31 Mayıs 2023 Çarşamba

Türkiye Siyasetinin Çıkmazları

Seçimler yapılsa da bu ülke siyasetinin en büyük çıkmazı alternatifsizliktir. Alternatif olmayacakların umut diye sürekli iktidar alternatifi olarak siyaset sahnesinde yer almasıdır. Eşit şartlarda olmayan bu yarışın sonu, değişim bekleyenler için hep hüsran olmuştur. Meydan alternatifsize kalınca çoğu zaman kendine çekidüzen vermemesine sebep olabiliyor.

Alternatif diye dayatılan zihniyet üzerinden pompalayan korku siyaseti. Bu korku her seçimde işe yarıyor. Alternatif olmak isteyen zihniyet ne yapıp ne edip geçmişiyle yüzleşip siyaset sahnesine öyle çıkmalıdır.

Din ve dince kutsal sayılan değerler üzerinden yapılan siyaset. Sağ, milliyetçi muhafazakar partilerin en güçlü silahıdır. Yanına dini alan, seçime bir sıfır önde başlıyor. Bu da eşit yarışı bozuyor.

Yerleşmiş, işleyen bir devlet sistemi olmadığı için siyasete olduğundan fazla önem atfediliyor. Kişilere bağlı bu sistemden vatandaş hep kurtarıcı bekliyor ya da mevcut durumunu muhafaza etmeye çalışıyor.

Siyasetimizde her genel başkan tek adamdır. Parti onundur ve onun dediği olur. Onun listeye koyduğu temsilcimiz olur. Vatandaş da listedeki adaylara değil, genel başkana oy verir.

Siyasetimizde gençleşmiyor. Yaşlıların siyaseti geçer akçe. 65’inden sonra devlette çalışamayacak olanların iş alanı olması.

Her seçimde kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı bir dilin kullanılması.

Her seçim öncesi seçmene seçim rüşveti verilmesi, mali disiplinden ödün verilmesi.

Partiler ne yapacaklarından ziyade rakiplerini kötüleme üzerine belden aşağı bir siyaset izlemeleri.

Kemikleşmiş seçmenin kafasındaki önyargıdan kurtulamayıp tercihini değiştirmemesi.

Olgu siyaseti yerine algı siyasetine başvurulması.

Seçimlerde şantaj ve montaj kasetlere başvurulması.

Siyasi partilerin çoğu zaman sorun çözme yerine sorunun kaynağı olması.

Propaganda dönemlerinde siyasi parti yetkililerinin ve taraftarlarının centilmenliği elden bırakması.

Demokrasilerde sandık önemli olmakla beraber sandığın her şey olarak görülmesi, yetkiyi alanın her istediğini yapabilmesi.

Siyasetçinin yaptığı her şeyin yanına kar kalması, hesap sorulmaması ve hesap verilmemesi, iddialar karşısında istifanın düşünülmemesi, başarısız olan siyasi parti genel başkanlarının köşesine çekilmemesi, siyasetin yeni yüzlere bırakılmaması.

İktidar dahil hiçbir partide genel başkanlığa hazırlanan ikinci bir adamının yer almaması.

Cemaat ve STK’ların siyasetle bağını kesmemesi.

Her seçimin sosyal barışı ve güven ortamını yok etmesi.

Gelsin Zamlar

Başkalarınca kırılamayacak bir başarıya imza attınız. Bundan sonra yapacakların ne kaldı, anlatır mısınız?

Yapacağım çok şey var. Özellikle gecikmiş ve ötelediklerim. Onları yapacağım. Zaten vatandaş da bekliyor. Bu beklentiye daha fazla direnemem. Vatandaşın beklentisini yerine getirmek benim görevim.

Nedir onlar?

Fiyatları sabitlemiştim. Şimdi onları serbest bırakacağım. Atış serbest diyeceğim. 

Hakkınız var. Ayrıca biz hak ettik. Fiyatlar ne kadar artarsa artsın. Problem yok. Zira tercihlerde pahalılık oylanmadı. Bunu gözeten olduysa da etkisi olmadı. 

Sabit tuttuğum döviz vardı. Bırakacağım kendi haline. Gözetimim altında gizli bir devalüasyon yapacağım. Döviz nerede durur, milli paramız ne yapar, halihazırda bunu ben bile kestiremiyorum. 

Faizle yine mücadele edecek misiniz?

Birincil görevim bu zaten. Seçmen de bu mücadeleme oy verdi.

