12 Mart 2026 Perşembe

Bir Ramazan Panosunun Düşündürdükleri

Ramazan etkinlikleri genelgesi çerçevesinde bir okulun koridorundaki panoya hazırlanmış bir pano örneğini fotoğrafladım.

Öncelikle panoyu hazırlayanı tebrik ediyorum. Çünkü bir emek var. Görsel yönü de güzel. Ramazan ayına uygun yapılacaklar da bir güzel sıralanmış. Panonun hazırlanışında estetik ve güzellikten ödün verilmemiş. Sanatını adeta ilmek ilmek işlemiş. Sahurla özdeşleşen Ramazan davuluna bile görselde yer verilmiş.

Fotoğraf karesinde yer alan yazılar küçük göründüğü için panodaki yazılara da yer vermek istiyorum. 

Ortaya, hoş geldin ramazan yazısı yazıldıktan sonra panonun her iki tarafında birer dörtlüğe yer verilmiş:

Bu aya hürmet gerek

Nimete şükür gerek

Mübarek ramazanda

Hakk'a ibadet gerek


Göz aydın hepimize 

Mübarek günler bize

On bir ayın sultanı 

Hoş geldin evimize 

Şiirlerin arasına da ramazanda yapılacaklara yer verilmiş: "Her gün bir iyilik yapmak, teravih namazı kılmak, Kur'an'ı Kerim okumak, sadaka vermek, sahur yapmak, cemaatle namaz kılmak, bol bol zikir çekmek, yardım kampanyalarına katılmak, büyüklerimize yardım etmek, iyilikleri devamlı hale getirmek". 

Panoya dair takdir ve içeriğine dair bilgiler verdikten sonra bu ramazan etkinliğine daha doğrusu bu panonun içeriğine dair birkaç kelam etmek isterim.

Ramazanda yapılacaklar listesine tekrar göz atıyorum. Dar ve geniş anlamda ibadete yer verilmiş. Sahur yapmaya bile yer verilmiş ama oruç tutmaya yer verilmemiş. Halbuki ramazan demek oruç tutmaktır. Ramazan etkinliği demek orucu merkeze almaktır. Sünnet olan teravihe, kalkılmasa oruca halel getirmeyen sahura yer verilmiş. Nedense oruç unutulmuş. Belki de sahur yapmak nasılsa oruç tutmak anlamına gelir diye düşünülmüş olmalı. Bir diğer husus, ramazanda yapılacaklar listesinde; zikir çekmek, teravihe gitmek, sahur yapmak, Kur'an okumak gibi her şey düşünülmüş. İyi, güzel. Yalnız tüm bu yapılacakların arasında çalışmak, üretmek, işimizi ihmal etmemek, işimizi düzgün yapmak, oruç tutarken işimizi de yerine getirmek, aksatmamak gibi hususlara yer verilmemiş. Elbette oruç tutan için sair zamanlardaki verim ve tempoyu görmek mümkün değil. En azından elden geldiği ve vücut el verdiği müddetçe işimize kendimizi vermek gerekir denebilirdi. 

Kısaca, ibadeti hayatın merkezine alarak hayatın diğer alanlarını geri plana itmemek gerekir diye düşünüyorum. Hem dünya hem de ahiret işlerini dengede götürmek, birini yaparken diğerini ihmal etmemek lazım. Hele üretim asla geri planda kalmamalı. 

Bir Taşınma Hikayesi

Ev küçük diye kayınpederin kızının aklına uyarak bir ara oturduğum evden çıkıp kiraya taşınmaya karar verdim.

Birkaç eve baktık. İçimize sinmedi.

Bir evi beğendik. Dubleks idi. Hem soğuk olur hem kışın evi ısıtamayız hem temizliği zor olur hem de merdivenden in, çık zor olur diye vazgeçtik.

Öğretmen ama gayri resmi emlakçılık yapan biri "Şu daireye bakın" diye mesaj göndermiş. Bir oğlan ve annesiyle birlikte eve bakmaya gittik. Oğlanla annesi evi beğendi. Tutalım dediler. Ciddi misiniz? Bol merdivenli diye dubleks evi tutmadık. Burası tripleks. Daha çok merdiven var. Benim için bol merdivenli ev problem değil. Yağmurlu havalarda dışarıda yürüyüş yapma imkanı olmazsa bu üç katın merdiveninde günlük yürüyüşümü tamamlarım. Benim için aliyyülala olur. Bu işin evi ısıtamama ve temizlik problemi olur. Temizlikten bıktım, yetişemiyorum. Temizlikçi çağıracağım demeyin. Yarın bana merdivenden in çık, ayaklarımıza kara sular indi. Ah ayağım, vah kaderim, çıkalım buradan demeyin. Geniş bir ev alıncaya kadar burada oturacağız. İyi düşünün dedim. "Tamam, idare edeceğiz" dendi.

