20 Şubat 2026 Cuma

Hafız İçişleri Bakanı ve Başörtülü Vali

Orta iki ya da üçüncü sınıfta okurken zaman zaman maç seyretmek, Türk filmi izlemek ve çay içmek için okulun karşısında Beşyol mevkiindeki adı kıraathane olan çay ocağına giderdik. Buranın müşterileri ağırlıklı olarak öğrenci idi.

Kıraathanede tavla, okey gibi oyunlar yoktu. Gündüz televizyon kapalı. Çünkü yayın yoktu. Akşam beş gibi TRT 1 yayını başlardı.

Buranın müşterileri burada çayını yudumlarken, sigara içenler de sigarasını tüttürürdü.

Bir sabah müdür başyardımcısı, birkaç müdür yardımcısı ile birlikte bu çay ocağını bastı. Tümü öğrenci olanların öğrenci kimliklerini aldılar.

Az sonra ders başladı. İkinci ya da üçüncü saatte, sınıflardan tek tek çay ocağında yakalanan kişiler müdür başyardımcısı odasına çağrıldı.

Müdür başyardımcısının odasının önü anam babam günüydü. Son yedinci (12.sınıf) sınıflardan başlayarak her biri başyardımcısı odasına sırayla çağrılarak müdür ve tüm yardımcıların huzurunda kurulan mahkeme ile her bir öğrenci hesap verdi. Sonucunda mahkumiyet olmasa da her gire, ilgili müdür yardımcısından dayağı yiyerek yüzü kıpkırmızı bir şekilde sınıfını boyladı.

Sıra bize geldi. Orta iki ya da orta üç öğrencisi olsak da yaşımız 18'in üzerindeydi. Özellikle beni epey bir sorguladılar. Her bir yargıç soru sordu. Hazırlanan iddianamede neler yoktu ki... "Çay ocağına niçin gitmiştim. Sigara içiyor muydum. Bir de hafız olacaktım. Yurtta kalıyordum. Üstelik sınıf başkanıydım. Sınıf başkanından alınmalıydım. Ne işim vardı orada? Hele hafız birinin ne işi vardı çay ocağında" gibi soru ve değerlendirmeler daha doğrusu suçlamalar yönelttiler.

Sonuçta ne kadar ikna edici cevaplar versem de beyhude çabaydı benimki. İlgili müdür yardımcısından Osmanlı tokadı yemekten kurtulamadım. Sigara içmediğim halde -ki sigara içmezdim lise boyunca- ilaveten iki tokat da müdür başyardımcısından yedim. Çünkü "Ben bunu sigara içerken gördüm" dedi.

Hasılı, hafız olmam üzerinde çok duruldu. Öyle ya bir hafızın ne işi vardı çay ocağında. Gerçi sorgu esnasında, müdürün, "Bunu sınıf başkanlığından alacaksın" talimatını alan müdür yardımcısı, beni bir güzel dövdükten birkaç gün sonra başkanlığı bırakmak için odasına gittiğimde, "Boş ver müdürü. Ara sıra kahvehaneye ben de gidiyorum. Ben orada müdür döv dediği için dövdüm seni. Başkanlığa devam et. Kusura bakma" demişti.

Anlatmak istediğim, sınıf başkanlığı görevimi yapıp yapmamak değil. Çay ocağında çay içmem, sınıf başkanlığı ve hafızlığım gündeme geldi. Güya bir de hafızdım güya sınıf başkanıydım. Nasıl giderdim çay ocağına.

Buradan hafız İçişleri Bakanına, ilk başörtülü Vali ve Bakan Yardımcısı'na gelmek istiyorum. Bürokraside hafız da olabilir başörtülü mülkiyeci de. İnsanların ilave özellikleri olabilir. Hem başörtüsü takabilir hem de hafız olabilir. Çok güzel Kur'an okuyabilir. İHL ve ilahiyat mezunu olabilir.

Bürokratı değerlendirirken, bir yere atarken; okulunu, giyinişini, Kur'an bilgisini ön plana çıkarmamak gerek. Bürokratları işini iyi yapması ya da yapamaması yönüyle değerlendirmek lazım. İşini iyi yaparsa takdir eder, beceremezse eleştiriye tabi tutulur.

Hafızlık ve başörtüsü ön plana çıkarılırsa milletin suçlaması eksik olmaz. "Şunun yaptığına bak. Bir de hafız olacak. Başörtülü. İlahiyat ve İHL mezunu" demek suretiyle, kişiyi görevinden ziyade bizim ön plana çıkardığımız özellikleriyle vurmaya kalkışabilirler. Bırakalım kişiler, atandıkları görevlerini en güzel şekilde ifa etsinler. Görevlerini en güzel şekilde ifa ederlerse memleketin faydasına olur. Yok, yapamazlarsa bunun ceremesini bu ülke çeker. Ekstre olarak hafızlık, başörtüsü, İHL ve ilahiyat konuşulmak suretiyle bu unvan, giyim ve okullar yara alabilir.

