Eşiyle birlikte ülkemize gelen Almanya Başbakanı’nın arabanın bagajından aldığı valiz ve diğer eşyalarını iki eline alarak taşıdığı görüntüleri hakkında çok yazılıp çizildi.
İki ülke temsilcisinin hangi konuları konuştuğu, ne karar aldıkları, hangi konularda anlaştıkları üzerine de pek konuşulmadı. Çünkü valiz taşıma hepsinin önüne geçti.
Her konuda olduğu gibi valiz taşımada da ikiye bölündük. Mealen yazayım. Bir kesim, “Dünyanın 4. ekonomisine sahip, bütçesi 250 milyar avro fazla veren bir ülkenin başbakanındaki tevazua bakın, bir de bizimkilere. Alman kendisi taşırken, bizimkiler çalışanına taşıtır. Alman istese buraya görevli yığar” demek suretiyle iki ülkeyi kıyaslarken, diğer kesim, “Bu başbakan başka yerde kendi valizini kendi taşımamış. Sadece bizim ülkede bunu yapmış. PR çalışması yapıyor. Aklı sıra bize insanlık ve ahlak dersi veriyor. Alman Başbakan bunu yapacağına Gazze kan ağlarken İsrail’e verdiği desteğe baksın. İsrail’in yanında yer almaktansa valizimi başkasına taşıtmayı yeğlerim. Üstelik bizim ülkenin düşmanları çok. Almanya gibi değiliz. Elbette bizde koruma, görevli vs. olacak, valiz vs. şeyleri başkası taşıyacak” türünden şeyler yazılıp çiziliyor.
Ahmet Hakan Coşkun da bu kervana katılanlardan. Bakın neler yazmış neler... Bazılarını buraya alıyorum:
“Kalbi katillerden yana atan bir başbakandansa... Valizini yanındakilere taşıtan bir başbakanı tercih ederim.
Katledilen çocukları görmezden gelen bir başbakandansa... Altın varaklı koltuklarda oturan bir başbakanı tercih ederim.
Çocuk katilleriyle aynı safta yer alan bir başbakandansa... Konvoyu upuzun olan bir başbakanı tercih ederim. Çünkü insan olmak, valiz taşımaktan bin kat daha önemlidir”.
Yazısından anladığım kadarıyla Ahmet Hakan Coşkun, İsrail’e verdiği destekten dolayı Alman Başbakanı’na insanlık dersi vermiş. Gerekirse lüks içinde yaşanmasını tercih ederim ama Almanya gibi olmayı hiç istemem demiş adeta.
Herkesin görüşü kendisine elbette. Herkes olayları değerlendirirken kendi penceresinden bakar. Yalnız Ahmet Hakan’ın bu noktaya gelmesini ya da evirilmesini garipsediğimi söylemeliyim. Bir zamanların Kanal 7’sinde objektif haber veren Hakan bu noktaya gelmemeliydi dedim. Böyle yazmasında ne sakıncası var diyebiliriz. Bir defa Sayın Coşkun sapla samanı karıştırmış. PR veya rol bile olsa bir güzel bir hareketi perdelemek için başka yollara sapmış. Böyle deneceğine, “Almanya, Gazze konusunda iyi sınav vermedi ama şu valiz taşıma olayı herkese, özellikle bizimkilere örnek olmalı” denebilirdi. Çünkü kötü birinin rol bile olsa iyi hareketi, iyi birinin de kötü hareketi olabilir.
Efendim, Almanya Başbakanı kendini olduğundan farklı gösteriyor. Normalde böyle değil denebilir. Velev ki rol olsun. Hareket güzel mi, değil mi, örnek bir hareket mi, değil mi, ona bakmak gerek. Ki Müslümanlar Safa ile Merve arasında sa’y yaparken hervele yapıldığını iyi bilirler. Kabe’yi ziyaret esnasında Mekkelilerin, ‘Medine’nin havası yaramamış. Müslümanlar bir deri bir kemik kalmış’ söylentisini kırmak için Hz Muhammed’in, ‘Mekkelilerin sizi göreceği şu mevkie gelince kendinizi güçlü göstermek için şöyle yürüyün’ dediğini hepimiz iyi biliyoruz. Bugün böyle bir durum olmamasına rağmen sa’y yapan müminlerin sembolik olarak hervele yaptığı yine hepimizin malumu.
Yazımı çok uzatmadan bu konuya gidecek bir fıkrayı buraya alıyorum. Bu fıkra da başta Ahmet Hakan olmak üzere gerekçe üreten, bahane bulan ve suç bastıran kişilere gelsin.
“ABD’li yetkililer Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) bir ziyaret yapar. Rus yetkililer, misafirlerine gelişmişliklerini göstermek için yaptıkları metroyu gezdirmeye karar verir. “Efendim, metromuz şu kadar saniyeden fazla gecikmez. Zamanında durağına gelir” açıklaması yapar. ABD’li yetkililer metronun gelmesini bekler. Nedense belirtilen süre içinde metro gelmez. ABD’li yetkili, “Efendim, şu kadar saniye gecikti” deyince, Rus yetkili bunun altında kalır mı? “Ama efendim, siz de ülkenizdeki Kızılderilileri öldürdünüz” deyiverir.
Fıkra, tipik bir savunma psikolojisi. Halbuki konu metronun gecikip gecikmemesi. Konuyu Kızılderililere getirmenin ne alemi var değil mi?
Hülasa, doğru bir hareketi yapan düşmanımız da olsa hakkını vermek, yanlış bir hareketi sevip saydığımız dostumuz bile yapsa buna da tepki göstermek erdemlice bir harekettir. Birilerini savunacağım diye sapla samanı karıştırmamak gerek. Çünkü gerçekleri örten, savunma psikolojisinden başka bir şey değildir. Unutmayalım ki bir hareketi tasvip etmek o kişinin her yaptığını meşru ve mubah görmek anlamına gelmez. Aynı şekilde sevdiklerimizin bir hareketini eleştirmek ondan nefret ettiğimiz anlamına gelmez. Kısaca, kişileri değil, hareketleri örnek alalım ve tasvip edelim.