Eski zamanlarda bir kralın çok
sevdiği bir atı varmış. O atı o kadar çok severmiş ki sadece o atın bakımı için
özel adamlar görevlendirmiş.
Vezirine de “Bu atıma hiçbir şey
olmayacak. O kadar iyi bakacaksınız ki asla ölmeyecek. Şaşar yanılır da biriniz
bana öldüğünü söylerse bilsin ki onun da kellesi gider.” demiş.
Başta vezir olmak üzere herkes atın sağlığıyla
yakından ilgilenir olmuş.
Aradan yıllar geçmiş. Her canlı gibi at da
hastalanmış. Ne yaptılarsa hayvanı iyileştirememişler ve hayvan ölmüş.
Vezir durumu krala nasıl bildireceğini
düşünmeye başlamış. Krala atınız öldü dese, vezir kellesinin
gideceğini biliyor. Söylemese kral atım nerde derse ne yapacak. Vezir düşünmüş,
taşınmış, sormuş, soruşturmuş. Sonunda atının öldüğünü krala haber vermeye
karar vermiş.
Kralın huzuruna çıkmış. Kralla aralarında
şöyle bir konuşma geçmiş:
—Kralım sizin atınız var ya
-Eee var.
—Sizin atınız ahırda yere yattı.
—Tabi ki ahırda yatacak. Bunda ne var?
—At ayaklarını uzattı ama toplamıyor.
-Canı istediğinde toplar vezir.
—Gözlerini kapattı ama açmıyor.
—Olsun belki uykudadır. Uyanınca açar.
—Hiç nefes de almıyor.
-Desene vezir, bizim at ölmüş.
-Haşa kralım! Ben öyle bir şey demedim. Siz dediniz.
Der ve kralın gazabından kurtulmuş olur.
Bildiğiniz bir hikayeyi anlattım. Kıssadan hisse çıkarmak istersek, etkili
ve yetkili makam sahiplerinin hoşuna gitmeyen bir haberi vermek için onun gazabından
korkarız endişesiyle olumsuzlukları gizlemenin alemi yok. Bunu bir şekilde bu makam
sahiplerine duyurmak gerek. Güzel bir üslup birçok şeyi çözer. Nitekim vezir ilmi
siyaseti bilen biri imiş. Kendi usulünce gazaba uğramadan çözmüş.
Burada “Her doğru her yerde söylenmez” sözüne gelmek istiyorum. Bu söz de geçen gün bana söylendi bir yerde. “Yazdığın
doğru. Ama bu yazılamaz. Bunun için bedel gerek. Bu bedele de herkes gelemez. Ama
her doğru her yerde söylenmez” dedi. İyi de kim söyleyecek dedim. Kimse dedi.
Tamam, her doğru her yerde söylenmesin. Adamın anası, babası ölmüştür. Zamanlama
ve ortam gözetilmeli. Kişinin bir yanlışı olur. Bu yanlış ulu orta düzeltilmez ve
doğru budur denmez. Kimsenin olmadığı bir ortamda bu yanlış söylenmeli.
Yine bir kimse, geçmişte bir yanlışa imza atmış, suç işlemiş. Bu suçundan
dolayı pişmanlık duymuş ve hatırlatılmasından da mahcubiyet duyuyor. Bu kimsenin
suçunu da ifşa etmenin bir gereği yok.
Ama kişinin suçları katlanmış, yaptığı yanlışlar başkalarına da zarar veriyor, sürekli U dönüşü yapıyor, dünkü ayıpladıklarına bugün imzasını atıyor. Tüm bunlar sağır sultan tarafından da duyulmuş. Kısaca herkesin bildiği, umuma mal olmuş şeyleri gizlemenin bir anlamı yok. Böylelerine sessiz kalındıkça her yaptığını doğru biliyor. Buna da mı bir şey söylenmeyecek ve etrafta dillendirilmeyecek? Burada suç ortağı olmamak için her doğru her yerde söylenmez sözünü askıya alıp gerçeği haykırmak gerek. Haydi haykırma da olmasın. Vezirin izlediği yol ve yöntem gibi bir yol izlenerek bu doğrular bir şekilde söylenmelidir.