11 Ekim 2026 Pazar

25 Kuruş Mevta Olmuş!

Yolda yürürken bir harf ve üç rakamdan oluşan bir zincir markete 0,5 milimlik bir su alıp almak için girdim. Suyun bedeli 6,75 kuruşmuş. Bir tane alıp kasaya uzattım. 10 lira verdim. Kasiyer fişin üstüne üç tane bozuk para koydu. Alıp çıktım. 

Yolda giderken bozuk paralara baktım. Üç lira idi para üstü. Para üstü ile birlikte 9,75 lira yapıyor. 25 kuruşu göremeyince bizim 25 kuruş tedavülden kalkmış, mevta olmuş da benim haberim olmamış dedim.

Gerçi değil 25 kuruş, 50 kuruş, 1 lira ve 5 lira da fiili olarak tedavülden kalktı desem yanlış olmaz. Her ne kadar 1 ve 5 liralar olsa da dönüp yüzüne bakan yok.

Geçen gün okulun çatı katındaki merdivenlerden iniyorum. Gözüme 50 kuruş ilişti. Üç dört saat bu kısımda derse girdim. O kadar öğrenci inip çıkmasına rağmen yerdeki 50 kuruşu kimse almamış. En azından alıp bir yardım kutusuna atayım diyen bile olmamış. Son dersimi işleyip inerken şu 50 kuruşu alıp yardım kutusuna atayım diye eğildim. Merdivenin değişik yerlerine serpiştirilmiş iki elli, bir demir beş ve diğerleri birer lira olan toplamda 11 lira topladım. Yani öğrenci, yerdeki toplamı 11 lira olan paraya tenezzül edip eğilmemiş bile.

Bu paraları biri düşürmüş olabilir mi? Sanmıyorum. Merdivenin değişik yerlerine ve pencere kenarına koymuş öğrenci. Anlaşılan "Bu paralarla okul çevresinden küçük bir su bile alamam. Bari cebimde ağırlık ve ses yapmasın, cebimi demesin” diye özellikle konmuş.

Paraları tek tek toplarken yazık şu paramızın geldiği noktaya dedim. Çünkü darphane bu bozuk paraları basmak için öyle zannediyorum, maliyetinden fazlaya basmıştır. Kimse de yüzüne bakmadığına göre devlet bozuk paralara masraf etmese daha iyi olur. En düşük paramız beş lira olsun. 

Bir diğer husus, 25 ve 50 kuruşlar ve 1 liralar fiili olarak tedavülden kalkmış ise ve bir harf üç rakamdan oluşan zincir market görevlisinin yaptığı gibi para üstünü vermeyeceklerse esnafın da ürünlere etiket yapıştırırken 4,50, 4,95 gibi fiyatlama yaparak müşteriyle dalga geçmeyi bırakması gerekir. Böyle fiyat vereceğine düz hesap "5 lira" yazsın.

Bizde fiili olarak tedavülden kalksa da mevcut bozuk paraların yüzüne bakmasak da Berlin'de bozuk paralar kuruşu kuruşuna yürürlükte. Bir yerden alışveriş yapmıştım. Alacağım 49 küsur avro idi. 50 avro uzattım. Kasiyer kuruşu kuruşuna centleri verdi. Kaç tane 1 cent idi cebime koyduğum.

Bir harf ve üç rakamdan oluşan zincir market görevlisinin para üstü olarak 25 kuruş eksik vermesinde değilim. Bozuk yoktur, vermemiştir. Zaten tam verse de 25 kuruşu bir başka yerde kullanamam. En azından "Beyefendi, 25 kuruşum yok" diyebilirdi. Eskiden derlerdi, kusura bakmayın denirdi. Şimdi eksik vermesine rağmen bozuk yok demeye gereksinim bile duyulmuyor. 

Bir harf ve üç rakamdan oluşan zincir market de tez elden suyun bedelini 7 liraya çıkarsa olur.

