29 Mart 2024 Cuma

Ülke Yönetimi Benim İşim

Genelde siyasi yazılar yazıyor ve eleştiriyorsun. Anlıyor musun bari?

Eh işte. 

Siyasete gir o zaman. 

Kafama uygun siyasi parti yok. 

Kendin bir parti kur. 

Kurmaya kurarım. 

Ekibin var mı?

Siyasi partiler yasasına göre yeter sayıyı bulurum. 

Ama bu ekip değil ki. 

Ekibe gerek yok. Tek başıma hallederim. Çünkü benim anlamadığım yok.

Başarılı olacağına inanıyor musun?

Elbette. 

Diyelim ki ilk seçiminde iktidara geldin. Ülkeyi yönetebilecek misin?

Çocuk oyuncağı benim için. 

Mesela? 

Enflasyonu hiçbir ülkeye nasip olmayacak şekilde azdırırım. Hayat pahalılığından milletin takati kalmaz. Namusumuz olan TL'yi döviz karşısında pul ederim. Faizi kah indirir kah çıkarırım. Yüzde yüz bile yaparım. İndirirken nassa başvurur. İlgili ayetleri okurum. Hatta ayetlerin irabını bile yaparım. Faizi çıkarırken nassı bir kenara koyarım. Merkez Bankasını boşaltırım. İstediğim ülkeyle bozuşurum. Sonra gider arayı düzeltirim. Dostum olur. Sabahtan akşama konuşurum. Yapmam dediklerimi öyle ikna edici konuşurum ki alkış alırım. Sonra zinhar yapmak dediklerimi yaparım. Yine alkış alırım. Dün dündür siyasetini uygularım. Her seçime giderken seçim ekonomisi uygularım. Tüm kurum ve kurulları kendime bağlarım. Ülkede tek emir veren ben olurum. Buyruğumu veririm, olur biter. Çalışanlarıma istifayı çok görürüm. Çünkü kendime hakaret kabul ederim. Ancak af talebinde bulunabilirler. Ben de affederim. En iyisi görevden almak olur. Hamaset ve sloganı, dini ve milli değerleri hiç ağzımdan düşürmem. Komuta merkezim benden ne istiyorsa lider olarak harfiyen yerine getiririm. Sayayım mı daha?

Bence yeterli.

Şundan emin olabilirsiniz ki bunları ve daha fazlasını emsallerimden iyi yaparım. Yeter ki parti kurayım. Millet beni başa getirsin. Onları analarından doğduğuna bin pişman ederim. Yine de mutluluktan uçarlar. Başımızdan eksik etmesin diye dua ederler. Kısaca maceradan maceraya koşar, her dalda oynarım. Denemesi bedava.

Yani siz ikinci fil olarak piyasaya çıkarım. Başka olmaz diyorsunuz.

Aynen öyle.

Bir Bölen Partiler

Türkiye Süper Liginde 20 kulüp top koştursa da bu lig FB, GS, BJK ve Trabzon için vardır. Bunlar her sezona şampiyon parolasıyla girer. Bursaspor ve Başakspor'un iki istisna dışında bu dört kulüpten biri şampiyon olur. Geriye kalan takımlar ise asansör takım olmamak ve ligde tutunmak için vardır. Yani küme düşmemek için oynar. Ligde kalırsa başarılıdırlar. Şampiyonluk ise bu takımlar için hayaldir. Kısaca bu lig bu dört takımı şampiyon yapmak için vardır. Diğerleri kalabalık etsin ve bu dört kulübü şampiyonluğa götürsün diye vardır.

Ligi alt ve orta sıralarda tamamlayan bu Anadolu takımları, şampiyonluğa oynayan takımlar için meze görevi görür. Büyükler ister deplasman ister klasmanda olsun yenmek zorundadır. Hele şampiyonluk iki büyüğe kalmışsa Anadolu takımlarının bunları mağlup etmesi mucizelere kalır. Kazara yenerlerse yenilen büyük tarafından istenmeyen takım ilan edilir. Maçın hakemine yüklenilir. Bu takımın rakip şampiyonluğa oynayan takımdan para aldığı bile konuşulur. Öyle ya bu kadar oynamaya ve yenmeye ne gerek var? Sanki şampiyonluğa mı oynuyorlar? Bu kadar hırs ve çaba niye, değil mi?

Şampiyonluğa oynayan takım maçı kotaramazsa, maçın hakemi devreye girer. Bir şekilde maçın skoru şampiyon adayının lehine döndürülür. 

Futboldan siyasete gelelim. Ne alaka demeyin. Farklı kulvar olsa da ortak yönleri vardır. Mesela seçime giren bir metre oy pusulasında yer alan partilerden küçük olanları, oy oranı yönünden büyük olan siyasi partileri iktidara taşımak ve mahalli seçimlerde büyüklerin belediye başkan adayını başkan seçtirmek için vardır. Çünkü bu alanda da büyük partilerin tekeli vardır. Onların borusu öter. Onların sesi çok çıkar. Küçük partilerin görevi, onların dümen suyuna girmektir. Nasılsa seçimi kazanamayacaklarına göre büyüklere çalışmak zorundalar. Kazara biz de bir partiyiz. Seçime kendi adayımızla gireceğiz derlerse, aynı seçmen kitlesine hitap eden büyük parti tarafından bu parti tu kaka yapılır ve bir bölen olarak görülür. Küçük olan parti büyüğün şemsiyesi altına girerse o partiden iyisi yoktur. Girmezse çekeceği vardır. Hele bir de seçim kaybedilirse müsebbip de bellidir. Düşman ilan edilir. O yüzden küçük partiler büyüklerin elinde bir mezedir.

Örnek verecek olursak, 80’den önce Adalet Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi biri sağ, diğer sol merkezi temsil eden iki büyük parti idi. Erbakan’ın partisi Milli Selamet Partisi ile Türkeş’in partisi Milliyetçi Hareket Partisi Adalet Partililer için bir bölen idi.

80 sonrası sahnede Özal’ın ANAP’ı vardı. Yeni filizlenmeye başlayan Refah Partisi ANAP’lılar nezdinde bir bölen idi. Çünkü oyu bölünce sola çalışmış oluyordu.

91 yılında barajı aşmak için RP-MÇP ve IDP, RP listelerinden seçime girerek barajı aştı.

90’lı yıllara gelindiğinde bir bölen kabul edilen RP, 94 yılında birçok il belediyesini alarak yerelde iktidar oldu.

94 yılında ise en fazla oyu alarak koalisyonun büyük ortağı oldu.

RP kapatıldı. Yerine kurulan FP bir sonraki genel seçimde tek başına yüzde 15 oy aldı. Sonrasında bu parti de kapatıldı.

Milli Görüş denen bu parti kapatıldıktan sonra parti ikiye bölündü. Bir kısmı Saadet’i, bir kısmı da AK Parti’yi kurdu.

RP ve FP’nde varlık gösteren Milli Görüş partileri SP’de bir varlık gösteremedi. Gittikçe küçüldü.

Bunun yerine aynı seçmen kitlesine hitap eden AK Parti tek başına iktidar oldu, hem de defalarca. Sağın tek başına temsilcisi oldu.

Defalarca seçim kazanıp ülke yöneten bu parti nicedir oy düşüklüğüne rağmen ittifaklarla zirvede kalmayı başardı.

2024 seçimlerinde ise bazı büyükşehirler tehlikeye girince Milli Görüş geleneğini takip eden Yeniden Refah Partisi ittifaka dahil olmayıp her yerde aday gösterince,  AK Partililer tarafından bir bölen olarak lanse edilmeye başlandı.