Yalnız bu mücadelede bir gariplik yok mu?

Ne gibi?

Siz daha doğrusu bağımsız yetkili kurul faizi indiriyor. Bankaların verdiği faiz ise bu inen faizlerin kat kat üstünde. Yani orantı ters. Bu demektir ki sizin faizle mücadeleniz kazan doğuruyor.

Ben indiririm. Ötesine de karışmam.

Konut sorunu sıkıntı. Buna dair bir şey yapacak mısınız?

Herkes konut sahibi olacak diye bir şey yok. Ev alamayan kirada otursun.

Ama kiralar çok yüksek.

Onu da yüzde yirmi beş ile sınırlandırdım.

Ama bunu dinleyen yok ki. Ev sahipleri fahiş zam yapıyor. Hatta resmi kurumlar bile yüzde yirmi beşi gözetmiyor.

Her işe ben mi bakacağım? Yüzde yirmi beşten fazla vermesinler.

Hayat pahalılığı, dövize baskının sonlandırılması kıt kanaat geçinmeye çalışan vatandaşı daha da zor duruma sokmayacak mı?

Nicedir almadan veriyorum. Verirken kimse bunu nasıl vereceksin, nerede kaynağı demedi. Almadan vermek kula mahsus değil. Bundan sonra verdiklerimi alacağım. Gazı bedava verdim. EYT dediler, çıkardım. 3600 dediler verdim. Elektriği indirdim... Şimdi toplama sırası bende. Toplayacağım ki borçların kovuğuna bir şeyler girsin.

Başarı Nasıl Geldi?

Efendim, bugüne kadar kimse elini bükemedi. Zaferden zafere koştun. Bu rekorunu da kimse elinden alamaz.

Haklısınız. Benim elimi kimse bükemez. Asla yenilmem.

Son zaferinden çok korktum. Bu sefer kaybedeceksin sandım. Ki herkes öyle görüyordu. Rüzgar rakibinden yana idi. Anketler böyle söylüyordu. Bu derin ekonomik krizin altından kalkacak bir kişi bugüne kadar ne gördüm ne duydum. Bugüne kadar siyaset ilminin “Tencere ve tavanın götüremeyeceği yoktur” olgusunu yerle bir ettin. Sahi nasıl becerdin bunu? Bunun sırrı ne?

Bu iş benim için çocuk oyuncağı. Kaçın kurrasıyım. Onca olumsuzluğa, hayat pahalılığına, hiper enflasyona rağmen küllerimden yeniden doğmayı bilirim. Benimle olmaz diye yanımdan uzaklaşanları tekrar yanıma çektim. Gördüğünüz gibi tekrar kazandım. Zaferlerime bir yenisini daha ekledim. Şunu unutmayın ki kaybedeceğim hiçbir yarışa girmem. Girersem de kazanırım. Geçmişten bugüne kazandıklarım da bunun ispatı.

Gördük efendim gördük. Sahi nasıl becerdin bunu?

Tencere tava hükümetler götürüp hükümetler getirirse de ben boş değilim. İyi bir mutfağım var. Mutfağımda güçlü bir çalışma ekibim var. Zayıf yönlerimizi bir güzel analiz edip ona göre strateji geliştirirler ve geri planda pişirirler. Ben de pişen bu yemeği servis eder, insanları ikna ederim.

Özellikle senden uzaklaşanları nasıl çektin kendine tekrar?

Çok basit. Benden uzaklaşanları analiz ettirdim. Gittikleri partileri ittifakıma aldım. Böylece benden kaçanları ortaklarım sayesinde tekrar bana getirttim.

Ekonomi halkın belini büküyordu. Bunun olumsuz etkisini nasıl kırdın?

Beka dedim, terör dedim. Onlara ekonomiyi unutturdum. Ölümü gösterip sıtmaya razı ettim. Siyasetin tencere tava etkisi böylece havlu attı.

Farklı ittifak ortaklarına rağmen birlik görüntüsü verdin. Ortakların talepte bulunmadı mı?

Bulunmaz olur mu? Yanıma çekmek için ne istedilerse verdim. Onlardan tek şey istedim. Bunlar aramızda kalsın. Onlar da buna riayet etti.

Başarında başka neler etkili oldu?

Korku yetti de arttı bile. İnsanımızın çoğu rakibin geçmişinden çok korkar. Bunu da en iyi ben bilirim. Bunu kullandım. Terör vurgusu zaten başlı başına bir kazanım oldu. Din zaten daima yanımdaydı. Hamaset dersen, o biçim. Bir de kesenin ağzını açtım. Verdikçe verdim. Daha önce olmaz değil dediklerimi de verdim. Bizim millet vermeye bayılır.

