16 Mart 2025 Pazar
Bir Bankadan Öte Her Şey (2)
14 Mart 2025 Cuma
Pide Kuyruğunda Bir Beyefendi
Bir Sorumsuzluk Örneği
12 Mart 2025 Çarşamba
Bebek Katilinden, Kurucu Öndere
8 Mart 2025 Cumartesi
Keşke Her Ay Şubat Gibi Kısa Çekse!
Aşağıdaki yazıyı 08.03.2022 yılında sosyal medyada paylaşmışım. Yazı, senesinde önüme düşünce, bloğumda yerini alsın istedim:
Yorgun argın işten geldim. Gözüme doğal gaz faturası ilişti.
Oyalanmadan miktarına baktım. 710 lira okudum.
Yanlış görmüş olabilirim diye bir daha baktım.
Bedelden emin olunca içimi bir sevinç kapladı. Çünkü beklediğimden ve geçen aydan düşüktü miktar.
Bir düşüncedir aldı beni.
Acaba neden düşük geldi?
1. Bu ay acaba tasarruf etmiş olabilir miyiz dedim. Mümkün değil. Zira itibarımdan ne ödün veririm ne de tasarruf ederim.
2. Cemre bereketi olabilir mi dedim. Değil. Çünkü cemreler de bereketli geçen kıştan yana tavır aldı.
3. Acaba devlet yüzde 18 olan KDV'yi bana söylemeden sıfırlayarak sürpriz yapmış olabilir mi dedim. İhbarnameye yeniden baktım. Gazı bedava veririm ama yüzde 18'den vazgeçmem dercesine KDV oranı yine 18 idi.
4. Kombi bana acıyıp insafa geldi de yavaş mı döndü bu ay diye hiç düşünmedim. Zira insanda kalmayan insaf kombide niye olsun dedim.
5. Tüm bunlar değilse o zaman ne derken, aklıma acaba Enerya ayı doldurmadan bu ay erken mi okudu dedim ve jeton düştü. Tabi ya. Bu ay şubat ayıydı ve şubat 28 çekmişti.
Hasılı, doğal gazın bu ay beklediğimden düşük gelmesi, şubat ayından kaynaklı olduğunu sonunda buldum. Ama bu buluş, yorgunluğumun üzerine beni daha yordu. Çünkü zihin yorgunluğu beden yorgunluğundan daha ağırdır. Ama tüm yorgunluk böyle olsun ve keşke her ay şubat gibi az çeksin. Ben yorulmaya razıyım dedim. 08.03.2022
Not: Bu yazının üzerinden üç yıl geçmiş. Doğru dürüst görmediğimiz kışın doğal gaz faturası 3000-3500 TL dolaylarında. Nereden baksak, beş katı artmış doğal gaz masrafı. Bu miktarın içinde mutfak ve sıcak su faturası dahil değil.
Hep Bir B Planı Olmalı İnsanın
İki sene önce yeni bir eve taşındım. Dış kapı girişimiz şifreli. Kapıyı açmak için anahtara da gerek yok. Şifreyi girince kapı açılıyor.
Böyle bir teknoloji varsa ne gerek vardı dış kapı anahtarını cepte taşımaya. Yok yere cepte kalabalık yapıyor aynı zamanda. Ağırlığından cebini delmesi de cabası.
Bir de elini cebine atacaksın. Anahtarı bulacaksın. Anahtar deliğine anahtarı girdirmek için eğileceksin. Deliği bulacaksın. Uzun iş.
Havası da bir başka oluyor şifre ile açınca.
Bu durumda anahtara gerek yok. Attım evin zula bir yerine dış kapı anahtarını. Sadece iç kapıyı açmak için tek anahtarı koydum cebime.
Bir ara şifreyle açmak, iyi, hoş, güzel. Havası da bir başka ama ya bir gün elektrikler kesilirse ne olacak. Mutlaka bir B planım olmalı dedim. İşte o zaman dışarıda kalırım. Bu durumda nasılsa elimizde cep telefonu var. Evde olan birine telefon açıp kapıyı açtırırım dedim. Ardından ya evde kimse yoksa dedim. O zaman komşulardan birinin gelip girmesini beklerim. Nasılsa giren çıkan eksik olmaz.