Görüldüğü gibi siyaset sahnesinde geçmişten günümüze pek bir değişiklik yok. Küçük partiler her daim bir bölen olarak görülecek ve küçüklere hayat hakkı tanınmayacak.

Depreme Hazır Başkan

Başkanlığı kazanmaya çok yakınsınız. Başkan olacağın şehir deprem bölgesi. Depreme dair ne tür hazırlıkların var?

Hiç olmadığı kadar depreme hazır bir belediye başkanı olacağım. 

Mesela neler yapacaksın?

Başkan seçilir seçilmez ilk icraatım kefen ihalesi açmak olacak. 

Ne alaka?

Ne alaka olur mu? Deprem oldu mu insanlar ölecek.

Eee?

Onlara karşı son görevimi yapacağım. 

Yani yaşatmayı değil, öldürmeyi hedefliyorsun.

Hayır efendim. Öldürmek olur mu? Depremde binalar yıkılır, insanlar ölür. Tüm bunlar takdiri ilahi. Bana düşen de öleni İslami usullerle gömmek.

Hayret bir şey. İyi tamam. İhale açtın. Sonra?

En uygun verenden şehrin nüfusu kadar kefen alacağım. 

Başka?

Ölenleri yıkamak için yeterince tanker satın alacağım. 

Tanker?

Deprem olunca alt yapı çökecek. Su ihtiyacını gidermek ve ölenleri yıkamak için tankerlerle çevre illerden su taşıyacağım. 

Başka?

Mevcut din görevlilerinin yanında gönüllülerden oluşan bir cenaze timi oluşturacağım. 

Başka?

Kepçe, greyder, tanker gibi araçlar alacağım. 

Bunlar?

Bunlarla yıkılan binaların molozlarını hızlı bir şekilde boşaltacağım.

Oldu olacak bir de güzel seslilerden, ölenlerin ardından Fatiha okuyacak bir ekip hazır edeceğim. 

Bunlar deprem olduğu anda sela da okusunlar. 

Hay aklınla bin yaşa. Hemen not alayım. 

Başka yapacağın kaldı mı?

Bir de olur ya depremden sağ kurtulan ve binası yıkılmayan olursa, geride kalanlara üç öğün sıcak yemek çıkaracağım. 

Şükür ki sağ kalanları da düşünmüşsün. 

Ben belediye başkanıyım. Her şeyi düşünmek ve planlamak zorundayım. 

Bir öneri de benden. 

Söyle hemen. 

Bir de heykelini şehrin meydanına diktir. 

Yakışır. Heykelimin altına ne yazdırayım?

Şu kadar kişinin katili yazdırabilirsin.

Ama efendim, başka ne yapabilirim ki?

Gördüğüm kadarıyla şehri toprağa gömmek için her şeyi düşünmüşsün. Sakın ola ki bu insanların binaları yıkılmasın, sağlam binalarda otursun, depremde bir kişinin burnu dahi kanamasın diye düşünme. Tüm hesabın insanlar ölsün üzerine olsun. 

Ama ben öyle gördüm.

Doğrudur. Öncekilerin çoğu onca kişiyi mezara gönderdi. Sen de onlardan gördüğünü yapacaksın. İlaveten onlar ölüye son görevinde aciz kaldılar. Sen ise usule uygun defnedeceksin.

Daha ne yapabilirim ki

Allah sizi başımızdan eksik etmesin.

Kararsız Seçmen Profili

Mahalli seçimler geldi çattı. Hala hangi partiye oy vereceğime karar veremedim. Geçmişten günümüze hiç olmadığı kadar kararsızım. Ne dersin?

Oy pusulasında bir metreye yakın partinin adayı var. Gidip birine vereceksin. 

Biliyorum da hangisine vereyim?

O kadar parti var. Her renk ve zihniyete hitap eden. 

Kendi zihniyetime yakın parti seçimi kazanamayacak görünüyor. 

Oy verdiğim parti seçimi kazansın diyorsan, kazanacak adaya vereceksin. 

Ama daha önce verdiğim kredileri hoyratça kullandı. Geldiğimiz nokta malum.

O zaman kredini hoyratça kullanan adayın karşısındaki en güçlü rakibe oyunu vereceksin. 

O adayın partisi berbat. Onların başa gelmesinden korkuyorum. Üstelik inancıma ters. 

O zaman korktuğun adayın karşısındaki rakibe oy ver. Ayrıca oy vermek inanç meselesi değil. 

Dedim ya o da bu korku yüzünden benim oyu çantada keklik görüyor. Nasılsa eli mahkum bana verecek diyor. Şımarıklığı da bundan zaten. 

O zaman seni temsil edeceğine ve başa geldiği zaman en güzel yönetimi göstereceğine inandığın partin varsa ona ver.

Partim var ama kazanamaz. Üstelik aldığı oyla oyları böleceği için inandığıma ters adayın seçimi kazanması durumu söz konusu. Bir de oyum boşa gidecek. 

Oyun niye boşa gitsin. Hiç olmazsa dürüstlüğüne inandığın birine oyun nasip olur. Kazanan adayın yanlışlarından bir sorumluluğun olmaz. 

Ya korktuğum partinin adayı kazanırsa? 

Senin işin zor be kardeş. Sağa koyuyorsun olmuyor, sola koyuyorsun dolmuyor. İki arada bir derede kalmışsın. 

Aynen öyle. Söyle ne yapayım? 

Benim ne dediğim önemli değil. Zira her dediğime lafın var. Tutturmuşsun bir korku. Sen bu korkuyla gidersin. Ve bu korkunun tedavisi yok. Her defasında inandığına değil, korktuğundan hareketle inanmadığına kerhen veriyorsun. Kerhen verdiğin de kendisini fasulyeden nimet sanıyor. Halk bana teveccüh etti diyor. Korktuğun parti ise tuzu kuru. Başkalarına kazandırmak için siyaset yapıyor.

Son sözün? 

Dediklerim senin için bir tercihtir. Vicdanının sesini dinle. Birilerinden korkuyorsan, onlara verme. Birileri yıkıp döktü ise onlara vererek kötü yönetime alet olma. Unutma ki sandığa gitmemek de bir tercihtir ve demokratik bir haktır. 

Ama ya korktuğum gelirse? 

O zaman korkmadığına ver. 

Ama o da enflasyonu azdırdı. Hayat pahalılığı başa bela. Faizi artırdı. 

O zaman enflasyonu daha da azdırsın, hayat pahalılığı çekilmez olsun, faizleri daha da artırsın diye sandığa gidip istikrarı tercih edeceksin. 

Oldu mu ya şimdi? 

Ama sen istedin. 

Bu arada siz nereye vereceksiniz? 

Benim ne partim var ne de görüşüm. Senden de öte kararsızım ve hiçbirinden bir şey beklemiyorum. Çünkü kayıkçı kavgasına karnım tok.

28 Mart 2024 Perşembe

Kur'an Kurslarını Niçin Camilerle Birleştirmiyoruz?

İstanbul'dan sonra en fazla caminin Konya'da olduğu istatistiklerde yer alıyor. İstatistikleri bilmesek bile bir mahallede birbirine yakın camilerden, Konya'da cami bolluğu anlaşılır. Evinden çıkan biri adımla dört bir tarafa gitse aynı mesafede dört cami ile karşılaşması mümkün. Bu camilerin çoğu da büyük cami statüsünde. Minaresi, kubbesi ve genişliği dışarıdan bakışta belli oluyor. Yapılışta hiç masraftan kaçınılmamış. 

Caminin büyüklüğüyle orantılı olacak şekilde cemaati de çok olsa bu kadar büyük camiye ihtiyaç var. Helali hoş olsun, iyi ki yapılmış dersin. Bilinen bir gerçek var ki camilerimiz cemaat yönünden mahzun. Adeta sinek avlıyor. Bu kurumlar  Milli Eğitim Bakanlığında olsa şimdiye kadar çoğu cami kapatılmak suretiyle o caminin cemaati taşıma kapsamına alınırdı. 

