29 Kasım 2025 Cumartesi

Bazılarının Adı Nemîm-e Olmalıydı

Birinin ardından hoşuna gitmeyecek şeyleri gıyabında konuşmaya gıybet/dedikodu dendiğini biliyoruz.

Normal şartlarda kimsenin gıyabında konuşmamak hem dini hem ahlaki hem etik hem toplumsal bir vecibe olmasına rağmen belki de hem ruhen hem bedenen hem de zihnen boş olduğumuzdan olsa gerek, kişilerin arkasından ileri geri konuştuğumuz oluyor. Bu durum, "Ölmüş kardeşinin etini yemek" olarak kabul edilmesine rağmen maalesef zaman zaman gıybet yaptığımız olur.

Normal şartlarda hayatını dolu dolu yaşayan, hayatı planlı olan, çalışmak ve üretmek dışında bir meşgalesi olmayan, zihnini faydalı şeylerle dolduran insanların dedikodu yapması mümkün değil.

Buna rağmen bazen alınıp kırıldığımızda ya da bir kişide hoşlanmadığımız bir davranışı gördüğümüzde, o kişiler hakkında dedikodu yaptığımız olur. Aslında bir kişinin beğenmediğimiz bir hareketini "dost yüze söyler" deyip onunla birebir konuşmak gerekirken, alınıp kırılır düşüncesiyle veya medeni cesaretimizi toparlayıp bunu ona açmaya cesaret edemediğimizden dolayı içimizde tuttuğumuzu bir başkasıyla paylaşmak durumunda kalabiliyoruz. Sebep ve neden her ne olursa olsun, bir ortamda üçüncü şahıslar aleyhine konuşmayan kişileri burada antrparantez tebrik etmek isterim. Bu tipler kişiliği oturmuş kişilerdir. Ne yazık ki sayıları bir elin beş parmağını geçmez.

Ha bu demek değildir ki kimsenin gıybetini yapmayacağız. Toplum, amme ve kamuya mal olmuş kişilerin ardından konuşmada bir sakınca yok. Çünkü yapılanlar herkesin malumu.

Zararından başkasını korumak amacıyla üçüncü şahsın ardından konuşmada da sakınca yok. Mesela kişi borcuna sadık değilse, "Eli biraz ağır" demek gibi ya da laf taşıma özelliği varsa, "Yanında konuşurken dikkatli olmak gerek" gibi.

İlla olumsuz bir davranışı konuşmak istiyorsak, kişilerin ismine yer vermeden pekala bir konuyu konuşabiliriz. Burada da amaç bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek olur. Ki bu verdiğim üç örnek gıybet kapsamına girmez.

Daha önce dedikodu üzerine, "Dedikodudan Kurtulmanın Yolu" başlığıyla bir yazı kaleme almıştım. Niyetim dedikodudan bahsetmek değildi. Sadece bir giriş yapıp laf taşımaya geçecektim. Girince çıkamadım gördüğünüz gibi. Gıybetini böyle bir yönü de var. Gıybet yapmaya başlayınca arkası geliyor zaten.

Laf taşıma, laf getirip götürme, koğuculuk, nemmamlık, adına ne dersek diyelim. Bu da gıybetin bir parçası. Daha doğrusu tamamlayıcısı. Dedikoduyu Arap saçına döndürmek, meseleyi problem haline dönüştürmekten ibarettir. Kırgınlıklara sebebiyet vermektir. İki kişi arasına kara kedilerin girmesi ya da girdirmek demektir.

Bir yerde dedikodu varsa ne kadar aramızda kalsın, duyulmasın desen de bir şekilde duyulur ya da duyurulur. Yerin kulağı vardır sözü gereği konuşulan nahoş şey bir şekilde üçüncü şahsın kulağına gidiyor. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını. Çünkü beraberinde kırgınlıklar ortaya çıkıyor. Bu durumda niçin dedikodu yaptım diye kendimizi sorgulayacağımıza, laf taşıyana gönül koyuyoruz.

Laf taşıyan illa birlikte gıybet yaptığın kişi olmayabilir. Normal şartlarda konuşulan, konuşulduğu yerde kalması gerekirken bu laf o şahsın kulağına gidecek şekilde bu lafı taşıyan ya sensin ya da yanındaki kişidir veya bir başkasına bahsedersin. O da gidip esas muhatabına söyler. Söylerken de benden duymuş olma da diye başlanır. Hatta aman duyulmasın, bu burada kalsın denir ama nedense kalmıyor. İçimizdeki laf taşıma hastalığı yemeyip içmeyip yetiştiriyor.

Aslında senin yanında birinin aleyhinde konuşan, başkasından laf getiren aynı zamanda senden de başkasına götürür. Çünkü bu bir meslektir. O kişi mesleğinin gereğini yapacaktır.

Taşınan laf olduğu gibi de aktarılmıyor. Ya kendi anladığı şekilde aktarılıyor ya da yanına doğru ya da yanlış ilaveler de yapılıyor.

Hasılı gıybet kötüdür, nemmamcılık ise daha kötüdür. Yapılan gıybet veya duyduğu gıybeti başkasına aktarmak kadar kötü bir şey yoktur. Çünkü kişinin her duyduğunu aktarması o kişiye günah olarak yeter de artar bile.

Bu laf taşıma aynı zamanda bir kişilik bozukluğudur. Zamanla edinilen bu huy kolay kolay çıkmaz. Ancak can çıkınca huy da çıkar. İşin garibi her laf taşıyan ölünce bu huy kendisiyle gitmiyor. Bu mesleği babadan tevarüs eden bir şey gibi bir başkasına bulaştırarak gidiyor. Bayrağı başkası devralıyor. Kısaca nemmamcılık ardından gelen tarafından devam ettiriliyor. Kimin laf taşıma huyu olduğu da pek bilinmiyor. Hiç ummadığın bu lafı taşıyabiliyor ya da ağzından kaçırıyor. En iyisi laf taşıyan nemmamcılara erkekse nemîm, kadınsa nemîme adını koymak gerekir. Böylece ismi nemîm ve nemîme olanların yanında insan kendine çekidüzen verir.

İşin latifesi bir tarafa. Ne gıybet yapalım ne laf taşıyalım ne ismimiz nemîm ve nemîme olsun. Bir mecliste yapılan konuşma meclis içinde kalsın. Söz dönüp dolaşıp meclis dışındakilere gelmesin. Tam nokta koyayım derken, "sözüm meclisten dışarı" deyimine takıldım. Acaba tüm dedikodu ve laf taşımanın kökeninde bu deyim yatıyor olabilir mi? Eğer böyleyse toplum olarak biz bu kötü huylara teşneyiz vesselam.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder