3 Eylül 2026 Perşembe

İhtiyarladığımın Alametleri (2)

Perşembe akşamı markete uğrayıp alışveriş yaptım. Eve geçmeden dondurmacıya uğradım.

Ertesi günü tekrar aynı marketten alavere yaptım. 

Pazar günü kahvaltıya kayın biraderin ablasının çocukları gelecekmiş. Cumartesi gecesi tam yatağa başımı koymuştum ki "Yumurta yok evde" dedi oğlanın annesi. Yataktan başımı nasıl kaldırdım bilemedim. Yahu, iki gündür alışveriş yaparım. Adeta marketi yol yaptım. Çektim geldim. Yumurta da aldım. Evde yumurta nasıl olmaz. Ne ara bitti bir koli yumurta bir günde dedim. "Alsan evde olurdu. Hani evde yok" dedi. 

Sabahında yumurtasız misafir ağırladıktan sonra konma ihtimali olan her bir yere bakarak her bir yerde yumurta aradım. Olur ya ben veya oğulların anası koymuş. Ben de bir yerlerden bulup aha yumurta ya gözün görsün diyecektim. Ev kazan ben kepçe oldum. Evi fır döndüm. Baktığım yerlere bir daha bir daha baktım. Fakat yumurta namına bir şey yok. 

Bir düşüncedir aldı beni. Sorular sorular: Acaba yumurtayı aldığım yerde unutmuş olabilir miydim? Eve getirdim de oğlanın annesi paraya ihtiyaç duyup yumurtayı satarak paraya tahvil etmiş olabilir mi? Hanımın oğlu, bir koli yumurtayı görünce çiğ çiğ içmiş olabilir mi? Birileri eve girip de yumurtayı götürmüş olabilir mi? Evi cinler basıp yumurtayı kolisiyle iç etmiş olabilir mi? Hiçbir soruya makul bir izah getiremedim. Tek makul ve acı bir gerçek olan, evde yumurtanın olmadığıydı. 

Pazar günü yumurtasız mükellef kahvaltının ardından pazar arabasını alıp pazara gittim. Pazarda gözüme ne iliştiyse aldım. Dönüşte, markete uğrayıp yumurta, karpuz aldım. Ardından eve geçtim. Pazar pazar pazarı, marketi yol yaptım. Tek faydası, bu vesileyle hem iş yaptım hem de rutin yürüyüşümü aradan çıkardım. 

Pazartesi günü kendimi eve hapsederek torunlara hasrettim günümü. Torunlar gittikten sonra az yürüyüş yapayım diye evden çıktım. Yürüyorum ama aklım, fikrim aldığım yumurtanın evde olmadığındaydı. Önce dondurmacıya vardım. Selam mekandan sonra sana yüz puanlık bir soru. Geçtiğimiz perşembe akşamı market alışverişini ardından senden dondurma almıştım. Bir elimde de yumurta olması lazımdı. Dondurma alırken yumurta kolisini buraya bırakmış olabilir miyim dedim. Düşündü taşındı. "Hayır, burada bırakmadınız" dedi. Eyvallah deyip çıktım. Madem günler öncesinin yumurta peşine düştüm. Yarım bırakmayayım. Bir de markete uğrayıp sorayım dedim. Antrparantez yumurtanın parasında değilim. Günümüzde her şey varsın yumurta kolisi fiyatı gibi olsun. Tek derdim, o gece yumurta aldım mı, almadım mı, aldım ise yumurta nerede, almadımsa bu durumu nasıl izah ederim? 

Marketin yöneticisi marketin önünde imiş. Selam verdim. Başkası duymasın diye elimle işaret yaparak tenha bir yere buyur ettim. Perşembe akşamı sizin buradan yumurta aldım diye biliyorum. Fişim yok. Aldığım yumurta marketin dışında kalmış olabilir mi dedim. "Bana o günkü yaptığın harcamanın tam miktarını söyle. Ben de ne aldığına bakayım" dedi. Slipe bakıp tam miktarı söyledim. İçeri geçip az sonra geldi. "O akşam, yoğurt, peynir ve mor üzüm almışsın. Yumurta yok" dedi. Eyvallah, sağ olasın. Sanırım yumurta almayı kafa koyarak markete girmişim. Başka şeyler alıp yumurta almadan çıkmışım dedim. Teşekkür edip ayrıldım. 

Görünen o ki yumurta almamışım. Çünkü yönetici Halebi oradaysa arşın burada deyip belgesiyle ortaya koydu. Üstelik ne aldığımı tek tek saydığı gibi aldığım üzümün rengine varıncaya kadar bu alışverişe vakıftı. Vay be bu slip neymiş böyle dedim. Ben de daha önce hangi ilacı aldığımı, evde o ilaçtan ne kadar kaldığını sadece eczacılar bilir sanırdım. Meğer marketler de biliyormuş her şeyi. Tüm bundan, bir benim haberim yokmuş. 

