4 Haziran 2026 Perşembe

Yaşasın, Rakipsiz Hayat!

Kayserililerin ticaretten çok iyi anladıkları konuşulur, hatta analarını boyayıp cilalayıp babalarına tekrar sattıkları bile söylenir.

Yine Kayserililer için ne derece doğru bilmem. Aynı işi yapan bir tüccarın işleri rast gitmez, batmaya doğru giderse rakipsiz olmaz deyip batan esnafı kurtardıkları ifade edilir.

Kayserililer için böyle anlatılsa da işin fiiliyatı nasıldır bilmem. Bildiğim, toplumun ticareti, siyaseti ya da hangi sektör olursa olsun rekabet anlayışı içler acısı. Buna dair biraz kafa yoralım.

Rekabeti o işi yapanlar pek istemese de aslında rekabet bu hayatın olmazsa olmazıdır. Rekabet olacak ki yarış olsun, insanlar en iyisini yapmak için çabalasın. Rakibi yok etmemeye dayalı, eşit şartlarda yapılan yarış bir fazilet ve erdem yarışıdır. Herkes bu yarışta rızkını ve ekmeğini yemeye çalışır. Rekabette alternatif olma durumu söz konusu. Olması gereken, usulüne uygun rekabet bir ülkenin ve toplumun gelişmesi, piyasanın oturması, tüketicinin yararlanması yönünden elzemdir. Aksi, rekabetsiz bir ortam olur ki rakipsiz kalanın istediği şekilde at oynatması demektir. Bu da tekelcilik demektir ki bu alanda tekel olanın dışında kimse bu tekelden yararlanamaz. Aynı zamanda tekel olan da nasılsa rakipsizim diyerek kendisini geliştirmez. Bu da ülkeye ve ülkenin gelişimine asla yarar getirmediği gibi zarardan başka bir şey vermez. O yüzden rekabet ortamı önemlidir. Rekabet bu ülkede bir kültür haline gelmesi gerekir.

Yalnız rekabet ortamı bu dediğim gibi değil. Kim hangi alanda iş yaparsa yapsın ister ki karşısında rakip olmasın. Rakip olacaksa da kendisiyle rekabet edemeyecek düşük profilli rakip olsun.

İnsanlık tarihinde ilk rekabet Hz Adem ile İblis arasında cereyan eder. Bu üstünlük savaşında İblis ve onun soyu şeytan, Hz Adem ve onun soyu insanı rakip görmüş. Daha doğrusu düşman bellemiş. Alt etmek için hep belden aşağı mücadeleye girişmiştir. Şeytanın mücadelesi insanın ne olması ne de onması üzerine kurulu. Sadece ben ben diyor. Kıyamete kadar devam edecek bu düşmanlık.

Bu durum yani rekabet durumu Hz Adem ile İblis mücadelesinden ibaret değil.

Hangi alanda olursa olsun kimse karşısında kendisiyle yarışacak bir aday istemez. Ya hiç rakip olmamalı ya da kendisini asla geçemeyecek kendisinden daha düşük profilli bir rakip olsun ister.

Başka ülkeler nasıl bilmem ana bu ülkede herkesin istediği rekabetsiz ve rakipsiz bir ortam. Bu sektörde var olmamızın yolu, karşımıza çıkan ve çıkması muhtemel rakipleri yok etmekten geçiyor. Siyasetimiz de böyle, ticaretimiz vs. de böyle.

Örnek verirsek,

İlçe-il arasında toplu taşıma işi yapan bir kooperatifin karşısına, kooperatife bağlı olmayan bir rakip girsin, güçlü olan yeni gireni boğmak için fiyatları düşürür. Zararına yolcu taşır. İster ki zarar ede ede rakip batıp gitsin. Aynı durum geçmişte aynı ilde yolcu taşımacılığı yapan firmalar arasında da olurdu. Bu rekabet biri batıncaya kadar devam eder. Rakip batar batmaz astronomik ücretler belirlenir. Çünkü artık meydan kendilerine kalmıştır.

Aynı durum oda seçimlerinde de eksik olmaz. Genelde aynı başkanı onaylama seçimi yapılır. Kazara karşısına rakip çıkarsa düşman bellenir. Eğer rakibin kazanma durumu yoksa centilmenlik elden bırakılmaz. Rakip güçlü ve dişli ise alt etmek için her yol mubah görülür.