B Grubu Soruları Hep mi Zor Olurdu?

Lisenin zorunlu olmadığı, sınıfta kalmanın olduğu eski yıllarda öğretmenlerin yaptığı yazılıların bir anlamı vardı. Öğretmen, geçer not almayan öğrencinin gözünün yaşına bakmaz. Öğrenci sınıf tekrarına kalırdı.

O zamanlarda öğretmenler sınavlarda A ve B grubu şeklinde en az iki grup yaparlardı. Bazı öğretmenler işi biraz abartır, dört grup yapardı.

Her sınav sonrası B grubu olan öğrenciler, "B grubu soruları daha zordu" şeklinde serzenişte bulunurdu. Bazı öğrenciler "A grubu olsaydım, 100 alırdım" derdi.

Öğretmenler izah ederken iki grubun soruları da eşit dese de gel bunu B grubu öğrencilerine anlat. 

Öğrencilerin bu serzenişinden bıkan rahmetli Süleyman Uğur, tefsir sınavında bana iki grubu da bırakır, "Ramazan, ikisini de yap. Hangisinden yüksek alırsan, onu vereceğim. Bir de A ve B grubu şeklinde sorduğum soruları test edeceğim. A grubundan yüksek alırsan, demek ki B grubu daha zormuş diyeceğim" derdi.

40-45 dakikalık derste sınıf tek gruptan sınav olurken ben her iki grubu da yapardım.

Sonuçlar okunurken benim yaptığım her iki grubu da okurdu. "Gördüğünüz gibi B grubu zor değilmiş. Ramazan her iki gruptan da 100 puan aldı" derdi. Sınıf da özellikle B grubu olanlar da itirazı bırakırdı.

Buradan Fenerbahçe ve Galatasaray maçlarına geleceğim. Takımlardan biri Şampiyonlar Liginde, diğeri de Avrupa Liginde oynuyor. 
Maçla aranız nasıl bilmiyorum. Benim de pek ilgim yok. Sadece GS'nin Avrupa maçlarını, bazen FB'nin maçlarını ve milli takımın maçlarını izlerim. Her hafta oynanan lig maçı sonrası sonuç ve puan durumuna bakarım.

GS hangi Avrupa takımıyla oynasa çoğu FB'li yorumcu, "GS'nin yendiği takım eski takım değil. Zayıf anında yendi. FB'nin rakibi öyle mi? Kadro değeri çok yüksek bir takımla oynadı" yorumunu yapar.

Hızlarını alamayıp Ajax eski Ajax değil. Atletico Madrid eski Atletico Madrid değil. Liveerpol eski Liveerpol değil diyorlar. FB'nin oynadığı takımın kadro değerini ön plana çıkarıp yenilginin gerekçesini bulmaya çalışıyorlar.

GS mahalle takımı diyebileceğimiz bazı takımlara yenilince, "Yenildiği ve fark yediği takımın kadro değerine bak. Bir de Avrupa fatihi derler. Bu takıma da yenilir mi" diyorlar.

Avrupa maçlarını bir tarafa bırakalım. Süper Lig maçlarına gelince, yine çoğu FB'lilerin gözü GS maçlarında. Yapı, sistem, hakem gibi mazeretlerden geçtim. Her Avrupa maçı öncesi ve sonrası GS'nin iç sahada oynadığından, FB'nin zorlu deplasmana gittiğinden, fikstürün GS'yi kolladığından dem vurur. 

İşin garibi 2025-2026 fikstürü çekilirken GS fikstür çekmemiş. Her kulüp çekmiş. Geriye kalan ise GS'nin fikstürü olmuş. Durum bu iken çoğu FB'lilerin mazeret üretme, gerekçe bulması bir türlü bitmiyor.

FB'liler GS'i takip edip GS'in başarılarına burun kıvırmayı bıraksa, GS başarısız olduğu zaman alenen sevinmeyi bıraksa, GS'nin fikstüründen ziyade kendi fikstürlerine baksalar, GS'nin oynadığı maçtaki hakem hatalarını bırakıp kendi maçlarına odaklansalar başarılı olacaklarına inanıyorum. 

Burada şu hakkı da teslim edeyim. FB bir Avrupa takımına yenildiği zaman aşırı sevinç gösterisi yapan GS'li sayısı da az değil. Her iki kulüp taraftarı ve yorumcusu da bu konuda yanlış yapıyor. Halbuki her iki kulübün Avrupa galibiyetleri ülke puanının artması demek. Bu mesele milli bir mesele olarak görülmeli.

