Ayağa
kalktığım zaman sendeledim. Bir an dengemi sağlayamadım. Ne oluyor derken
ayaklarımın karıncalandığını anladım. Bir iki adım atıp durdum. Dururken de
dengeyi sağlamakta zorlandım. Ayaklarımın uyuşukluğu ayakkabılarımı alıp dışarı
çıkıncaya kadar sürdü.
Böylesi
uyuşukluk yer sofrasında yemek yediğim zaman olurdu. Normal şartlarda ve kendi
ev ahalisinin olduğu zamanlarda ayağım karıncalanmaz. Çünkü canı tez biriyim.
Sindire sindire yemem. Hızlıca yemeğimi yer, kalkarım. Ayağımın karıncalanması
yemek çeşidinin bol ve başka misafirlerin olduğu yer sofrasında uzun süre
durduğum zaman olur.
Demek
ki bayram namazı ve hutbesinin ardından yapılan dua epey uzun sürmüş olmalı ki
ayaklarım karıncalanmış.
Dualarımız
ayakları uyuşturacak şekilde niçin uzar oldu?
Eskiden
dualarımız Arapça idi. İmam dua eder. Anlamını bilmeden hep beraber amin
derdik.
Bazıları
Allah Türkçe bilmiyor mu, duayı niye Türkçe yapmıyoruz derdi ama bu isteğe pek
kulak verilmezdi.
Son
yıllarda Türkçe dua isteyenlerin talebine de cevap verilmeye başlandı.
Talebimiz nihayet karşılık buldu diye herhalde sevinmiştir dua edenler.
Yalnız
bir sorun var. Duaların süresi uzadı. Neredeyse iki katına çıktı. Çünkü yarı
Arapça yarı Türkçe dua edilir oldu. Haliyle yapılan dualar ve aminler de bitmediği
için ayaklar da uyuşur oldu.
Niçin
yarı Arapça yarı Türkçe yapar olduk? Toplumun yarısı Türkçe bilmeyen Arap
yarısı da Türk olsa dersin ki Arap Türkçeden, Türk de Arapçadan anlamaz. En
iyisi her iki taraf da anlasın diye yarı Arapça yarı Türkçe yaparsın. Ama böyle
bir ortam olmamasına rağmen hem Arapça hem Türkçe dualar son yıllarda revaç
bulmaya başladı.
Dualarımız
hepten Türkçe yapılamaz mı? Bunun dini bir engeli var mı? Yok. O zaman ne diye
karışık yapar olduk? Herhalde Arapça dua görevlilerin kolayına gidiyor olmalı.
Çünkü Arapça dua ezberledin mi dua yapmaya başlayınca arkası geliyor. Türkçe
dua öyle mi? Bunun için emek sarf etmek gerekiyor.
Kısaca
hem uzamaması hem de herkesin anlaması için duaları Türkçe yapmak çok yerinde
olur. Uzatmak aynı zamanda ayakların karıncalanmasına da sebebiyet veriyor. Duayı
kısa tutmak ayakların uyuşmasının da önüne geçecektir.
Konu
duadan açılmışken Türkçe dua yaparken bir hususa daha değinmek istiyorum. Son bir
yıldır hutbede Gazze, hutbeyi bitirirken Gazze için dua, dualarımızda Gazze, vaazlarımızda
yine Gazze vurgusu çok dikkat çekiyor. Bu da ister istemez dikkat çekiyor. Bu kadarı
fazla diye düşünüyorum. Yerinde ve kıvamında yeterince Gazze’yi dillendirmek yeterli.
Unutmayalım ki Allah kalbimizde taşıdıklarımızı da dışa vurduklarımızı da bilir
ve duyar. Gazze için serzenişimizden, onları dert edindiğimizden de haberdar olur.
Çok ısrar bezdirir. Ayrıca çok dua ettik. Artık duaya biraz da icraat eklemek lazım.
Bazı ürünlerde İsrail’e kısıtlama getirilmesi gecikilmiş de olsa yerinde bir karar.
Başka caydırıcı kararların da arkasından gelmesi lazım. Bir de ikili oynamadan samimiyet
gerek. Değilse salt dua edersek Allah demez mi, iyi de kullarım. Hep benden bekliyorsunuz.
Siz hiç elinizi oynatmıyorsunuz. Üstelik ticarete de devam ediyorsunuz. Bu ne yaman
çelişki demez mi?
7
Ekimden bu yana duaların yanında vatandaş İsrail ürünlerini protesto ederken ihracatçılarımız
ve yetkililerimiz de İsrail’e ticari boykot uygulasaydı duadan daha etkili olmaz
mıydı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder