7 Ağustos 2026 Cuma

Futbolda Başarı

Avrupa liglerinden ülkemize transfer edilen; isim yapmış, kendini ispatlamış, gelecek vadeden, değeri paha biçilemez genç futbolcunun geldiği pek vaki değildir.

Bize gelse gelse, futbol kariyerinin son demlerini yaşayan yıldızlar geliyor. Gelene de dünyanın parası veriliyor. Mesela GS ve FB'de oynayan İlkay ile Kante 35 yaşında. TS'ye bu sezon transfer olan Muhammet Salah ise 34 yaşında. Bu futbolcuların üçü de Premier Lig’de top koşturmuş, adından söz ettirmiş yıldız oyuncular. Bunlar bu yaştan sonra oynasa oynasa ne kadar oynarlar? 

Muhammet Salah'ın ne yapıp ne yapmayacağını, Trabzonspor'a katkı sağlayıp sağlamayacağını zaman gösterecek olsa da İlkay ve Kante'nin yeterince varlık gösteremedikleri ortada. Zaten varlık gösterebilecek olsalar Premier Lig’den bize gelmezler. Gelmek isteseler de kulüpleri kolay kolay bırakmaz.

Görünen o ki İlkay, Kante ve Salah futbolu ülkemizde bırakacaklar. Aslında bırakmaya karar vermişler. Bizim ölümüz yeter, nasılsa bizi havada kaparlar, futbola veda etmeden önce iyi bir para kazanalım diye ya Suudi Arabistan'ı ya da bizi tercih ediyorlar. Durum bu iken bizim kulüpler de bu tip futbolcuları havada kapıyor. 

GS, FB, BJK bu tür ahi gitmiş vahi kalmış futbolcuları alıp yıllık dünyanın parasını veriyorlar. Kulübe bir kuruş kazandırmadan futbol hayatına son noktayı koyuyorlar. 

Merak ettiğim, bir kulüp satamayacağı, doğru dürüst verim alamayacağı bu tip futbolcuları niye alır? Bizim kulüpler alırken zarar ettikleri bu futbolculara verdikleri dünyanın parasını nereden, nasıl veya kimden temin ediyorlar? Bu değirmenin suyu nereden? Kar-zarar hesabı yapılmadan niye böyle futbolcuları renklerine bağlarlar?

Görünen o ki bizim kulüplerin bütçesi bir türlü kapanmayan devlet bütçesi gibi. Sürekli açık veriyorlar. Giderleri gelirlerinden az. Yine de burunlarından kıl aldırmayıp sükse yapmak için ve günü kurtarmak adına böyle futbolcuları almaya devam ediyorlar.

Futbol kulüpleri ne yapıp ne edip kar-zarar hesabı yaparak genç futbolcu transferi yapmalılar. Gelecek vadeden, kendilerinden başka kulüplere transfer olacak futbolcuları getirmeliler. Kulüpler günü ve yılı kurtaracak transfer politikasından vazgeçmeli. 

Türkiye Futbol Federasyonu burada inisiyatif alabilir. 28 yaşını doldurmuş futbolcunun transferinin yapılmamasını kural olarak koyabilir.

Aslında Federasyon 10+4 kuralını koyma yerine kulüplerin alt yapıya önem vermesini, her kulübün en az yarısının alt yapıdan gelen futbolculardan oluşacağını karara bağlayabilir.

Alt yapı zorunluluğu karara bağlanırsa kulüplerimiz alt yapıya önem verecek. Dışarıdan ıskartaya çıkmış futbolculara yönelmeyecek. Ülkemizin çocukları kulüplerde oynamak için yarışacak, kendini ispatlayarak aldıkları transfer ücreti ülkemizde kalacak. Biz dışarıdan ithal edeceğimize, fazlasını biz ihraç ederiz. Bundan hem ülkemiz faydalanır hem de çocuklarımız. Milli Takım daha fazla seçenek arasından futbolcu seçmiş olur.

Böyle bir kural hayata geçirilirse hem kulüplerimiz dünyanın parasını yaşını başını almış ya da adı sanı duyulmamış kişilere harcamayacak hem bütçesini düzeltecek hem başarı yüzdesi daha yükselecek hem de milli takım Avrupa ve dünya kupasında daha başarılı olacak. 