Aynı durum birbirine yakın bakkal ve marketlerde de olur.

Siyasette de durum bundan farklı değil. Bir siyasi partinin başında bulunan genel başkan kolay kolay değiştirilemez.

Ülke yönetim anlayışımız da bundan farklı değil. Hiçbir parti, iktidar alternatifi olacak güçlü bir parti istemez.

Örnekleri çoğaltabilirim. Ama fazlasına gerek yok.

Ne zaman ki Kayserilere mal edilen rakibin yaşaması anlayışı her alanda bir düstur olarak benimsenmedikçe kimse bu ülkeden bir gelişme beklemesin.

3 Haziran 2026 Çarşamba

Mutlak Butlanın Kapsamı

Hazır mutlak butlan kararı çıkmış, geciken adalet adalet olmasa da 2 yıl 6 ay sonra adalet tecelli etmiş, eski başkan ve ekibine parti yeniden teslim edilmiş, önceki kurultaylar yok hükmünde sayılmış, dönemin delegelerinin banka hesapları incelemeye alınmış...

Türkiye böyle böyle arınmaya giderken bu kadar yeter deyip bırakmamak lazım. Bu kararın ucu kime dokunursa devam etmeli. Mutlak butlan yarım bırakılmamalı. 

Başka ne yapılabilir? 

Bunun için çok düşünmeye gerek yok. Mesela 2024 mahalli idareler seçimine katılan belde, ilçe, il ve büyükşehir adayları, yok hükmünde olan kurultay parti meclisi tarafından aday gösterildi. 

Bu parti seçimde birinci parti çıktığına göre çoğu il ve büyükşehirleri bu partinin adayları kazandı. Çoğunda inceleme, soruşturma, operasyon yapılsa da bazıları görevden el çektirilse de bazıları hala görev yapıyor. Çoğu belediyede yine bu yok hükmünde olan yönetimin aday gösterdiği belediye meclis üyeleri hala görev yapıyor. 

Ne demek istiyorum? 

Mutlak butlan belediyeleri de kapsaması lazım. Nasıl ki mutlak butlan ile 2023 kurultayı yok ve yapılmamış sayıldıysa kazananlar el çektirildiyse kurultayda kaybeden tarafa genel başkanlık geri verildiyse el çektirilen parti yönetiminin 2 yıl 6 ay boyunca aldığı kararların, inisiyatiflerin, gösterdiği adayların hepsi yok hükmünde olmalı. Kongre yapılmamış sayıldığını göre 2023 seçimleri de yok kabul edilmeli. O belediyelerin eski başkanlarına başkanlıkları yeniden verilmeli. 

Daha neler? Seçim yok kabul edilir mi derseniz? En azından bu partinin adayları seçime girmemiş kabul edilmeli. Şayet seçimi kaybetmişlerse sorun yok. Eğer başkanlığı kazanmışlarsa bu başkan ve belediye meclisi üyelerinin mazbatası iptal edilerek en çok oy alan ikinci adaya başkanlık ve üyelik mazbatası verilmeli. 

Bu mutlak butlan kararından sonra yarın o seçimi ikinci bitirerek başkanlığı kaybeden, asliye hukuk mahkemesine müracaat etse "benim hakkım yendi. Rakibimin adaylığı ilgisizler ve yetkisizler tarafından belirlendi. Bunları aday gösterenlerin kazandığı kurultay yok hükmünde olduğuna göre rakibim belediye başkanının başkanlığı da yok hükmünde olmalı. Başkanlık bana verilmeli. O günden bugüne hesabıma yatırılmayan maaş ve özlük haklarını yasal faiziyle birlikte şu ibanıma yatırılması şeklinde dava açsa bu davayı banko kazanır. Ki haklı olur bence. 

Devlet zarara uğrar denirse, belediye başkanlığı yok hükmünde sayılan bakanlardan, seçildiği andan itibaren aldığı maaşlar yasal faiziyle birlikte geri istenir. Gelen bu para çiçeği burnundaki başkanların hesabına yatırılır. 

Gördüğünüz gibi çözüm basit. Üstelik devlet hiç zarara uğramayacak. 

Daha başka ne yapılabilir? YSK, bastırdığı oy pusulasının o partiye düşen masrafını da o partinin yok hükmündeki kurultay sorumlularından talep etmeli. Devleti boşu boşuna zarara uğrattınız, oy pusulasını uzatmış oldunuz demeli gerekçesinde. İnşallah YSK "Bu benim yetkim dışında" demez. 

