17 Mayıs 2026 Pazar

Normal mi?

Gazetelerin yazdığına göre 23 seçimlerinden bu yana 37 milletvekili parti değiştirmiş. 

Son iki yılda 76 belediye başkanı partisinden istifa ederek başka partiye geçmiş. 

1407 belediyeden 1203 tanesine soruşturma izni verilmiş. 

31 Mart 2024 seçiminden bu yana 30'dan fazla ilçe ve iş belediye başkanı ya tutuklanmış ya da görevden uzaklaştırılmış. 

13 belediyeye kayyum atanmış. 

Yolsuzluk, rüşvet vb. akçeli işler iddiasıyla operasyon yapılan belediye sayısı kaç tanedir? Bu konuda net bilgiye ulaşamadım. Ama sayısının az olmadığını düşünüyorum. 

Tutuklanan belediye başkanlarının yanında kaç belediye çalışanının da tutuklu olduğu bilgisine net olarak ulaşamadım. Bunda da sayının çok fazla olduğunu düşünüyorum. 

Hangi partiden kaç vekil ve belediye başkanı hangi partiye geçmiş? Bunun üzerinde durmayacağım. Amacım siyaset yapmak da değil. Zira siyasetten bir beklentim yok ki siyasetle işim olsun. 

Eskiden de vekil ve belediye başkanları parti değiştirirdi ama bu dönemdeki kadar fazla olduğunu sanmıyorum. 

Eskiden parti değiştirme, genellikle aynı yelpaze ve seçmen kitlesine hitap eden partiler arasında olurdu. Şimdi ise birbirine zıt kutup ve aynı seçmen kitlesine hitap etmeyen partiler arasında geçiş oluyor. 

Başka ülkelerde bu şekil ve bu kadar parti değiştiren olduğunu sanmıyorum. Yine hakkında soruşturma açılan ve operasyon yapılan bu kadar belediye olduğunu sanmıyorum. 

Elbette suç işleyen, işini mevzuata göre yapmayan belediyelere işlem yapılması kadar doğal bir şey olamaz. Ama 1407 belediyeden 1203 tanesine soruşturma açılması bence hiç normal değil. Çünkü belediye sayısına bakarsak sadece 204 belediyeye işlem yapılmamış. 

Vekil ve belediye başkanı da seçildiği partiyle sorun yaşayabilir. Aynı partide siyaset imkanı kalmayabilir. Bu kimselerin partisinden istifa ederek geri kalan sürelerini bağımsız vekil ve bağımsız belediye başkanı olarak yürütmeleri daha uygun olur. Etik olan da budur. Seçmene saygı da bunu gerektirir. 

Eğer bir vekil veya belediye başkanı taban tabana zıt partilere geçiş yapıyorsa ister istemez akla başka şeyler geliyor. Sanki vekil ve belediye başkanı borsası kurulmuş izlenimi veriyor. Demek ki borsa denilen sadece para ve pulun döndüğü, alım satım yapılan yerden ibaret değilmiş. Vekil ve belediye başkanı borsası da varmış ama bizim haberimiz yokmuş. Buna transfer de diyebiliriz. Transfer denince sadece yüksek bedelle transfer olan futbolcu anlamayalım. Demek ki vekil ve belediye başkanları da transfer oluyormuş. Futbolcunun kaça transfer olduğunu biliyoruz da vekil ve belediye başkanlarının kaça transfer olduğunu maalesef öğrenemiyoruz. Çünkü bu işler kapalı kapılar ardında yürütülüyor. Parti değiştirmelerde tehdit, şantaj ya da soruşturmadan kurtulma var mı? Bunu da bilmiyoruz. 

Görünen o ki bizdeki siyaset kurumu kirli. Eğer bu ülkenin temizlenmesi isteniyorsa işe siyaset kurumunu temizlemekle başlamalı. Siyaset kurumu temizlenirse ülke de temizlenmiş olur. 

16 Mayıs 2026 Cumartesi

Sistem Besliyor

Üst düzey yöneticilik yapmış bir tanıdığımla bir esnafın yanında teşehhüt miktarı muhabbet ettik. Daha doğrusu o konuştu, ben dinledim.

Kokuşmuşluk ve çürümüşlük üzerine idi konu. Bu kadar çürümüşlük ve kokuşmuşluğa göre bu devlet nasıl ayakta duruyor dedim. "Sistem besleyerek ayakta duruyor" dedi. Nasıl dedim.

