendisini sabahtan akşama bir yere bağlamasından başka bir şey değil. Sorumluluğu da cabası. Bu sorumluluk mesai dışında da yöneticiyi rahat bırakmaz. Adı atama ve kazanılmış hak bile olmayan, görevlendirmeden ibaret bu sorumluluk için bunca istek ve hevese değer mi? Hür general olmak varken kişilerin bir koltuk ve üç beş getirisi uğruna kendini bu şekilde bağlaması da düşündürücü. Neyse bunu da idarecilerimiz düşünsün. Ne diyelim, kendi düşen ağlamaz. 

Keseri Kendine Yontmanın Yolu

Annesi, babası ölen bir kadın miras paylaşımı için kardeşleriyle bir araya gelir. Atadan kalan ne varsa erkek kadın eşit bir şekilde paylaşırlar.

Ardından tapu işlemleri için tüm vereseler tapuda buluşur, imzalar atılır. Herkes vedalaşırken, kadın kocasının ne dediğini kardeşlerine söyler. Kocası ne demiş olabilir? "Eşit paylaşın. Eğer eşit paylaşmazlarsa imza atma" demiş. Öyle ya medeni hukuk eşit paylaşın diyor. 

Görünen o ki koca, kanun ve nizama riayet ediyor. Hak ve hukuku gözetiyor. Karısının hakkını koruyor. 

Gören de kardeşleri hanımına yarım pay vermiş sanır. 

Gel zaman git zaman kocasının da babası vefat eder. Kocası da kardeşleriyle mirası paylaşır. Bu koca kardeşleriyle mirası nasıl paylaşmış olabilir? Duyduğuma göre erkek kardeşler olarak kendileri iki pay almışlar, kız kardeşlerine de bir pay vermişler. Öyle ya Amerika'yı yeniden keşfe gerek yok. Dine göre kız kardeş bir, erkek iki alır. Hesap kitap belli. Medeni Hukuka göre bölüp de kendisi niye eksik alsın. Din ne diyorsa öyle olmalı. İnsan dediğin bu şekil hakkını korumalı.

Hanımı tarafından iki, kendi tarafından iki pay almak suretiyle bu miras sahibi dört dörtlük bir mirasa böylece konmuş olur. Öyle ya kız kardeşine bir pay vermiş olsaydı, bu miras paylaşımı dört dörtlük olmazdı. 

Hanımına eşit paylaşın deyip kız kardeşine bir payı uygun gören, bildiğim kadarıyla dini bütün biri. Beş vakit namazı camide cemaatle kılar. Hak ve adaleti de kimseye bırakmaz. 

Burada bir çelişki bulabilirsiniz. Adam bulunduğu ve durduğu yere göre kah medeni olmuş kah dini. Görünen o ki medeni hukuk ile dini hukuku kendisinde birleştirmiş. Dili bir o tarafa dönmüş, bir bu tarafa. Öyle ya hayata hep tek pencereden bakmak olmaz. Hele kişinin çıkarı söz konusu ise hayata çok yönlü bakabilmeli insan.

Siz siz olun, mirasta ikilem içerisinde kalmayın. Çelişkiye düşerim diye endişe etmeyin. Mevzubahis olan vatan ise pardon hanımınız ise eşit olacak diye diretin. Mevzubahis olan vatan, pardon kız kardeşiniz ise ona mirastan yarım pay verin. Kardeşin, "abi, olur mu eşit paylaşalım" derse, "kardeşim, biz Müslümanız. Dinimize göre kadın bir, erkek iki alır. Bunu ben koymadım. Yoksa biz Müslüman değil miyiz deyin". Kardeşiniz susar kalır.

Kardeşiniz alo fetva hattını arar, soluğu müftülükte alırmış. Bu sizin değil, onun meselesi. Kardeşiniz küsüp gönül koyarmış. Çok da tın. Siz aldığınıza bakın ve keseri daima kendinize doğru yontun. Allah'ın verdiği nefesi boşa tüketmeyin. Kesenizi doldurmaya bakın. 

Kültürpark Kafem

Büyükşehir ya da ilçe belediyelerine ait Kafemler şehrin belli bölgelerinde var. Buralar belediyeler tarafından işletilmekte. Bunlardan bir tanesi de Kültürpark içinde Hacıveyiszade Camisinin güneybatında yer alıyor.