Anlatmak istediğim, konuşulmasa da bir cami yapma müsrifliğimiz olduğu açıktır. Cami israfı olunca haliyle o camiye atanan din görevlisi ve o din görevlisine yaptığımız lojman da israf kapsamındadır. Bu kadar cemaate bu büyüklükte bir cami ve görevli/ler yazık gerçekten.

Bir hevesle birkaç kişinin ön ayak olmasıyla cami yapılıp iş bitmiyor. Açık camiler ve Kur'an kurslarının ihtiyaçları için çoğu cumalarda para toplanmaya devam ediyor. Kazara yardım toplanmayan bir hafta olsa o haftayı da caminin imamı sahipleniyor. Bu hafta da kendi camimizin ihtiyaçları için sergi açıyoruz duyurusunu hutbede yapıyor. Belli ki merkezi toplanan cami ve Kur'an kurslarına yardımlardan, yardım toplanan camiye dönüş olmuyor.

Camilerin çokluğu kadar Kur'an kursu fazlalığı da dikkatlerden kaçmıyor. Neredeyse her caminin altı Kur'an kursu. Ayrıca müstakil binalarda öğretim yapılan kurs binaları var. Önce 8 yıl zorunlu ve kesintisiz eğitimin ardından, zorunlu 12 yıl ile birlikte çoğu Kur'an kurslarında ne kadar öğrenci vardır? Bildiğim kadarıyla çoğu kurs sınırlı sayıda her yaştan öğrenciyle öğretime devam ediyor. Her kursta da yeterince kurs öğreticisi görev yapıyor. 

Yine bildiğim kadarıyla Kur'an kurslarının bir ödeneği yok. Halktan ve camilerden toplanan yardımlarla buraların masrafları karşılanmaya çalışılıyor. 

Merak ettiğim, Kur'an Kursları niçin ayrı binalarda? Kur'an eğitimi için niçin camiler düşünülmez? Diyelim ki zamanında ayrı binalar düşünülmüş. Niçin cami altlarındaki kurs öğreticileri o caminin imamı ya da müezzini olmaz? Cami imamları ek ders karşılığında pekala bu kurslarda derse girerek ayrı bir kurs öğreticisine ihtiyaç kalmamış olur. Diyanet İşleri Başkanlığı o caminin imamına ayrıca kurs öğrencisini okutma görevi vermiş olsa bütçeden daha fazla kişiye maaş çıkmamış olur. Kalan maaş da devletin başka hizmetlerinde değerlendirilmiş olur. 

Kısıtlı imkanları verimli kullanmaya bir başka örnek, müstakil kurs binası veya cami altında Kur'an kursu açmak yerine niçin camileri Kur'an kursu olarak kullanmıyoruz? Pekala 9-12 saatleri, öğle-ikindi arası camilerimiz Kur'an kursu olarak değerlendirilebilir. Böyle olduğu takdirde çocuklarımız cami ikliminden uzak kalmamış olur. Cami ile kurs aynı mekanda buluşturulmuş, Allah'ın evinde Kur'an hizmeti verilmiş olur. Kurs öğrencileriyle birlikte camiler öğle ve ikindi vakitlerinde cemaat yönünden bir yoğunluk yaşar. 

Camilerin Kur'an kursu olarak değerlendirilmesinin bir önemli yönü de biliyorsunuz, bu ülkenin kasım-nisan arası soğuk ve serin geçer. Bu aylarda ısınma ihtiyacı baş gösterir. Cami ve kurs mesken birliği ısınma yönünden o muhitin elini rahatlatacaktır. Hem cami hem kursta kaloriferler ayrı ayrı yanacağına tek yerde yani camide kaloriferler yakılmış olur. Sabahtan akşama camide çocuklar eğitim yaptığı için camilerin kaloriferi hep yanacak. Namaz vakitlerinde camilerimiz sıcak olacaktır. Isınma giderini karşılayamadığı için cami cemaati kış mevsiminde ayakkabılıkta namaz kılmak zorunda kalmayacaktır. 

Ne demek istediğimi kışın camilere gidenlerimiz bilecektir. Koca camiyi ısıtmak mümkün olmadığı, ısıtmaya kalkıldığı zaman ısınma giderinin altından kalkmakta cami cemaati zorlandığından, kış aylarında çoğu camilerde cemaatle namaz ayakkabılıklarda kılınıyor. Çünkü koca camiyi ısıtmak yerine küçücük yeri ısıtmak cemaate daha iktisatlı geliyor. Isınma giderinden kaçınacağız diye dar ve sağlıksız yerde namaz kılmak ne derece doğru? Bir yakıtını bile karşılayamıyorsak bu kadar büyük camiyi niye yaptın demezler mi adama?

Hasılı bunun çözümü, mevcut mahalle Kur’an kurslarını kapatarak mahalle camilerini kurs mahalli yapmaktır. Hem ısınmadan tasarruf sağlanacak hem ayrıca kurs binası yapma masrafı olmayacak hem kursa ayrı öğretici atanmayacak hem camiler sabahtan akşama değerlendirilmiş olacak hem de öğle ve ikindi namazlarında cami kurs öğrencileriyle dolacağı için camiler şenlenecek, camilerin cemaat mahzunluğu sona erecektir. En azından camiye gelen cemaat, kış aylarında daha geniş mekanda namazını sımsıcak ortamda kılacaktır.

Emeklileri Anlamak Zor

Emekli aylıklarına 2024 yılında üç defa zam yapıldı. Oranları unuttum ama önce % 37 zam yapılarak en düşük emekli maaşı 10 bine tamamlandı.

Ardından yüzde beş ilave zam yapıldı. 

Yetmedi, zam oranları yüzde elliye çıkarıldı. 

Kiminin maaşı yine 10 binde kaldı kimininki de on bini geçti. Bu kadar zam oranına rağmen bazılarının maaşının 10 binde sabit kalması kök maaşından kaynaklanıyor. Emeklinin kök maaşının düşük olmasının müsebbibi her halde devlet değildir. Devlet ne yapsın bu durumda? Öyle değil mi? Sanki kök maaşları yüksekti de devlet düşürdü.

Yine de devlet 365 günden ibaret koca bir yılı emekli yılı ilan etti. Emekli yılını da basite almamak lazım. Genellikle bir yılın bir kimseye ait yıl ilan edilmesi ünlü ve önemli kişilere has bir teamüldür. Mesela 2023 yılı Mevlana yılı ilan edilmişti. 2024 yılı da emeklilere bahşedildi. Ha Mevlana ha emekli. Emekliler de oldu bir Mevlana.

Devlet bununla da yetinmedi. Emeklilere verdiği bayram ikramiyesini 3000 liraya çıkardı.

Devlet yine tamam demedi. Emekli maaşlarına 8000 ila 12 bin arasında promosyon müjdesi verdi. Bu demektir ki en düşük emekli maaşını baz alırsak, emekliler, 2024 yılında bir ay fazla maaş alacak demektir.

Tüm bu yapılanlara, 2023 yılında emeklilere defaten verilen 5 bin liralık parayı da unutmamak lazım.

Bunlara ilaveten devlet, Temmuz 2024 ayında emeklileri yine görüp gözetecek. Aradaki makası kapatacak.

Tüm bu yapılanlara rağmen yani devlet gece gündüz emekliler için çalışmasına ve kafa yormasına rağmen bizim emekliler ne yapıyor? Rahat durmuyorlar belli ki. Tutturmuşlar diğer memurlara Temmuz 2023'de verilen 8 bin lira seyyanen zammı da istiyoruz diye. Hala da aynı terane devam ediyorlar. Memurlar biz de emeklilere defaten verilen beş bin lirayı istiyoruz demedi halbuki.

