10 Eylül 2026 Perşembe

Esnafın Raconu

Sitenin ufak tefek bir tamir işi var. Kimi çağırayım derken bir tanıdığıma, bana şu işi yapan biri lazım dedim. "Şurada falan var. O yapıversin. Dur arayayım" dedi. Aradı. "Bir arkadaşımın işi var, telefonunu vereceğim. Fazla alma. Yapıver" dedi ve meslek sahibinin numarasını gönderdi.

Ertesi günü arayıp kendimi tanıttım. Müsait olduğun zaman bir bakar mısın, falan verdi numaranı dedim.

Kavilleştiğimiz saatte gelemedi. Aradım. "İşim bitmedi" dedi. İyi, bitince gel, ben evdeyim dedim.

Tamir edilecek yerleri gösterdim. 

"Buraları şöyle böyle yaparım. Şuralara da bunu yaparım. Yalnız elimde iş var. Ancak bir hafta sonra yapabilirim" dedi.

Ne tutar bu dediklerimin fiyatı dedim. "Ne diyeyim. Sizi mesleğiniz itibariyle severim. Para almadan da yaparım. Çünkü 'Bana bir harf öğretmenin kırk yıl kölesi olurum' demiş Hz Ali miydi diyen? Yalnız yanımda bir çocukla ben burada 1-1,5 gün uğraşacağım" dedi. Teşekkür ederim. Parasız yapacağım desen zaten kabul etmem. Siz ederini söyleyin. İşçilik için pazarlık da yapmam dedim.

"O zaman kaç alayım? Buna daha malzeme de kullanacağım. Sizin siteniz kaç daire" dedi. Böyle bir soruyu garipsedim doğrusu. Ne yapacaktı sitede oturan sayısını. Sorana söyleyeceksin elbet. Şu kadar kişi dedim. "Her daireden 1000 lira alsak, şu kadar yapar" dedi. Bakışımdan, istediği meblağı fazla bulduğumu anlayınca, "Sadece şu kısımları yaparsam 10 bin, bu kısımları da yaparsam 12 bin alayım. İnan çok değil, benzin olmuş şu kadar, yanımda çocuk getireceğim, bu kadar, ustanın yevmiyesi şu kadar" dedi. Beyefendi, az aldığını, çok aldığını bilmem. Kendi işim olsa üçü, beşi aramam. İş senin derim. Ama burası sitenin işi. Komşularla bir istişare yapayım. Yarın haber veririm dedim. Vedalaştık. Giderken de "Kendi işin olursa gelir yapayım. Haberin olsun" dedi.

Ertesi günü aracı olan sordu. Ne yaptınız, kaç istedi diye. Söylediğim miktarı kafasından hesapladı. "Normal" dedi. 

Bir gün gecikmeli olarak arayıp iş senin, yapıver dedim.

Geleyim bu esnafın yapacağı tamir ve tadilat için kestiği racona. Yukarıda dediğim gibi garip karşıladım. Ne demek "Site kaç kişilik". Mübarek nüfus memuru ya da eskilerde yapılan nüfus sayımı memurlarının hanede oturan sayısını sorduğu gibi sitedeki daire sayısını soruyor. Halbuki işi gösterdim. Hesap kitap yapacak, kullanacağı malzemeyi, üzerine de işçiliğini ekleyip bir fiyat söyleyecek. Bu sorudan benim anladığım, esnaflığın, işçiliğin, tamir ve tadilatın bir kriterinin olmadığı, tutturabildiğini söylediği. Güya site sakini sayısını öğrenip her sakinden ne kadar alırım hesabı yapıyor. Esnafın böyle racon kesenini de ilk gördüm. Acaba, site tek kişiden ibaret deseydinm, 1000 liraya yapar mıydı? O zaman da başka racon devreye girerdi sanırım. 

Tek Partiye Doğru

Bir zamanlar seçim mitinglerinde eller kaldırılır, Rabia işareti yapılır, 

Tek millet,

Tek bayrak, 

Tek vatan, 

Tek devlet 

Şeklinde bir siyasi lider söyler, mitinge katılanlar da buna eşlik ederdi. Mitingler bu sloganla sona ererdi. 

Zannedersem, son seçimlerde bu slogan atılmadı. Rabia işareti de unutuldu. 

Şimdilerde bu slogan atılmıyor ama bu dörtlüğe bir beşincisi daha eklenecek gibi. 

O da "Tek parti". 

Bu durumda Rabia'yı beşe çıkarmak gerekecek. Öyleyse Rabia'yı da hâmise şeklinde yeniden isimlendirmek lazım. Önce son eklenenle birlikte hâmiseyi sayalım:

Tek millet,

Tek bayrak, 

Tek vatan, 

Tek devlet 

Tek parti. 

