26 Mayıs 2026 Salı

Ayıkla Pirincin Taşını!

Meğer siyasette pardon hukukta mutlak butlan diye bir kavramın olduğunu yaşayarak öğrenmiş olduk. Ömrümüz olur yaşarsak daha ne kavramlar öğreniriz, kim bilir.

İyi tarafı, okumayı sevmeyen bir toplum olarak böylece kelime hazinemizi geliştirmiş oluyoruz. Zira bir kelime bir kelimedir.

Mutlak kavramını duyardık. Butlanı ilk defa duymuş olsam da düşün taşın derken dilimizde yaygın bir şekilde kullanılan Arapçadan geçme batıl kelimesinin türevlerinden biri olduğunu anladım. Meğer kelime bana yabancı değilmiş. Bu arada Arapçanın ne derece zengin bir dil olduğu da bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

Fakültede nikah bahsini görürken hocamız birden fazla nikah çeşidinden bahsetmişti. Aklımda kaldığı kadarıyla;

Farz olan nikah (Zinaya yeltenmesi kesin olan kimselerin evliliği),

Sünnet olan evlilik (Normal şartlarda her erkek ve kadının evliliği),

Haram nikah (Evlendiği zaman hanımına kesin eziyet ve zulüm yapacak kimsenin evliliği),

Vacip olan nikah (Evlenmediği takdirde harama (zina) düşme tehlikesi bulunan, ancak eşinin mihr ve nafakasını karşılayabilecek maddi güce sahip kişilerin evlenmesi),

Tahrimen mekruh nikah (Başkasının evlenme teklif ettiği, olumlu ya da olumsuz cevap vermeden yapılan evlilik, gayrimüslimlerle yapılan evlilik gibi),

Muvakkat nikah (Evliliğin en baştan belirli bir süreyle (gün, ay veya yıl) sınırlandırıldığı, sürenin bitimiyle kendiliğinden sona eren geçersiz bir evlilik türüdür. Muta nikahı da böyledir),

Fasit nikah (İslam hukukunda evliliğin kurucu unsurları tam olmasına rağmen, detaydaki bazı usul, şart veya nitelik eksiklikleri (örneğin şahitsiz kıyılması) nedeniyle hukuken kusurlu kabul edilen birlikteliklerdir.), 

Batıl nikah (Eşlerden birinin evlilik akdi sırasında zaten başkasıyla evli olması, eşler arasında evlenmeyi yasaklayan kan, süt veya kayın hısımlığı bağının bulunması (kız kardeş, hala, teyze vb. ile evlilik), taraflardan birinin evlilik anında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olması veya evlenmeye engel teşkil edecek derecede akıl hastası olması, dini nikâhta şahitlerin bulunmaması, tarafların rızasının olmaması (ikrah/zorlama) veya evlilik iradesinin süreklilik taşımaması gibi kurucu şartların ihlal edilmesi.),

Diğerleri neyse de fasit nikah ile batıl nikah arasındaki farkı o zaman pek anlamamıştım. Mutlak butlan kararı aradaki farkı bana öğretti. Fasit nikahı Hanefiler, eksiklikler giderildiği takdirde evliliğin devamında bir sakınca görmezken batıl nikahta ise evliliğin yok sayılması, tarafların mutlaka ayrılması anlamına geliyor.

Sanırım batıl nikah, mahkemenin verdiği mutlak butlan ile aynı anlama geliyor. Mutlak butlan mevcudu iptal edip önceki olup bitenleri yok hükmünde sayarken batıl nikah da önceki evliliği yok saymaktadır. Tek farkı birine batıl denirken diğerine butlan denmesi. 

Gördüğünüz gibi bir mutlak butlan kavramı beni nereye götürdü. Siz siz olun, sünnete uygun nikah akdinde karar kılın. Yok hükmünde olan batıl nikahla işiniz olmasın. Yoksa hukuktaki mutlak butlan kararında olduğu gibi batıl nikahta sizi ben bile kurtaramam. Zira ayıkla pirincin taşını durumu ortaya çıkar. 

Fırsat Tepmişim

Fî tarihinde bir ilçede iki seneye yakın şube müdürü olarak görev yaptım.

Yaptığım bu görev pek içime sinmese de başlamış bulundum. 

İmdadıma, müstear isimle yazdığım yazılar yetişti. 

Mülki amirin ilgi göstererek şikayet ettiği altı yazım üzerine soruşturma ve inceleme başlatıldı.

Soruşturmaya görevli iki muhakkik, üç yazımda siyasi içerik bulduğundan kademe ilerlemeyi durdurma tecziyesi ve şube müdürlüğünden alınmam yönünde dosya hazırladılar. 

Dönemin bakanının onayı ile şube müdürlüğünden aslî görevim olan öğretmenliğe döndürüldüm. 

Kademe ilerlemeyi durdurma cezasını da il disiplin kurulu onayladı. Onaylanan bu ceza yüksek disiplin kurulu tarafından tescillendi. 

Tanıdıklarımın ısrarı üzerine bölge idare mahkemesine atamanın durdurulması ve cezanın iptali için dava açtım. İlk mahkemede davayı kaybettim. Avukatın istinafa götürelim teklifine, gerek yok, kapatalım gitsin deyip mahkeme boyutunu da kapattım.

Göreve geri iade ve cezanın iptali için yaptığım savunmalarda avukatın dahli yoktu. Hepsi el emeği göz nuru kendi mahsulüm idi. 