Her ne kadar marketin sisteminde yumurta almadığım ortaya çıksa da o zaman bu neyin nesiydi? Yumurtayı poşete koymadan taşıdığım bile gözümün önüne geliyor. Yumurta almadığım halde yumurta almış halimi nereye koyacaktım. Acaba ben halüsinasyon hali mi yaşıyorum. Daha neler... 

Bu durumu bahsettiğim bir arkadaş "Bu, iyi bir hal işareti değil" dedi. Ama ben 1982 yılında sınıftan ayrılmış arkadaşım okul numarasını hatırlıyorum dedim. Dedi ki "Kova konusu". Dedim ben şimdiki hali unutup kovanın içinden mi konuşuyorum. "Muhtemelen evet" dedi. 

Hasılı, kabul etmeye pek yanaşmasam da tüm bu yaşadığım, ihtiyarladığımın alameti olsa gerek. Gözümde gözlük varken gözlüğü, telefon elimdeyken telefonu aramaktan geçtim. Almadığım şeyi almış gibi hissetmek hiç yenilir yutulur türden değil. Bu yüzden çok zoruma gitti. Ama problem görüyor muyum? Asla. Çünkü unutmak insanı mutlu eder, hatırlamamak kadar güzel bir şey yok. İnsan yaşadığını ve ne yaptığını unutunca her gün güne yeniden başlar. Bu da sıfır km sayılır. Bu arada züğürt tesellisini severim. 

Ezcümle, bu yaştan sonra ne oldum değil, ne olacağım diye düşünmek lazım. 

Bu arada slip deyip de geçip gitmeyelim. Bilelim ki o slip bir nevi kişinin amel defteri. Sen unutsan da o kaydını tutuyor. Ak koyun, kara koyun ortaya çıkıyor. Üzümün rengini bile söylüyor. Bu durumda hafıza işini slip yerine getiriyorsa onca bilgiyi ve geçmişi kafanda tutup ne diye ağırlık edeceksin değil mi? 

Not: 1.Yine de slipten beklerdim ki yaptığım alışverişlerin içine bir koli yumurta da eklemesiydi. Bu, bu garibanı çok sevindirirdi. Ama nerde? Adı üzerinde slip. Siz siz olup slip varken almıştım demeyin. Slipe güvenin, gerisini merak etmeyin. Aksi takdirde bu slipin böyle mahcup etme gibi bir yönü de var. 

2.Ana len şimdi aklıma geldi. Acaba yumurtayı perşembe akşamı değil de cuma günü gündüz yaptığım alışverişte almış olabilir miyim? Şimdi gidip cuma günkü slipe baktırmak lazım. Bunu da kim yapacak. Bunun için yüz lazım. Çünkü insanın bir yere bir kere yüzü olur. İkincisinde yokum. Yalnız ikinci kez gitmiş olursam market yöneticisinin, amca senden kurtuluş yok. Al şu yumurtayı. Bu meseleyi kapatalım der mi? Bunu denemek lazım. Ama dediğim gibi bu sefer yokum. Ama benim adıma gidip market yöneticisi ile konuşursanız bilin ki alametleri karşıma bugünlerde sıkça çıkan bu ihtiyarı sevindirirsiniz. Yok, biz bu işi yapamayız derseniz yumurtam da yumurtam diyen bu ihtiyara bir koli yumurta satın alabilirsiniz. Niye zahmet ettiniz, çok ince düşünmüşsünüz derim ama getirdiğiniz yumurtayı almamazlık etmem. Haydi göreyim sizi. 

İhtiyarladığımın Alametleri (1)

Fî tarihinde üç harfli marketten alışveriş yapıp geldim. Birkaç gün sonra kayınpederin kızı, "Listeye çay yazmıştım. Çay almamışsın" deyince, mübarek, hem de kaç paket birden aldım dedim. "Getirdiğin poşetlerin içinden çay çıkmadı" dedi. 

Alışveriş fişine baktım. Aldığım çayları gösterdim. "Almışsındır ama çay gelmedi" dedi. 

Bir düşüncedir aldı. Ne yapayım derken fişin üzerindeki sabit numarayı çevirdim. Birkaç gün önce alışveriş yapmıştım. Üç, dört paket de çay almıştım. Acaba, market arabasında kalmış olabilir mi dedim. "Evet, beyefendi. Dışarıdaki market arabasında kalmış, biz emanete aldık. Gelip alabilirsiniz, dedi. 

Evden bir çıkışım vardı ki adeta uçarak gittim markete. Birkaç gün gecikmeli de olsa aldığım çay paketleri nihayet evime girmiş oldu. Kaybettiğim eşeğimi bulmanın sevincini anlatamam. Anlatsam da başınıza gelmedi ise pek de anlaşılmaz. 

