4 Haziran 2026 Perşembe

Mücadelede En Ucuz Yol

Bir zamanların güçlü, kuvvetli, kudretli ve sözü geçer kişileri, kendilerine verilen ve yüklenen misyonu yerine getirmek suretiyle, bir kesimi mağdur eden eylem ve icraatlara imza attılar. Adeta birilerinin tetikçisi oldular. Ki bizzat tetikçilik yaptılar.

Görevleri bittikten sonra adı sanı duyulmaz, unutulmuş ve bir kenara konmuş bu kişiler her fani gibi ölünce, icraatları esnasında seslerini çıkarmayan veya çıkaramayan, kısaca dirileriyle uğraşmayan bazıları, ölümlerinin ardından içlerindeki kinleri boşaltıveriyorlar, beddua ediyorlar, ardından bir güzel döşüyorlar.

Siz bu durumu nasıl görürsünüz bilmiyorum ama bana garip geliyor. Zira lanet okunan bu kişiler artık cevap veremezler. Kendilerini savunamazlar. Herkes gibi yaptıklarından dolayı gittikleri yerde hesaplarını vereceklerdir.

Dirisiyle mücadele edemeyip ölüsünün ardından ileri geri konuşmayı biraz değil, çok ucuz ve basit bir yol olarak görüyorum. Halbuki yakışanı, dirisiyle mücadele etmektir. Dirisiyle mücadele etmeyenin ölümün ardından söz söylemeye hakkı yoktur.

Çünkü,

Ölenin ardından sıcağı sıcağına ileri geri konuşmak ne dini ne ahlaki ne de dinidir.

Kendisini savunmaktan aciz olanlara veryansın etmek, belden aşağı vurmak acziyetin bir göstergesidir.

Ucuz mücahitliktir.

Korkaklığın daniskasıdır.

İçinde biriktirdiği kini boşaltmaktan ibarettir.

 Ego tatmininden başka bir şey değildir.

İnsan ne kadar kutsal ise de ceset daha da kutsaldır. Çünkü ne eli kalkar ne öte gider ne beri gelir ne de konuşur. Eli kalkmayan aman dileyen gibidir. Aman dileyene bizim kültürümüzde el kalkmaz.

Ölen kimse hakkında hiç konuşulmayacak mı? Konuşulur, yazılır, çizilir.

Vefatın sıcaklığı gider. Sevenleri son görevini yapar. Biz de sessizliğe bürünürüz.

Vefatın ardından yaptıkları, yapmadıkları üzerine yazar, çizeriz. Yanlış yaptı, zulmetti. Hesabı Allah’a kaldı. Allah en güzel şekilde yargılayıp hükmünü verecek deriz. Buna da kimsenin diyeceği olmaz.

İlgilisine şunu da söyleyeyim. Ebu Cehil kadar İslam’a, Müslümanlara ve peygambere düşman olan yoktur. Bir zaman sonra Ebu Cehil’in oğlu İkrime Müslüman olunca Hz Muhammed’in, oğlu İkrime üzülür düşüncesiyle Ebu Cehil’in arkasından ileri geri konuşulmasını yasakladığını çok iyi biliyoruz.

Susma Nimeti

Mehmet Cömert tarafından çevirisi yapılmış, müstefit olalım diye WhatsApp aracılığıyla tarafıma gönderilen dil ve susma içerikli metni istifadenize sunuyorum. Parantez içindeki ilaveler bana ait. 

Dil zehirli bir yılandır, onu sağlam bağla. (Diline hakim olan kurtuluştadır. Çünkü insanın başına gelen dilindendir.)

Başarı anındaki susman güven (ve tevazu) belirtisidir.

Kızgınlık anında susman güç, (sabır ve soğukkanlılık) belirtisidir. 

Sana kötülük yapıldığında susman hikmettir. (Çünkü zaman her şeyin ilacıdır.) 

Kışkırtma esnasında (dolduruşa gelmeyerek) susman zaferdir. 

Senle alay edildiği an susman büyüklüktür. (En azından alay edenin seviyesine düşmeyerek ve onu muhatap almayarak en güzel cevabı vermiş olursun. Çünkü susmak en güzel cevaptır.)

İhtiyaç duyduğun an susman izzeti nefistir.

Üzüntü anında susman sabır ve tevekküldür. 

İnsanlar sana öğüt verdiğinde susman (ve dinlemen) edeptir.

İkna olmadığın an susman saygıdır, hürmettir. (Gereksiz tartışmaya girmemektir.)

Konuşman, susmandan daha hayırlı olmayacaksa konuşma. (Hayırlı olanı seçmek en iyi yoldur.)

Sakın susan kişinin cahil veya gafil olduğunu sanma! ("Biliyorsan konuş alim sansınlar, bilmiyorsan sus da adam sansınlar" sözü de aklının bir köşesinde bulunsun.)

Yer suskundur ama içinde yanardağlar vardır. (Susmak korkaklık değildir. Belki de içinde ne cevherler barındırır. ) 

Susarak zafer elde etmen, cevap vererek başarılı olmandan daha hayırlıdır. (Üstelik çeneni de yormamış olursun.)