Şimdiki aklım olsaydı göreve iade ve cezanın iptali davasından ziyade mutlak butlan davası açardım. Mutlak butlan talebimi gören yerel mahkeme hakimi, neydi bu mutlak butlan diye araştırır dururdu. Mahkeme, mutlak butlanın ne olduğunu öğrenmek için uğraşıp didinirken ben de keyif çatardım. Biraz uzun sürerdi ama koltuğumun geri gelmesi işten bile değildi. 

Ülkemde mahkemenin verdiği ilk mutlak butlan kararı benim olurdu. Mutlak butlan kararını hatırlayamayan "Ramazan Yüce davası" derdi, herkese emsal olurdum. 

Mahkeme kararıyla koltuğa yeniden oturmanın havası da bir başka olurdu. 

Niye böyle dava açmadın diyebilirsiniz. Haklı bir soru. Yalnız bilmiyordum. Bu hukuki terimi ilk defa duydum. Avukatım da "Ramazan Abi, mutlak butlan davası açalım" demedi. Alacağı olsun. Yalnız ona da kızamıyorum. Çünkü hukukçu olmasına rağmen onun da bu terimi ilk defa duyduğunu düşünüyorum. 

Şimdi kendi kendime kızıyorum. Bilmemek ayıp değil, sormamak ayıp, bu ayıp da bana yeter diyorum. 

Kendime yine kızıyorum. Keşke zamanında çevremi geniş tutsaymışım. Her kesimden insanla teşriki mesaim olsaydı diyorum. Mesela iki partiden Hatay Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Lütfi Savaş beyefendi ile hukukum olsaydı diyorum. Mübareği ben hekim belediye başkanı sanırdım. Halbuki hukuku da çok iyi biliyormuş. Zamanında kapısını çalıp kendisinden destek istesem çok iyi olacakmış. 

Kendime kızıyorum ama Lütfi Bey'e de kırgınlık ve kızgınlığımı ifade etmek isterim. Hiç belli etmedi ne cevher olduğunu. Meğer Savaş soyadı kendisine öylesine verilmemiş. Savaşarak sonuç almada da üstüne yokmuş. Bilseydim, atlar gider Hatay'a. Lütfi Bey, bilgi, birikim ve tecrübene ihtiyacım var derdim. 

Hasılı, fırsatı teptim bir kere. Maalesef son pişmanlık fayda vermez. 

25 Mayıs 2026 Pazartesi

Aç Kapa Aç Sezonu

Bugün biriyle beraber oturuyordum. Hal hatır, sağdan soldan derken "Aç kapa aç sezonu da açıldı" dedi. O ne dedim. "Dediğim gibi" dedi.

Sanırım bir şeyler kastediyorsun. Anlamadım dedim. "Olup biten haberlerden haberin yok galiba" dedi. Dedim yok.

Dedi ki "Bir vakıf üniversitesi 30 yıl önce açılmış. Zamanla büyüye büyüye 20 bin mevcudu olmuş. Her ne olduysa altı ay önce kayyım atanmış. 21 Mayıs 2026 tarihli yazıyla kapatılmasına karar verilmiş. Dört gün sonra da tekrar açılmasına karar verilmiş. Mesele bundan ibaret. Bundan dolayı nereden estiyse aç kapa aç sezonu dedim. Dediğimle kalmadım. Dünden beri tekerleme gibi tekrarlayıp duruyorum. Bunu sana açıyorum ki tam senlik bir yazı" dedi.

Dedim kendisine. Niye benlik bir yazı olsun. Üniversitenin açılıp kapanması, hele kapatılır kapatılmaz yeniden açılması, eğer dediğin gibi olduysa aç kapa aç sezonu söyleminiz tam oturmuş. Yalnız devleti biz yönetmiyoruz. Devlet yönetimi bizim düşündüğümüz gibi değil. Önce aç, sonra kapat, ardından tekrar aç olmasında mutlaka önemli gerekçeler vardır. Devlet yetkilileri ölçüp biçip bu şekilde karar vermişler. Bize de uymak düşer.

"Olur mu öyle şey? Bakkal dükkanı açıp kapatmıyorsun. Oyun oynamıyorsun. Tarihçesi çeyrek asrı doldurmuş koskoca üniversite bu. Öyle açtım, kapattım. Yok tekrar açtım demek olmaz" dedi.

Farz et ki kapatmakla yanlış karar verdikleri ortaya çıktı. Tekrar açmakla bir yanlıştan dönülmüş. 'Biz kapattık. Doğru ya da yanlış. Artık bir daha açmayız' deseler daha mı iyiydi? Unutma ki yanlıştan dönmek de bir erdemliliktir.

"Keşke tüm yanlışlardan bu şekil hızlı dönülse en azından mağduriyetler oluşmaz. Mesela aç kapa aç sezonunun Şehir Üniversitesinde de işletilmesi daha iyi olurdu. Nedense Şehir Üniversitesinin kapatılmasından geri dönüş olmadı. 'Aç kapa' şeklinde kaldı" dedi.

Baktım bu tartışma devam edecek. Konuyu kapattım. Çaylarımızı bitirdikten sonra ayrıldım.

Görünen o ki tartışma devam etse de o birini ikna edemeyeceğim. Bu yüzden tartışmayı devam ettirmemin de bir anlamı yok. Sonra üniversiteyi açan açmış, kapatan kapatmış, sonra tekrar açmış. Yetkisi vardır, kapatır, yetkisi vardır, açar. Bundan bize ne öyle değil mi?

Gerçi bize ne desem de “Aç kapa, aç sezonu” hoşuma gitti. Tuttum bunu.