Böyle yapılmalı ki mahkeme kararı tam uygulanmış, adalet tam yerini bulmuş olsun. 

Arınma Zamanı

Başına yeniden talih kuşu konan bir büyüğümüz "Arınma zamanı" demiş. Arınma hem bedenen hem de ruhen olmalı. Ama nasıl? Arınmaya katkım olsun diye beyin jimnastiği yapacağım:

Önce banyo yapmalı. Bunun için ilk iş olarak zeytin yağlı sabun temin edilmeli. 

Banyodan önce koltuk altındaki ve avret mahallindeki kıllar büyümüşse tıraş olmalı. 

Vücudu sıcak suyla ıslattıktan sonra zeytin yağlı sabunla bir güzel banyo yapılmalı.

İyice sürtünmeli. 

Vücut sıcak suyla iyice yumuşatıldıktan sonra ellerle vücut iyice ovulmalı.

Tırnaklarla vücut bir güzel tımarlanmalı.

Kir çıktıkça amma da kirlenmişim deyip tekrar zeytin yağlı sabunla bir güzel sabunlanmalı. 

Eller sırta uzanmıyorsa gerekirse birinden destek alınmalı. Vücudun arkası bir güzel keselenmeli.

Banyo, vücutta kir çıktıkça devam etmeli. Bunun için sudan ve sabundan tasarruf yoluna gidilmemeli. Çünkü tasarrufuna zamanı değil. Sakın ola ki itibardan tasarruf etme. 

Banyo sonrası iyice kurulandıktan sonra el ve ayak tırnakların uzamışsa hazır tırnaklar yumuşamışken tırnak bıçağı ile tırnakları kesmeli.

Üst başı giydikten sonra kıbleye doğru seccadeyi serip iki rekat namaz kılmalı. 

Sakın, abdestim yok deme. Az önce banyo yaptın. Banyo demişsem gusül abdesti idi kastım. Yok ben niyet etmemiştim. Sadece yıkanmıştım dersen kalkıp önce abdest alacaksın.

Abdestin ardından seccadeye yöneleceksin. Söylememe gerek var mı bilmiyorum. Çünkü bilmemiz gerekli. Seccadeye ayakkabı ile basmayacaksınız.

Ne namazına niyet edeceğim deme. Başkası ne niyetle kılar bilmem ama sen şükür namazı kıl. Niyet ettim Allah rızası için iki rekat şükür namazı kılmaya" şeklinde niyet edebilirsin. 

Güsul, abdest ve iki rekat namazın ardından ellerini kaldırıp dua edeceksin.

Ne diye dua edeyim deme. İçinden geldiği gibi dua et. 

Aklına hiçbir şey gelmiyorsa "Verdiğin nimetlere özellikle son verdiğin nimetten dolayı ne kadar şükretsem az. Daha ne isterim. Sana mesafeliydim. Şu an düşünüyorum da yanlış yapmışım. Pişmanım. Nasuh tevbesi ile tevbe ediyorum. Bir daha iyi kul olacağım. Meğer dost bildiklerim düşman, düşman bildiklerim dostmuş. Bundan sonra kim dost kim düşman daha iyi tanıyacağım. Benden görünenleri düşman, benden görünmeyenleri dost edineceğim. Namaza başladım. Orucu da tutacağım. Zekatımı da vereceğim. En kısa zamanda usulüne uygun hac yapıp anamdan yeni doğmuş gibi tertemiz olacağım" diyebilirsin.

Başka aklına bir bir şey gelmiyorsa seyyidül istiğfar duasını oku. Anlamını bilmesen de sık sık amin demeyi ihmal etme.

"Zamanında adalet için yürüdüm. Karşılığını gördüm. Bir göz istedim. Sen iki göz birden verdin. Fazlasına da gerek yok. Bundan sonra başkası için adalet istiyorum diyerek yürümeyeceğim. Gandi olmaya kalkmayacağım. Kendim olup sadece iyi bir kul olacağım" de.

Dualarının kabul olması için duana başkasını da katabilirsin. "Bana hain diyenler ne dediğini bilmiyorlar. Onlar cahildir. Sen onları da affet" de. 

Arınmaya böyle başla. Arkası gelir zaten.