13 Temmuz 2026 Pazartesi

İlçeden Büyük İlkokul

İstanbul Avcılar ilçesinde bulunan Leyla Bayram İlkokulu ile ilgili 2018 tarihli bir habere rast geldim.

Habere göre okul, 5300 öğrenci mevcutlu. 155 öğretmeni, 128 dersliği var. Derslik başına her sınıfa yaklaşık 55 öğrenci düşüyormuş. 

2026 itibariyle okulun Web sayfasına baktım. Okulun güncel hali, 3461 mevcut, 156 öğretmen, 5 müdür yardımcısı ve 49 dersliğiyle ikili öğretim yaptığı yazılı. 

Mahalleye yeni bir okul mu yapıldı ya da nüfusun azalmasına paralel, okul mevcudu mu azaldı bilmiyorum. 

Okulla ilgili 2018 haberine dönersem, okul bu nüfusuyla Türkiye'de bulunan 66 ilçeden daha büyükmüş.

Bu okuldan küçük ilçelerin ismi zikredilmemiş ama belli ki bu ilçeler siyasi mülahazalarla geçmişte ilçe yapılmış, ilçe demeye bin şahit lazım denilen yerlerdir. 

Bu ilçeler ilçe olduktan sonra da gelişme göstermemiş, gelişmesi de mümkün olmayan ilçelerdir. 

5300 nüfuslu okulu müdür, beş yardımcı ve 155 öğretmenle yönetirken bir de 66 ilçeyi gözümüzün önüne getirelim: 

66 ilçeye 66 kaymakam atamışız. 

66 belediye başkanı seçmişiz. 

66 ilçede şube başkanları görev yapıyor.

66 ilçedeki kurumlarda çalışan işçi, memur ve şef... 

Her kuruma ait hizmet binaları var. 

Kurumların elektrik, su, telefon ve yakıt giderleri vs. 

Kısaca 66 ilçeyi 66 kaymakam ve 66 belediye başkanı yönetirken, bu kadar kaymakam ve belediye başkanının yönettiğinden fazlasını tek müdür yönetiyor. Nereden bakarsak garip bir tablo söz konusu. 

Köyden bozma hatta köy bile denmeyecek bu tür ilçeler devletin sırtında bir kamburdur. Birilerine makam, mevki ve mansıp dağıtılan yerlerdir. Bu ilçeler ülke ekonomisine yüktür. 

Durum bu iken gelişmeye müsait olmayan bu tür ilçelerin ilçeliğine bir kanunla son vermek, ülkeye yapılacak en büyük hizmetlerden biridir. 

Aynı şekilde il, ilçe ve büyükşehir merkezinde yer alan mahalle muhtarlıklarını da sonlandırmak lazım. 

Ben de Oldum Bir Çelebi

Pek tatil kültürüm, gezip dolaşayım hevesim yok. Zorunlu olmadıkça muhitimin dışına çıkmam. Arabaya da binmem. Çok özel bir durum ve zorunluluk olmadığı müddetçe tek hareketliliğim yürümekten ibarettir. 

Yeğenin düğünü dolayısıyla epeydir oturmadığım şoför koltuğuna oturdum. Zaten acemisiydim. Benim acemilik olmuş bir hamlık.

3 Temmuz Cuma günü 7 araba çıktık yola. Ver elini Ankara dedik. Konvoydan kopmamak için acemiyim, arabam eski, beni yolda bırakır demedim. Bastım da bastım. Bastıkça acemiliğimi attım. Ben acemiliği atarken yanımdakiler hop oturup hop kalktı. Bu da benim değil, bana eşlik edenlerin meselesi. 

Akşam 5 sularında gelini alıp tekrar yola revan olduk. Şoförlüğüm gibi yolların da acemisiyim. Konya yoluna çıkmak için Ankara'yı karış karış bilen konvoydan şoförü usta bir arabanın peşine takıldım. Konya levhasını son anda gördüm. Konya için sağdan gitmemiz gerekiyormuş dedim. Ama bizim usta şoförün bir bildiği var diye alt geçide girdim. Girdiğim alt geçit bir mimarlık harikası idi. Döndüm durdum. Alt geçitten çıktıktan sonra git git bitmiyor yol. Ufukta Konya levhası da yok. Levha olarak sadece Samsun levhasını gördüm. Bereket Navigasyon var. Değilse hedef Konya iken nasibimize Samsun düşecekti. Navigasyon kah bölünmüş yoldan kah otobandan bizi Konya yoluna girdirdi. 

İp gibi dizili konvoy kopan tespih taneleri gibi dağıldı. Yanlış yola saptığımızdan dolayı en geride ben kaldım diye düşünürken kim, nerede telefonuyla nasıl olduysa en önde biz olduğumuz ortaya çıktı. Öyle görünüyor ki konvoydan herkes yanlış yollara girmiş. 

Yakıt almak ve akşam namazı için iki defa durunca yine geride kaldık ama olsun. Bir süreliğine de olsa öne geçmişiz. 

8'i geçerken menzilimiz Konya'ya vardık. 

Gelini bıraktıktan sonra ertesi günü yapacağımız düğünde buluşmak üzere kavilleşip ayrıldık. Eve geçmeden bir başka düğünün sonuna doğru vararak düğün sahibine hayırlı olsun dileklerimizi ilettik. Sabahtan akşama içemediğim çay ihtiyacımı burada fazlasıyla giderdim. 

3 Temmuzda başladığımız düğünü cumartesi nihayete erdirdik. 

Pazar günü bir başka düğünün ardından biraderle beraber pazartesi günü 4 günlüğüne kaplıca için Afyonkarahisar'a gittik. 