Ardı arkasına aklıma gelen sorulara kendimce bir B planı bulup rahatladım. Dışarıda kalacak değilim ya. Bir şekilde girerim eve. Bu kadar ince düşünmeye gerek yok dedim. Dedim ama ya her zaman girip çıkan komşulardan biri gelmezse bu durumda ne yapacağım dedim. Ardından aman neyse ne. Bu kadar ince düşünmek akla ziyan. Bu cep telefonu nelere kadir dedim.
Herhangi bir tedbir almadan şifre ile eve girmeye devam ettim. Şifrenin kolaylığını gördükçe ha şu iç kapıdan da şifreli girsem, yok mu böyle bir teknoloji dedim ara ara.
Gel zaman git zaman okuldan çıkıp eve doğru adımlamaya başladım. Yolda yürürken akşamdan şarj ettiğim telefon “şarjın yirmiye düştü” uyarısı verdi. Hem yürüyeyim hem de kısa videolar dinleyeyim istedim. Dakikada bir şarj gitse yirmi dakikada eve varırım dedim.
Video dinleye dinleye eve yaklaşırken şarjın on kaldı, beş kaldı uyarılarına kulak asmadım. Nasılsa iki, üç dakikalık mesafem kalmıştı.
Maalesef bu hesabım tutmadı. Eve gelmeden telefonum kapandı.
Derken sitenin kapısına geldim. Şifreyi girdim. İşe yaramadı. Çünkü elektrikler kesikmiş.
Telefona davrandım. Şarjımın bittiği aklıma geldi.
Komşulardan girip çıkan olur diye beklemeye koyuldum. Dakikalarca bekledim. Ne içeriden çıkan oldu ne de dışarıdan giren. Bizim han kapısı oldu ıpıssız bir yer.
Sokağa çıkıp kenarda beklemeye başladım. Nafile.
Bahçeye dolaştım. Evdekilere duyurmak için cama taş atayım diye. Taş da bulamadım. Bulsam da attığım taşın camı kırma ihtimali yüksekti. Zira bu konuda kendime ve bileğimin gücüne güveniyorum. Sonra da kış günü camcı ara artık.
Sokak da ıssızdı hiç olmadığı kadar.
Az sonra bir kız çocuğu geldi yan bloka. Onun da anahtarı yokmuş. Giremedi evine. Evde kimse de yokmuş. Telefonla ailesini arayınca bundan haberim oldu. Karşı komşu ile konuşurken "Annemgil geliyormuş bereket" dedi.
Kızım, şu telefonla evi bir arasam diye içimden geçirdim. İyi de kızımızı tanımıyorum. Haliyle cesaret edemedim.
8 saat dersin ardından üzerime yorgunluk da çökmeye başladı.
Sonunda ilk defa gördüğüm komşu kızından yardım istemeye karar verdim. Ne de olsa halden anlardı. Çünkü o da benim gibi eşekten düşmüş biri idi.
Kızım, telefonumun şarjı bitti. Telefonundan eşimi arayabilir miyim dedim. "Tabi amca, buyur" diyerek telefonunu uzattı. Ben numara söyleyeyim de siz yazın dedim. Söylediğim rakamları yazıp telefonu uzattı. Eşimle görüşüp teşekkür edip kusura bakmayın dedim. Sağ olsun, est. amca dedi.
Hasılı, komşu komşunun külüne muhtaç misali, komşu kızı sayesinde dış kapıyı açtırdım. O sevap kazanırken ben de muradıma erdim.
Bir daha mı, eve girmeden şarjımı yolda bonkörce harcamayacağım.
Koyduğum zula yer aklıma gelirse ilk işim dış kapının anahtarını da iç kapı anahtarının yanına ekleyeceğim. Varsın cebimde ağırlık yapsın. Böylesi günlerde dışarıda kalmaktan iyidir.
Bu arada benim şifre ile girme havam da sönüverdi. Çünkü bu hava elektrik var olduğu müddetçe geçerliymiş.
Siz siz olun, eğer dış kapınız şifre ile açılıyorsa pek güvenmeyin. Yanınıza mutlaka anahtarını da alın ki bu B planı sizi dışarıda bırakmasın.
5 Mart 2025 Çarşamba
Azrail Buralarda Dolaşıyor
3 Mart 2025 Pazartesi
Dilencinin Böylesi
2 Mart 2025 Pazar
Kulağıma Küpe Olsun!