Başka?

Başka ve en önemlisi, bana başarıyı rakiplerim getirdi. Onlar olduğu müddetçe hiç sırtım yere gelmez. Adeta rakibim değil de bana çalıştılar. Birlik görüntüsü vermediler...

30 Mayıs 2023 Salı

Yenilgi

Yarışa iyi hazırlanmayan,

Rakibini tanımayan, 

Rakibine uygun hamle yapamayan, 

Yarışta ileti çıkamayan ve hep savunmada kalan, 

Karizma lider olmayan,

Toplumu tanımayan,

Toplumun değerlerine yabancı olan, 

Halkın dilinden konuşamayan, 

Toplumu iyi etüt edemeyen, 

Toplumun beklentilerini tespit edip çözüm üretemeyen, 

İkna edici olamayan, 

Güven vermeyen, 

Halkın içinde ve halktan biri olmayan,

Halkın kafasındaki korkuyu yok edemeyen,

Fırsatları değerlendiremeyen ve ganimete çeviremeyen,

Laf ebeliği yapamayan,

Hazır cevap olamayan, 

Algılara teslim olan, 

Pog üzerine pot kıran, 

Yanına yük alanları değil de yük olanları alan, yüz apartman ekiple yola çıkmayan,

Hep kaybettiği halde yenilen güreşçi güreşe doymaz misali yenileceğini bile bile yarışa tekrar çıkan ve benimle olmuyor demeyip yerini yeni bir yüze bırakmayan, 

Sırtında geçmiş müktesebatı taşıyan, onlarla yüzleşmeyen, 

Rakibinin silahıyla silahlanamayan,

Dini ve dinî değerleri kullanamayan, hamaset yapamayan, 

Sonuç alıcı hamleler yapamayan,

Algı oluşturamayıp hakkında oluşturulan algılara teslim olan,

Sofrayı geniş tutacağım diye bir sınır belirleyemeyen...

Kaybetmeye ve hep kaybetmeye mahkumdur.

Bir İstikrar Abidesi

Kaybetmemin ardından beni destekleyenlerin istifa et demelerini anlıyorum da karşı rakibimi destekleyenlerin de istifa et demeleri zoruma gidiyor.

Niye?

Bana istifa et diyeceklerine öpüp başlarına koymalarını beklerdim. Çünkü bir değil, beş değil, kaç defa onları sevince gark eden ve onlara başarı getiren benim. Başka bir aday olsaydı, belki de çoktan kaybedeceklerdi. Durum bu iken istifa sesleri anlamsızdır, nankörlüktür, kadir kıymet bilmezliktir.

Efendim, öncekilerde bu kadar kızmıyorlardı sana. Bunda niye bu kadar kızıyorlar?

Öncekilerde açık ara önde kazanıyorlardı. Bunda beni kazanacak korkusu sardı onları. İlk defa kaybedeceğiz diye çok korktular. Ne bilirdim seçmenin bana bu kadar teveccüh göstereceğini. Haliyle nefes nefese bir yarış oldu. Olsun o kadar da. Biraz heyecan fena mı oldu. Sonunda niye onlar kazandılar.

Efendim, siz hep kaybetmek için mi giriyorsunuz yarışa?

Ne sandın ya. 

Ama efendim, kazanmak için insan yarışa girer mi? Kaybedeceği bir yarışa kim girer?

Garipseyeceksiniz ama benim görev ve misyonum bu. Yani hep kaybetmek. Kendim kaybederken bir başkasını kazandırmak. Hasılı bugüne kadar kendim için bir şey istemedim. 

Hiç mi kazanmayı düşünmediniz?

Böyle bir şey kendimi inkar demektir. Lügatimde kazanmak yoktur. Hep kaybetmem yönüyle bana istikrar abidesi dense yeridir. Ama bu son yarış beni rakibimden daha çok korkuttu. Bir an için beni seçecekler sandım. Bereket, sonunda yine kaybeden oldum.

Hep kaybetmek için varım diyorsunuz ama öyle bir hava yayıyorsunuz. Yatmakla da kalmayıp çok çalıştınız. Bunu nasıl açıklarsınız?

O kadar da olsun. Çünkü beni destekleyenlere umut vermem lazım.

Bu anlattıklarında samimi olamazsınız.