Ev sahibi yurtdışında imiş. Telefonla aradım. Evinizi tutmak istiyorum. Dört, beş sene oturmayı düşünüyorum. Bir yıl sonra ben geleceğim. Yakınım oturacak der misiniz dedim. "Şu anda yurtdışındayız. Yakın zamanda dönmeyi düşünmüyoruz. Oturabilirsiniz" dedi. Evi telefonla tuttum.

Hasılı, Allah'tan bir göz istemiştim. Allah bize verdi üç göz.

2016-2021 arası bu evde oturdum. İki katın koridoruna sensor taktırdım. Aşırı rüzgarlı, soğuk ve yağışlı havalarda bu merdivenlerden inip çıkarak yürüyüşümü yaptım. Sensor olunca her katta lamba tak, söndür derdi yoktu.

Merdivenden dert yananlara hiç kulak asmadım. Hele ayağım ayağım, bıktım şu merdivenlerden diyenlere hiç prim vermedim. Nasıl gaddar biri olduğumu bilesiniz diye bu kısmı da yazmış bulundum.

Beş yılın sonunda döviz patlamadan bir gün önce eski de olsa geniş bir daire alarak kendi evime taşındım.

Niyetim taşınma ve tripleks evde oturmayı anlatmak değildi. Ama gördüğünüz gibi tripleks eve girip çıkamadım. Bu arada kimin nerede olduğunu öğrenmek ve haberleşmek için cep telefonuyla birbirimizi aradığımızı da söyleyip neler çektiğimi anlaşılsın, sonra sadede geleyim.

Bu tripleks eve taşındığımda, aynı villalardan birinde kiracı olarak oturan iki Suriyeli kardeş, daha önce haber vererek, ellerine tatlı paketi almışlar, evime ziyarete geldiler. “Siz herhalde hayırlı olsun diyorsunuz” diyerek tatlıyı uzatmışlardı. Bu iki Suriyeli kardeşle ilgili yazımı da bir başka yazımda ele alayım.

11 Mart 2026 Çarşamba

Ye'cüc ve Me'cüc'ün Değirmenine Su Taşımak

ABD ve İsrail emellerini gerçekleştirmek için yıllara yayarak Ortadoğu'da yakıp yıkmadığı ve kana bulamadığı ülke kalmadı. Nereye girmişse kan ve gözyaşından başka bir şey bırakmadı. Harap edilen yerlerin yönetimleri bir tarafa hepsi İslam beldesi. Görünen o ki bu süfli ve kirli emellerine ulaşmak için yaptıkları planları bir bir ve sırayla uyguluyorlar.

Gözü dönmüşlük onlarda. Kan içicilik onlarda. Orantısız güç kullanmak onlarda. 

Haksız olduklarını cümle alem biliyor ama bu iki gücü hiçbir ülke karşısına almıyor, alamıyor. 

Engel gördükleri ve suyunu bulandırdıkları neresi varsa acımasızca saldırıyorlar. En büyük destekçileri bana dokunmayan yılan bin yaşasın sessizliğinde olan ülkeler.

ABD ve İsrail'in yerinde ben de olsam bu sessizlikten yararlanarak gözüme kestirdiğim ve kurban seçtiğim her bir yeri yakar yıkarım. Nasılsa güç onlarda, sermaye onlarda, teknoloji onlarda, silah ve teçhizat onlarda.

Bu iki terör devletine karşı acizlik başka bir şey. Bu iki terör devletinin saldırdığı ülkelere dair abuk sabuk, evlere şenlik ve sam başında saksağan şeklinde değerlendirme başka bir şey. Bu kafayı anlamıyorum bir türlü. Neyin kafasını taşıyorsak artık.

Bu iki Ye'cüc ve Me'cüc devlet kendi menfaati için Irak, Libya, Suriye'yi istikrarlaştırarak, Türkiye'den önceki son öküze yönelmişken ve bu uğurda her yolu mübah görürken biz ne yapıyoruz? Saddam zalimdi, Beşşar Esat zalimdi, Kaddafi Zalimdi. Hamaney ise Beşşar gibi birine destek verdi diyerek Ye'cüc ve Me'cüc'ün değirmenine su taşıyoruz. Evet, bunlar Katmerli zalim. Ama şimdi sırası değil. 

Hızımızı alamayıp "Allah bir zalimi başka bir zalimle cezalandırıyor" diyoruz. Burada bir hakkı teslim edeyim. Şükür ki İran'a saldıran ABD ve İsrail'i zalim olarak görmeleri. Bu objektif yönleri itibariyle bu kafada olanları tebrik ediyorum. Pekala İran ve Suriye gibi dinsizin hakkından imansız geldi diyebilirlerdi. Hatta ABD ve İsrail'i sütten çıkmış ak kaşık ilan edebilirlerdi. Vah yazık... Belli ki Suriye ve İran'ın mezhep tassubu bu tiplerin de gözlerini kör etmiş. Aynı mezhep tassubunu yaşıyorlar. Bu kafadakiler ne yiyorlar ne içiyorlar ne okuyorlar ne ile besleniyorlar? Anlamadım gitti.

Büyük ve katmerli zalime sesi ve gıkı çıkmayanların küçük zalimlere söz söylemeye hakkı yok.