Okul saldırıları sıcaklığını korurken, 5 Ocak 2020 tarihinde, hakkında kayıp başvurusu yapılan, aylarca devam eden arama sonucunda kayıtlara kayıp olarak giren, 1995 doğumlu Munzur Üniversitesi çocuk gelişimi bölümü öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili gelişmeler gündeme oturdu.
Meğer Gülistan Doku kafasına sıkılarak öldürülmüş. Öldürülme gerekçesi olarak da "Çocuğunu aldırmak istememesi" iddia ediliyor.
Genç kızın öldürüldüğünün ortaya çıkmasında ailesinin mücadelesinin etkili olduğu anlaşılıyor. Aile, "Takdiri ilahi böyleymiş, deyip açıklanan kayıp başvurusunu kabul etseydi, Gülistan Doku dosyası yeniden açılmayacak ve kayıp olarak kalacaktı.
Kadına taciz, şiddet ve kadın cinayetleri bu ülkede vakayiadiyeden. Kaç kadının bunlara maruz kaldığını say say bitiremeyiz.
Her taciz her şiddet her cinayet önemli olsa da Gülistan Doku olayını daha önemli kılan, bu cinayetin içinde, dönemin Tunceli Valisi'nin oğlunun olması. Aslında mesele Vali'nin çocuğunun suç işlemesi de değil. Çünkü mesleği ve görevi ne olursa olsun herkesin çocuğu suç işleyebilir, suça karışabilir. Herkes çocuğuyla imtihan olabilir. Bu cinayeti vahim kılan -eğer iddialar doğruysa- Vali'nin delilleri karartması.
Meğer Vali, cinayeti ortaya çıkarmaktan ziyade, oğlunu kurtarmaya yönelmiş: Kızın geçtiği yerlerin mobesalarıyla oynanıyor. Kıza ait sim kartı ve sosyal medya paylaşımları uzman polis marifetiyle sildiriliyor. Kızın hastane kayıtları yok ediliyor. Görünen o ki ilin bürokratları da Vali'nin gözüne girmek amacıyla Vali'nin oğlunu temize çıkarmak için seferber olmuş. Öyle ya mevzubahis olan Vali ve Vali'nin oğlu ise uğruna binlerce Gülizar Doku feda olsun.
İşin garibi, "Kızınızla ilgili en son şu viyadükte sinyal geldi" denip 220 gün boyunca Gülizar barajda arandı. Dalgıçlar atlıyor, baraj boşaltılıyor. Arama ve kurtarmanın başında da dönemin Valisi var. Yani suyun başında Vali var.
6 yıl boyunca bu gerçekler maalesef gizleniyor ve 6 yıl aranın ardından gizlenen gerçekler bir bir ortaya çıkarılıyor ve yeni gerçekler basına veriliyor.
Görünen o ki örtbas edilen bu gerçeğin ortaya çıkarılmasında siyasi iradenin ortaya konması ve başsavcının çabası yadsınamaz. Bu demektir ki gerçeklerin ortaya çıkmasında siyasi iradenin ortaya konması önemli. Bu irade ortaya konmazsa hiçbir gerçek ortaya çıkmaz, tüm faili meçhuller çözülmez.
Vali'ye gelince, vali, "bir ilde devleti ve cumhurbaşkanını temsil eden, o ilin en üst düzey idari amiri" demektir. "İlin genel idaresinden, kamu düzeninin sağlanmasından, güvenliğinden ve kurumlar arası koordinasyondan sorumludur".
Evet, valinin görevi, valiye yüklenen misyon bu iken, Vali ilin güvenliğinden ziyade oğlunun güvenliği görevini yerine getirmiş. Kurumlar arası koordinasyondan sorumlu olması gerekirken tüm kurumları oğlunu temize çıkarmaya seferber etmiş. İlin ilgili kurumları da buna dünden teşne imiş meğer.
Ömrü kaymakamlık yaparak geçmiş ve Tunceli Vali'si olarak görev verilmiş ve halen mülkiye başmüfettişi olan Vali maalesef iyi bir sınav vermemiştir. Oğluna yenik düşmüştür. Devletin emanet ettiği makamı kendi oğlunun emellerine alet ederek görevini kötüye kullanmış. Bu görevi kötüye kullanma sonucunda da 6 yıl önce ortaya çıkması gereken adalet 6 yıl geciktirilmiş. Geciken adalet ne işe yarayacaksa artık.
Vali, keşke oğlunu koruyacağına şeriatın kestiği parmak acımaz deyip oğlunu adalete kendi teslim etseydi. Hatta ilk tokadı oğluna kendi atsaydı. Biz de böyle Valiler de var, iyi ki var derdik. Çünkü ilin güvenliğinden sorumlu olması gerekenden de bu beklenirdi.
Görünen o ki Kahramanmaraş saldırısını düzenleyen çocuğun emniyet başmüfettişi olan babası da bir süre Tunceli Valisi olarak görev yapan ve halen mülkiye başmüfettişi olan baba da evlat kurbanı. İkisi de ve daha niceleri bu şekil evlatlarıyla imtihan olur. Çoğu da bu imtihanı kaybeder.
Vali’nin bu durumu bize ibret olmalı. Bunu pekiştirmek için biraz yabancı film izlememizde fayda var. Çünkü yabancı filmlerde katil, suçlu ve olayın faili hep suyun başında olan çıkar. Film boyunca dümeni elinde tutan, bu suyun başındaki aktörden kimse şüphe etmez. Ama filmin sonunda gerçek ortaya çıkar. Bizim filmlerde ise suçlu, fail ve suçlu, filmi izleyenler tarafından işin başında bilinir. Ama filmin sonuna kadar gerçek ortaya çıkmaz. Durum bu kadar net iken, biz, Nasrettin Hocanın karanlıkta kaybettiği iğnesini aydınlık yerde aradığı gibi suçluyu suç mahallinin uzağında arıyoruz.






