28 Haziran 2026 Pazar

Konya'dan Dünyaya

Fî tarihinde merkez ilçeye üst düzey yönetici olarak atanan biri, ilçesine bir hedef koymuştu. Bilmem ne "ilçesinden dünyaya" demişti.

Ömrü hayatında okul müdürlüğü dışında başka bir idarecilik yapmamış bu kişinin koyduğu bu hedef çok büyüktü. Önce ilçesini yönetecek, buradan dünyayı yönetmeye açılacaktı. 

Çiçeği burnundaki yeni müdürün nazarında proje önemliydi. Projesi olmayan müdür makbul biri değildi. Böyleleri müdürlükte de kalmamalıydı.

İşe çok hızlı başladı. Birkaç gün içinde kendisine bağlı müdürlerden proje istedi. Tipini mi beğenmedi, zihniyet ve duruşunu mu yoksa geliştirdiği projeyi mi bilinmez, müdürlerin kahir ekseriyetini eledi. Daha doğrusu kendisine verilen, kimler kalacak kimler gidecek listesine göre hareket etti. Sıfırdan müdür seçerse ilçeden dünyaya hedefine ulaşabilecekti.

Yeni müdürlerle hedefine ne kadar ulaştı bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla bir müdür yardımcısının organizesi ile birkaç günlüğüne Afrika'daki adı sanı duyulmamış bir ülkeye ikinci el elbise dağıtıp geldi. Arta kalan zamanında timsah üzerine oturarak çekindiği fotoğrafı sosyal medyaya servis etti. Hakkını yemeyeyim. Okul içinde toplanan ikinci el eşyaları dışarı çıkartıp verdiği poz da var akıllarda kalan. Başka ülke gördü mü bilmem ama ilçe müdürlüğü fazla uzun sürmedi. Kendisi bir başkasının mutsuzluğu üzerine gelmişti. Başkası da onun mutsuzluğu üzerine geldi.

Şimdilerde bildiğim kadarıyla "araştırmacı" adı altında bankamatik yöneticiliği yapıyor. Ne yeri var ne yurdu ne de koltuğu. Toplum içine de pek çıkmıyor. Koymuş bir uzun sakal. Takım elbiseyi bir tarafa atmış. Sadece birkaç hukuku olan kişiler arasında bot gösteriyor. Toplum içine çıkacak yüzü yok. Çünkü Çingene beyliği zamanında insanların işi, makamı ve ekmeğiyle oynadı.

Çingene beyinin fî tarihinde yediği bu herzeler nedense zihnimde bu günlerde belirdi. Çünkü şehrini yöneten bazılarının bununla yetinmeyip tıpkı bizim Çingene beyi ilçe eski yöneticisi gibi dünyayı yönetmeye talip olduğu haberlerini okudum.

Elbette büyük hedefler koymak güzel. İlçe ve ilden çıkan yöneticilerimiz dünyaya açılsın ve dünyayı yönetsin. Yalnız ilk önce ilçesini ve ilini yönetsin. İlçe ve işinin sorunlarını çözsün, sonra dünyaya sıra gelsin. 

Kaldırım Belediyeciliği

Evliya Çelebi Parkı'nın içindeki cami çevresinde hummalı bir çalışma gördüm. Burada ne yapılıyor diye o değilden bir baktım. Çevre düzenlemesi yapılıyor. 

Sadece Evliya Çelebi Parkı değil, Kayalıpark ve karşısındaki Aziziye Camii çevresinde de çevre düzenlemesi var.

Eski miting yeri olan Vakıflar Bölge Müdürlüğünün önündeki alanda da çevre düzenlemesi var. 

Aziziye Camii önündeki yola paralel yaya yürüyüş yolundan Mevlana’ya kadar yine hummalı bir çalışma gözüme ilişti. 

Belli ki yaz ayına merhaba dediğimiz, sıcakların iyice bastırdığı bugünlerde, kaldırımların ve belli parkların çevre düzenlemesine start verilmiş. 

Çevre düzenlemesiyle kastettiğim kaldırım ve tretuvar çalışmasıdır. Çünkü bizde hizmet dendi mi kaldırım ve tretuvar çalışması ilk akla gelir. Bu şekil hizmet de olmasa bizim belediyeler ne yapardı bilmiyorum. 