Hem de hiç olmadığı kadar. Zira çok şey istemiyorum. Başarılı olmak demek sorumluluk demektir. Sorumluluk bana göre değil. Bana partim ve partimin genel başkanlığı yeter. Küçük olsun, varsın benim olsun. Partimin başına bir başkasının gelmesini engellersem, bu benim için en büyük bahtiyarlıktır.

Bu misyonunuzla gece rahat uyuyabiliyor musun?

Niye uyumayayım ki. Görevini yapamayanlar uyuyamaz. Ben ise geldim geleli, başkasını kazandırırken kendim kaybediyorum. Haliyle görevini bihakkın yerine getiren biri olarak derin bir uykuya dalıyorum.

Başarısızlık Başarısı

Efendim, orta yerde bir başarısızlık söz konusu. Bu durumda istifa etmeyi düşünmüyor musun hala?

Hayır, niye düşüneyim ki?

Ama efendim, olur mu?

Niye olmasın? Sonra ben başarısız değilim ki...

Nasıl olur? Sonuç ortada. Sonuç başarısızlık değil mi sizce?

Değil. Ben dün de başarısızdım. Bugün de. Hep başarısızlığın neresi başarısızlık olur. Biraz insaf lütfen.

Ama toplumda böyle bir beklenti var. 

Ben beklentiye göre hareket etmem. Ben bir misyon adamıyım. 

Nasıl? 

Bana biçilen rol, ortamı kimseye yani bir alternatife bırakmadan hep aday olmaktır. Bunu da bugüne kadar alnımın akıyla yerine getirdim. Ömrüm olursa, bundan sonra da aynı vazifemi yerine getireceğim. 

Yani siz kendinizi bir başkasını kazandırmak için mi sahaya sürüyorsunuz? 

Evet, ta kendisi. Benim varlık sebebim bu. Böylece hep kaybeden ben oluyorum, kazanan da bir başkası. Görevimi bu şekil bihakkın yerime getirdiğimden dolayı niçin istifam isteniyor, inan anlamış değilim. Takdir edilmem gerekir halbuki.

Kaybetmenin neresi takdir görür efendim?

Evet, kaybediyorum ama görevim kaybetmek olunca, bu kaybetme olmaz. Üstelik kaybedince her şeyimi kaybetmiyorum ki. Bütün bana ait olanlar yine benim. Aynı yerimde duruyorum. Aynı imkanlar elimin altında.

Şu anda şoktayım.

Şok geçirmenize gerek yok. Bak ben şok geçiriyor muyum? Üstelik size göre kaybeden biri olmama rağmen acıların çocuğu oldum hep. Ayrıca demokrasiye katkım yadsınamaz.

Nasıl?

Aday olmasam, orta yerde rakipsiz tek aday kalacak. Bu da demokrasiyle bağdaşmaz. Aday çıkarak oyunu kuralına göre oynuyorum. Düşünsenize, tek adaylık bir demokrasiyi. Başkası ne derdi bu duruma. Sonra kazandığı için birilerini sevindirmenin mutluluğunu bilmezsiniz siz. Bunu en iyi ben bilirim. Bu konuda büyük bir tecrübe birikimim var. Ömrüm kifayet ederse, bu birikim tecrübemi benden sonrakilere aktarmak isterim. Zira benimle gitsin istemem. Hasılı, tüm görevi kaybetmek ve başkasını kazandırmak olan benim için görev görevdir. Bu görevi kutsal kabul ediyorum. Kim kaybetmek isterse, seve seve ona nasıl kaybedeceğine dair kopya verebilirim.

Fakir misin?

Seçim zamanı partilerin seçim için açılmış standına akın ederler.

Mitinglere katılmak için saatler önceden miting meydanında yerlerini alırlar. Miting bitene kadar saatlerce ayakta dururlar. Bağırmaktan sesleri kısılır. Elleri ise bayrak ve parti bayrağı sallar.

Seçim zamanı gider, oyunu kullanır. Sonuçlara rakiplerden fazla sevinir ve üzülür.

Biri ölünce, gider mezar kazar. Cenaze sahiplerinden fazla mezara toprak atar. 

Yolda bir araba kalmışsa, gider araba kaktırır. Araba itekleyeceğim diye hışmış kalır. Sonunda araba çalışınca fakir nefes nefese kalır. Arabası çalışan ise hiç durmadan ya korna çalarak ya da sol elini kaldırarak yoluna devam eder. Bu arada iyi iş çıkardınız mesajı verir.

