21 Temmuz 2026 Salı

En Egolu Kadınlar

192 ülkede yapılan araştırmaya göre dünyanın en egolu kadınları tespit edilmiş. Buna göre:
1.Türkiye,
2.Fransa,
3.Rusya,
4.ABD,
5.İtalya, 
6.Güney Kore şeklinde ilk altıya giren ülkelere yer verilmiş. 

Baştan söyleyeyim. Bu araştırmanın ne derece bilimsel olduğu tartışılır. Çünkü tüm dünya kadınlarının ne kadar egolu olduğunu ortaya koymak çok zor. Araştırmanın nasıl yapıldığını da bilmiyoruz. Herhalde yüz yüze veya telefonla "Sende ego var mı?" diye sorulmamıştır. Zaten böyle bir soru sorulmaz. Zira cesaret ister. Hatta dayak yeme durumu kuvvetle muhtemel. Üstelik dayak garantili. Her şey göze alınıp böyle bir soru sorulsa da kimse "Evet, bende ego var" demez. Böyle bir araştırma yapıldı diye birileri böyle bir sonucu uydurmuş bile olabilir. 

Şu var ki kaynağı belli olmasa da sanal alemde dolaşımda olan böyle bir sonuç var ortada. Bu sonuca göre Anadolu kadını Fransa, Rusya, ABD, İtalya ve Güney Kore kadınını sollayarak zirveye oturmuş. 

Gündelik hayatta birinin egolu olduğunu ifade etmek için çok egolu, egosu tavan yapmış şeklinde bu kelimeyi kullansak da egonun ne olduğuna bir bakalım. 

TDK'ye ego yazınca benlik kelimesine yönlendiriyor. Egolu kelimesine TDK yer vermemiş. Egoist şeklinde aratınca karşımıza bencil çıkıyor. 
Bencil ise "Yalnız kendini düşünen, kendi çıkarlarını herkesinkinden üstün tutan; kendimci, hodbin, hokdkâm, egoist" anlamlarını vermiş. 

Bak sen bizim kadınlara! Biz onlara "Kadının adı yok. Çilekeş Anadolu kadını. Gün görmemiş. Sırtında dayak, karnında çocuk eksik edilmemiş" diyelim. Meğer bizimkiler bencillikte sınır tanımıyormuş. Bizi de ayakta uyutmuşlar. 

Gerçi en bencil insan kendisine bencil denmesinden nefret eder, asla bencil olduğunu kabul etmez. Öyle zannediyorum bizim kadınlar da bencil hatta en bencil olduklarını kabul etmeyecek ise de aslında bakmayın bilmezden ve görmezden geldiğimize. Biz de biliyoruz kadınımızdaki egoyu. Ama aile saadeti için cesaret bulup bunu söyleyemedik. Çünkü bedel ister. Ne de olsa çocuklarımızın anaları. Hiçbir şey yapmasalar bile çocuklarımıza, "Annem! Babanız böyle diyor. Halbuki ben böyle miyim" deyip iki gözü iki çeşme ağlasalar, bilin ki ötesine gerek yok. Ondan sonra uğraş dur oğlanlarla. 

Bitmişiz

Aşağıda sosyal medyada dolaşımda olan, Yeliz bir alıntı önüme düştü. Yazı okunduğu zaman görülecektir ki tüm kutup ve renklere dair örnekler var. 

Tarafımız ne olursa olsun, yazının, savunma ve saldırıya geçmeden okunmasını, bizi düşünceye sevk etmesini, biz ne ara bu hale gelmişiz ya da aslında böyleydik de birinin örneklerle tespit etmesini bekledik veya zaten böyleydik de görmezden geldik denmesini istiyorum. 

Görünen o ki bitmişiz, tükenmişiz, çürümüşüz, kokmuşuz da haberimiz yok. 

Yeliz Koray isimli birine ait olduğunu düşündüğüm bu alıntıya, noktası virgülüne dokunmadan yer veriyorum: 

-Her sene ülkenin en güvenilir insanı seçilen kişi dolandırıcı çıkıyor, 

-Ülkeye ucuz et getirmekle görevli kişi, Macaristan'da şirket kurup devlete et satıyor, 

-13 seçim kaybeden adam, hâlâ "kazanacağız" diyor, 

-Adliyede değerli eşyaları emanet ettiğimiz kişi her şeyi çalıp kaçıyor,

-Ülkenin ticaretini kontrol eden kişi, kendi şirketinden devlete fahiş fiyata dezenfektan satıyor, 