Not: Desenize, en büyük paramız 200 liranın yüzüne bakan yok. Sen neden bahsediyorsun diye. 

Fâsık Ayeti

Fâsık (yoldan çıkmış/günahkar kimse) ayeti diye bilinen Hucurat süresi 6.ayet var. Bu ayetin meali şöyle: Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın (fasık) biri size bir haber getirdiğinde onun doğruluğunu araştırın (tahkik edin). 

Bu ayete şapka çıkarmak lazım. Bu ayet meali, yalan yanlış, iftira, zan, töhmet, iddia, itibar suikastı ve dezenformasyon bilgilere karşı nasıl davranmamız gerektiğine dair bize yol göstermektedir. 

Buna göre duyduğumuz, okuduğumuz ve işittiğimiz her haber, bilgi, malumat fâsık haber hükmündedir. Yazıp çizmeden ve eyleme geçmeden önce bunun doğruluğunu araştırmak gerekir. Değilse akıbetinde nedamet duyma durumu söz konusu olabilir. Hakkında konuştuğumuzu da üzmüş oluruz. Bazen telafisi mümkün olmayan şeylere sebebiyet verebiliriz. 

Bu ayetin, zekât toplamak için görevlendirilen Velit b. Ukbe isimli sahabenin görev yerine gitmeden peygambere verdiği yanlış bilgi sonucu pişmanlık duymamaları için Müslümanları uyarmak için indiği belirtilir. 

Ayetin bizi uyardığı yönüyle ne derece her haberi araştırdığımız tartışılır diyeceğim ama çok tartışma götürmez bir gerçek var ki haberin doğruluğunu pek araştırmıyoruz. Habere bakarken kimin söylediğine ya da nerede yazdığına bakıyoruz. Haberi yapan sempati duyduğumuz ya da içinde bulunduğumuz gruptansa haberi doğru kabul ediyoruz. Karşı taraf paylaşmışsa araştırmadan iftira edip işin içinden sıyrılıyoruz. 

Yalnız şu var ki nice sureti haktan görünenleri biliyoruz ki yanlış bilgi verebiliyor. O yüzden haberin kaynağı kim ve nere olursa olsun araştırmak gerek, balıklama atlamamak gerek. 

Fakat kamuoyunda bazı iddialar almış yürümüşse bu iddiaları gündeme alıp yetkililerden aslını öğrenmek için cevap beklemek bir nevi haberin doğruluğunu araştırmak demektir. Burada kurum, kuruluş, kurul, organ ve kişilere iş düşüyor. Haklarında bir yanlış bilgi iddiası ortaya çıkar çıkmaz anında cevap vermeleri ve tekzip etmeleri gerekir. Değilse şayialar alır başını gider. 

Bir haberin doğruluğunu araştırma konusunda sade vatandaşın durumu nedir? Vatandaşın bir konunun doğruluğunu araştırma imkanı yoktur. Çünkü elinde ne kurumların ne de devletin imkanı vardır. Vatandaş iddianın doğruluğunu yetkili makamlardan bekler. Vatandaş sadece iddiayı konuşur ve dillendirir. Ötesi vatandaşı aşar. Yetkili makamlar gerekli açıklamayı yaptıktan sonra vatandaş aynı iddiaları dillendirirse işte burada art niyet aramak gerekir. Devletin organları jet hızıyla tekzip yayımlarsa haber yayılmaz ve üzerinde konuşulmaz. Kimse zarar görmeden mesele kapanır. 

Durum bu iken yani olup bitenlere dair vatandaşın elinde bir imkan yokken vatandaştan haberi araştırmasını beklemek doğru değildir. Her iddiayı kaynak göstererek dillendiren vatandaşa da bu ayeti silah olarak kullanmak da hiç doğru olmasa gerek. 