25 Şubat 2025 Salı
Panjurun mu Var, Derdin Var
Tüm mesele evin pencerelerini panjur yaptırmaktan ibaret değil. Çünkü kullanmaya bağlı olarak panjurun ipi zamanla deforme olabiliyor, makarnanın ipi kopma noktasına gelebiliyor.
Mutfağın ve diğer bir odanın makara ipi koptu kopacak.
Koparsa işimiz var. Başımıza daha büyük iş açacağız demektir.
İyi de kime yaptıracağız bu panjur işini. Tanıdığımız bir panjurcu da yok. Birkaç arkadaşa sordum, tanıdık panjurcu var mı diye. Hiçbiri yardımcı olmadı bana. Öyle ya evinde panjuru olmayanın tanıdık panjurcusu olur muydu hiç.
Sadece bir esnaf, senin akraban falan bu işi yapıyor. Sağda solda başkasını niye aran. Numarası yoksa al vereyim dedi. Kalsın, ihtiyaç olursa isterim dedim. Akrabayı aramadım. Çünkü akraba ile pazarlık yapmazsın. Yap dersin. İş bitince ne vereceğim dediğinde, istediği fiyatı vermek zorundasın. Fiyatı yüksek çekerse işin ucunda akrabadan olmak da vardı.
Oğlanlara sordum. Bereket onların tanıdık panjurcusu varmış. Hele bir tanesinin iki tane birden varmış. Bir diğeri de birine yakın iş yaptırmış.
Büyük oğlan değişecek iki pencerenin panjur makarasının fotoğrafını çekerek WhatsApp aracılığıyla teklif aldı büyük oğlan.
Bir tanesi üç bine, ikincisi iki bine yaparım dedi. Üçüncü telefon açtığı cevap verinceye kadar 2 bin lira teklifi verene gel yap dedim. Sonradan dönüş yapan üçüncüsü bin beş yüz liraya yaparım demiş.
Her üç teklifin verdiği fiyat yüksekti. Çünkü toru topu iki tane pencere panjurunun ipi değişecek. Demek ki bu işin piyasası bu.
Yalnız bir gariplik vardı orta yerde. Çünkü en uygun teklifi verenle en yüksek teklifi veren arasında yüzde yüz fark vardı. Olacak şey değildi. Çünkü fiyat farkı olur da arada bu kadar uçurum olmaz. Öyle görünüyor ki bu işin oturmuş bir piyasası yok. Millet tutturabildiğine fiyat veriyor.
En son 1500 lira fiyatı verenin teklifi en makul olanı. Yalnız 2000 vereni aradığım için sonradan arayıp kalsın diyemedim.
Pazar günü 11.00-11.30 arası anlaştık.
Zamanında gelmedi. Herhalde gelmeyecek. Varsın gelmesin. Ben de en düşük teklifi vereni ararım dedim.
13.00 sularında geliyorum diye telefon açtı. Gelme de diyemedim. Bekliyorum dedim.
İki saate yakın uğraştı usta. Oğluyla geldi. Sadece ip ve makarasının değişmesinden ibaret değilmiş bu iş. Aşağı yukarı panjurun tüm aksamını indirdi. İnce bir iş yaptığı. Ben ve oğlum da destek verdik bu işe.
Eli de yönetmiş ustanın. Ne yaptığını biliyor. Güzelce de yaptı. Ellerine sağlık.
İş bittikten sonra balkon kapısının üst tarafında hafif açıklık vardı. Orayı da gösterdim. Bir çırpıda yaptı.
İşin ardından kapıdan borcumuz var mı dedim. Yok dedi. Anlaştığımız iki bin lirayı takdim ettim. Demlediğim çayın yanına atıştırmalık bir şeyler koydum.
Çayı içip kalktılar.
Seyyar çalışıyormuş. Kartını uzattı. Var bizde dedim. Kartta yazdığına göre anlamadığı yok. Birçok işi yapıyor. Demek ki yetenekli ve eli yönet biri. Bir mesleği olan böyle eli yönet kişilerin piyasadan ekmek yememesi mümkün değil.
Tekrar panjurla gelirsem, cebime sıkışan iki bin lira tamirciye gitti. Nereden bakarsan bir ev temizliği parası. Değişen bu makara ne kadar gidecek, bunu da zaman gösterecek. Yalnız bir makara, üçlü panjuru kaldırmak zorunda olduğu için ip kullana kullana yine deforme olacak. Panjuru yapan usta ben olsaydım, üç panjuru bir makaraya bağlamazdım.