Suskunluğunu anlamayanın sözünü de asla anlamayacağını unutma. (Çünkü hal dilinden anlamayan kâli hiç anlamaz.)

(Söz gümüş ise sükut altındır. Sen altın biriktirmeye bak.)

(El de senin dil de, bel de. Bu durumda "Eline, diline, beline sahip ol") . 

Yaşasın, Rakipsiz Hayat!

Kayserililerin ticaretten çok iyi anladıkları konuşulur, hatta analarını boyayıp cilalayıp babalarına tekrar sattıkları bile söylenir.

Yine Kayserililer için ne derece doğru bilmem. Aynı işi yapan bir tüccarın işleri rast gitmez, batmaya doğru giderse rakipsiz olmaz deyip batan esnafı kurtardıkları ifade edilir.

Kayserililer için böyle anlatılsa da işin fiiliyatı nasıldır bilmem. Bildiğim, toplumun ticareti, siyaseti ya da hangi sektör olursa olsun rekabet anlayışı içler acısı. Buna dair biraz kafa yoralım.

Rekabeti o işi yapanlar pek istemese de aslında rekabet bu hayatın olmazsa olmazıdır. Rekabet olacak ki yarış olsun, insanlar en iyisini yapmak için çabalasın. Rakibi yok etmemeye dayalı, eşit şartlarda yapılan yarış bir fazilet ve erdem yarışıdır. Herkes bu yarışta rızkını ve ekmeğini yemeye çalışır. Rekabette alternatif olma durumu söz konusu. Olması gereken, usulüne uygun rekabet bir ülkenin ve toplumun gelişmesi, piyasanın oturması, tüketicinin yararlanması yönünden elzemdir. Aksi, rekabetsiz bir ortam olur ki rakipsiz kalanın istediği şekilde at oynatması demektir. Bu da tekelcilik demektir ki bu alanda tekel olanın dışında kimse bu tekelden yararlanamaz. Aynı zamanda tekel olan da nasılsa rakipsizim diyerek kendisini geliştirmez. Bu da ülkeye ve ülkenin gelişimine asla yarar getirmediği gibi zarardan başka bir şey vermez. O yüzden rekabet ortamı önemlidir. Rekabet bu ülkede bir kültür haline gelmesi gerekir.

Yalnız rekabet ortamı bu dediğim gibi değil. Kim hangi alanda iş yaparsa yapsın ister ki karşısında rakip olmasın. Rakip olacaksa da kendisiyle rekabet edemeyecek düşük profilli rakip olsun.

İnsanlık tarihinde ilk rekabet Hz Adem ile İblis arasında cereyan eder. Bu üstünlük savaşında İblis ve onun soyu şeytan, Hz Adem ve onun soyu insanı rakip görmüş. Daha doğrusu düşman bellemiş. Alt etmek için hep belden aşağı mücadeleye girişmiştir. Şeytanın mücadelesi insanın ne olması ne de onması üzerine kurulu. Sadece ben ben diyor. Kıyamete kadar devam edecek bu düşmanlık.

Bu durum yani rekabet durumu Hz Adem ile İblis mücadelesinden ibaret değil.

Hangi alanda olursa olsun kimse karşısında kendisiyle yarışacak bir aday istemez. Ya hiç rakip olmamalı ya da kendisini asla geçemeyecek kendisinden daha düşük profilli bir rakip olsun ister.

Başka ülkeler nasıl bilmem ana bu ülkede herkesin istediği rekabetsiz ve rakipsiz bir ortam. Bu sektörde var olmamızın yolu, karşımıza çıkan ve çıkması muhtemel rakipleri yok etmekten geçiyor. Siyasetimiz de böyle, ticaretimiz vs. de böyle.

Örnek verirsek,

İlçe-il arasında toplu taşıma işi yapan bir kooperatifin karşısına, kooperatife bağlı olmayan bir rakip girsin, güçlü olan yeni gireni boğmak için fiyatları düşürür. Zararına yolcu taşır. İster ki zarar ede ede rakip batıp gitsin. Aynı durum geçmişte aynı ilde yolcu taşımacılığı yapan firmalar arasında da olurdu. Bu rekabet biri batıncaya kadar devam eder. Rakip batar batmaz astronomik ücretler belirlenir. Çünkü artık meydan kendilerine kalmıştır.

Aynı durum oda seçimlerinde de eksik olmaz. Genelde aynı başkanı onaylama seçimi yapılır. Kazara karşısına rakip çıkarsa düşman bellenir. Eğer rakibin kazanma durumu yoksa centilmenlik elden bırakılmaz. Rakip güçlü ve dişli ise alt etmek için her yol mubah görülür.

Aynı durum birbirine yakın bakkal ve marketlerde de olur.

Siyasette de durum bundan farklı değil. Bir siyasi partinin başında bulunan genel başkan kolay kolay değiştirilemez.

Ülke yönetim anlayışımız da bundan farklı değil. Hiçbir parti, iktidar alternatifi olacak güçlü bir parti istemez.

Örnekleri çoğaltabilirim. Ama fazlasına gerek yok.

Ne zaman ki Kayserilere mal edilen rakibin yaşaması anlayışı her alanda bir düstur olarak benimsenmedikçe kimse bu ülkeden bir gelişme beklemesin.