Ne alaka demeyin. Hiç olmadığı kadar bu dönemde muhalefet partilerine ait belediye başkanları iktidar partisine geçiyor. Daha önce geçen vekilleri söylemeye gerek yok. Sadece belediye başkanları değil, belediye meclisi üyelerinden de geçiş var. Buna belediye başkanı tutuklandıktan sonra yeni başkan vekillerinden de seçimle el değiştirenleri de sayarsak muhalefetten iktidara doğru tek taraflı bir geçiş söz konusu. Adeta akın akın geçiliyor. 

Amacım siyaset yapmak değil, parti değiştirenlere de bir şey demem. Kendi tercihleridir. Geçmişte biraz siyaseti izleyen biri olarak tarihin hiçbir döneminde bu kadar parti değiştirme olduğunu hatırlamıyorum. Olan geçişler de aynı zihniyete sahip partiler arasında olurdu. Şimdi ise kıyasıya rakip ve zihniyet olarak taban tabana zıt olanlar tek bir partide birleşiyor. 

Bu kadar başkanın geçişliliği, boşanmaların son yıllarda iyice arttığını aklıma getirdi. Eskiden boşanmalar olurdu ama şimdiki kadar değildi. Araya büyükler girer, evlilik bir şekilde götürülürdü, mahalleli ne der diyen kadın ve erkek de mahalle baskısından dolayı boşanmaya pek sıcak bakmazdı. Şimdilerde kırılsa da boşanan ve dul kalan kadına pek iyi gözle bakılmazdı. Bir şekilde dul kalan, toplumdan kendini tecrit ederdi. Kısaca toplum, boşanmalarda Katolik idi. Bunda anne ve babanın kızını telli duvaklı uğurlarken "Kızım, bu evden gelinliğinle çıktın, ancak kefeninle gelirsin" anlayışının da payı büyüktü. 

Şimdilerde bu anlayış kırıldığı için yeni ve eski evlilik demiyor, çoğu kimse evliliğini sonlandırıyor. 

Boşanmaların artmasıyla, belediye başkanlarının bir partiye geçişi arasındaki ilgiye gelince, eskiden parti değiştirme pek olmazdı. Olursa da tek tük. O da kardeş partiye geçme şeklinde olurdu. Bu da pek dikkat çekmezdi. Zıt ve rakip  partiye geçmek cesaret isterdi. Çünkü seçmen ve eski partisi topa tutardı. O yüzden partisinden istifa etse bile bağımsız kalma yolu tercih edilirdi. Bu dönemde zıt ve rakip partiye geçiş o kadar arttı o kadar hızlandı o kadar sıradanlaştı ki rakip partiye geçecek belediye başkanı da tek partiye geçiş yaparken acaba deme gereksinimi bile duymuyor. 

Boşanmalarda olduğu gibi siyasette de bu şekil sıradanlaşma artınca haliyle geçişler garipsenmiyor artık. Herkes bunu kanıksadı. 

Hülasa, böyle giderse muhalefet partileri kapılarına kilidi vurup ülkede tek parti kalacak.

Ne diyelim, hayırlı olsun. 

İki Âdet Sigara ve Çakmağın Hikayesi

Pazar günü KPSS sınavında görevliydim. Mesafe yakın yürüyerek gideyim dedim.

Evden çıkmadan önce ceplerimde ne varsa boşalttım. Evin anahtarını bile eve bıraktım. Yanıma sadece nüfuz cüzdanını ve görevli olduğuma dair bilgisayar çıktısını aldım. Bir de paketin içinde 5 adet sigara ve çakmağı aldım. Niyetim, sınav merkezine erken varırsam, göreve girmeden bir-ikisini içeceğim. Artan sigara ve çakmağı da uygun bir yer bulursam koyacağım. Bulamazsam, gözden çıkardım. 

Tam evden çıkarken oğlan geldi eve. "Baba ben seni bırakayım" dedi. Tamam, aşağıda bekliyorum dedim. Oğlan ininceye kadar sabahın ilk zehrini içtim. 

Okulun yanına oğlan bıraktı. Okulun önüne geldiğimde saatin kaç olduğunu öğrenmek istedim. Yanımda arabasını park eden birinin kapısını açarak saati sordum. Daha 15 dakikam varmış. 

Okulun karşısındaki bir binanın kenarına geçip çömeldim. Sigaranın iki tanesini daha tüttürdüm. Kalan iki sigaranın ve çakmağın bir ehemmiyeti yok ama üç-dört saat içeride mahsur kaldıktan sonra çıkışta bir sigara iyi giderdi. Çömeldiğim ihata duvarına baktım. Duvarın üstüne demir konmuş. Demir tamamen sarmaşıkla kaplanmış. İmkan olup sarmaşıkların içine girsen kimse göremez. Dedim, iki sigarayı ve çakmağı koyacağım zula bir yer buldum. Sarmaşıkların arasına koyayım. Çıkışta sigara arayışına girmeyeyim. Sakladığım yerden alıp içeyim. Çünkü sarmaşıkların arasına sakladığım sigarayı hırsız gelse bulamaz. Çömeldiğim yerde iken sağ elimle hazinemi sarmaşıkların arasına koydum. Koyarken de yanımda, karşımda kimsecikler yok. Zira ins cin top oynuyor. 