Yazıyı yazarken değişen makaranın fiyatına İnternetten baktım. Beheri 180 lira yazıyor. Tamircinin aldığı 2000 liranın 360 lirası malzeme parası. Gerisi işçilik.Giden iki bin liradan geçtim. Piyasanın oturmamışlığı beni üzdü. Öyle ya fiyat 1500 ila 3000 arası değişiyor. Bu da bizdeki ahlak sorununun derinliğini gösteriyor.
Hasılı panjurun mu var, derdin var vesselam.
24 Şubat 2025 Pazartesi
Mütemadiyen Reisim
23 Şubat 2025 Pazar
Yazılarımdan Kime Ne?
2015 yılından beri bu blogta çalakalem yazmaktayım.
Yazarken; ortam, sessizlik, masa, bilgisayar arayan biri değilim.
Kah otobüs kah dolmuşta giderken kah bir çay ocağında bir başıma çayımı yudumlarken kah evde uzun otururken başlarım yazmaya.
Yazarken de nasıl giriş yapayım, gelişme ve sonuç nasıl olsun diye bir planım olmaz.
Yazacağım konuda görüşümü serdederken sap gibi ortada kalır mıyım demem. İçimden geldiği gibi yazarım. Birileri beni kara listeye alırmış, beni dışlarmış demem. Çok da tın.
Bazen sayfayı doldurmada zorlanırım bazen de yazı uzar gider.
Tüm bunları cep telefonu marifetiyle yaparım.
Hemen hemen her konuda bazı konularda defalarca yazmışlığım ve kendimi tekrar etmişliğim var.
Bu yazımla birlikte 2015 yılının ikinci yarısından itibaren bugüne, 5181 olmuş bloğumda yazdığım yazı.
Bunları ne zaman yazıyorum? Yazı için ayrı bir vakit ayırmıyorum. İstirahat için ayırdığım vakitten feragat ederek yazıyorum.
Görevime de devam ediyorum. Yazı için görevimi aksatmam, ötelemem mümkün değil. Birini yaparken diğerini yıkmam. Her birinin yeri ve zamanı ayrı. Eğer bir tercihte bulunmam gerekirse, önceliğim her daim asli görevimdir. Yazdığım yazılar benim tali görevimdir.
Hem işimi yaparken hem de yazılarımı yazarken eşim ve dostuma da zaman ayırıyorum. Yürüyüşümü de yapıyorum. Evime de zaman ayırıyorum. Ataya da hizmet ediyorum.
Bir günde bazen hiç bazen 1 bazen 2 bazen 3-4-5-6 yazı yazdığım olur. Bir günde yazdığım fazla yazı, o günkü yürüyüşümü biraz engeller. Hepsi bu kadar. Günlük yürüyüşüm de 8-9 bin adımdan aşağı olmaz.
Yazdığım bu yazılardan dolayı herhangi bir ücret kazanmıyorum. Çünkü hobi olarak yapıyorum bunu. Yazdığım yazılardan seçtiklerimi gazete köşesinde yayınlansın diye hatır için gazeteye gönderiyorum.
Üç gün gazeteye gönderdiklerimi, diğer dört günde de blogta seçtiklerimi sosyal medyada ve durumumda paylaşıyorum.
Paylaşımlarımdan bazısı beğeni alırken bazıları almaz.
Paylaşımlarım beğeni alsa da almasa da blogtaki yazılarım okunsa da okunmasa da yazmaya devam ediyorum. Çünkü gündeme dair veya gündem dışı yazdığım bu yazılar içimi döktüğüm sayfalardır.
Yazılarımda mizah, hiciv ve üstü kapalılık eksik olmaz. Hafif hafif dokundururum. Yazılarımın çoğunda anılara yer verir, yazdığım yazıyla bağlantı kurarım.
Dokundurduğum yazılar bazılarının daha doğrusu büyük çoğunluğun pek hoşuna gitmese de yazmaya devam ediyorum.
Zaman zaman bu kadar yazı yazmak yerine, çoluk çocuğuna ve işine zaman ayır diyen de eksik olmaz. Gıyabımda konuşan da oluyormuş. İyi de hiçbirini ihmal etmeden yazmamın ne sakıncası var ne zararı var? Kimsenin vazifesi değil.
Eleştirili yazı yazınca, eline ne geçiyor, bir şeyler değişiyor mu diyen de eksik olmaz. Tek kelimeyle sana ne?