Niyetim siyaset yapmak, birilerine laf sokuşturmak, yapılan çevre düzenlemesini küçümsemek, siyasi içerikli bir yazı yazmak değil. Sadece bir tespitte bulunmak. 

Partisi ve zihniyeti ne olursa olsun bizde belediyecilik kaldırım ve tretuvar çalışmasından ibaret. Elbette kaldırım, tretuvar çalışması ve çevre düzenlemesi olacak. Yalnız yaptığımız kaldırım, tretuvar ve çevre düzenlemesi alt ve üst yapısıyla bir defa yapılmalı. Üç beş senede bir değiştirilmemeli. Bir yapıldı mı kolay kolay değişmeyecek şekilde evladiyelik olmalı. 

Nedense ne yaptığımız binalar ne de çevre düzenlemesi evladiyelik. Başka ülkelerde bir defa yapılıp son nokta konan kaldırımlar var. Örnek mi istersiniz? Daha önce Berlin kaldırımları diye yazı konusu edinmiştim. Berlin'de bulunduğum süre içinde en dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi de sokak ve caddelerdeki birbirine benzer kaldırımlar. Bu kaldırımların tarihçesini bize çay ikram eden Sivas Gürünlü bir gurbetçiye sormuştum da aldığım cevap, "Bu kaldırımların ne zaman yapıldığını bilmiyorum. Yalnız ben buraya 1984 yılında geldim. Bu kaldırımlar bu şekil yapılı idi ve değişmedi" oldu. Bu cevaba hayret ettim. Ortasında büyükçe düz taştan, kenarlarında küçük küçük parke taştan ibaret bu kaldırımlar artık ne zaman yapıldıysa. 

Görünen o ki kaldırımlara, altından geçirdikleri elektrik ve telefon kablolarına, yollarına ve altında geçirdikleri su ve kanalizasyon alt yapısına ve bisiklet yoluna Almanlar, zamanında bir defa masraf etmiş, vatandaşının hizmetine sunmuş. Bir daha da sökme, yamama, kaldırım döşemeye ihtiyaç duymamış. Öyle zannediyorum, Almanya'da parke ve tretuvar üretim ve satışı yapan bir firma varsa, sinek avladığı için çoktan kepenkleri kapatmıştır. Bizde ise bu iş üzerine ticaret yapan varsa ihya olur. 

Gerçi bizde sadece kaldırım ve çevre düzenlemesinin değil, yaptığımız binaların bile ömrü uzun değildir. Ekonomimizin canlılığı inşaat sektörüne bağlı. İnşaat durursa piyasada yaprak kıpırdamaz.

Almanların çözdüğü meseleyi biz niye çözemiyoruz? Görünen o ki Almanlar hem bina hem yol hem alt yapı hem kaldırım düzenlemesi işini evladiyelik yaparken biz pansuman tedbirlerle günü kurtarmaya çalışıyoruz. İsrafa karşı olsak da en büyük israfı bu alanda yapıyoruz. Çünkü bizde rant ekonomisi hakim. Yap-yık, yık-yap, alçak kattan yüksek kata çıkmak bizim işimiz. 

Bina, yol, alt yapı ve çevre düzenlemesinde mesafe kat etmek istiyorsak, ülke ve şehir yönetimine talip olanlarda, bir süre Almanya’da çalışmış olmak kriterini koymak lazım. Belki o zaman tüm işimiz, "Türk gibi başla, Alman gibi bitir!" şeklinde olur. 

26 Haziran 2026 Cuma

Mahallemde Felekten Bir Gece

Mahallem sessiz, sakin bir yer. Tam kafa dinlendirmelik. Sokağımız dar olduğu için araba gürültüsü de yok.

Sessiz ve sakinliğiyle huzurun adresi olan mahallem bu akşam beni şaşırttı. Eski halinden eser yoktu. Çünkü akşamdan gece saat 22.30’a kadar evin içine kadar gelen müzik çaldı durdu. Belli ki bir yerde düğün vardı.

İyi de mahallemde ve mahalleme yakın bir yerde düğün salonu yoktu ki düğün olsun. Acaba birileri evinin önünde, sokak ortasında çalgılı ve oynamalı bir düğün mü yapıyordu? Pek bir anlam veremedim.

Saat 22 sularında marketlere bir uğrayayım diye evden çıktım. Dönüşte farklı bir yolu tercih ettim. Yürüdükçe müziğin sesi daha da yükseldi. Ses bu aralarda bir binadan geliyor olmalıydı. Ama hangisinden? 