Görünen o ki devlet emekliye yaranamadı. Gözlerini doyuramadı gitti emeklinin. İstiyorlar da istiyorlar. Sosyal medyayı da iyi kullanıyorlar. Bir de paylaş diye diğer kullanıcılara mahalle baskısı yapmaları yok mu?

Seçimde göstereceğiz biz bize yapılanları deyip tehdit savuruyorlar.

Halbuki onlar için saçını süpürge eden devlet daha ne yapsın değil mi? İyilik de yaramaz onlara. Gözlerini açbeaç toprak doyuracak belli ki.

Bir de merak ediyorum, bu kadar parayı ne yapacaklar? Mezara mı götürecekler? Sanki götüren var gibi.

Hasılı bizim emeklileri anlamak zor mu zor vesselam.

Küçük Parti Olmanın Zorluğu

Türkiye siyasetinde tabela partisi isen etkisiz elemansın ve irapta mahallin olmaz. Kimse varlığından rahatsız olmaz. Hesaba da katmaz. 

Bir de tabela partisinin dışında tabanı olan küçük partiler var. Oy oranı düşük ama gündemde olan ve adından söz ettiren bu tür küçük partiler ise kimseye yaranamaz. Çünkü bunlar ne İsa'ya yaranır ne de Musa'ya. 

Bu partiler ne kadar iyi olursa olsun ne kadar çalışırsa çalışsın, ne seçmene ne de büyük siyasi partilere yaranır. Çünkü bu partiler siyasette etkin ve güç olan büyük partiler için istenmeyen partilerdir.

Malumunuz Türkiye'de merkez sağ, merkez sol, milliyetçi ve dinci partiler olmak üzere dört eğilim var. Bunların büyük temsilcileri vardır. Küçük partiler de bu dört eğilime yakın ve aynı seçmen kitlesine hitap eden partilerdir.

Dört eğilimi temsil eden partiler, kendisinden oy alacak küçük partileri sevmezler. Onları daha fazla oy almalarının önündeki en büyük engel görürler. Bu küçük partiler kendilerini desteklerlerse varlıklarını sürdürmesinde bir sakınca yok. Hatta olmalı böyle partiler. Kısaca küçük partiler büyük partilerin değirmenine su taşıdığı müddetçe iyi partilerdir. Şayet seçimin özellikle bıçak sırtı olduğu yerde kendilerini desteklemezse, dün kendilerini yere göğe sığdıramayanlar bu tür küçük partileri bir bölen, hain, başkasına çalışan parti olarak lanse etmeye başlıyor. Seçimi kaybederlerse, onların yüzünden kaybettik deyip işin içinden çıkıveriyor.

O yüzden küçük parti olmak bu ülkede zordur. Kimseye özellikle büyük partilere yaranamaz. En hafifiyle bunlara verilen oy boşa gidecek. Çünkü kazanamaz diyorlar.

Bu partiler büyük partilerden paçayı sıyırsa, kendilerine sempati ile bakan seçmenle de başı derde giriyor. Çünkü seçmen iki arada bir derede kalıyor. Seçmen, bu parti seçimi kazanamayacağı için oyunun boşa gideceğine inanıyor ve oyunu vermiyor. Bunun yerine korku siyasetine teslim oluyor ve icraat ve propagandasını eleştirdiği büyük partilere oyunu kerhen veriyor.

Hasılı küçük partiler kimseye yaranamadığı için kolay kolay büyüyemezler ve siyasette etkin olamazlar. Türk siyaseti de belli başlı büyük partilere kalıyor. Onlar da siyaseti tepe tepe kullanıyor. Bu da alternatifsizliğe mahkum olmak demektir.

Bu yüzdendir ki Türk siyasetinde aynı seçmene hitap eden ve aynı seçmen kitlesinden oy alan partiler, düşünceleri birbirine yakın olsa da birbirini rakip görürler, birbirlerine düşmanca davranırlar. Birbirlerine özellikle büyüğün küçüğe düşmanlığı rakip partilerden daha fazladır.

Bu durum sadece günümüz siyasetinde değil, geçmişten günümüze hep var oldu. Görünen o ki var olmaya devam edecek. Bu da siyasetimizde tek kriterin çıkar olduğu gerçeğini ortaya çıkarıyor. İyi olanın, seçmeni etkileyenin kazansın deneceği centilmenlik ise bu sahada hak getire.

O yüzden bu ülkede küçük parti olmak kurtlar sofrasından lokma almak gibidir. Lokma olurlarsa ne ala. Yok lokma alıyorlarsa çekecekler var büyük partilerden.

Çikin Zenginlik

İnsan annesini, babasını, kardeşini seçemez. Doğduğu zaman akrabalarını hazır bulur. Kimi aile yönden şanssız dünyaya gelir kimi de doğarken şanslı doğar.

Şanssız doğanlar, elde avuçta bir şey olmadan gözlerini dünyaya açar. Bakar ki pabuç pahalı. Var gücüyle çalışmaya başlar. Dişinden, tırnağından artırdığının üzerine borç harç alarak başını sokacağı bir ev bark sahibi olur. Ölünceye kadar da çalışmaya devam eder ve geçim sıkıntısı çeker. Ömrünü tamamlayıp giderken de çoluk çocuğuna pek bir şey bırakmaz.

Şanslı doğanlar ise daha gözünü açar açmaz variyet içinde bulur kendini. Çünkü ailede para gani. Dededen tevarüs eden bir zenginliğe sahip. Baba gözünü yumar yummaz, bütün servet babadan evlada geçer. Karun kadar bu gayrimenkulü nereden buldun desen, hepsi babadan miras açıklamasını yapar. Baba kaç eşek yükü bu kadar serveti nereden bulmuş, bilinmez. Kendisi de o kadar çalışıp çabalamasına; makam mevki ve mansıp sahibi olmasına rağmen babadan devreden menkul ve gayrimenkulün üzerine bir şey koymamış. Gören de meccanen çalışmış, kendini hizmete adamış sanır.

Zenginin malı, mülkü fakirin çenesini yorar misali kimsenin servetinde gözümüz yok. Bu konuları dile getirmek servet düşmanlığı da değildir. Ama atadan ama kendisi, çalışıp çabalayarak birilerine Allah yürü ya kulum demiş ve o birileri hiç geçim gailesi yaşamadan servet içinde yüzüyor. Allah herkese meşru zemin içinde helalinden kazanmayı ve kazandığını yemeyi nasip etsin. Şu var ki ne kadar zengin olursa olsun, insan midesinin aldığı kadarını yer. Kimi ballı börek yer kimi de soğan, ekmek. Bir şekilde mide doyar. Giderken de fazlasını geride kalanlara bırakır gider.

Kimsenin malında ve mülkünde gözümüz olmasa da göz önünde bulunan ve siyaset yapan ya da siyasete atılan bazı kişilerin basın yoluyla açıkladığı mal beyanı, görüp okuyanların hayretini celp etmemesi mümkün değil. Acaba sorusunu sorduruyor insana. Çünkü nasıl ki çok laf yalansız olmazsa, normalin ötesinde bir mal varlığı da haramsız olmaz sözünü getiriyor akla.