-Bebekleri emanet ettiğimiz doktor para için bebekleri öldürüyor, 

-Depremde çadır dağıtmakla görevli kurum çadır satıyor, 

-Sınavları güvenli ve adil yapmakla görevli olan adam soruları sızdırıyor, 

-Çocuklar iyi eğitim alsın diye emanet edilen vakıf çocuklara tecavüz ediyor, 

-Maçın kurallara uygun oynanmasını sağlayacak adamlar bahis oynuyor, 

-Kamu yararı gütmesi gereken banka genel müdürü rüşvet alıyor, 

-Meclis kürsüsünde yemin eden adamlar mecliste sahte oy kullanıyor,

-310 bin lira vekil maaşı adam fakirlik kağıdı alıyor, 

-"O partiye geçersem namussuzum, şerefsizim diyen" belediye başkanları o partiye geçip bıraktığı yere "namussuz, şerefsiz" diyor, 

-Belediyenin görev için hizmet pasaportu verdiği kişiler, yurtdışına çıkıp geri dönmüyor.

-Belediye başkanı ülkeye kaçak insan sokuyor, 

-Milletvekilinin oğlu resmi araçla uyuşturucu ticareti yapıyor, 

-Ülkedeki tüm çocukların eşit eğitim almasından sorumlu kişi, çocuk işçiliğini marifet diye sunuyor, 

-Liyakati ve adaleti öğretecek üniversitenin rektörü sülalesini işe alıyor, 

-Tarım ve hayvancılığı arttırması gereken kurum, ülkesinde ekilmeyen yüzlerce arazi dururken Sudan'dan, Venezuela'dan tarım arazisi kiralıyor, 

-Halka israfın günah olduğunu anlatan adam, "Bana Audi'yi çok gördüler diye sitem ediyor.

Velhasıl... 

İpin ucu kaçtı, nereye dokunsak elimizde kalıyor. 

Aşık Maksut Feryadi'nin türküsü gibi bize artık hayat. 

"Bu ne kalleş zamandır, 
kime güveneceksin kime?" (Yeliz Koray) 

20 Temmuz 2026 Pazartesi

Ahbap'ın Düşündürdükleri

Hikayeyi bilirsiniz. Yine de anlatayım. 

Birinin iyi cins bir ayı varmış. Ata hayran olan arkadaşı, "bu atı bana ver" diye arkadaşından ister. At arkadaşının her şeyi olduğu için arkadaşının isteğini olmaz deyip reddeder. Arkadaşı, "ben senden bunu alırım" der içinden.

Gel zaman git zaman arkadaşı atıyla çölde giderken bizim at hırsızı tebdili kıyafetle arkadaşının geçeceği yolu mesken edinir. Arkadaşı atıyla önünden geçerken "Allah rızası için bana bir bardak su verir misin" der.

Arkadaşı yolda kalmış susuz bu kimseye su vermek için atından iner inmez hırsız suyu beklemeden ata binerek deh deyip uzaklaşır. Tüm bu olup bitenleri gören arkadaşı ise atımı geri getir, o at benim her şeyim diyeceği yerde, "Sakın bu durumu başka yerde anlatma" diye seslenir. Beklemediği bu cevap ve isteğe hırsız şaşırır, geri döner ve sorar: "Niye atının peşinde değilsin de bunu başka yerde anlatma diyorsun" demiş. Arkadaşı ise "Atım gider. Sonra bir şekilde yeni at edinirim. Ama bu olayı başka yerde anlatırsan çölde susuz kalmış, su isteyene kimse atından inip su vermez" demiş. Bu cevap karşısında arkadaşı geri gelip arkadaşına atını geri verir.

Öyle ya gözü atında olan birine çölde atından inip kim su verir? 

Buradan yardım kuruluşlarına geleceğim. Ülkede bol miktarda irili ufaklı yardım kuruluşu var. Kimi vakıf kimi de dernek statüsünde. Hepsi de resmi olarak kurulmuş, denetime tabi yerler. Hepsinin yöneticisi ve mütevelli heyeti vardır. Bunlar, imkanı olanlardan alır, ihtiyaç sahiplerine veya yerlerine dağıtır. Ahbap da bunlardan biri. 

Malumunuz Ahbap 2017’de kurulmuş olmasına rağmen 6 Şubat Kahramanmaraş depremiyle birlikte ön plana çıkmış bir yardım derneği. Devlet Kızılay ve AFAD aracılığıyla bu doğal afetin üstesinden gelmek için yardım toplarken başında Haluk Levent'in olduğu Ahbap derneği de bu süreçte yardım topladı. Kızılay ve AFAD'a güvenmeyen laik-seküler kesim yardımlarını Ahbap aracılığıyla yaptı.

