Üç ay sonra -yapılırsa- üniversite sınavına girecek, dört ay sonra da 19'una basacak tekne kazıntısı bir oğlan var evde. 12 Marttan beri eve bir attı kendini. İçeriden dışarıya çıkarabilene aşk olsun.
1.5 aydır dışarıyı unuttu, dört duvar arasında yaşıyor. İçinden gelirse ders çalışacak, gelmiyorsa oturup kalkacak, yatıp uyuyacak. Başkası gibi evde kalmaktan sıkılmıyor da. Eve ekmek lazım mı, alışveriş yapılacak mı derdi de yok. Varsa da nasılsa babası alıp gelecek. Zira oğlana göre bu görev, dışarı çıkmasında bir engeli olmayan babasına ait. Zira kendisi yasaklı.
Yavrum! Ekmek almaya gittiğimde çok sayıda çocuk ve gençleri görüyorum, burası çarşı değil, mahalle arası. Hem senin için de bir değişiklik olur, gözün gönlün açılır, haydi bir ekmek al gel dediğimde "Olmaz baba! Biliyorsun bana yasak var. Başkası uymasa da ben devletin koyduğu kural ve yasaklara uyan biriyim" cevabı alıyorum. Ben de "Oğlum, öyle zannediyorum, kurallara uyan tek vatandaş ve tek aile biziz galiba" diyorum. Baktım olmayacak. Tıpış tıpış ekmek almaya gidiyorum. O da lutfedip sofraya oturuyor. Kızamıyorum. Çünkü onu bu anlayışa sevk eden de devletin ta kendisi. Yani arkası sağlam. Anlayacağınız oyun içinde oyun var: Babası getirecek, o ekmek elden su gölden deyip yiyecek.
Eskiden okul dönüşü ekmek lazım mı diye bazen telefon açar, lazım dersek alır gelirdi. Bazen de evde vardır deyip eve kendini atardı. İş başa düşüp ekmek almaya yine ben giderdim, kısmen de o. Bazen de telefon açmadan nasılsa evde ekmek yoktur deyip üzerine vazife bilir, ekmek alır, aldığı ekmek benim aldığım ekmeğin üzerine katmerli olurdu. Son sınıf olduktan sonra kurstan geç geldiği için ekmek de almaz olmuştu. Hele bu ortam oluşunca ekmek diye bir derdi hiç kalmadı. Endişem, bu olağanüstü durum kalkınca "Oğlum, koş bir ekmek al gel" desem, "O da ne" diyecek olmasıdır.
Neyse tek derdim, ekmeğin alınacak olması olsun. Devlet bana bu görevi vermişse, daha maskem gelmedi demem, boynumun borcu bilir, çocuğum için -dökülen- saçlarımı süpürge eder, homurdana homurdana ekmek almaya giderim. Beni endişelendiren başka vahim bir durumun ortaya çıkma ihtimali.
Şimdi bu çocuk...Bakmayın siz benim çocuk dediğime. Kazık kadar maşallah! O, bu halinden memnun olsa da evde kala kala evden kalıp gitmesinden endişe ediyorum. Yarın evlilik zamanı evlendirmeye kalksam, gelin adayını benim bulmam gerekecek. Çünkü dışarıyı unuttu. Gidin siz bakın, bulun birini diyecek. O kadar da olmaz demeyin. Devletle bir olup "Alavere dalavere, Kürt Memet nöbete" misali, babasına ekmek aldıran bir zihniyet bunu da der. O vakit ben kime gider, kime ne söylerim? Bu asırda görücü usulle kim kızını verir? Müstakbel eş adayı ve ailesi, sizin oğlunuz da mı var? Allah Allah! Biz hiç görmedik de diyebilir. Olmaz olmaz. O kadar da olumsuz düşünme, diyebilirsiniz. Ben başıma geleceği bilirim. Zira evde dura dura evde kalıp giden babamın bir amcası varmış. Ona çekebilir diye endişeleniyorum.
Babamın amcası (Tevfik Amca), Mısır'da eğitimini almış, hafızlığı sağlam, mikrofonun olmadığı zamanlarda okuduğu ezanları komşu köylere duyurmasıyla nam salmış biridir. Evlilik zamanı gelince dedemler, görücü usul ile birine nişan koyarlar. Bizim amca hiç evden çıkmadığı için nişanlısı,nasıl biridir diye merak eder, onu görmek ister ve amcamın oturduğu evin penceresinden evin içine bakar. Nişanlısının kendisine baktığını gören amcam -anlatıldığına göre- "Bu bana baktı" deyip evlenmekten vazgeçer ve hayatının sonuna kadar evlenmez ve evde kalır gider. Güneysınır ve civarının yakinen tanıdığı ve ardından hayırla yadettiği, tanışma imkanı bulamadığım Tevfik Amcamı bu vesileyle anmış oldum. Ona Allah'tan rahmet diliyorum.
Şimdi benim oğlan evde kala kala maazallah evde kalıp gitse burada suçlu kim olur? Devlete, suç senin desem devlet denen tüzel kişilik, burnundan kıl aldırıp suçu üzerine almaz. Sanırım endişemi anlatabildim.
Şimdi benim oğlan evde kala kala maazallah evde kalıp gitse burada suçlu kim olur? Devlete, suç senin desem devlet denen tüzel kişilik, burnundan kıl aldırıp suçu üzerine almaz. Sanırım endişemi anlatabildim.