İyi şeyler oluyor, onları da gör ve yaz diyen de eksik olmaz. Akıl vereceğine, onu da sen yaz.
19 Şubat 2025 Çarşamba
Erkeğin Temizliği ile Kadının Temizliği
15 Şubat 2025 Cumartesi
Kabartma Tozunun Başıma Açtığı İş
7 Şubat 2025 Cuma
Namaz ve Mesai
4 Şubat 2025 Salı
Çay Parası
Bakanlık müfettişleri rehberlik ve denetim, inceleme ve soruşturma için gruplar halinde tüm Türkiye’ye dağılırlar.
Ankara’dan bölgelerine gittikleri zaman okulları denetlerler. Bu denetimleri de iki, üç hafta falan sürer.
Konya’nın bir ilçesinin büyük bir beldesindeki endüstri meslek lisesine de denetim için bakanlık müfettişleri gelir.
Müfettişler çalışma odası olarak okul müdürünün odasını kullanırlar.
İncelenecek evrakları okul müdüründen isterler.
Okul müdürü, çay, kahve ne içersiniz diye sorar.
Derler ki “bizim prensibimizdir. Biz teftişe gittiğimiz kurumdan yemeyiz, içmeyiz”.
“Siz bilirsiniz” der okul müdürü.
Onlar hummalı bir şekilde çalışırken, okul müdürü ara sıra hizmetlisinden çay ister ve yanlarında içer.
Bir böyle iki böyle. Müdür içiyor ama kendileri çay içmiyor. Çünkü prensipleri bu.
Yalnız bu okuldaki teftiş bir hafta sürecek. Beş gün boyunca çaysız ne yapacaklar?
İçlerinden bir tanesi, “Müdür bey, çayı kendi başına içiyor. Bize söylemiyor” diyerek okul müdürüne laf dokundurur.Müdür de “Efendim, içmeyiz dediniz. Bu durumda ne yapabilirim, siz söyleyin” şeklinde cevap verir.
“Çay içeriz ama parasını vermek şartıyla” derler.
Okul müdürü de tamam der. Çaylarını söyler. Çayları getiren hizmetliye, “Gidinceye kadar müfettişler istedikçe çay getireceksin. Kaç çay içtiklerini yazacaksın. Giderken içtikleri çayın parasını verecekler. Tamam mı” diye tembihler.
Bu tembihi koridora çıkıp tekrar söyler. Çünkü anlattığına göre hizmetlisinin kafası biraz kalınmış. Bir lafı hadi deyince birden anlamazmış.
Müfettişler denetimi bitirip öğretmenlerle toplantı yaparlar.
Ardından ayrılmak için bahçeye inerler. Okul müdürü de uğurlamak için onlara refakat eder.
Müfettişler arabaya binip tam giderlerken, müfettişlere çay getiren hizmetli, durun diye bağırır ve koşarak yanlarına gelir.
Hizmetlinin koşarak geldiğini gören müfettişler bekler.
Hizmetli, “Hani siz çay parasını vereceğidiniz. Vermeden nere gidiyoruz? Şu kadar çay borcunuz var” der.
Hizmetlinin bu yaptığına hepsi hem güler hem şaşırır. Başmüfettiş hiç bozuntuya vermeden, “Müdür bey, bu hizmetlinin kıymetini bil” der ve çay borçlarını kuruşu kuruşuna ödeyip ayrılırlar.
2 Şubat 2025 Pazar
Nihayet Bana İş Çıktı (3)
F bloğa doğru giderken kemerimi de bir taraftan belime geçirdim. Tam 10.32'de öyle dakik değil, böyle dakik olunur dercesine duruşmanın yapıldığı salonun önüne geldim.
Diğer şahit oradaydı. Maşallah benden dakik. Erkenden gelmiş oraya. Ne de hevesliymiş şahitliğe. Sayesinde, duruşma salonunun hangi blokta, kaçıncı katta ve hangi numaralı salonda olduğunu gelmeden öğrenmiştim. Elimle koyduğum gibi buldum. O olmasaydı, epey bir arayıp soracaktım.
Duruşma salonunun önünde bizden başka birkaç kişi daha vardı. Tanımıyorduk onları. Şahitliğine geldiğimiz kişiler de yoktu. Belki de onları önceki duruşmalara çağırdılar. O zaman ifade verdiler. Bir de şahitleri dinleyelim demiş olmalı hakim.