Askerlik zamanı gelince, birileri bedeliyle askerlik yaparken fakir askerliğini bedeniyle yapar. Burada unutamayacağı anılar biriktirir. Hayatı boyunca bu anıları döner döner anlatır. 

Milliyetçilik duyguları yüksektir.

Ülkede savaş çıkmışsa, savaşa katılmada gönüllüdür. Cephede ilk öne sürülür.

Kendisine dair işi yoktur. Hep parası olanın işinde çalışır.

Evinin iaşesini ve geçimini beden gücüyle yerine getirir.

Ömrü çalışarak geçer.

Ne iş olursa onu yapar.

Kazancı kendi kendine yetmez. O yüzden hep ayağını yorganına göre uzatmak zorunda. 

Tüm çabası bir evi, bir arabası olsun çabasıdır.

Fırsat bulursa ek iş yapmaya çalışır.

Kendisiyle beraber eşi ve çocukları da çalışır.

Fırsat buldukça hep başkasının cenazesine katılır ama kendi cenazesine pek katılım olmaz. Pek az eşi dostuyla birlikte sessizce defnedilir. Salaları bile zengininkinden farklıdır. Bunu da Yunus şöyle ifade eder:

Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin

Analarından doğduğu andan itibaren ömürleri çalışmakla geçen bu kişilerin dinlenebilecekleri en iyi yer mezarlarıdır. Orası onlar için ebedi istirahatgahtır.

Not: Tespitlerim her fakir için değildir. 

Bir Yarış Klasiği Daha

Muhitinin yüzde yirmi beşine hitap eden küçük bir işletmesi vardı. Başkasına göre azdı ama kendisine yetiyordu. O yüzden mutlu mu mutlu idi. Nasılsa ne eksilir ne artardı. Buradan alışveriş yapan müşterileri biz ne zaman büyüyeceğiz deseler de yine gidip aynı yerden alaverelerini yapıyorlardı. Niye böyle demeyin. Mutlu azınlık olmanın zevki bir başkadır. Zira mutlu çoğunluk olmaktansa mutlu azınlık olmak her daim iyidir.

Bakkal sahibi ve müşterileri körler, sağırlar misali birbirlerini ağırlarken yine de müşteriyi artıralım. Bakarsın bu sefer artar demişler. Her beş yılda bir yapılan müşteri artırma yarışmasına katılmaktan geri durmamışlar. Çünkü yarışa katılmamak demek eldeki küçük sermayeden de olmak demekti. Bu yüzden bakkal sahibinin önderliğinde, müşteri kapma yarışmasına hep katılmışlar. Her yarışa bu sefer olacak diye dört elle sarılıp sonuca bel bağlamışlar. Böyle böyle on yarışa katılmışlar. Yarışın hiçbiri beklentilerine cevap vermemiş. Zira hepsi kendileri için bir hüsran olmuş. Sonuç hüsran olsa da işin sevindirici yanı hiçbirinde müşteri kaybetmemişler. Çünkü müşteri portföyünün yirmi beşini tekrar alma başarısını gösterebilmişler ve kaybetme istikrarını hep korumuşlar. Vefalı müşteri ne de olsa.

Müşterinin çeyreğini alma başarısını hep gösteren bakkal, bu sefer olacak diye yarışın 11.sine katılmak için kolları sıvar. Yarışa hazırlanmak için bu sefer bir seferberlik başlatır. Bu sefer kazanacağına kendisini ve çevresini inandırır. Çünkü her yarışta müşterinin yarıdan fazlasını alan rakibi de bu sefer yorgun, bitkin ve yıpranmış idi. Bir vuruşluk canı vardı. Kendisi bir varlık gösteremese de müşterisi bu hasta haliyle gidip ondan alışveriş yapacak değildi ya. Ne de olsa işin ucunda tencere-tava vardı. En azından ondan bezen ve bıkan müşteri bize gelir hesabı yaptı.

Bakkala müşteri getirecek yeni ortaklar almaya karar verir. Öyle ya her bir ortak biraz müşteri getirse bu iş olurdu. Yeni beş ortak alır. Ortaklardan biri hariç diğerlerinin doğru dürüst sermayesi de yoktur. Arkasından getirecek müşterisi de. Sermayesi olmasa da birkaç akrabasını getirse yeter diye düşünür.  Bu bakkalı beraber yönetelim. Hangi malı kaçtan satacağımıza oy birliği ile karar verelim. İçimizden veya dışarıdan kazanacak birini seçelim der. İster ki onlar da bakkala katkı sunsun. Kaz gelecek yerden tavuğu esirgemez. Ne isterlerse kendinden kısarak onlara verir. İstekleri bitmez bir türlü. Biz bakkal yönetiminde yanında yardımcı olacağız derler. Ona da evet der. Biz şunu isteriz derler, ona da evet der.