Bazı insanların çikin zengin veya deli zengin olmasının takibini  yapmak da devletin yetkili kurullarına düşer. Çünkü beş yıldan beş yıla devlet memuru ve devlet memuru statüsünde görev yapanların verdiği mal beyanı niçin verilir? İlgili kişi ya da kişilerin servetinde bu zaman zarfında anormal artış olup olmadığını kontrol içindir. Verilen mal beyanı kapalı zarf içinde devletin arşivinde yerini alması ve bir formaliteyi yerine getirmesi için değildir. Şikayet söz konusu olduğunda açılacak bir zarf hiç değildir. Devlet, servetinde anormal artış olan kimseleri mercek altına almalı. Nereden buldun diyebilmelidir. Makul ve mantıklı izah yapan kimsenin serveti insanlara örnek olması bakımından hatta kamuoyu ile paylaşılabilir. Şu kişi parasını şöyle değerlendirerek şu kadar zaman zarfında ihya olmuş ve geleceğini kurtarmıştır diyebilmelidir. Servet açıklamasında en ufak bir şüphe dahi enine boyuna incelenmeli. Gerekirse ilgili kişiler hakkında suç duyurusunda bulunularak yargılanmaları sağlanmalıdır. İzah edilemeyen ve anlaşılamayan servete el konularak hazineye gelir irat edilmelidir.

Burada fazla zengin olan kişilerin menkul ve gayrimenkulü töhmet altında demek istediğim anlaşılmasın. Bunların hepsi incelensin, hesap sorulsun da demek istemiyorum. Yalnız bazı kişilerin serveti ayyuka çıkmışsa, bu servet insanlara makul gelmiyorsa devlet tarafından gereği yapılmalı. Böyle yapmayıp sadece kamuoyunda kişilerin servetinin gündem olması ve malı götürmüş denerek algılar oluşturulması doğru değildir.

Serveti makul ve izah edilebilir olana serveti anasının ak sütü gibi helal olsun. Değilse serveti burnundan fitil fitil getirilsin ve bu yolda ilerlemek isteyenlere ibret olsun.

26 Mart 2024 Salı

Seçim Torbasının Teslimi

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel ve mahalli idareler seçimlerinde, devlet memurları bina sorumlusu, sandık başkanı ve memur üye olarak görev yapar. Sandık kurulunda aynı zamanda partilerin temsilcileri de bulunur.

Sandıkta göre yapan partili üyeler ve kamu çalışanları seçimin doğru ve şeffaf yürütülmesinden sorumludur. Yaptıkları bu görevden dolayı belirlenen ücreti alırlar. 

Ücretli de olsa sandık başında görev yapanlar için bu görev hem zor hem de hata kabul etmez. 

Tüm sandık kurulu üyelerinin görevi oy verme işleminden bir saat önce başlar. Sayım, döküm, tutanaklarını hazırlanması ve torbanın teslimine kadar sürer. 

Tüm üyeler sabahtan akşama ve tutanakların hazırlanmasına kadar arı gibi çalışır. Her birinin görevi zor olsa da en zor görev başkanınkidir. Çünkü oy sayım ve döküm işi bittikten sonra bir koşuşturmayla torbanın adliyeye tesliminden sandık başkanı sorumludur. 

Zorsa bu görevi almasın denebilir. Memurun böyle bir tercih hakkı yoktur. Önemli bir mazereti olmadıktan sonra kendisine görev çıkan memur bu görevi yapmak zorundadır. 

Başkanın görevi eskiden daha zordu. Seçimden birkaç gün önce seçimin iş ve işleyişiyle ilgili kursa katılır. Kursun bitimi adliyeye giderek seçim torbasını imza karşılığı alır. Açmamak üzere torbayı evine götürür. Seçimden bir gün önce görevli olduğu okula giderek oy verme yerini düzenler. Seçim günü elinde torbayla birlikte görevli olduğu sandığa gider. Sayım dökümden sonra teslim etmeye gider. Teslim için saatlerce sıra bekler. Kimi zaman adliye koridorlarında sabahlardı. 

Son yıllarda sandık başkanları torbayı adliyeden değil, seçim günü bina sorumlusundan almaya başladı. Kimin düşüncesi ise çok güzel bir fikir. Tebrik etmek lazım. Böylece torba teslim almadaki yoğunluk ve kaos da ortadan kalkmış oldu.

Bu güzel fikre seçim sonrası torbanın teslimi de eklense çok iyi olur. Her ne kadar torbanın adliyeye teslimi eski seçimlerde olduğu gibi uzun zaman almıyorsa da o kadar sandık başkanının elinde torba ile adliye koridorlarında torba teslimi için zamanla yarışması büyük meşakkat. Tüm salon başkanları büyük bir kalabalık oluşturuyor. Torbasını eksik bulunmadan teslim eden sandık başkanı derin bir nefes alıyor. 

Seçim torbasını teslim için sandık başkanının adliyeye gitmesinin önüne geçilmelidir. Nasıl ki şimdiki seçimlerde seçim torbası bina sorumlusundan alınıyorsa, pekala seçim sonrası evrak ve seçim torbası da tüm üyeler ve sandık başkanı nezaretinde bina sorumlusuna teslim edilmelidir. Bina sorumlusu yardımcılarıyla birlikte kontrolünü yaparak tutanak ve torbayı teslim alır. 

Seçim torbasının bina sorumlusuna teslim edilmesi birçok yönden faydalıdır. Tüm sandık başkanları adliyeye gitmemiş olur. Sandık başkanları adliye koridorlarını kalabalık etmemiş olur. Bir okuldaki tüm torbalar bina sorumlusu nezaretinde adliyeye götürülebilir veya kurye okula gelerek torbaları teslim alabilir. Böylece sandık başkanlarının üzerinden de büyük yük kalkmış olur. 

Kısaca seçim torbasının bina sorumluları eliyle teslim alınması seçim güvenliği yönünden de gereklidir. 

25 Mart 2024 Pazartesi

Türkiye Yeni Umutlara Gebe

Defalarca verdiği krediyi hoyratça kullandığından dolayı seçmen iktidardan uzaklaşmaya hazırlanıyor. İktidar da bunun farkında ki bünyesine yeni ortaklar almak suretiyle ayakta durmaya çalışıyor. Nitekim 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken Demokratik Sol Partiyi, Hüdapar’ı ve Yeniden Refah Partisini bünyesine katıp yoluna devam etti. Çünkü iktidarın hikayesi bitmiş. Hikayesi bitmiş birinin ise ülkeye verebileceği bir şey yoktur.

Seçmen, iktidardan uzaklaşıp muhalefeti iktidara taşımak istiyor. Muhalefete bir bakıyor. Yamalı bohça görünümü veren muhalefetin durumu ise içler acısı ve hikayesi yok. Hikayesi olmayanın da bu ülkeye verebileceği yok. Çünkü "Kendisi himmete muhtaç dede, nerde kaldı gayrıya himmet ede". Yani kendisi yardıma muhtaç biri, başkasına nasıl yardım eder" diyor. Öyle ya "Kelin merhemi olsa başına sürer". Bu durumda seçmen, bıçak kemiğe dayanıncaya kadar kredi verdi iktidara. Bir umut. Belki yeniden hikaye yazar dedi ve kerhen destek verdi. Bunda korku siyasetinin de etkisi büyük. 

Aslında seçmen şu fıkrada olduğu gibi denenmişi terk ederek denemediğini iktidara taşır. Hani birine "Üstadım, şu iki içkiden hangi daha iyi? Tadına bir bakar mısın" demişler. Adam ilkinin tadına bakar bakmaz, "Şu öbürü daha iyi" cevabını vermiş. "Ama daha bunun tadına bakmadın" dediklerinde, "Hiçbir şeyin tadı bu içtiğimin tadından kötü olamaz" demiş. 

Normalde bu fıkraya göre seçmen ülkeyi daha kötü duruma getiren hükümete tekme vurup denenmemişi iktidara taşır. Gel gör ki iktidarı indirmeye ne tencere tava etkili oldu ne de iktidarın kötü yönetimi. Çünkü muhalefet hiç mi hiç güven vermedi.