Avukatlar girip çıkıyordu bol bol salona. Kiminin avukat elbisesi elinde dürülü kimi ise üzerine giymişti. Genelde erkekler giymiş, kadın avukatlar ise ellerinde dürülü girip çıkıyorlar. Bu arada kadın avukatların ökçeli ayakkabılarının altında çakılı olan nal ta ileriden ben geliyorum diyordu. Gözle görülmeyen bir yerden, önce nal sesini duyuyorduk ve az sonra kadın avukat geliyordu. Belli ki kendileri rahatsız olmuyorlar, başkasını rahatsız ediyoruz diye de düşünmüyorlar. Bence rahatsız edici bu tür ayakkabı özellikle avukatlara yasak olmalı.
Diğer şahit, kimler geldi diye ara ara çıkan mübaşire benim de geldiğimi söyleyerek ismimin karşısına artı koydurdu. Ne zaman çağırırsınız diye sordu. Az sonra dedi.
10.33 olan duruşmadaki şahitlik 11.00'de mübaşirin ismimi okumasıyla başladı.
Mübaşir önde ben arkada girdik duruşma salonuna. Kapının girişinde mübaşir geç dedi. İyi de nereye geçecektim. Kapının solunda iki kişinin oturacağı bir yer vardı. Sağda bir avukat oturuyordu. Ortada, önünde bilgisayar olan biri vardı. Galiba zabıt katibi olmalı. Onun önünde iki kişilik bir oturma yeri var. Yukarıda hakim, biraz mesafeli sağında savcı vardı. Olsa olsa şuraya geçmeliyim diye zabıt katibinin önündeki boşluğa yöneldim.
Hayır oraya değil, buraya dedi hakim. Zabıt katibi ile avukatın arasından bir kişinin geçebileceği bir yer varmış. Oradan geçip hakime biraz daha yakınlaştım. Nihayet yerimi buldum.
Ne bilirdim yerimin burası olduğunu? Çünkü ilk şahitliğim.
Hakimi, savcısı, zabıt katibi, avukatı oturuyor. Bense ayaktayım. Zanlı veya sanık olsam gam yemeyeceğim ayakta durmaya. Kendimi sakıncalı piyade gibi gördüm. Halbuki şahidim.
Daha önce mübaşir tarafından alınan kimliğimle kimlik kontrolü yapıldı.
Hakim söylediklerimi tekrarla dedi. "Gördüklerimi doğru söyleyeceğime, namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim" cümlesini söyledi. Ben de tekrarladım.
Namusu anladım da vicdan ne? Ne zamandan beri vicdan üzerine de yemin edilir oldu? Sonra bana niye yemin ettiriliyor? Niye yalan söyleyeyim sonra? Şahitlik yapacak var dendi de ben gönüllü mü oldum?
Ardından kavganın oluşunu, niçin bu olayda bulunduğumuz, kavgada ilk yumruğu atanın kim olduğunu sordu. Öbürü de vurdu mu? Orada bulunan falan falan isimli kişiler de kavgaya karıştı mı? Birbirlerine hakaret ve tehdit yaptılar mı türünden sorular sordu. Bildiklerimi aktardım. Söylediklerimi tekrarlayarak zabıt katibine yazdırdı. "Avukat bey, soracağınız var mı” dedi. O da ”yok” dedi.” Çıkabilirsin” dedi.
Benden sonra diğer şahidi çağırdı. Onun çıkmasını bekledim. O da bir beş dakika kadar içeride durdu. Şahitliğimiz bittikten sonra çıkışa kadar beraber geldik. O yoluna gitti, ben de yoluma.
İlk şahitliğim de olsa artık şahitlikte tecrübe kazandım. Bu tecrübemi de yabana atmayın. En azından duruşma salonunda nerede duracağımı ve nasıl yemin edeceğimi biliyorum. Sizin de şahide ihtiyacınız olursa bilin ki size bir telefon kadar yakınım.
Şahitliğim erken bitti. Dışarı çıktım. Hava da güzeldi. Adliye yakınındaki bir okula giderek müdür ziyareti yaptım. Sonra ver elini çarşı merkezi.
Çarşıda biraz oyalanıp evime geldim.
Az dinlendikten sonra akşam oturması için evden çıktım. Dedim yine yürüyeyim.
Şahitlik işim kısa sürünce kendimi verdim yürümeye.
23 bin adım atmışım o gün.