25 Şubat 2026 Çarşamba

Esnafın Yüz Karası

Fî tarihinde öğrencilere okul kıyafeti belirlemek için öğretmenlerle bir toplantı yaptık. Üç kişilik bir ekip belirledik.

Ekip olarak Konya merkezde buluştuk. Okul kıyafeti satan firmaları gezip kıyafet belirleyeceğiz. Bir yere bağlı kalmayalım. Girdiğimiz yerden beğenip çıkmayalım. Hepsini gezelim diye aramızda konuştuk.

İlkine girdik. Şu olsun, bu olsun, şu rengin şurasında şu renk çizgi olsun, erkek kıyafeti şöyle, kız kıyafeti böyle olsun şeklinde görüş bildirdik. Daha doğrusu içimizden biri seçti, biz de olur dedik. Ne dediysek firma sahibi de "ooo çok güzel" dedi durdu. Okulların açılmasına az kaldı, bu dediklerimizde karar kılarsak okul açılmadan istediğimiz kıyafetler hazır olur mu dedim. "Ayıp oluyor hocam. Bu iş bizim işimiz. Okul açılmadan okul sezonu kıyafetleriniz hazır" dedi. Firma sahibinin her şeye olur demesi bizim ekibin hoşuna gitti. Başka firmaları gezip dolaşmaya, vakit harcamaya gerek yok. Burada kalalım dediler.

Ardından çay içmeye geçtik. Firma sahibine, okul açılmadan kayıt döneminde kız ve erkek numune kıyafet istiyorum. Getirir misin dedim. "Elbette hocam. O iş bizde. Numunesi olmaz" dedi.

Başka konulara girdik. Konuştukça konuştuk. Firma sahibine, bizim çaylar ne oldu dedim. "Hemen geliyor" dedi. Biraz daha bekledik. Çayımız bir türlü gelmedi. Firma sahibine, sizin çaycının adı Dursun mu dedim. "Yok, şu" dedi. Biraz daha konuştuk. Çayın geldiği geleceği yoktu. Çaycının adı Dursun mu dedim. Nihayet jeton düştü. Güldü. Bir daha hatırlattı, çaylar gelsin diye. 

Biraz daha geçti. Dilimiz damağımız kurudu. Çaylar yine gelmedi. Bizim okul kıyafetleri sizin çay işine dönmez. Okul sezonuna yetişir değil mi dedim. Güldü. "Olur mu hocam. Sözümüz söz. Kıyafet de hazır olur, numune de" dedi. 

Nice sonra çayı içip çıktık. Ekibin yüzü gülüyordu. Başka yere gitmemize gerek yok. Haydin dağılalım dendi. Ayrılmadan, bu firma sahibini gözüm pek tutmadı. Okul sezonu bizi mağdur eder endişesi taşıyorum dedim. Bu endişem yersiz görüldü. Çok ince düşünme dediler. Ayrıldık. 

Okul sezonu geldi. Ne numune geldi ne kıyafetimiz hazırdı. Kaç defa telefonla görüştüm. Bugün, yarın, haftaya dedi durdu. 

Kayıt yaptıran öğrenci ve veli, okul kıyafetini sordu. Şu renk dedik ama ortada numune yok.

Firma sahibine, çayların gecikmesinden belliydi, senin kıyafetleri hazır etmeyeceğin. Hani numune dedim. "Ben numune getirecek kadar enayi miyim. Benim numunemi görecek olan, gider başka bir firmadan alır. Siz öğrencileri bize yönlendirin. Kıyafetleriniz, istediğiniz şekilde hazır" dedi. O zaman, zamanında numune getireceğim diye niye yalan söyledin dedim. Dedim ama dediğimle kaldım. Çünkü karşımda facia mı facia biri var. 

Bu iş hiç içime sinmedi. Acemiliğin kurbanı olmuştuk. Kıyafet sorana dilimizin döndüğü kadar tarif ettik. Utana sıkıla falan firmaya giderseniz, kıyafetinizi alırsınız dedik. Dedik ama gören de bu okulun firma ile bir alaveresi var düşüncesini hep içimizde taşıdık. Yine de bu firmaya gidip okul kıyafetini gördükten sonra oradan almak zorunda değilsiniz. Diğer firmalara da bakıp oradan alabilirsiniz dedik. Firma ismini soranın çoğu da "Keşke o firma ile anlaşmasaydınız, neyse" şeklinde görüş bildirdi. Belli ki firma mimli biri. Çoğunun ağzı yanmış. 

Öğrenciler, dediğimiz yerden kıyafetlerini aldı. Alınan kıyafetleri öğrencilerin üzerinde gördüğümüzde, şurada şu renk çizgi tercihimizi göremedik. Elinde olanı vermiş firma. Buna da istemeyerek razı olduk. 