Galiba biri evin alt katını düğün salonu yapmış olmalılar dedim. Evin altı düğün salonu olur mu demeyin. Oturduğum siteyi yapan, bodrum katlara kapalı otopark yapmak istemiş. Mülk sahibi, olmaz. Ben buraya düğün salonu yapacağım demiş. Şimdi bomboş. Çünkü mülk sahibi binayı teslim almadan vefat ettiğinden düğün salonu yapmak nasip olmamış. Haliyle bina ve mahalle sakinleri düğün salonundan mahrum kalmışlar. 

Az daha yürüyünce bir ortaokul belirdi önüme. Meğer müzik, ses okulun bahçesinden geliyormuş. Belli ki bu okul da mezuniyet gecesi düzenlemiş. 

Okulun bahçe kapısından girip içerideki ortamı görmek istedim. Kapıda güvenlik geri çevirir diye düşündüm. Çünkü okulun ne öğretmeni ne öğrencisi ne de velisi idim. Kapıya baktım. Güvenlik namına kimse yoktu.

Kapıdan girdim. Girişte bilmem ne organizasyonunun ismi vardı. Belli ki mezuniyet törenini bir organizasyona vermişler. 

Okulun duvarına bir çay ocağı konmuş. Kapı girişinin solunda çekilen fotoğraflar sergilenmiş. Sanırım fotoğrafını almak isteyen buraya ücret ödemesi gerekiyor.

Okulun solundaki kalabalığa doğru yürüdüm. Anne ve babalar sandalyelere oturmuş. Sahnede ise kızlı, erkekli öğrenciler müzik eşliğinde oynuyor. Müziğin biri bitiyor, diğer başlıyor. Oynamalı düğünleri aratmıyordu kısaca. 

Öğrenciler oynamada acemilik çekiyor mu diye baktım. Müziğe uygun oynuyorlar. Ben de bu millet oynamayı nerede öğreniyor, bunun için ücret vererek ders mi alıyor diye düşünürdüm. Düğünlerde her müziğe uygun oynayan kişiler, meğer bu tür mezuniyet gecelerinde oynaya oynaya acemiliklerini atıyorlarmış.

Kız öğrencilerin giyimleri de tam düğün benzeri bir giyim. Bu giyim için görünen o ki masraftan hiç kaçınılmamış.

Üç beş dakika ortama baktım. Sunucunun “son müziğimiz, bundan sonra bitiriyoruz” anonsuyla ayrıldım. Eve gelinceye kadar müzik devam etti.

Eve girince odasında sınava hazırlanan çocuğumu mutfakta gördüm. Kitapları masaya sermiş, çalışıyor. Hayırdır, yer mi değiştirdin dedim. “Müziğin sesinden derse kendimi veremedim” dedi.

Akşam başlayan müzik 22.30 gibi kesildi. Belli ki organizasyonla bu saate kadar anlaşılmış.

Sesin kesilmesiyle birlikte mahallem eski sessizliğine yeniden büründü. 

Mezuniyet programı boyunca nasibimize bize ses, gürültü ve müzik düştü. Mezuniyet programı aileye, okula neye mal oldu bilmiyorum. Bildiğim o kadar tepkilere rağmen bu mezuniyet geceleri hız kesmeden devam ediyor. Okullar, okul kademeleri adeta birbiriyle yarışıyor. 

Madem bu mezuniyet geceleri yapılacak madem bu mezuniyetin organizasyonu firmaya verilecek madem mezuniyet için masraftan kaçınılmayacak. Oldu olacak bu mezuniyet programlarını düğün salonlarında yapsalar daha iyi olurdu. Çünkü etrafı meskûn mahal olan mahalle sesten rahatsız olmazdı. Kendileri çalıp kendileri oynardı.

Hasılı evin içine kadar gelen, tüm mahalleye yayılan müzik mahallenin kulaklarının pasını sildi. Mahalle felekten bir gün çaldı. Farklı günlerden bir gün yaşadı.

Meraklısına not: Kepler atıldı mı derseniz, görmedim. Çünkü programın çoğuna vakıf değilim. Ama bu işler kep atılmadan olmaz. 8.sınıf anneleri “LGS annesi” yazdırıp sahneye çıktı mı derseniz, bu kısmı da görmedim.