*

Bir marketten daha önce kullanmadığım aynı markanın birkaç çeşit kahvesini aldım. Kahveyi beğenmedim.

Meblağı fazla bir şey tutmuyor ama evde de kullanmayacağım. Atamıyorum da. 

Daha önce kullandığım markayla değiştireyim diye düşündüm. Aradan bir hafta geçmiş. Üstelik alışveriş fişi de yok. Zamanın ruhu. Fişi ya almıyoruz ya da en yakın çöpe atıyoruz. 

Bir gün o marketin önünden geçerken içeri girip sorumlu kişiye değiştirir misiniz diye sordum. "Ödemeyi nakit mi yaptınız kredi kartıyla mı" dedi. Kartla yaptım dedim. "Slipi gösterirseniz ben buradan yaptığın alışveriş fişinin çıktısını alırım. Değiştirebilirsin. Getir, yardımcı olalım" dedi.

"Slip, çıktı, yardımcı olma" şeklinde cevaplar beni şaşırttı. Çünkü böyle cevap beklemiyordum. "Fiş yoksa geri iade alamıyor ve değişim yapamıyoruz" demesini bekliyordum. Çünkü mağaza ve marketlerden bugüne kadar hep böyle duyduk. Farklı bir yönetici profili ile karşılaşınca sevdim marketin bu yöneticisini.

Ertesi günü açtığım kahve paketini evde bırakarak diğer açılmayanları poşete koyup markete gittim. Yardımcı olacağını söyleyen yönetici yoktu. "Yarım saat sonra burada olur" dediler. Çarşı, pazar dolaştıktan sonra dönüşte uğradım. Yönetici yerindeydi. "Slipi gösterdim. Slipteki numaradan ve tarihten yaptığım alışverişi buldu. Fişi çıkarıp kasiyere uzattı. Bana da" Siz alacaklarınızı alın, değiştireceğinizi şu arkadaşa verin. Önce geri iade alacak, sonra aldıklarınızı geçecek, dedi.

Hemen bildiğim markanın kahvelerinden birkaç paket alıp iade ve değiştirme işim bir çırpıda halloldu.

Beğenmediğim kahve markasından bu şekilde kurtuldum. Yalnız beni esas mutlu eden market yöneticisinin ilgisi, alakası ve yardımı idi. Kolay yoldan beni başından savacağı yerde zoru seçti. Konya'nın yerel zincir marketi olan bu işletmenin diğer yöneticileri de böyleyse bu market kurumsallaşır, kurum kültürü oluşur ve müşterisine güven verir. Ne diyeyim, helal olsun böyle yöneticilere.

31 Ağustos 2026 Pazartesi

Geçmiş Toplulukların Helakini Nasıl Anlamalıyız?

31 Ağustos 2026 günü "Her Doğal Âfette Ortaya Çıkan Güruh" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Yazıda Nepal'de meydana gelen doğal âfet sonrası sosyal medyada "Camileri ateşe verir, Kur'an'ı yakarsanız işte böyle âfete maruz kalırsınız" türünden paylaşımları görünce böyle diyenleri eleştirmiştim. Bu yazıyı sosyal medyada da paylaştım. Bu paylaşımın altına bir okuyucum, "Sayın hocam doğru tespitlerde bulunmuşsunuz.....peki Kur'an Kerim'de yoldan çıkmış, sapıtmış, azıtmış insanların doğal felaketlerle helak oluşlarını nasıl izah edeceğiz... vesselam." şeklinde bir yorum yazmış, aynı zamanda soru sormuş. 

Bu yoruma verdiğim cevabı aşağıya alıyorum:

As Harun. Güzel bir soru. Tebrik ederim. Bu soruya haddim olmayarak cevap vereceğim. Vereceğim cevap doğru ya da yanlış tartışılır. Kendimi ifade etmek için cevabım biraz uzun olacak. Sabrın için şimdiden teşekkür ederim.

Kur’an’da, Nuh, Hud, Salih, As kavimlerinin, Eyke halkı, fil ordusu vb. toplulukların helak edildiği ifade edilir. Buna eyvallah.

Bu toplulukların doğal afetlerle helak olduğu konusunda ben de sizinle aynı fikirdeyim. 