Hasılı seçmen iktidarına da güvenmiyor, muhalefetine de. Güvenilir bir liman arıyor. Yeni hikaye yazabilecek kapasitesi olanları arıyor. Böyle biri çıksa seçmen, tıpkı 2002 yılında hikayesi bitmişleri sandığa gömüp yeni şeyler söyleyenleri iktidara taşımışsa, bugün de böyle bir beklenti içinde. 

Ülkenin bu duruma gelmesinde, iktidardan daha çok muhalefetin payı var. Öyle ya alternatif olmayınca iktidar yeniden niye hikaye yazsın. Nasılsa her yaptığı ve kırıp döktüğü hanesine artı getiriyor.

Ülkenin bu hale gelmesinde iktidarın payı, alternatif olma ihtimali olanlara itibar suikastı yaparak alternatif olmalarının önüne geçmesidir. Bu durum iktidarın işine gelse de ülkenin aleyhinedir.

Halihazırdaki mevcutlar içinde Yeniden Refah Partisi aldığı oy oranından fazla bir etkiye sahip. Mecliste grubu bulunan partilerden daha fazla gündem oluşturuyor. 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde ittifakın içinde yer alan YRP, aldığı oyla Cumhur İttifakının yeniden seçim kazanmasında anahtar rol oynadı. Bundandır ki Cumhur İttifakı ortakları ve destekçileri YRP’ini yere göğe sığdıramadı ve övdü durdu. Yeni alternatif bu parti dedi.

Ne zaman ki YRP 2024 Mart seçimlerine her yerde ayrı ayrı aday gösterdi. Bir bölen muamelesi görmeye başladı. En üst perdeden bu parti eleştiri oklarına maruz kaldı. İktidar bazı yerlerde seçimi kaybederse şimdiden günah keçisi belli: YRP bu seçimin günah keçisi olacak. Bu dünyanın raconu böyle. Güçlüye destek verirsen senden iyisi yok. Desteğini çekersen, senden kötüsü yok.

2028 yılında YRP’i iktidar ya da iktidar alternatifi olur mu, bunu şimdiden kestirmek mümkün değil.

Görünen bir şey var ki hikayesi bitmiş ve kaht-ı rical yüzünden uzatmaları oynayan iktidar, 2028 seçimlerinde etkili olmayacak. Aynı şekilde seçmene güven vermeyen ve hikaye yazamayan muhalefet de olmayacak. Yeniden Refah Partisi ile birlikte Mart 2024 seçimlerinin ardından, parti kurmaya hazırlanan, daha önce İyi Parti’de etkin bir siyaset yapan, Mayıs 2023 seçimleri arifesinde istifa edip kabuğuna çekilen Yavuz Ağıralioğlu 2028 seçimlerinin favori ismi olacak.

23 Mart 2024 Cumartesi

Doğu ve Batı Dünyası

Doğu ve Batı, dünyanın iki kutbunu ifade eder. Bu iki kutup aynı zamanda iki zihniyeti temsil eder. 

Doğu derken geri kalmış ya da gelişmekte olan İslam ülkelerini, Batı derken gelişmiş ülkeleri kastediyorum.

Doğu ve Batı arasındaki zihniyet uçurumu dünyanın doğu ve batısından daha büyüktür. 

Bu iki zihniyeti aynı kazana atsan kaynamaz. Çünkü farklı dünyanın insanlarıdır. Bakmayın aynı dünyada yaşadıklarına. 

Batı'da lider kültü yoktur. Doğu'da ise lider kültü vardır.

Batı' da kurum ve kurullar oturmuştur. Kurallar işler. Kural dışına çıkılmaz. Kişiye göre kural konmaz. Kişi için kural çiğnenmez. Doğu'da ise kurum ve kurallar vardır. Ama kurallar oturmamıştır. Kişiye göre kural konur, kişi için kural kaldırılır. Her şey kılıfına uydurulur.

Batı'da partiler önceliklidir. Parti lideri başarısız olunca çeker gider. Doğu'da ise partiden ziyade lider önemlidir. Doğu' da parti liderindir. Lider partiyi kurar, büyütür ve öldürür. Başarılı olsa da başarısız olsa da hep partisinin başındadır. Liderin partideki ömrü, ömrü sona erinceye kadardır. Doğu'da liderin görev yapması için Anayasa engeli varsa gerekirse Anayasa değiştirilir. Lider görevine devam etmek istediği müddetçe kurallar bir şekil kılıfına uydurulur.

Batı'da lider bir başına karar alamaz. Doğu'da ise her şey liderin iki dudağı arasındadır. İki dudağı arasından çıkan emirdir.

Batı'daki lider, yanlış tasarrufundan dolayı hesap verirken Doğu'da ise lider hesap vermez, hesap sorar. 

Batı’da istifa mekanizması işler. Doğu’da ise işlemez.

Batı’da seçime katılım düşüktür. Doğu’da ise katılım yüksektir.

Batı’ da kadrolaşma yoktur. Doğu’da ise tepeden tırnağa kadrolaşılır.

Batı’da mağduriyet yoktur. Olursa da yargıdan döner. Doğu’da ise mağduriyet çoktur. Mağduriyet ise yargı ile çözülmediği gibi tescillenir.

Batı’da mahkeme kararları uygulanır. Doğu’da ise uygulanmaz.

Batı’da liderler kurtarıcı değildir. Doğu’da ise her lider kurtarıcıdır.

Batı’da olgu vardır. Doğu’da ise algı vardır. İşler algı ile yürür.

Batı’da iktidar olan ne oldum delisi olmaz. Güç zehirlenmesi yaşanmaz. Doğu’da ise şımarıklık ve güç zehirlenmesi had safhadadır.

Batı’da sandık demokrasinin bir gereğidir. Hükümet etme yollarından biridir. Doğu’da ise sandık her şeydir.

Batı’da siyaset seçimden seçimedir. Sair günlerde halkın gündeminde siyaset yoktur. Doğu’da ise herkes siyasetçidir. Seçim dışında da hep siyaset konuşur.

Batı’da seçimden seçime hükümet değişir. Doğu’da ise hükümetler değişmez. Aynı hükümet saltanat gibi iktidara devam eder.

Batı’da siyasetin ve her şeyin alternatifi vardır. Doğu’da ise alternatif yoktur. Olursa da yok edilir.

Batı’da iktidarlar koalisyonlarla sorunsuz yürür. Doğu’da ise iktidar paylaşılmaz. Koalisyonlarla yürümez. Ülke krizlere fark olur.

Batı’da seçimler kazanılır veya kaybedilir. Doğu’da ise seçim kaybı ülkenin kaybedilmesi demektir.

Batı’da ülke, devlet ve kurum kültürü vardır. Doğu’da ise iktidarların kendi kültürü vardır. Batı’da devlet vardır. Doğu’da ise kişiler ve liderler vardır. Batı’da kişiler devlete hizmet eder. Doğu’da ise devlet kişilere hizmet eder.

Batı’da seçim ekonomisi uygulanmaz. Seçim kazanmak için her yol mubah olmaz. Doğu’da ise seçim ekonomisi uygulanır, devletin altı oyulur ve ülkenin geleceği yok edilir.

Batı’da sorun çözülür. Doğu’da ise sorun çözülmediği gibi sorun üretilir.

Batı’da üretim vardır. Doğu’da bol çene vardır. Mazeret ve gerekçe üretilir.

Batı yarınlara dönük yaşanır. Doğu’da ise günübirlik yaşanır. Yarını yoktur.

Batı siyasetinde siyasi rekabet vardır. Doğu’da ise düşmanlık ve husumet vardır.