"Sistem, yukarıdan aşağıya besleme üzerine kurulmuş. Böyle ayakta duruyor. Herkes her şeyin farkında ve bir şekil besleniyor. Sesini çıkaranın yukarıda kalması mümkün değil. Bu da makam ve mevkiden olmak demek, aynı zamanda imkanlardan mahrum kalmak anlamına gelir.

Sistem öyle besliyor ki bundan kaçmak ve kaçınmak mümkün değil. Bu konuda hassas olan ben bile az veya çok, sistemden beslendim" dedi.

Ardından, başında bulunduğu kurumla ilgili şunu anlattı: "Merkezi sınav yapılır zaman zaman. Yukarıdan falan aradı. 'Koordinatörlüğü kendin al, sakın bir başkasına verme' dedi. Niye dedim. 'Koordinatörlük için baya para aktarıyoruz. Başında bulunman iyi olacak. Çarçur ediliyor' dedi.

"Sınav sonrası komisyondaki yardımcım, 'Efendim, şu sizin payınız' diyerek tomarla para koydu önüme. Bu ne dedim. 'Sınav için hesaba yatan. Komisyondakilere paylarına göre dağıtıyorum' dedi. Başka kime verdin dedim. 'Şuna, buna' dedi. Kime ne verdiysen al gel, başka da kimseye verme dedim. Tüm parayı aldım. Bu parayla bir yıl boyunca 60 öğrenciye ücretsiz yemek yedirdim. Bir yıl boyunca makam arabamın yakıtını bu paradan karşıladım" dedi.

Bu kısa muhabbetten benim anladığım, ÖSYM'nin sınav hizmetlerinde kullanılsın diye aktardığı paradan arta kalan, komisyondaki görevliler arasında pay ediliyor.

Başta koordinatör ve komisyonda görev alanların sınav görevleri zaten hesaplarına yatıyor. Böyle bir para yatmasa kalan paranın pay edilmesini anlarım. Ama sınavın daha sağlıklı yürütülmesi için gönderilen paranın bu şekilde paylaşılması bana garip geldi.

Bu konuşmada bir başka dikkatimi çeken, "Sistem yukarıdakileri besleyerek ayakta duruyor. Sistem böyle kurulmuş. Hiç faydalanmaması gereken ben bile bu imkanlardan faydalandım" demesi. Gerçekten makam, mevki sahipleri bu şekilde beslenme üzerine kurulu ise böyle yerlerde olan kaç kişi kendisini koruyabilir?

Bir diğer husus, ÖSYM'den arayan kişinin "koordinatörlüğü kendin al" demesi. Anladığım kadarıyla sistem aynı zamanda güven üzerine kurulu. Musluğun başındaki insan güvenilir olursa gönderilen para çok çarçur edilmez anlayışı. Halbuki güvenden ziyade kimin ne kadar alacağı, gönderilen paranın nerelere kullanılacağı net bir şekilde belirlenir, ayrıca güvenilecek birini bulmaya gerek yok diye düşünüyorum.

Bu anekdot, son iki yıldır belediyelerle ilgili rutin operasyonlar üzerine aklıma geldi. Gün geçmiyor ki "zimmet, rüşvet, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, kadın-kız ilişkileri, itiraflar, para-pul ve akçeli ilişkiler" iddiasıyla farklı bir belediyeye bir operasyon yapılmamış olsun. "Beraatı zimmet asıl" sözü gereği yargılama bitmeden kişiler suçlu ilan edilmese de başta belediye başkanları olmak üzere operasyon yapılan belediyelerdeki üst düzey yetkililerin ne kadarı suçlu ne kadarı masum, bunu ancak yargılama sonrası anlayacağız. Yalnız hep üst düzey yetkililerin zanlı olması düşündürücü. Belediyelerdeki dönen bu dolaplar ister istemez tanıdığımın "Sistem besleme üzerine kurulmuş" sözünü hatırlattı. Hakkında dava açılan bu kadar belediyede şayet suçun işlendiği ortaya çıkarsa belediyeler köküne kadar suça batmış ve pisliğe bulaşmış demektir. Bu da ülkenin çürümüş ve kokuşmuşluğunu gösterir. Bundan kurtulmanın yolu, kimseyi beslemeyen bir sistem kurmaktır diye düşünüyorum.

