30 Haziran 2026 Salı

Gelin Saçı

Bugün, emekliliğinden kaç yıl sonra halk arasında "Evim Sistemleri" diye bilinen finans şirketleri aracılığıyla; ev alan, aldığı evin ödemesi devam eden biriyle görüştüm. Düğüne kalkışmış. Nasıl gidiyor dedim. "Sorma" dedi. Hayırdır dedim. "Gelin saçı yapılacakmış. 16 bin liraya anlaşmışlar. Bu parayı göndereceğim" dedi. Saç yapma o kadar var mıymış dedim. "Bizimkiler üç ay önceden anlaşmışlar. Şimdi daha yüksekmiş" dedi.

Kuaför parasını duyunca doğrusu şaşırdım. Düğün sahibine, "Ev alanla, evlenene Allah yardım eder" diyemedim. Bu sözü nasıl anlamamız lazım, bilemedim gitti. Çünkü ev alan da bir başına, evlenen de. Tırnağı varsa ancak başını kaşır. 

İnsan ev aldığında ve düğün yaptığında bir başına kalınca ev alanla, evlenene Allah yardım eder sözünü şimdi daha iyi anlıyor. İnsanımız öyle ki evini satarken bile devlete bizzat kendisinin ödemesi gereken harç parasını dahi ev alanın üzerine yıkıyor. Öyle zannediyorum insanımız, işi Allah'a havale ediyor, “sana Allah yardım etsin, benden bir şey bekleme” diyor. 

Neyse geleyim kuaför parasına. Fahiş bulduğum gelin saçı, piyasada ne kadarmış diye sanal aleme bir göz attım. Karşıma şu rakamlar çıktı:

"Türkiye genelinde gelin saçı fiyatları ortalama 2.500 ₺ ile 50.000 ₺ arasında. 

Fiyatlar; kuaförün popülaritesine, hizmetin paket içeriğine (saç, makyaj, prova) ve işlemin salonda veya düğün mekanında yapılmasına bağlı olarak farklılık göstermekte. 

Gelin başı uygulamaları genelde 4.000 ₺ ile 15.000 ₺ seviyelerinde.

Paket Fiyatları (Saç + Porselen Makyaj): Kampanyalı profesyonel paketler ortalama 6.000 ₺ ile 25.000 ₺ civarındadır.

Mekan / Otel Hizmeti: Hazırlıkların düğün salonu veya otelde yapılması durumunda ek ulaşım bedelleri yansıyabilir." (Al Bakışı). 

Gelin saçı için bu kadar para dökülüyorsa varın siz düğünün diğer masraflarını bir düşünün. Bilin ki her insanın altından kalabileceği bir şey değil düğün yapmak. 

İstediğimiz kadar düğünler sade olmalı diyelim. Kuaförü, düğünün tarafları, piyasa, ortam ve âdetler bildiğini okuyor. Sen de elin mahkum uymaya. 

Bu gelin saçı yapma rakamlarını görünce iştahım kabardı. Zamanında bir güzellik salonu açmak varmış. İşte o zaman paraya para demezdim dedim. Bilin ki yanlış meslek seçmişim. Ne diyeyim, talihime yanayım. 

Benden bu yaştan sonra kuaför olmaz ama "Okumanın anlamı kalmadı. Tüm meslekler doyuma ulaştı. Ne olacak bizim bu çocuğun hali” diye düşünüyorsanız, çocuğunuzu gözünüz kapalı kuaförlüğe verin. Tercihen kadın kuaförü olsun. Çocuğun ayda üç beş gelin saçı yapma işi alırsa o çalışadursun. Sen de yanında para sayma makinesi olduğu halde kasaya otur. Makine para sayıp dursun. Sen de zevkten dört köşe ol ve keyfine bak. 

28 Haziran 2026 Pazar

Konya'dan Dünyaya

Fî tarihinde merkez ilçeye üst düzey yönetici olarak atanan biri, ilçesine bir hedef koymuştu. Bilmem ne "ilçesinden dünyaya" demişti.

Ömrü hayatında okul müdürlüğü dışında başka bir idarecilik yapmamış bu kişinin koyduğu bu hedef çok büyüktü. Önce ilçesini yönetecek, buradan dünyayı yönetmeye açılacaktı. 

Çiçeği burnundaki yeni müdürün nazarında proje önemliydi. Projesi olmayan müdür makbul biri değildi. Böyleleri müdürlükte de kalmamalıydı.

İşe çok hızlı başladı. Birkaç gün içinde kendisine bağlı müdürlerden proje istedi. Tipini mi beğenmedi, zihniyet ve duruşunu mu yoksa geliştirdiği projeyi mi bilinmez, müdürlerin kahir ekseriyetini eledi. Daha doğrusu kendisine verilen, kimler kalacak kimler gidecek listesine göre hareket etti. Sıfırdan müdür seçerse ilçeden dünyaya hedefine ulaşabilecekti.

Yeni müdürlerle hedefine ne kadar ulaştı bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla bir müdür yardımcısının organizesi ile birkaç günlüğüne Afrika'daki adı sanı duyulmamış bir ülkeye ikinci el elbise dağıtıp geldi. Arta kalan zamanında timsah üzerine oturarak çekindiği fotoğrafı sosyal medyaya servis etti. Hakkını yemeyeyim. Okul içinde toplanan ikinci el eşyaları dışarı çıkartıp verdiği poz da var akıllarda kalan. Başka ülke gördü mü bilmem ama ilçe müdürlüğü fazla uzun sürmedi. Kendisi bir başkasının mutsuzluğu üzerine gelmişti. Başkası da onun mutsuzluğu üzerine geldi.