Bu arada böyle bir yol bulduğum için akıl ve zekama hayran kaldığımı, siz takdir etmeseniz de ben kendimi takdir ettim. Zeka böyle bir şey demek ki. İnsanın kendisini övmezse çatlar ölür dedikleri böyle bir şey olsa gerek.

Dört saatin ardından okuldan çıkınca gözümü sarmaşıklara diktim. Sağa sola bakmadan soluğu sarmaşıkların yanında aldım. Elimle koyduğum sigarayı alıp bir tanesini hemen orada, ikinciyi de eve varmadan yolda içeceğim hesabı yaptım. 

Benim okuldan çıkmadan yaptığım hesap tutmadı. Çünkü elimde koyduğum iki adet sigara ve çakmağın yerinde yeller esiyordu. Şuraya, buraya koymuş olabilirim diye gözümün gördüğü sarmaşıkların arasına tek tek baktım. Yoktu. O anda yaşadığım haleti ruhuyeyi anlatamam. Üzüldüğümü ve tiryakinin sigarasızlık halini söylememe gerek yok. 

Moral bozuluğuyla yola çıktım. Bir yerden sigara ve çakmak alayım dedim. Cepte ne para var ne de kredi kartı. 

Sağa, sola baktım. Acaba sigara içen bir tanıdığa denk gelir miyim? Kimsecikler yoktu. Hızlanıp bir an evvel eve varayım da şu ihtiyacımı gidereyim dedim. Az ilerledikten sonra bir tanıdığa rastladım ama sigara içmeyen ve çakmak taşımayan biri. Ne diyeyim, kör talih. 

Öğle vakti güneş tam tepede. Başta güneşten koruyacak şapka da yok. Çek çekebilirsen bu yolu. 

Giderken, insanımız iki âdet sigaraya kadar düşmüş. Tiryakinin özene bezene sakladığı iki âdet sigara ve çakmağa kadar düşmüşse vay halimize. İki sigara ve bir çakmağı bu şekilde iç eden, eline fırsat geçerse daha büyüklerini çala, demek ki hırsızlık içimize işlemiş dedim. 

Biliyorum, kızıyorsunuz, şu ele aldığın konuya bak, çok basit bir konu. İki sigaranın lafı mı olur, gel yanıma vereyim diyebilirsiniz. Evet, basit bir konu. Yalnız iki sigaraya düşen ve cebellezi yapan eline fırsat geçince neler yapmaz. Ne diyeyim, yazıklar olsun. Tiryakinin son sigarası alınmaz bile dememiş alan kimse. Elbette tüm toplum böyle değil. Toplumun genelini tenzih ederim. Bir de sizin gel de vereyim iki âdet sigara dediğinizi ne yapayım. Bana bir âdet lazımdı, o da o vakitti. 

Bu psikoloji içerisinde yolu yarılamışken sabah beni bırakıp Karaman'a giden oğlan yanımda durdu. Babam ne ara gittin geldin dedim. Bizim oğlan beni bıraktıktan sonra Karaman'a gitti. Uğrayacağı yere uğradı. Ben sınavı bitirip evime varmadan geldi. Bu da sınav süresinin uzunluğuna, bir de sınavdan 1,5 saat öncesini ilave ettiğin zaman merkezi sınavlarda görev almanın akıl kârı olmadığına bir örnek. (Bu arada antrparantez, "Hani kendini akıllı ve zeki sanırdın" demenizin tam zamanı. "Üstelik sakladığın sigara da boşa gitmiş" deyin de moralimi iyice bozun). 

Önce binmeyeyim, yürüyeyim, siz geçin dedim ama arabayla eve daha erken varıp şu kronik ihtiyacımı daha erken karşılarım deyip arabaya bindim. Varır varmaz da malum işi hallettim. Sağ olsun oğlan sabah ve öğle imdadıma Hızır gibi yetişti. Anlaşsak bu kadar dakiklik olmaz. 

Not:Sarmaşıkların arasındaki sigarayı başkası nasıl bulmuş diye merak edebilirsiniz. Sizin gibi ben de merak edenlerdenim. 

Benim hazine elden gittikten sonra şu kanaate sahip oldum. Bir, hırsıza kilit dayanmaz ise sarmaşıkların arasındaki hazine vız gelir. İkincisi, eliyle koymuş gibi benim sigarayı alan belki de çocuktur. Var gör bu bölgeyi bilen biri. Bu okulda merkezi sınav oldukça belki benim gibi birileri kimse görmez dşye bu sarmaşıkların arasına eşyasını, özellikle tiryakiler sigara ve çakmağını koyuyor. Onlar eşyamı iyi yere koydum diyerek sınava geçsinler. Sonrası hırsızların. Millet sınavda terlerken, onlar elleriyle koymuş gibi konan şeyleri topluyor. Herhalde böyle bir durum söz konusu. Çünkü bildiğin hırsızlar sarmaşıklara bakmaz bile. Başka da aklıma bir şey gelmiyor.