15 Mayıs 2026 Cuma

Geleceğiniz için Bana Yatırım Yapın

Yazılarımı takip edenler, her seçimde adaylık beklentisi içerisine girdiğimi, bugüne kadar beklentilerimin gerçekleşmediğini, aday gösterilmediğimden dolayı moralimin bozulmadığını, bu sefer de olmadı, dünyanın sonu değil deyip diğer seçimlere bel bağladığımı bilir. 

Her ne kadar moralimin bozulmadığını söylesem de üzülmemek elde değil. Ama nasip değilmiş deyip esas işime yoğunlaşırdım. Niçin aday göstermediğimi de hiç sorgulamadım. 

Haliyle nedenini tespit edip gereğini yerine getirmeyince bugüne kadar derdime çözüm de bulamamıştım. 

Son olup bitenlere bakınca anladım ki ben aday olma sebebini işlememişim. Yani olaylara determinist yaklaşmamışım. Hep nasip değilmiş deyip yan gelip yan yatmışım. Halbuki bugüne kadar sebebini işlemiş olsaydım, şu anda karşınızda seçilmiş biri olurdum. 

Anlayacağınız ben bu işe yani garanti adaylığa para bağlamamıştım. Düşünmüşüm ki bende bir cacık gören; gelsin, beni bulsun, sen bizim adayımızsın desin. Bildiğim, almadan vermek Allah'a mahsus gerçekliğini, kulu insanlardan beklemişim. Para her kapıyı açar acı gerçeğini gözardı etmişim. Heyhat ki Heyhat. 

Biraz geç oldu. Belli bana biraz pahalıya patladı. Ama nihayet gözümü açtım. Gecikmiş adalet adalet olmasa da nasıl ki bazen adalet sonradan gelse de zamanında seçilememiş biri olarak zararın neresinden dönersem kâr. Şu andan itibaren karşınızda siyaseti bilen, aday olmak için ne yaptığını bile bir kardeşiniz var. 

Bu kadar lafı eveleyip geveledikten sonra sadede geleyim. Garanti yani kale bilinen yerden belediye başkan adayı olmak için basının yazıp çizdiğine göre bir milyon avro vermek gerekiyormuş. Bende ise resimde gördüğünüz gibi 10 cent sermaye var. Yeni bir seçime kadar bu sermaye ne kadar olur, şimdiden bir şey diyemiyorum. Takdir edersiniz ki seçime kadar bir milyon avro denkleyemem. 

Sizden istediğim, az veya çok demeden ilk sermayesini koyduğum bu paranın en az 1 milyon avroya denklenmesi. Yani kardeşinize maddi destek çıkmanız. Unutmayın ki bu desteğiniz, ben belediye başkanı olduktan sonra unutulmayacak. Verdiğiniz kat kat size dönecek. 

Kısaca, başkan adayı olabilmem ve seçilebilmem için sizden para istiyorum. Bunun adı dilencilikse dilencilik. Ama bunu dilencilikten ziyade geleceğe yatırım olarak görmeniz kendi menfaatinize olacaktır. Çünkü ortak arıyorum. 10 cent koyarak çıktığım bu yolda servet kazanacağımı düşünürseniz bana emaneten vereceğiniz her yüksek para sizi ihya edecektir. 

Şaka yapmıyorum, dalga da geçmiyorum. Paranızı altın, döviz, borsa, kripto para, faiz gibi yerlerde haybeye durdurmayın. Ticaret yapıp riske girmeyin. Bana yatırım yapın, geleceğinizi kurtarın. Çünkü bu karlı yatırımda sistem beni besleyecek, bende sizi. 

Sanırım derdimi anlatabildim. O halde haydin pamuk eller cebe. 

Not: Geleceğe yatırım olarak bire on, belki de bire yüz kazanacağınız bu alışveriş için sizden istediğim, lütfen paranızı avro cinsinden nakit teslim etmeniz. İbana falan göndermeyin. Poşet veya çanta içinde göndermeniz tercihimdir. 

Bir de bu durum sonra ortaya çıkarsa diye düşünmeyin. O zamana kadar atı alır Üsküdar'ı geçeriz. Onlar da eşeklerini Niğde'ye sürmek zorunda kalırlar.