Turhan Çömez bir TV konuşmasında şunları söyledi: "Bir kadın geldi muayeneye. Daha önce ameliyat olmak için Fransa'ya gidip ameliyat olmuş. Doktoru pek beğenmediği için kontrol için Turhan Çömez'e gelmiş. Çömez kadına 'beni nereden duydun? Fransız doktora güvenmezken bana niçin güveniyorsun' diye sormuş. Kadın, 'Sana değil, devletimin sistemine güveniyorum' demiş."
Uzun süre İngiltere'de doktorluk yapan Sayın Çömez'in bu anlattığı beni çok etkiledi. Özellikle ”Devletimin sistemine güveniyorum" cümlesi.
Bu cümlenin üzerine düşünmek ve konuşmak lazım. İngiliz kadındaki devletine güven bizde de olsun isterdim.
Buradan 90'lı yıllarda usulsüz geçiş yapan ve ortaya çıkınca iptal edilen 28 fakülte diplomalarına gelmek istiyorum.
Bu diploma iptali devlette sistemin olmadığının bariz bir örneğidir. Maalesef oturmuş bir sistemimiz yok. Kişiler hata yapabilir, yanlış yola girebilir, alavere dalavere ile işini çıkarmak isteyebilir. Hak etmediği halde araya birilerini koyarak, para vererek yatay geçiş yapmak isteyebilir. Tüm bunlar devletin sistemine takılması lazım.
Devletin sistemi de oturmuş kurumlarıyla yürür. Bu usulsüz başvuru yapanlardan ziyade en eski köklü üniversitemiz böyle bir usulsüzlüğü nasıl yapar? O kadar kişinin yani bir komisyonun önünden geçiyor evraklar. Haydi diyelim ki evrakta sahtecilik yapılsa gözlerinden kaçabilir. Burada böyle bir durum da yok. Çünkü devletin denklik vermediği bir üniversiteden geçiş yapmak için müracaat var. Komisyon başvuruyu görür görmez, "Başvuru yaptığınız üniversitenin denkliği yok. Bu yüzden başvurunuz reddedilmiştir" demeliydi. Ama görünen o ki insanımızdaki kokuşmuşluk ve çürümüşlük maalesef kurumlarımıza da sirayet etmiş. Köklü üniversitemiz bu bariz yanlışı yaparsa diğer yeni üniversitelere ne diyebiliriz?
Bir diğer husus, bu tür usulsüz geçişin olduğu 35 yıl sonra ortaya çıkarılması da vahim bir tablo ile karşı karşıya olduğumuzun göstergesi. Hak edilmeyen bir geçişin hatası 35 yıl sonra ortaya çıkarılmamalıydı. Bu kişiler geçiş yaptıkları fakülteyi bitirmeden pardon deyip geldikleri üniversiteye gönderilmeliydiler.
35 yıl sonra gelen adalet, gecikmiş adalet, adalet değildir sözü gereği adalet olmasa gerek.
35 yıl önce yapılan bu yanlışa zamanında dur denmediği için insanlar üzerini okumak suretiyle akademisyen olmuş. Ondan sonra da pardon deyip diploma iptaline gidiyoruz. Bu durumda lise mezunu birisi profesör unvanıyla öğrenci yetiştirmiş. Görünen o ki telafisi mümkün olmayan hata ve yanlışlar içerisindeyiz.
Başka ülkelerde bunun örneği var mı bilmiyorum ama bizim ülkede böyle şeylerin olması bana hiç garip gelmiyor. Çünkü oturmuş bir sistemimiz yok. Vatandaş tencere ise kurumlarımız da kapak mesabesinde.
Şikayet üzerine bu diplomalar iptal edildi. Şikayet olmasa yapanın yanına kâr kalacaktı. Belki de bu diplomalar buz dağının daha görünen kısmıdır. Araştırılsa ne usulsüzlüklerimiz ortaya çıkar.
Usulsüz yatay geçişe müracaat edenler bir hatalı ise bunların usulsüz başvurusuna kılıf uyduran fakülte yönetimi iki suçludur ve bunun affı yoktur. Ceza verilecekse, bir bedel ödetilecekse bu usulsüz geçişe imza koyanlar cezalandırılmalı bence.
Mevzuatı bilmiyorum ama diploma iptalinden ziyade başka müeyyide uygulanabilirdi. Çünkü adı geçen yani usulsüz geçiş yapanlar geldikleri bölümü okumuşlar. Okuyan, sınıf geçen ve diploma almaya hak kazananların diplomalarının iptali yoluna gidilmemeliydi. Ha bu kişiler hiç okumadan sahte diploma alırlar, o zaman iptale kimse bir şey diyemez. Çünkü bu şekil iptal telafisi mümkün olmayan yaralar açar. Bu durumda akademik unvanıyla binlerce mezun veren akademisyenin okuttuğu öğrencilerin aldığı bu ders de su götürür.
Velhasılıkelam bu ülkenin adam olması, düzelmesi, telafisi mümkün olmayan hatalar yapmaması, devletin ve kurumlarının güven veren oturmuş bir sistemine sahip olmasından geçer. Öyle ya bizim İngiliz kadından neyimiz eksik. Niye biz de göğsümüzü gere gere "Devletimin sistemine güveniyorum" noktasına gelmeyelim.