GS olsun FB olsun Türkiye liginde gösterdikleri rekabet istikrarını Avrupa takımlarında gösteremiyor. Bir bakmışsın bir maçta çok iyi oynuyorlar, diğer maçta ise tel tel dökülüyorlar. Bir bakmışsın kadro değeri yüksek bir Avrupa takımını dize getiriyorlar. Bir bakmışsın adı sanı duyulmamış ve kadro değeri düşük bir takıma yeniliyorlar. Bu da bu iki kulübün de iyi bir istikrar yakalayamadığını gösteriyor.

Burada şunu da söyleyeyim. Her maçı illa favori takım alacak diye bir şey yok. Öyle olsa maç yapmaya gerek yok. Yeri gelir favori olmadığın bir maçı alırsın, yeri gelir favori olduğun bir maçı kaybedersin. Çünkü top yuvarlaktır. Her maç üç seçeneklidir. Önemli olan kaybettiğin maçta da iyi futbol oynamaktır.

İşi fazla uzatmayayım. FB'li çoğu yorumcu ve taraftarlarının GS ile yatıp kalkması, yok GS'nin rakibi güçlü değildi. FB'nin rakibi çok güçlüydü gibi mazeret öne sürmeleri, bana geçmiş A ve B gruplu sınavları aklıma getirdi. Gördüğüm kadarıyla bu yorumcular göre FB daima B grubu, GS ise A grubu oluyor. 

Benim Gözümde Belediyeler

Bana, en kolay para harcama yeri hangi kurumlar dense;

Bana borç batağı içinde olan kurumlar hangileri dense;

Bana, siyasi partilerin arpalığı KİT'ler hangileri dense;

Bana, haddinden fazla işçi ve memurun çalıştığı kurumlar hangileri dense;

Bana, daha yaşını başını almamış, en verimli çağında, çalışmak istediği halde EYT gereği emekliliğini hak eden işçilerin, çalışmasına izin verilmeyen ve onları zorunlu emekliliğe sevk eden kurum ve kuruluş hangisi dense;

Borcu döndürmek için kredi çeken kurum ve kuruluşlar hangileri dense;

Sosyal, kültürel, sanatsal amaçlı etkinlikler düzenleyerek kurumun maddi imkanlarını kılıfına uydurarak harcayan kurum ve kuruluş dense;

Gelir ve gider hesabı yapmadan her ramazan iftar çadırı kuran kurum ve kuruluşlar hangisi dense;

Öğrenciler için İstanbul ve Çanakkale gezisi, yaşlılar için yurt içi gezi, imkanı olmayanlar için umre vb. geziler düzenleyen kurum ve kuruluşlar hangileri dense;

Daha önce üst düzey görevde iken bu görevinden alınarak başka bir görev verilmeyen, kızağa çekilmiş, bu şekilde olup sayısı belli olmayan üst düzey maaşı almaya devam eden kurum ve kuruluş hangisi dense;

Ne kadar vakıf, dernek varsa bu STK'lerin okullarda yaptığı ödüllü sınavların kitaplarını bastıran ve dereceye girenlere verilecek ödülüllerin sponsoru olan kurum ve kuruluş hangisi dense;

Kır, dök, tamir ve yenilemenin ardından, belli bir süre geçmeden tekrar kırıp döken ve yapan kurum ve kuruluş hangisi dense;

Aynı caddenin bir yönüne sekiz kat, diğer yönüne altı kat veren, ön caddenin arkalarına daha düşük kat veren kurum ve kuruluş hangisi dense;

Halktan toplanan vergilerin ve devletten alınan ödeneğin yerli yerinde kullanılmadığı kurum ve kuruluşlar hangisi dense;

Bulunduğu ilin ne kadar mahalli basını varsa onları ilan ve reklamlarıyla destekleyen, desteklemenin karşılığında, aleyhine tek kelime olumsuz haber yapılmayan kurum ve kuruluş hangisi dense;

Milli eğitimin okullarında destekleme ve yetiştirme kursları açıldığı halde kendileri de destekleme kursu açan kurum ve kuruluşlar hangisi dense;

Milli ve dini bayramlarda, merkezi sınavlarda şehrin birçok yerindeki reklam panolarını tebrik ve başarı amaçlı kullanan kurum ve kuruluş hangisi dense;

Esas görev ve sorumluluğunun dışında gerekli ve gereksiz ne kadar hizmet, etkinlik vs. varsa hepsine bir şekilde burnunu sokan kurum ve kuruluş hangisi dense;

Vatandaşa şirin görünmek amacıyla gayrimenkullerin rayiç bedelini düşük göstererek alım ve satımlarda devletle vatandaşı karşı karşıya getiren, karşılığında bedel ödemeyen kurum ve kuruluş hangisi dense;

Daha akla hayale gelmedik ne kadar örnek varsa nedense benim aklıma hep belediyeler geliyor.