Kültürpark Kafem'in yeri çok güzel. Yemyeşil parkın içinde tam kafa dinlendirmelik bir yer.

Sair kafelere göre fiyatı da çok makul. Özellikle çayın fiyatı. Haliyle müşteri yoğunluğu sabahtan akşama devam ediyor.

Büyükşehir Belediyesi burayı kiraya verse birileri burayı almak için sıraya girer. Yüksek teklifte tutar, Belediye de paraya para demez. Anladığım kadarıyla Belediye dar gelirli vatandaş buralardan faydalansın diye kendisi çalıştırıyor, ücretlerini de makul tutuyor. Böyle bir yeri vatandaş işletse her vatandaş gidip buralarda oturup buranın imkanlarından yararlanamaz.

Kafe ilgili bu tespitlerin ardından bu Kafe'ye dair bazı eleştiriler getirmek istiyorum.

Zaman zaman bu Kafe'ye gider, oturur, mis gibi havada çayımı yudumlarım. 

Gördüğüm kadarıyla Kafem'in çay bardakları bulaşık makinesinde yıkanıyor. Sorun makinede mi, kullanılan deterjanından mı bilmiyorum, temiz çay bardaklarında leke ve kir izi gözlerden kaçmıyor.

Para alanla çay ve diğer talepleri ocakta yerine getiren, aynı kişi ve tek kişi. Bu da ister istemez kuyruğun oluşmasına sebebiyet veriyor. Tek kişi hummalı bir şekilde çalışıyor. Çayım biraz demli ya da açık olsun dediğini bile duymuyor. Çünkü aynı anda birkaç işi yapıyor ve zamanla yarışıyor. Gördüğüm kadarıyla bu Kafem’de boşları toplayan, masaları temizleyen fazlaca görevli var. Pekala bir planlama yapılabilir. O kadar çalışanın içinde para kasasına bakanla, ocağa bakan ayrılabilir. 

Kafem'de iki ayrı yerde iki ayrı ocak ve diğer ihtiyaçların karşılandığı büfe olmasına rağmen zaman zaman talepler karşılanmıyor. Ya kasa sayma ya devir ya da başka sebeple büfenin biri açık olursa diğeri bir süre hizmet vermiyor. Tam sıra size gelince öbür taraftan alın ya da beş dakika sonra gibi bir şeyle karşılaşıyorsun.

İsterim ki tüm çalışanların başında işleyişi takip eden, aksayan yere müdahale eden ve takviye yapan bir görevli olsun. Dış masalarda bir aksaklık olup olmadığını kontrol etsin. Gerçi müşterinin bol olduğu böyle bir yerde mutlaka bir görevli vardır. Müdahale ediyordur. Belki de bana denk gelmemiştir.

Kafem'in sandalyeleri demirden. Demir olunca sağlam ve ağır da. Mümkünse bu demir sandalyelerin değiştirilmesini istiyorum. Çünkü sandalye demir, zemin de sert olunca; otururken, kalkarken, yer değiştirirken, bir yerden bir yere sandalye götürürken demir sandalyeler müthiş ses yapıyor. Ortamın sessizliğini bozuyor. Oturanları rahatsız ediyor. Kafa dinlendirmeye gidenin hazırında kafası şişiyor. Muhabbetin de içine ediliyor. 

Aslında insanımız sandalyeyi iki eliyle alıp götürse yani sürümese bu sorun kendiliğinden çözülür ama gel de bunu bizim insanımıza anlat. Bu sorunun giderilmesi için sandalyelerin değişme imkanı olmazsa sert zemine halı ve benzeri yumuşak bir şeyler döşenebilir ya da demir sandalyelerin ayaklarına yumuşak bir aparat takılabilir. 

Burada şu hakkı da teslim etmek isterim. Evliya Çelebi Kafem'i de Büyükşehir çalıştırıyor. Burası da müşteri yönünden yoğun. Müşteri yoğunluğuna rağmen bu Kafem'de bir düzen var. Ocağa bakanla, kasaya bakan ayrı. Bir aksaklık sezmiyorum. Çay bardakları da temiz. Çayı şöyle istiyorum isteğin anında cevap buluyor. Devir teslim ya da para sayma var denerek hizmetin durduğuna şahit olmadım. Dışarıdaki sandalyeler de plastik olunca havuzun su sesinden başka ses yok. Kültürpark Kafem'in de böyle olmasını istiyorum.