Batı insanı gelecek ve rızık endişesi yaşamaz. Mal biriktirmez. Doğu insanı gelecek ve rızık endişesi yaşar. Biriktirir de biriktirir. 

Batı'da siyaset yapanlar maddi yönden ihya olmaz. Doğu'da siyaset yapanlar malı götürür. Servetine servet katar. 

Batı' da siyaseti bırakanlar geçim için bir işte çalışır. Doğu'da ise siyasete giren siyaseti bırakmaz. Siyaset onu bıraksa da başka işte çalışmaz. Çünkü daha önce kazandığı sülalesini besler. Torunlarına da miras bırakır. Çünkü babadan kalan mal Karun'un malından fazla olur. Geriye, bırakıp giden nur içinde yatsın duası kalır. Hasılı aile bir eli yağda, bir eli balda dünyada cennet yaşar. 

Batı, akıl ve bilimle hareket eder. Olayların üzerine soğukkanlılıkla gider. Atacağı adımın sonucunun ne olacağını, neye mal olacağını hesaba katar. Doğu ise duygularıyla hareket eder. Hamaset ve sloganla işimi yürütmeye çalışır. Hareketlerinde soğukkanlılıktan eser yoktur. Yalınkılıç dalar. Olayın sonucunun nereye varacağını hiç hesaba katmaz. Sonuçta Batı kazancının üzerine kazanç koyar. Doğu ise hepten nedamettir. Nedamettir duysa gam yemem. Zira burnundan kıl aldırmaz. 

Gözü Kör Olsun!

Alternatifsizliğin,

Macera ve serüvenin, 

İnadın, 

Kendine aşırı güvenin,

Hikayesi bitmişliğin, 

Hikaye yazamayanların,

Çaresizliğin, 

Sonsuz kredinin, 

Aynı deliğe defalarca girmenin, 

Güç zehirlemesi yaşamanın, 

Herkes Mersine giderken tersine gitmenin, 

Her şeye mazeret ve gerekçe üretmenin, 

Gözlere perde inmenin, 

Olgu yerine algı üretmenin, 

Gerçekleri gözden kaçırmanın, 

Gizli ajanda taşımanın, 

Senaryonun artistliğine soyunmanın, 

Her hal ve ahvalde destek vermenin, 

Korktuklarıyla yüzleşmemenin, 

Bizden olana ses çıkarmamanın, 

Ölüm fermanını celladına teslim etmenin, 

Deneme ve yanılma ile yol almanın, 

Düşünmeyen beynin, akletmeyen organın,

Gelmekte olan tehlikeyi görmemenin ya da görmezden gelmenin,

Haksızlığa dilsiz şeytan olmanın,

Öngörüyü, basiret ve feraseti terk etmenin,

Ben yaptım, oldu demenin,

Ben her şeyi bilirim demenin...

Gözü kör olsun...

Faizle Mücadelenin Acı Sonu

Mart 2024 itibariyle Türkiye'nin politika faiz oranı yüzde 50 ile listenin altında yer alan 13 ülkeye fark atmış. Türkiye dışındaki ülkelerin faiz oranı toplamı ise yüzde 86 olmuş.

Listede yer alan Euro bölgesi AB ülkelerini ayrı ayrı yazdığımız zaman Türkiye'nin faizde fark attığı ülkelerin sayısı epey kabarır.

Geldiğimiz bu yüzde elli faiz oranıyla 2002'de uygulanan yüzde 47 faiz oranını da sollayıp geçmişiz. Ayıpladığı başına gelmeden ölmezmiş dedikleri bu olsa gerek. Hoş bu konuda bugüne kadar neyi ayıpladılarsa hepsini yapmada üstlerine yoktur.

Birileri bu trajikomik durumu, “Bu ülke 17-25 Aralığı, Gezi olaylarını, Hendek olaylarını, 15 Temmuz kalkışmasını, terörle mücadele, pandemi, 6 Şubat depremi gibi badireler atlattı. Ekonomi bunlardan dolayı bu halde” gibi gerekçelerin ve savunmacı refleksin arkasına sığına dursun. Kendi ürettikleri masalları ile kendilerini avuta dursun.

Sebep her ne olursa olsun, görünen o ki faizle mücadelemiz tersi sonuç vermiş. Faizi sıfırlamayı kafaya koymuş zihniyet ülkeyi faiz ülkesi haline getirmiş ve ülkeyi faiz bataklığına sürüklemiş. Aktörleri bu eserleriyle ne kadar övünseler yeridir. 

Övünmeleri gereken bir başka başarımız da Aralık 2023 itibariyle 20 ülkenin enflasyon toplamı 63,9 iken biz 64,8 ile şampiyonluğu açık ara önde tamamlamıştık. 

Enflasyon ve faiz oranında dünya bir araya gelse, alt alta dizilse, yan yana gelse bizi yakalaması mümkün değil. Bunun için çok çalışmaları gerekir. Bizi kıskanıyorlarsa, keşke biz de enflasyon ve faiz oranında Türkiye’yi yakalayabilsek diyorlarsa, üzülmesinler. Bir telefon kadar yakınız onlara. Yardım için seferber olur, bizdeki bu konuda yetişmiş elemanları göndeririz onlara. Transfer ücreti de almayız. Meccanen veririz bu yetişmiş kadroyu.

Lafı hiç sağa sola çekmenin, mazeret üretmenin hiç gereği yok. Ülkenin geldiği bu nokta yani enflasyon ve faiz sarmalına duçar olmamız, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” önermesinin bir sonucudur. Daha doğrusu inadın zaferidir. Bu önermeyi bundan sonra “İnat sebep, enflasyon ve faiz sonuç” şekline dönüştürmek gerek. Çünkü tablo ortada. Ve bu aşamadan sonra bu ülkeyi bu badireden kısa ve orta vadede kimse kurtaramaz.  İsterseniz bu konuda uzmanlaşmış kırk akıllıyım bu işi düzeltsin diye görevlendirilir. Nafile. Çünkü taş atılmıştır bir defa, hem de defalarca.

Bu ülke “Ben bu konunun kitabını yazdım. Bu konuda ustayım” diyenlerden çok çekmiştir. Aklını başına almazsa daha çok çekecek ve ağlayanı olmayacaktır.

Yine bu tablo göstermektedir ki bu eser hikayesi bitmiş ve yeni hikaye üretemeyen insanların önümüze koyduğu bir faturadır. Nicedir ortaya konan maceranın sonudur. Alternatifsizim diye kendisine verilen kredinin hoyratça kullanılmasıdır. Mirasyedi bir evladın ata mirasını yerli yerince kullanamamasıdır.

Olan oldu. Bu ülke yıllar yılı bunu çekecek. Bu aşamadan sonra bu milletin etkili ve yetkili ve de bu işin ustası olanlardan beklediği, Allah rızası için faizle mücadele etmeye kalkışmamasıdır.

22 Mart 2024 Cuma

Kiralar Maaşı Geçti De Yeter

Bey amcanın yaramaz mı yaramaz bir oğlu varmış. Hiçbir işte dikiş tutturamamış. Kırdığı önünde, döktüğü arkada imiş. Babası hep arkasını toplamış.

Bundan bir şey olmaz, vatan ve millete hayır gelmez demiş durmuş.

Ama ne edersiniz ki evlat. Ne alınır ne de satılır.

İllallah demiş baba oğlundan. Senden bir cacık olmaz demiş durmuş. Senin gibi evlat evlerden ırak demiş.

Ve dişlerini sıka sıka ömrünü tamamlamış.

Gel zaman git zaman bey amcanın oğlu köye muhtar olmuş. Oğlanın muhtar seçilmesi babaya göre kıyamet alameti. Ama baba görmemiş bu durumu.