Bazıları bunu yapıyor. Bu tiplerin etkili ve yetkililere dair tek sözü olmaz. Sana ayet ve hadisle ayar vermeye çalışır. "Bir insanın her duyduğunu aktarması, ona günah olarak yeter" der. Fâsık ayeti ise ardından geliyor. Bu tiplerin gücü sade vatandaşa yetiyor. İşin ucunda yetkili biri varsa yani ucu yukarıya dokunuyorsa bu tipler dut yemiş bülbül dönüyor. Görünen o ki ayar vermede bunların gücü sadece sade vatandaşa yetiyor. Yukarıya yani üstüne gücü yetmeyenin, onlara sessiz kalanın sade vatandaşa söz söylemeye hakkı yoktur. Hakkı üstün tutma niyetleri varsa ilk önce onlara bir şey demeleri lazım ki sıra vatandaşa gelsin. 

Ayetle ve hadisle bir şekil ayar verenlere ben de Buhari ve Müslim'de geçen şu hadis mealiyle cevap vereyim. 

"Sizin aranızda öyle gruplar türeyecektir ki, siz onların namazlarının yanında kendi namazlarınızı, oruçlarının yanında kendi oruçlarınızı, amellerinin yanında kendi amellerinizi küçük göreceksiniz. Onlar Kur'an okuyacaklar, fakat okudukları Kur'an boğazlarından (gırtlaklarından) aşağıya geçmeyecek. Okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkacaklar".

Her ayet ve hadisle ayar verenler böyledir demiyorum. Zira kimsenin niyetini ve içini bilmem. Yalnız sureti haktan görünüp sosyal medya mücahitliği yapmayalım. Tereciye tere satmayalım. Kısaca Müslümanlık taslamayalım. Esas işimize bakalım. Ayar vermeyi bırakıp savunduğumuz ve referans gösterdiğimiz Müslümanlığı yaşayarak örnek olalım. Aksi halde okudukları ve slogan haline getirdikleri ayet boğazlarından aşağıya geçmemiş olur. 

Diyanet Vakfı Fonda Yokmuş!

İnternetle birlikte iletişimin doruğunu yaşıyoruz. Buna paralel olarak sanal alem ve sosyal medya da hayatımızın bir parçası. Haber kaynakları da çeşitlendi. Haber, olay ve iddialar o kadar hızlı yayılır oldu. Gündem de çok çabuk değişiyor. Yazılı basının haberleri eskimiş olarak önümüze düşüyor. O yüzden çoğunluğun tercihi, yazılı basından ziyade sanal âlemi okumak. Çünkü en son taze haberler sanal alemde. 

Haberin kaynakları eskisi gibi sadece gazeteciler değil. Günümüzde teknolojiyi kullanan ve sosyal medya paylaşımı yapan herkes adeta birer gazeteci. 

Herkesin gazeteci olduğu günümüzde paylaşılan her şey teyide muhtaç. Çünkü paylaşımı yapanın bir sorumluluğu yok. Duyduğunu, işittiğini ve gördüğünü paylaşıyor. Üstelik sosyal medya algı oluşturmaya yönelik trol hesaplarıyla dolu. 

Haliyle gördüğümüz, okuduğumuz, işittiğimiz her haber ve olay dezenformasyon bilgi içerebilmekte. 

Sosyal medyadaki trol hesaplarının niyetini bildiğim için gördüğüm her sosyal medyaya temkinli yaklaşırım, önüme düşen her habere atlamam. 

Gazetesi, televizyonu ve Youtube'u olan haber kaynaklarını tüzel kişilikleri dolayısıyla sosyal medya paylaşımı gibi görmem. Derim ki bunların sorumlulukları vardır. Bir şeyi haber yapmadan önce araştırmışlardır diye düşünürüm. 

9 Ekim 2026 tarihinde "Diyanet Vakfı ve Fon" başlıklı yazımın haber kaynağı da Sözcü gazetesinin İnternet sayfası. Bu İnternet sayfasının haberine göre güya "Diyanet Vakfı, vakfın uhdesinde bulunan paraları değerlendirmek için fona yatırmış. Fon skandalıyla birlikte fonlar ve borsa dip yapınca Vakf'ın parası da yüzde 48 oranında azalmış. Diyanet İşleri Başkanı'nın talimatıyla fondan çıkılmış". 