Ahbap'ın yardım toplaması bir kesim tarafından doğru bulunmadı. Kızılay ve AFAD varken Ahbap da neyin nesi dendi. O süreçte, önemli olan yardımın yapılması ve toplanan yardımların depremzedeye ulaştırılması idi. Ha AFAD ha Kızılay ha Ahbap dedim. Kızılay ve AFAD'a temkinli yaklaşım sergileyen laik seküler kesim ise güvendiği Ahbap aracılığıyla yaralara derman olur diye düşündüm.

Gel gör ki Ahbap derneğinin kurucusu Haluk Levent'le ilgili çıkan haber ve iddialar mide bulandırıcı türden. İşe yargı el koydu. Sonucu bekleyip göreceğiz. 

İddiaların içeriğine girmeyeceğim. Zaten okuyorsunuz. Haluk Levent'e değineceğim. Birkaç kısa konuşmasına denk geldim. Çok ikna edici konuşuyor. Fakat ikna edici konuşma başka icraat başka. Öyle ya söylem başka, eylem başka. Şimdi toplanan yardımların ne kadarının depremzede lehine kullanıldığı ne kadarının iç edildiği bir muamma. Meğer Haluk Levent bir kumar bağımlısı imiş. Yasal ve yasa dışı bahisle anılan biri imiş. Karşılıksız çek verme, borcunu zamanında vermeme gibi bir yönü varmış. Karşılıksız çekten geçmişte yargılanmış ve mahkum olmuş biri imiş.

Görünen o ki kediye ciğer teslim edilmiş, tabir yerindeyse hırsıza hazinenin anahtarı emanet edilmiş. Hele bir insan kumar bağımlısı ise varını yoğunu bu uğurda harcadığı gibi benim, başkasının demez elinin uzanabildiği her şeyi bu uğurda harcar. 

Anlamadığım, alaveresi düzgün olmayan, bahis ve kumar bağımlısı olan birinin yardım derneği kurmasına niçin izin verilir? Bildiğim kadarıyla dernek kurucularından da iyi hal kağıdı istenir. Dernek 2017'de kurulduğunu göre bu dernek rutin kontrol ve denetimden geçmedi mi? Denetim yapıldı da denetmenler derneğin işleyişinde bir anormallik görmedi mi? Gördüler de sümen altı mı edildi? Derneğin işleyişinde anormallik vardı da bugüne kadar ötelendi mi? Bu soruların cevabını bilmiyoruz. 

Şu var ki yağmurdan kaçan laik seküler kesim doluya tutuldu ve hayal kırıklığı yaşıyor. Hoş, bu ülkede hayal kırıklığı yaşayan sadece bu kesim değil; rengi, cinsiyeti, zihniyeti, fikir ve düşüncesi ne olursa olsun, her kesim akçeli işlerde şu ya da bu şekilde şok geçirip hayal kırıklığı yaşadı, yaşıyor. Nasılsa kanan ve kandıran potansiyeli hep var bu ülkede. Gerçi kurumsallaşmamış, şeffaf ve denetlenebilir, hesap verebilirlik olmayan her yerde bu tür pis kokuların gelmesi kaçınılmazdır. Çünkü bizde her şey özellikle yardım işleri güven esasına dayalı. Bu esasa dayalı her şey ise suiistimale açıktır.

Yardım kuruluşlarında en ufak bir şayia ve suiistimal, bu kuruluşlara yardım yapan insanımızı kara kara düşündürüyor. Çünkü kime güveneceğini şaşırıyor. Endişem, Ahbap'ta olduğu gibi yardım işlerinde bu tür suiistimaller arttıkça, çölde kalana su vermeye insanımız yanaşmazsa yardım kuruluşlarına da yardımı esirger, zırnık koklatmaz. En büyük tehlike de budur. 

Olup bitenden hareketle bunda da var bir hayır deyip akçeli işlerdeki suiistimale açık kapıları kapatmak lazım. Bunun için hakkında zerre şayia olanlara yardım derneği kurdurmamak ve yönetimde yer vermemek gerekir. Dernek veya vakıf başkanının başkanlığı ve yönetim kurulu üyeliği belli bir süre ile sınırlandırılmalı. Yardım kuruluşunu kurana, ölünceye kadar o kuruluşun başında durmasına izin verilmemeli. Zihniyete ve cemaate göre önüne gelen yardım kuruluşu kurmamalı. Çünkü ihtiyaç sahibinin inancına bakılmaz. Tüm yardım kuruluşları şeffaf ve hesap verebilir olmalı. Sık sık denetlenmeli. Bu kuruluşların başkanı ve yönetiminde yer alanların gelir ve giderleri mercek altına alınmalı...