Kaplıcanın üçüncü günü sabah kahvaltısını yaptıktan sonra amcaoğlunu  ziyaret için günübirlik Eskişehir'e geçtik. Akşamında Gazlıgöl'e dönüş yaptık. 

Dördüncü günün sonunda, cuma günü Gazlıgöl'den ayrılarak akşam beş sularında Konya'ya giriş yaptık. 

Hasılı, cumadan cumaya, Konya-Ankara, Ankara-Konya, Konya-Afyonkarahisar, Afyonkarahisar-Eskişehir, Eskişehir-Afyonkarahisar, Afyonkarahisar-Konya olmak üzere turlayıp geldim. Hem turladım hem tatilimi yaptım hem hayırlı işe iştirak ettik. Herhalde bu bir haftada yaptığım km'yi ömrüm boyunca hiç bir haftada yapmamışımdır. Arabadan inmeyen için yaptığım bu km çok bir şey ifade etmese de benim gibi biri için önemli olsa gerek. Kendime pay çıkaracak olursam, ben de oldum Bir Evliya Çelebi. 

12 Temmuz 2026 Pazar

İlişkilerde Seviye

"Büyük devletlerle dost olmak kolay bir şey değildir. Rahmetli İnönü'den aktarma yapacağım. 'Büyük devletlerle dost olmak, ayıyla yatağa girmeye benzer' dedi. 'Ayıyla yatağa giren ne yapacak' dedi. Biz de dedik ki herhalde Paşa bunun ilmini biliyor, söyleyecek dedik. 'Dikkatli olmalı' dedi. Başka da söyleyeceği lafı yoktu. Çok büyük espri. Paşaya yakışan bir espri. Büyük devletlerle düşmanlığın bir yararı yoktur. Büyük devletlere teslim olmanın da bir yararı yoktur. Ama menfaatlerini koruyarak dostluk yapmanın faydası vardır".

Yukarıdaki sözler 1965 ila 1991 yılları arasında 6 defa gidip 7 defa başbakan olan, Turgut Özal'ın vefatının ardından 1993-2000 yılları arasında da Cumhurbaşkanlığı yapan Süleyman Demirel'e ait. 

İsmet İnönü ise 1938'den 1950'ye kadar iki dönem Cumhurbaşkanlığı yapan, 1972 yılına kadar CHP genel başkanlığı koltuğunda oturan, asker ve siyasetçi. Namı diğer Milli Şef. 34 yıl aktif siyasetin içinde yer almıştır. 

Geçmiş icraatlarını beğeniriz veya beğenmeyiz. Şu var ki Demirel 35, İnönü ise 34 yıl aktif siyasetin içinde yer almıştır. Her ikisi de tıpkı diğer siyasetçi ve devlet adamları gibi tecrübe edinmişlerdir. Tecrübelerinden faydalanmak, aktardıkları anekdotları dikkate almak gerekir diye düşünüyorum. 

Çift kutuplu dünyada, tüm dünya devletlerinin iki gücü temsil eden ABD ve Rusya ile ilişkilerinde dikkatli olmasında fayda görüyorum. İnönü'nün büyük devletlerle dostluğun ve düşmanlığın yararının olmayacağı tespitini de yabana atmamak lazım. Hele "Büyük devletlerle dostluk, ayıyla aynı yatağa girmek gibidir" teşbihi de kulaklarımıza küpe olması lazım. 

Devletler arası ilişkilerden ve diplomasiden pek anlamasam da sade bir vatandaş olarak büyük ve diğer devletlerle ilişkinin kesilmemesi, gerilimin yükseltilmemesi, ilişkinin düşmanlık ve dostluk boyutuna taşınmaması gerektiğini düşünüyorum. Kısaca ilişkilerde ölçüyü kaçırmamak, işi aşırı ve sevgi diyebileceğimiz dostluk ve aşırı nefret noktasına getirmemek gerekir. Çünkü her ikisi de aşırılıktır ve ülkeye zarardır. Kıstas ne dostluk ne de düşmanlık, ülkenin menfaatlerini korumak temel felsefe olmalıdır. 

Devlet başkanlarına hitabın da aynı şekilde ölçülü olmasına dikkat etmek gerekir. Devlet başkanları arasında ülke menfaatlerinin yanında kişisel hukuk da oluşabilir. Kapalı kapılar arasında ve özel görüşmelerde samimiyet olabilir. Birbirleriyle senli, benli konuşabilirler ama ekran karşısında “Sayın” şeklinde resmi bir hitap daha uygun düşer diye düşünüyorum. Pekala ekran arkasında “Dostum”, ekran önünde ise “Sayın” şeklinde hitap edilebilir. 

Buna bir örnek vermek istiyorum. Kendisiyle Adana’da birlikte çalışmıştım. Okulun emektar memuru idi. Okul müdürüyle arasındaki ilişkilerinden bahsetmişti: “Müdür, benim arkadaşım. Evlerimize gider geliriz, ailecek tanışırız. Birlikte kahvehaneye gidip oyun oynarız. Kısaca dışarıda da hep beraberiz. Konuşurken senli, benli konuşuruz. İsmiyle hitap ederim. Ama okula gelince saygıda kusur etmem. Gerekli saygıyı gösteririm. Ceketimin düğmesini ilikler, ‘Müdür Bey’ diye hitap ederim. Arkadaşız diye işimi aksatmam ve savsaklamam” demişti. 

Bu memur ve müdür arasındaki çizginin ve seviyenin devletler arası ilişkilerde de olmasını istiyorum.

Bir hususa daha değineyim. Sayın Demirel ile İnönü birbirine zıt iki siyasi kutbun temsilcisi olmasına rağmen Demirel’in İnönü’den alıntı yapmasını da önemli bulduğumu ifade etmeliyim.