Aslında Diyanet'in de fonda parası olduğunu ilk kez WhatsApp aracılığıyla bir arkadaştan öğrenmiştim." Bunu da yazı konusu et" yazmıştı arkadaş. Habere temkinli yaklaştım. Oralı olmadım. Ertesi günü arkadaşın yazdığını iki ulusal gazetede, değişik sosyal medya hesaplarında da gördüm. Üstelik bir tanesi Diyanet'ten bir yetkiliye dayandırarak "Diyanet'in de fona girdiğini" Youtube'da konu ediniyor gördüm. Bu bilgileri teyit için Diyanet'in Web sayfasına girdim. Çünkü fon olayına dair Diyanet'in mutlaka bir açıklaması vardır diye düşündüm. Fakat herhangi bir açıklamaya rastlamadım. Sükut ikrardandır. Şu ana kadar bir açıklama yoksa herhalde Vakıf da fona girmiş olmalı diye düşündüm. 

Bir gün daha bekleyerek Sözcü gazetesinin iddiasına yazı konusu edindim. Yazımda da çoğu haber kaynağında göremediğim bu bilginin aslı var veya yok diye belirttim. Paranın faizde değerlendirilip değerlendirilmediğiyle ilgili kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiğini yazdım. Fonda parası varsa bundan sonra vatandaş yardım yaparken temkinli yaklaşabilir endişemi dile getirdim. 

Ve yazıyı yazıp gazeteye gönderdikten ve bu yazımı sosyal medyada da paylaştıktan saatler sonra yazımı okuyan bir okuyucum, Diyanet Vakfı'nın fon açıklamasına dair bir metni yorum olarak yazımın altına eklemiş. Yorumu görünce nihayet Diyanet, hakkındaki iddialara cevap vermiş dedim. Açıklamasından bir bölüm şöyle: "Son dönemde piyasalarda adı geçen portföy yönetim şirketlerinde ve tasfiye kararı alınan ilgili fonlarda Vakfımızın herhangi bir mali kaynağı bulunmamaktadır. Ayrıca basında yer alan Vakfımızın mali kaynaklarının değer kaybına uğradığı, faizli ürünlerde kaynağını değerlendirdiği, borsa üzerinde yatırımlarının olduğu yönünde çıkan haberler gerçeği yansıtmamaktadır". 

Bazı kapalı yerler olsa da ve açıklama konusunda geç kalsa da Diyanet'in bu açıklamasına sevindim. Meğer fonda parası yokmuş ve parasını faizde değerlendirmiyormuş. 

Gönül ister ki yazılı ve görsel basında ve sosyal medyada yer alan küçücük bir iddiaya bile kurumlarımız zamanında açıklama yapabilsin. Çünkü başta Diyanet olmak üzere çoğu kurumlarımızın basınla ilgili bölümleri var. Günlük haberleri tarayıp hakkındaki iddialara açıklık getirmeleri gerekiyor. Ki çoğu kurum iddialara anında cevap veriyor. 

Bu vesileyle Diyanet hakkındaki iddialara cevap vermiş ve kafalarda oluşan müphemlere açıklama getirmiş oldu. Ümit ederim ki Diyanet bundan sonra daha hızlı hareket eder. Çünkü nasıl ki geciken adalet, adalet değilse, zamanında yapılmayan açıklama da bir dezenformasyon bilginin daha hızlı yayılmasına sebebiyet verebilir. Çünkü bir şeyin şüyuu vukuundan beterdir. Bunu da en iyi Diyanet bilir.

Daha sorumlu davranırlar. Çünkü tüzel kişilikleri var dediğim gazetelerin de bir şeyin aslını astarını öğrenmeden haber yapmaları doğru değil. Çünkü gazetecilik etiğine sığmaz. Hoş, bu ülkede çoğu kimsenin etik diye bir derdi yok. Bu da ayrı bir konu.