Şimdilerde bildiğim kadarıyla "araştırmacı" adı altında bankamatik yöneticiliği yapıyor. Ne yeri var ne yurdu ne de koltuğu. Toplum içine de pek çıkmıyor. Koymuş bir uzun sakal. Takım elbiseyi bir tarafa atmış. Sadece birkaç hukuku olan kişiler arasında bot gösteriyor. Toplum içine çıkacak yüzü yok. Çünkü Çingene beyliği zamanında insanların işi, makamı ve ekmeğiyle oynadı.

Çingene beyinin fî tarihinde yediği bu herzeler nedense zihnimde bu günlerde belirdi. Çünkü şehrini yöneten bazılarının bununla yetinmeyip tıpkı bizim Çingene beyi ilçe eski yöneticisi gibi dünyayı yönetmeye talip olduğu haberlerini okudum.

Elbette büyük hedefler koymak güzel. İlçe ve ilden çıkan yöneticilerimiz dünyaya açılsın ve dünyayı yönetsin. Yalnız ilk önce ilçesini ve ilini yönetsin. İlçe ve işinin sorunlarını çözsün, sonra dünyaya sıra gelsin. 

Kaldırım Belediyeciliği

Evliya Çelebi Parkı'nın içindeki cami çevresinde hummalı bir çalışma gördüm. Burada ne yapılıyor diye o değilden bir baktım. Çevre düzenlemesi yapılıyor. 

Sadece Evliya Çelebi Parkı değil, Kayalıpark ve karşısındaki Aziziye Camii çevresinde de çevre düzenlemesi var.

Eski miting yeri olan Vakıflar Bölge Müdürlüğünün önündeki alanda da çevre düzenlemesi var. 

Aziziye Camii önündeki yola paralel yaya yürüyüş yolundan Mevlana’ya kadar yine hummalı bir çalışma gözüme ilişti. 

Belli ki yaz ayına merhaba dediğimiz, sıcakların iyice bastırdığı bugünlerde, kaldırımların ve belli parkların çevre düzenlemesine start verilmiş. 

Çevre düzenlemesiyle kastettiğim kaldırım ve tretuvar çalışmasıdır. Çünkü bizde hizmet dendi mi kaldırım ve tretuvar çalışması ilk akla gelir. Bu şekil hizmet de olmasa bizim belediyeler ne yapardı bilmiyorum. 

Niyetim siyaset yapmak, birilerine laf sokuşturmak, yapılan çevre düzenlemesini küçümsemek, siyasi içerikli bir yazı yazmak değil. Sadece bir tespitte bulunmak. 

Partisi ve zihniyeti ne olursa olsun bizde belediyecilik kaldırım ve tretuvar çalışmasından ibaret. Elbette kaldırım, tretuvar çalışması ve çevre düzenlemesi olacak. Yalnız yaptığımız kaldırım, tretuvar ve çevre düzenlemesi alt ve üst yapısıyla bir defa yapılmalı. Üç beş senede bir değiştirilmemeli. Bir yapıldı mı kolay kolay değişmeyecek şekilde evladiyelik olmalı. 

Nedense ne yaptığımız binalar ne de çevre düzenlemesi evladiyelik. Başka ülkelerde bir defa yapılıp son nokta konan kaldırımlar var. Örnek mi istersiniz? Daha önce Berlin kaldırımları diye yazı konusu edinmiştim. Berlin'de bulunduğum süre içinde en dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi de sokak ve caddelerdeki birbirine benzer kaldırımlar. Bu kaldırımların tarihçesini bize çay ikram eden Sivas Gürünlü bir gurbetçiye sormuştum da aldığım cevap, "Bu kaldırımların ne zaman yapıldığını bilmiyorum. Yalnız ben buraya 1984 yılında geldim. Bu kaldırımlar bu şekil yapılı idi ve değişmedi" oldu. Bu cevaba hayret ettim. Ortasında büyükçe düz taştan, kenarlarında küçük küçük parke taştan ibaret bu kaldırımlar artık ne zaman yapıldıysa. 

Görünen o ki kaldırımlara, altından geçirdikleri elektrik ve telefon kablolarına, yollarına ve altında geçirdikleri su ve kanalizasyon alt yapısına ve bisiklet yoluna Almanlar, zamanında bir defa masraf etmiş, vatandaşının hizmetine sunmuş. Bir daha da sökme, yamama, kaldırım döşemeye ihtiyaç duymamış. Öyle zannediyorum, Almanya'da parke ve tretuvar üretim ve satışı yapan bir firma varsa, sinek avladığı için çoktan kepenkleri kapatmıştır. Bizde ise bu iş üzerine ticaret yapan varsa ihya olur. 

Gerçi bizde sadece kaldırım ve çevre düzenlemesinin değil, yaptığımız binaların bile ömrü uzun değildir. Ekonomimizin canlılığı inşaat sektörüne bağlı. İnşaat durursa piyasada yaprak kıpırdamaz.

Almanların çözdüğü meseleyi biz niye çözemiyoruz? Görünen o ki Almanlar hem bina hem yol hem alt yapı hem kaldırım düzenlemesi işini evladiyelik yaparken biz pansuman tedbirlerle günü kurtarmaya çalışıyoruz. İsrafa karşı olsak da en büyük israfı bu alanda yapıyoruz. Çünkü bizde rant ekonomisi hakim. Yap-yık, yık-yap, alçak kattan yüksek kata çıkmak bizim işimiz. 

Bina, yol, alt yapı ve çevre düzenlemesinde mesafe kat etmek istiyorsak, ülke ve şehir yönetimine talip olanlarda, bir süre Almanya’da çalışmış olmak kriterini koymak lazım. Belki o zaman tüm işimiz, "Türk gibi başla, Alman gibi bitir!" şeklinde olur.