Örnek mi istersiniz? 2000 yılında UEFA kupasını müzesine ve ülkemize getiren GS'nin 11'inde GS alt yapısından yetişen futbolcular ağırlıktaydı. Sadece üç dört yabancı futbolcu vardı. GS'nin bu kadrosu dört yıl üst üste Türkiye şampiyonu olduğu gibi ülkemiz o yıl dünya üçüncüsü olmuştu. Hem UEFA hem Süper Kupa hem de dünya üçüncülüğünde GS alt yapısından yetişen futbolcuların payı yadsınamaz. 

GS alt yapısından yetişen bu kuşak birbirlerini çok iyi tanıdıkları için maçı çok iyi okuyabiliyorken, bir makinenin dişlileri gibi maçta görevlerini yapıyorlar, takım oyunu oynuyorlardı. Bu futbolcuların çoğu UEFA kupası sonrası dışarıya transfer oldu. Ama çoğu gittiği kulüpte uzun süreli başarılı olamadı. 

Bana, yabancı futbolcu ağırlıklı bugünkü GS'nin kadrosu mu, 2000'lerin kadrosu mu dense tereddütsüz 2000'lerin kadrosu derim. Belki isimsiz kahramanlardı ama bugünkü kadro değeri yüksek GS takımından daha başarılıydı. 

Alt yapıdan gelen çocukların bu başarısını günümüzde hangi kulüp uygularsa başarıyı yakalar. Bunun için biraz sabır, iyi ve yetenekli çocukları bulmak ve gerekirse birkaç sezon şampiyon olmamayı göze almak gerekiyor. Sonrası başarıyı getirir ve başarı istikrarı yakalanır. 

6 Ağustos 2026 Perşembe

Olamadım Gitti

Öyle hayaller kurdum ki kurduğum hayallerle kaldım. Geldiğim nokta itibariyle kurduğum hayaller ayaklarımın altında. Maalesef olamadım gitti.

Halbuki ne ummuştum ne buldum. Bu durumda ben hayıflanmayayım da kim hayıflansın.

Öyle güç kuvvet bende olmalıydı ki sözüm kanun, nizam olsun, herkes karşımda el pençe dursun.

Her yaptığım savunulsun. Karşı çıkan olmasın. Had bilmeyenlere, beni saymayanlara haddini bildireyim. Bunları yaparken taş atıp elim ağrımasın. Emrinde maşalar olsun. 

Böyle derken hiç rakibim olmasın demiyorum elbet. Olsun ki hayat tekdüze olmasın. Rakip dediğin dişime göre olsun. Böylece kazanan hep ben olayım. 

Dilimin kemiği olmasın. Hiç omurgam olmasın. Daha önce ne demiştim diye düşünmeyeyim. Dün şöyle demiştim, bugün bundan vazgeçersem, başka bir görüş ortaya koyarsam elalem ne der endişem olmasın. Kimse buna cesaret edemesin. 

Her yere, herkese korku dağları salayım. 

Dün, bugün, yarın, geçmiş ve gelecekte her ne dersem, her ne görüşe sahip olursam olayım, hepsi alkışlansın. Ölümüne savunan trollerim olsun. Kimse, dün şöyle demiştin demeye yeltenmesin. 

Trol ordum, dün kara dediğime kara, bugün ak dediğime, ak desin. Erkek deveye dişi, dişi deveye erkek dediğime eyvallah desin. Kırıp döksem de kimsenin sesi çıkmasın, hatta ne güzel kırdı ne güzel döktü desin. Kırarken de ben ekmek yiyeyim, dökerken de. Dokunulmaz olayım. Çünkü yapan da benim içine eden de. Kime ne? 

Her daim sureti haktan görüneyim. Kimse benim samimiyetimi sorgulamaya kalkmasın. Çünkü samimiyet bende, içtenlik bende. 

Senaryoyu başkası yazsın. Senaristi benmişim gibi oynayayım. Herkes yazan ve oynayan olarak beni bilsin. Ne güzel yazdı ne güzel oynadı desin. Allah başımızdan eksik etmesin desin. 

Elim sıcak sudan soğuk suya değmesin. Bir elim yağda, diğeri balda; yediğim önümde, yemediğim arkamda olsun. Muslukların başında hep ben olayım. Kimini ihya edeyim kimini de doğduğuna pişman edeyim. Sürüm sürüm sütündüreyim. 