Okul açıldıktan sonra bazı öğrencilerde farklı renk okul kıyafeti gördüm. Niçin böyle aldınız?Bu renk bizim seçtiğimiz renk değil dedim. Öğrencilere, firma sahibi demiş ki "Biz okul müdürünüzle görüştük. Sizin kıyafetiniz bu" deyip eline geçeni vermiş. Gidin değiştirin dedikten sonra da birkaç defa böyle yapma. Ayıp ediyorsun. Çocukları mağdur etme şeklinde telefonda serzenişimi söyledim. Bazen de "Tamam, müdürüm, çocuklar yanlış vermiş. Gönder, değiştirelim" dedi. 

Müdahale ede ede öğrenciler renk tonları farklı olsa da okulun kıyafeti şöyle böyle oturdu. 

Okul sezonunun ortasında firma sahibi, "Müdürüm, gelip gitmiyorsun. Buyur gel çay ikram edeyim. Okuyan çocukların gelsin. Kıyafetlerini vereyim. Paranın lafı olmaz aramızda" telefonu açtı. Beni ve okulumu mağdur ettin. Hiç sözünde durmadın. Ben senin gibi esnaf görmedim. Çayını içmeye gelmem. Hele çocuklarımın kıyafetini almak için asla uğramam. Gider başkasından alırım. Senin gibi sözünde durmayan birinin değil çayını, kıble olsa senin tarafına dönüp namaz kılmam dedim.

Çocuklarımın kıyafetlerimi gidip başkasından aldım. 

Bu esnaf yıllar yılı bu sektörde. Kah küçülür kah büyür. Her okul sezonu "Tüm okul kıyafetleri burada" şeklinde büyük afişler bastırır dükkanının önüne asar. Bu sahtekarlığıyla yıllar yılı bu sektörde nasıl ekmek yer, inanın anlamış değilim. Belli ki her okul sezonunda bizim gibi birkaç acemiyi tokatlayarak yoluna devam ediyor. 

Firmanın bu yaptığını kıyafet seçen ekibime birkaç defa, firma bizi mağdur etti dedim. Hiç oralı olmadılar. Olur böyle şey deyip geçip gittiler ve hiç umursamadılar. Nasılsa uğraşan bir amele vardı. Niye üzerlerine alsınlar. Öyle değil mi? Zira sıkıntı çekip strese giren, o firmayla telefonla da olsa uğraşan kendileri değildi. 

Sitenin bir işini yapan kişinin sözünde durmamasını görünce yıllar önce başımdan geçen bu anıyı hatırladım. Belli ki her sektörde sözünde durmayan, yapmam demeyen, ama zamanında gelmeyen, hep yarın diye erteleyen kişiler var. Taşıdıkları mide nasıl bir mide ise anlamış değilim. 

Doğu Türkistan'da Neler Oluyor?

Karar gazetesinin verdiği habere göre "Çin hükümeti, Ramazan’ın gelişiyle birlikte Türkiye başta olmak üzere İslam ülkelerinde “Uygurlar oruç ayını özgürce yaşıyor” şeklinde bir propaganda kampanyası başlattı ama bölgeden gelen haberler ve uluslararası gözlemcilerin raporları durumun bu yıl da değişmediğini, hatta baskıların arttığını ortaya koydu.

Çin Komünist Partisi tarafından yayımlanan bildiriyle;

Kamu personeli, öğrenci, öğretmen, devlet kontrolündeki şirket ve kuruluşlarda çalışanların ramazan boyunca oruç tutmalarının yasaklandığı,

Müslümanlar tarafından işletilen dükkan ve restoranlara ay boyunca oruç tutulan saatlerde açık kalma zorunluluğu getirildiği,

Doğu Türkistanlılar tarafından işletilen dükkan ve restoranlara ay boyunca sigara ve alkol satmaya devam etme ve oruç tutulan saatlerde açık kalma zorunluluğunun getirildiği, bu zorunluluğu yerine getirmeyen iş yerlerinin tamamen kapatılacağının belirtildiği,

İnsanların ibadetlerini gizlice yerine getirdiği,

Bir kişinin oruç tuttuğuna dair herhangi bir işaret ‘aşırılık’ kapsamında değerlendirildiği, bu ‘suçları’ işleyenler tespit edilirse derhal ‘toplama’ kamplarına gönderildiği, bu yüzden sahur vakti ışık yakmanın bile risk sayıldığı,

Oruç tutulmasını, vakit namazları ile teravihlerin eda edilmesini zorlaştırmak için çalışma şartlarının ağırlaştırıldığı, mesai saatlerinin değiştirildiği,

Belirtiliyor.

Görünen o ki Çin Komünist Partisi Uygurlara yönelik bir kültürel soykırımı katı bir şekilde uyguluyor.

Gazetenin verdiği habere göre Uygurlara uygulanan bu baskı ve şiddet karşısında İslam dünyasının genelinde bir sessizliğin hakim olduğu, bu sessizlikte Pekin’in siyasi ve ekonomik ağırlığının etkili olduğu belirtiliyor.

Görünen o ki Doğu Türkistan halkı Çin’in baskısı karşısında yalnız. Bir başına kalmışlar.

Gerçekten diğer yerlerde uygulanan baskı bir şekilde gündeme geliyor ve gündemde tutuluyor ama Çin’in Doğu Türkistanlı insanımıza uyguladığı orantısız baskı pek değil, hiç gündeme gelmiyor.