Kedi olalı bir fare tutan oğlanın muhtarlığı nasıldır bilinmez ama oğlanın keyfine diyecek yoktur. Hiçbir işe yaramaz ve bir kesere sap olmaz dediği oğlunun muhtarlığını babası görse idi garibim kalpten giderdi mutlaka. 

Bir zaman olmuş. Köydeki bir faniye hak vaki olmuş. Cenazeye son görevini yapmak üzere muhtar da merasime katılmış ve salın başına gelmiş.

Sala yapışmış ve mevta ile konuşur gibi kendi kendine konuşmuş. "Ahmet ağa Ahmet ağa! Öbür dünyaya varınca, babam köyde ne var ne yok diye sorduğunda, oğlun muhtar oldu de yeter. Babam, köyde ne olduğunu anlar ve işlerin iyi gitmediğini bilir demiş". 

Gelelim sadede. Enflasyonun zirve yaptığı, hayat pahalılığının insanımızın belini büktüğü, enflasyonun bükülen beli kırmaya doğru koşar adım ilerlediği günümüzde, biri ölse de daha önce vefat edenler, dünyadan biri gelmiş. Gelin dünyada ne var ne yok diye çiçeği burnundaki mevtaya soralım deseler, yeni ölen ne cevap verir, bu cevaba ahirettekiler ne der, bir düşünelim. 

Yeni mevta, dünyada bol enflasyonlu bir hayat var dese; ahirettekiler, bunu biz de biliyoruz. Zira biz de o döngüden geçtik ve buraya geldik. Çünkü enflasyon bu siyasiler elinde bu milletin bir kaderi ve bu kaderden biz ölmedik. Ne olur bize böyle bayat bilgi verme derler. 

Onlara, günümüz enflasyonunun vahametini ne kadar anlatmaya çalışsan da anlamazlar. Çünkü bunu ancak yaşayan ve eşekten düşen bilir. Ama şöyle bir cevap verilse söyleyecekleri sözü olmaz. Dilleri lal olur, küçük dillerini yutar ve iyi ki bugünleri görmemişiz. Daha önce ölmüşüz derler.

Nedir bu cevap derseniz, günümüz enflasyon ve hayat pahalılığında, "Kiralar maaşı geçti. Kirada oturan maaşına ekleyip kira veriyor" dense kafidir. Başka da söze hacet yoktur. Sadece iyi de bu adam bir ay boyunca ne yer ne içer? Sadece daş kökü yer. Dünyadakiler ölmüş ama ağlayanları yok derler herhalde.

Hikayesi Bitmiş Ülke

"Bu ülkenin;

Yeni bir umuda, 

Yeni bir hayale, 

Yeni bir hikayeye en fazla ihtiyaç duyduğu bir dönem olmasına rağmen

Hikayesi bitmiş bir iktidarı

Ve

Hikayesi olmayan bir muhalefeti var. 

Bu böyle devam etmemeli! 

Devam da etmeyecek." İlhami Işık

Altına imza atabileceğim bu yazının altında İlhami Işık ismine yer verilip sosyal medyada paylaşılmış. 

Siyasetimize dair yerinde bir tespit içeriyor bu paylaşım. 

Yazarın bu tespiti fanatik ve trollerin dışında kamuoyunun çoğu tarafından kabul edilebilecek bir gerçeği barındırıyor. Ki yıllardır bir partinin savunuculuğunu yapan, çoğu icraatlarını toz kondurmayan, bu uğurda çoğu kimse ile olumsuz tartışmalar içinde kendini bulan nice fanatik insanımız bile yazarın bu tespitine hak verir duruma geldi. 

Bu durumu dile getirmeyenlerin yüzünde de bu tespitin izlerini görmek mümkün. Bunu 31 Mart seçimlerine ramak kala kamuoyunun siyasete ilgisizliğinden de anlayabiliriz. Öyle bir görünüm var ki kimse siyasetten bir şey beklemiyor. Hangi il ve ilçeyi hangi partinin kazanıp kazanamayacağını pek önemsemiyor. Bir zamanlar siyasetten çok şey bekleyen insanımız adeta siyasetten sıdkını sıyırmış durumda. 

Seçmen bu haleti ruhiye ile sandığa gitse bir türlü. Gitmese bir türlü. Gidip bir partiye oy verse bir türlü. Çünkü hangisi kazanırsa kazansın, kendisinin ve ğljenin gidişatında olumlu yönde bir değişim ve gelişme olmayacak. Orta ve dar gelirlinin üzerine boca edilen dertlere bir derman olmayacak. Sıkıntı ve dertler daha da artacak. 

Hasılı ne yaptığını, ülkenin nereye gittiğini, niçin destek verdiğini veya vermediğini bilmeyen az sayıdaki trol dışında seçmenin günümüz siyaset arenasındaki parti ve aktörlerin den bir beklentisi yok. Zira siyaset tıkanmış durumda. Çünkü karşısında hikayesi bitmiş, yeni hikaye ve çıkış üretemeyen bir erk var. Bu erkin karşısında bir hikayesi olmayan ve hikaye yazacak kapasite ve çapı olmayan bölük pörçük bir güruh var. Vatandaş siyaseten bir kurtarıcı bekliyor. Böyle bir ışık görse 2002 seçimlerinde olduğu gibi iktidarına ve muhalefetine kırmızı ışık gösterecek. 

20 Mart 2024 Çarşamba

Akçeli İşler

Pek değil, hiç başarınız olmamasına rağmen gördüğüm kadarıyla malı götürme konusunda baya adınızdan söz ettirdiniz.

Şükürler olsun. Kedi olalı bir fare tuttuk. Dahası var. 

Nedir? 

Başka türlü pek yüz ağartmasak da bu işte adımızdan çokça söz edildi. 

Aleyhinize diye düşünmüştüm. Görüyorum ki bir oynamadığınız kaldı. 

Reklam reklamdır. İyisi, kötüsü olmaz. 

Bu akçeli işlere nasıl girdiniz? 

Her şey güç olmada imiş. Arkası bir şekil geliyor.

Bu işlerle ilgili skandalınız doksanlı yıllarda kalmıştı. Bireysel ve lokal olsa da büyük bedel ödemiştiniz. Tekrar nasıl girdiniz?

İnsan aslını inkar edemiyor. Önceki bireysel ve lokal başarımızı bir tık ileriye taşıdık. Kurumsallaştık bu konuda. 

Böylesi büyük akçeli işleri nereden ve kimden öğrendiniz? Akıl hocanız kim? Sonra niçin bankada dönmüyor bu ak akçe işleri de valizlerle taşınıyor?

Zaman öğretiyor insana. Yeter ki öğrenmek iste. Akıl hocamız belli değil mi? Onlar daha büyüğü ile ün yapmıştı. Daha onlar kadar olamasak da onların yolunda ilerliyoruz. Çünkü onlar bizim öğretmenimizdir. Bu işler bankada dönmez. Bankadaki parayı sayamazsın. Halbuki bu yol ile para saymak çok heyecanlı.

Onlar bizim öğretmenimiz dediniz. Onlar sizin ezeli ve ebedi rakibiniz değil mi?

Bu işler böyle yürür. Bakma siz rakip göründüğümüze. Biz her daim onların değirmenine su taşıyoruz. Sadece mevkilerimiz farklı. Onlar Doğu cephesinde. Biz ise Batı cephesindeyiz. Böyle skandallara imza atıyoruz ki kazara başımıza bir başarı gelmesin. Gelecek başarı rakibimize gitsin. 

Siz başarmak için yapmıyor musunuz bu işi?

Ne alakası var efendim. Biz onları ayakta tutan figüranlarız. Varsın güç, kuvvet onların olsun. Bize çalınan bir parmak bal yeter de artar bile.