Yüksek enflasyonun hayatı pahalılaştırdığı yetmediği gibi paramızı pul eden bir yönü var. Bu yetmediği gibi döviz karşısında paramız eridikçe eridi. Birkaç yıldır döviz baskılarla mı ya da kağıt paralar son demini yaşadığından mıdır, yerinde sayıyor.
Dövizin stabil, enflasyonun da aşağı doğru bir seyir izlediği günümüzde, devreye altın ve gümüş sokuldu. Şimdi de bu iki değerli maden yerinde durmuyor. Başını yukarı dikmiş. Günlük rekorlar kırıyor. Tıpkı 2018 yılında ABD ile Türkiye arasında cereyan eden papaz vakası sonucunda, ekranların sağ alt köşesinde dövizin hiç duraklamadan kronometre çalışır gibi yukarı doğru fırlaması gibi.
Yakın zamana kadar elindeki paranın değerini ve alım gücünü korumak için vatandaş, artırdığı üç beş kuruşuna döviz alıyorken şimdi de artanı olan soluğu kuyumcularda alıyor. Altın da kronometre tutulmuş gibi uçuyor. Borsa bile bu şekilde değişmez. Bunu musluğu açık su sayacının çalışmasına da benzetebiliriz.
Hasılı, vatandaşın elinin emeği ve alın teri parası; enflasyon, döviz, altın, borsa gibi yerlerde eriyip gidiyor. Çünkü altının yükselip yükselmeyeceğini, düşüp düşmeyeceğini vatandaş bilmiyor. Arz talebe göre de piyasa oluşmuyor. Çünkü neyin düşüp düşmeyeceğini piyasa belirlemiyor. Birileri yani dünya sermayesini elinde bulunduran para babaları, masanın başına oturmuş, bugün şunu yükseltelim, yarın şunu düşürelim kararını veriyor. Saydığım şeyler düşerken de onlar kazanıyor, yükselirken de. Üç beş gram altın alarak iyi kâr ettim diyen vatandaş sevinedursun. Esas kazanan ve hep kazanan onlar. Çünkü son gülen hep onlar.
Vatandaş ise anasından doğduğu andan itibaren çalışıp didinsin. Tüm kazancı bu şekilde haybeye gidiyor. Görünen o ki bu üç kağıt ekonomisiyle vatandaşa biçilen rol, modern kölelik. Sen çalışıp didineceksin. İster gönüllü ister gönülsüz cebinden bu parayı alacağız. Sen kaybedenler ligindensin. Biz ise hep kazananlar ligindeyiz deniyor.
Bu üç kağıt ekonomisini görünce, insanın, böyle modern köle olmaktansa sahici köle olmak daha iyi diyesi geliyor. Çünkü modern kölelikte, cebindeki paranın değerini düşürmek suretiyle insanımız her geçen gün geçim gailesi yaşarken hakiki kölelikte ise kölenin geçim, maişet ve barınma diye bir derdi olmaz. Modern kölelikte geçim vatandaşın derdi iken gerçek kölelikte geçim efendiye aittir. Modern kölelik dünyayı ve hayatı açık cezaevi şeklinde sunarken, bildiğimiz kölelikte ise dünya ve hayat kapalı cezaevi olarak sunar. İlkinde yeme, içme ve barınma insanın kendisine ait iken ikincide, her şey kapalı cezaevinin sahibine ait.
Modern veya hakiki köleliği, anasından hür olarak dünyaya gelen hiçbir insan kendine reva görmez. Kimse de bu dünyaya köle olmak için gelmez. Ama gerçek köleliğin tarihte kaldığı günümüzde ise bize biçilen rol modern kölelikten başka bir şey değil. Hangisi olursa olsun, köleliğin ismi bile bizi tiksindirse de acı gerçek ve pratik budur. Evet, anasından hür olarak dünyaya gelen bizler, üç beş para babasının gözünde onlar için çalışan birer figüranız, oyuncuyuz, köleyiz. Sistem maalesef böyle kurulmuş ve hiç teklemeden böyle işliyor.