Haydi İslam dünyası her türlü zulümde sessiz. Türkiye’ye ne oluyor? Güya biz mazlumların hamisi ve sesiyiz.

Çin’in siyasi ve ekonomik baskısı ne olabilir diye düşündüm. Çin olsa olsa bize ihracatı durdurur. Mal göndermez. Hatta biz de Çin’in ucuz ve adi ürünlerinden kurtulmuş oluruz diye düşündüm.

Bırakalım Çin’in ihracatı durdurmasını. Bizim Çin mallarını almamamız gerekir. Yahudi mallarını nasıl ki boykot ediyorsak, Çin’in mallarını da boykot edebiliriz. Bundan zararlı çıkan Çin olur. Çünkü Çin ürettiğini satmak ve pazar bulmak zorunda.

Sebep ve netice ne olursa olsun, mazlumun yanında olmamızda fayda var.

Öcalan'ı Daha Fazla Mağdur Etmeyelim

Terörden ve şehit cenazelerinden yıllar yılı her seçimde ekmek yiyen, Türk milliyetçiliğini tekelinde bulunduran partinin, işaret fişeği ile birlikte cin şişeden çıktı. Cinin tekrar şişeye girmesi mümkün değil.

Terörden ve Kürt milliyetçiliğinden yıllar yılı ekmek yiyen, Türkiye partisi olamayan, kamuoyunda Kürtlerin temsilcisi olarak bilinen ve Kürt oylarını çantada keklik bilen ve tekelinde bulunduran parti de başı Türk milliyetçisinin çektiği sürece destek veriyor. 

Dünkü düşmanlığın ardından Türk ve Kürt temsilcilerinin karşılıklı destek açıklamaları göz yaşartan türden. Hayreti zaten söylemeye gerek yok. Düşman çatlatan bir kardeşlik, birlik ve bütünlük gözden kaçmıyor. İleride bu iki zıt kutbun tek partide birleşip iktidara yürümesi işten bile değil. Kamuoyu bunu da görürse, bilin ki kimse şaşırmayacak. Öyle ya "terör devam etsin mi? Düşmanlık nereye kadar". Dünya diyecek ki dünya kuruldu kurulalı, dünya böyle kardeşlik görmedi diyecek. 

Görünen o ki "Terörsüz Türkiye" sloganıyla başlatılan süreç, Öcalan'ın özgürlüğe kavuşmasıyla neticelenecek. Çünkü geçmişte kader mahkumlarına özgürlük sloganları hep afla sonuçlandı. Yeter ki ağızdan çıkmayı görsün, arkası gelir.

Madem ki netice Öcalan'ın özgürlüğüyle sonuçlanacak. İpe un sermenin, süreci zamana yaymanın bir gereği yok. Kurucu Önderi daha fazla tutsak etmenin alemi yok. Bir an evvel salalım. Hatta bunca yıl bir hiç uğruna içeride yatırmaktan dolayı özür dileyelim. Yattığı her gün için kendisine tazminat ödeyelim. Üzerine yasal faizini de ekleyelim. Hakkını helal et kardeşim diyelim. Biz ettik, sen bizi affet. Büyüklük sende kalsın. Hatta 40 bin kişi sana feda olsun diyelim.

Özgürlüğe kavuşturduktan sonra onun mürüvvetini de görelim. Geçimini sağlaması için milletvekili emekliliği üzerinden kendisine emekli maaşı bağlayalım. Düğününü devlet yapsın. Kendisine düğün hediyesi olarak genel bütçeden bir ev hediye edelim. TOGG markayı kabul ederse arabasını da verelim. Düğününde kendisini yalnız bırakmayalım. Tüm devlet ve siyaset erkanı, PKK'nin dağ kadrosu düğünün özel davetlileri olsun. Nikah şahitliğini Türk milliyetçiliğini tekelinde bulunduran devlet büyüğümüz ile Kürt milliyetçiliğini eş başkanları yapsın. Hatta çifte düğün bile yapılabilir. Öcalan da onun şahitliğini yapar. 

Kürt partisi de eş başkan modelini bırakarak bayrağı asıl sahibine teslim etsin. Kürt ve Türk partileri seçim ittifakı yapsın. Biri Türklerden, diğeri Kürtlerden oy alsın.

Yeter demeyin. Bence yetmez. Öcalan için geçmişte, halihazırda bazılarının söylemeye devam ettiği, "Bebek katili, terörist başı" gibi hakaret ve iftira sözlerinin söylenmesi yasaklansın. Kendisine Sayın kurucu önder densin. Olmadı, Nobel Barış Ödülü için kendisini teklif edelim. Ödülü alması için Türk heyeti diplomasi yürütsün. Öcalan, bizim milli meselemizdir. Biriz, beraberiz, hepimiz Öcalan'ız desin.

Benden bu kadar. Biraz da siz deyin. Hiçbir şey aklınıza gelmiyorsa kamuoyu oluşsun, özgürlük bir an evvel gerçekleşsin diye benim önerilerimi kamuoyuna yayın. Bunu barin yapın. Daha ne diyeyim.