Geçmişte azmış, Araplar tarafından helak oldukları bilinen, Kur’an’a da geçen bu kıssalar Kur’an’ın indiği topluma bir ibret ve uyarı olsun, kendilerine çekidüzen versinler diye Kur’an’ın tercih ettiği bir üsluptur. Yani “Şu topluluk şöyle yaptığı için biz onları helak ettik. Siz de onlar gibi azarsanız, sizin başınıza da helak vaki olur” anlamında bir sakındırma olduğunu düşünüyorum. Yani Allah azdıkları için hiçbir toplumu helak etmedi. Doğa şartlarına uygun bir yaşam oluşturmayan toplulukların, doğal afetlerle yok olmasından ibaret. Benim bundan anladığım, Allah hiçbir topluluğu azdılar, isyan ettiler diye yok etmez. Toplumsal yasaya göre deprem vb afetlere uygun ev bark yapmayan topluluklar suçlu, suçsuz yok olur. Buna örnek, Japonya ve birçok gelişmiş ülkede depremde insanlar ölmüyor, İslam dünyasında ölüyor. Maraş depreminde, 99 Gölcük depreminde olduğu gibi. Doğal afetler bir sünnetullah. Doğal afetlerde ölmek, enkaz altında kalmak ise sünnetullah değildir. Bu da bizim ve İslam dünyasının doğa şartlarına uygun bina yapmadığımız, sonucun ise yıkım ve ölüm olduğu anlamına gelir. Kısaca Allah Japonları koruyor, bizi öldürüyor değil. 

Bildiğin şeyleri yazıyorum. Kur’an’ın tekrar gelmesi, yeniden peygamberin gelmesi mümkün değil. Bir an için diyelim ki yeni Kur’an ve peygamber gönderilse bizim Maraş ve Gölcük depremi kitaba girer. “Maraş ve çevresi, Gölcük ve çevresi şöyle şöyle yaptıkları için helak edildiler” yazacak. 

Böyle bir şey olur mu, varsayım üzerine konuşuyoruz diyebilirsin. Bu durum ders çalışmayan öğrenciye öğretmenin böyle gidersen kalırsın. Bak geçmişte falanlar falanlar sınıfta kaldı demesi gibidir. Öğretmen de bu durumda aklını başına alsın diye öğrenciyi uyarıyor. Kanaatimce Kur’an da bu yolu tercih ediyor. 

Öyle değil dersek, şunlara cevap isterim. Ka'be'yi yıkmaya yeltenen Ebrehe ve ordusu daha Ka'be’ye saldırmadan helak oldukları Fil süresinde geçiyor. Haccac’ı Zalim ise halifeliğe soyunan, on yıl kadar Mekke ve Medine’nin halifeliğini yapan Abdullah bin Zübeyr’i yakalamak için hac mevsiminde Kâbe’yi kuşatmış. Hac farizası biter bitmez Kabe’ye sığınan Abdullah bin Zübeyr’i yakalamak ve öldürmek için Kâbe’yi mancınıkla yıkmıştır. Bildiğim kadarıyla Haccac ve ona emir veren Abdülmelik bin Mervan’a bir şey olmamıştır. Ne bunlar ne de Haccac’ın ordusu helak edilmiştir. Halbuki biz biliriz ki Allah’ın sünnetinde bir değişiklik olamaz. Bu örnekten anlaşılacağı üzere Allah’ın sünneti Kâbe’yi yıkanı helak etmek değil. Öyle olsaydı, Ebrehe gibi hatta Ebrehe’den öncelikli Haccac ve ordusu da helak edilmeliydi. 

Çoğu müfessire göre Ebrehe ordusu da bulunduğu yani konuşlandığı yerde bir doğal âfete yakalanmış ve helak olmuştur. Arapların da bildiği bu durumu Kur’an Fil süresinde mevcut insanlara uyarı olsun diye sahiplenerek anlatıyor. Kısaca Kur’an’ın üslubu böyle. 

Güncele gelirsek, Nepal’de bir ay önce camiler yakılıp Kur’an yırtılmış. Bizim insanımız da aynı mantıkla bu doğal âfete gerekçe buluyor. Nepal’den önce azan ve katliam yapan, her geçen yıl şiddetini artıran, soykırıma giden İsrail çoktan helak olmalıydı. Gerçi buna da “Allah onlara mühlet veriyor” diye cevap veririz. Hatta Kur’an yakılalı bir ay olmuş, niye bir ay beklendi desek, tövbe etsinler diye bekledi cevabı verilebilir. 

Her şeyden geçtim. Maraş ve çevresinde 11 ilde yıkıma sebep olan yüz bin insana mal olan 6 Şubat depremi muhafazakar ve dindarların bol olduğu şehirler. Burada da deprem olduğunda, “İki Z olursa üçüncü Z’yi bekleyin. Bunlar zulüm ve zina. Üçüncüsü zelzele” paylaşımları yapıldı. Hz Ömer’e atfedilen bu söz her depremde paylaşımlarda karşımıza çıkıyor. Ne zaman böyle bir paylaşım görsem üzülürüm. Çünkü deprem bir doğal afet. Biz Japonlar gibi sağlam zemine sağlam binalar yapmış olsaydık, enkazda tek insanımız olmaz ve ölmezdi. 

Bu kadarla yetiniyorum. Sanırım kendimi ifade edebildim. Baki selam.