Para sıkıntım hiç olmasın. İtibardan hiç tasarruf etmeyeyim. 

Kısaca rahatça güdeceğim büyük bir sürüm olsun, kimse benim sürümün çokluğuna hiçbir zaman ulaşamasın. Dürüm sayesinde hep serde kalayım. Bir ben olayım, hep ben olayım, sadece ben olayım, hep benim dediğim ve istediğim olsun, bu uğurda satılması gereken ne kadar değer varsa hepsini satayım istedim. 

Heyhat ki Heyhat. Olamadım işte. 

5 Ağustos 2026 Çarşamba

1,03 Kuruşluk Bağışın Mesajı

Sayın Melih Gökçek, Yeni Parti'ye 1,03 lira bağışta bulunmuş. 

Niçin bu kadar gönderdiğini Sayın Gökçek, "Niyetinin 3 kuruşluk bir yardım olduğunu, bankanın 1 liranın altında yapılan EFT'yi kabul etmediği için 1,03 lira gönderdiğini" açıklamış. 

Gökçek sadece bağışta bulunarak yetinir mi? Mutlaka mesajını da verir. Çünkü işi ve varlık bedeni bu. Şöyle demiş: "Benim yardımımı lütfen dikkatli kullan. Parayı çarçur etmeyin. Bir de paraya Veli Ağbaba’ya dokundurtmayın. Cebine atar diye korkuyorum”.

Yeni Parti yetkilileri de "Milletimizin helal bağışlarına haram karıştırmayız. Aynen iade ettik" açıklamasını yapmış.

Bu haberi gazetelerde okudum. 

Görünen o ki hem yapılan bağışla hem de bağış sonrası yapılan açıklamalarla taraflar vermek istedikleri mesajı vermişler. 

Niyetim siyaset yapmak değil. Varsın taraflar mesajını vermeye devam etsin. Ben bu bağış olayına değineceğim.

Sayın Gökçek'in yaptığı bağıştan kim ne mesajı çıkarır bilmem. Herkes farklı farklı çıkarımda bulunabilir. Sembolik bir bağış denebilir. "Bağışımı şuna dokundurmayın, çarçur etmeyin diyerek parti içindeki hırsızlara işaret etmiş olabilir. Neyi kastettiğini en iyi Sayın Gökçek bilir.

Niçin 1,03 kuruş gönderdiğine dair açıklamasına da inanmak zorundayız. Çünkü kişilerin beyanı esastır. Banka üç kuruşluk havaleyi kabul etmediği için 1,03 kuruş göndermek zorunda kalmış.

Sayın Gökçek'in niyetini sorgulama imkanımız yok. Yalnız, gazetelerde yazılıp çizilen gerekçe ve açıklamaları okumadan, 1,03 kuruşluk bağışı duyar duymaz benim aklıma başka bir şey geldi. Bunu kabul eder veya etmezsiniz. Belki de amma da kötü düşüncelisiniz diyebilirsiniz. Belki de Gökçek böyle bir şeyi kastetmedi. Benim ki sadece yorum ve anladığım. 

Aklıma ne geldi? Geveleyip durma diyebilirsiniz. İnan eveleyip gevelememek mümkün değil. Argo kaçacak ama ifade etmek zorundayım. Şimdiden özür dilerim. Sayın Gökçek sanki bu bağış miktarıyla "üçün birini" alın demek istemiş.

Bu bağışı başka biri yapsa böyle bir şey hiç aklıma gelmez. Sembolik der, geçer gider, üzerine kalem de oynatmam. Söz konusu olan Sayın Gökçek ise nedense ilk aklıma bu geldi. İnşallah böyle bir kastı yoktur. 

Sayın Gökçek 20-25 yıl Ankara'yı yönetse de yaşı 77 olsa da bana göre büyümemiş, ergen çocuklar gibi. Maalesef bendeki imajı böyle. 

Ankara gibi büyükşehir ve başkenti yıllar yılı yöneten birini böyle bir imajla görmekten ziyade, kendisinden devlet adamı ciddiyeti görüntüsü beklerdim. Ama bildiğimiz Gökçek. Can çıkar, huy çıkmaz.