Günler, aylar birbirini kovalar. Bakkalın sahibi yeni ortaklarıyla durmadan toplantı yapar. Her toplantıda yol haritasına dair kararlar alırlar. Her iş tamam olur. Nedense müşteriler dört gözle bakkala yeni müşteri çekecek rakibin açıklanmasını beklerken hiçbir toplantıda yarışa girecek kişiyi belirlemezler. Çünkü aday sorunları yoktu.

Nihayet yarışa ramak kala, bakkalı yarışa kim sokacak sorusu gündeme gelir. Sermayesi olan ortak kazanacak biriyle yarışa girelim itirazı dile getirse de sermayesi olmayan diğer ortaklar tecrübeli biriyle yarışa katılma yönünde irade ortaya koyarlar. Sermayesi olmayanlar ve bakkalın büyük ortağı ağırlıklarını koyarak rakibine karşı on beş defa yarışa katılmış ama hepsini kaybetmiş bakkalın eski sahibini 11. kez aday gösterirler. Çünkü kaybetme yönünden tecrübeliydi. Aynı zamanda sermayenin en büyük ortağıydı. Üstelik kendi sofrasını sermayesi olmayanlarla paylaşacak kadar fedakardı. Böyle bir aday kaçırılır mıydı? Hem bu sayede bir kuruş sermaye koymadan pay alacaklardı. Bu devirde almadan veren böyle kaç kişi bulunabilirdi?

Buna karşın devamlı ve hep kazanan yıpranmış aday boş durmadı. Kendisinden kaçan müşterilerin nerelere gitmekte olduğunu analiz etti. Müşteri kime kaçmışsa, onları yanına çekerek ortak aldı. Böylece uzaklaşan müşteriyi bir şekil yanında tuttu. Üstelik bu ortaklar biz şunu isteriz, bunu isteriz demedi.

Yarış sathı mailine girilince adaylar müşteri kapmak için yollara düştü. Vaat üzerine vaatte bulundular. O ne veriyorsa, beş fazlası benden misali kesenin ağzını iyice açtılar.

Sermayesi olmayan ortaklarla yola çıkanlar iddialar karşısında hep savunmada kaldılar. Çünkü hem rakip güçlüydü hem de sermayesi olmayan bazı ortaklar pot üzerine pot kırdı. Çıktı biri, halamı müşteri getirmede zorlanıyorum dedi. Öbürü, müşterimin bir kısmını getiremeyebilirim dedi, diğeri ortak karar olmazsa kriz çıkar dedi.

Hep kaybetme iradesi gösteren rakip bu şekil çok başlı görüntü verirken güçlü rakip birlik görüntüsü verdi.

Sonuçta bir müşteri kapma yarışı daha sona erdi. Hep kaybeden taraf, müşteriye yeterince güven veremedi ve 10. yenilgisine bir yenilgi daha ekleyerek kırılmayan rekorunu on bire çıkardı. Hep kazanan rakip ise tekrar başarı göstererek kırılmayan rekoruna bir yenisini daha ekledi. Yani kazanan ve kaybeden yönünden bir değişiklik olmadı. Yarışın en büyük kazananları kimdir derseniz, bir kuruş sermaye koymadan bakkal dükkanına ortak kabul edilenler oldu.

28 Mayıs 2023 Pazar

Kıvrak Zeka Ürünü?

Roma dönemi Kudüs şehrinin valisi Pontius Platus'dur. Kudüs'te yaşayan Yahudiler ve putperestler  Hz. İsa'nın yeni yaymaya çalıştığı dinden oldukça rahatsızdırlar. Yahudiler gibi Kudüs'teki Putperest kâhinler de İsa'ya cephe almışlardır. Vali Platus'u kışkırtarak Hz. İsa'yı ortadan kaldırmaya çalışırlar. Nitekim 12 Havari'den birinin ihbarı üzerine Hz. İsa yakalanarak Yahudi inancına göre Yahudilerden oluşan bir mahkeme tarafından yargılanır. 

Yahudiler Mayasız Ekmek Yortusu gününde oldukları için Hz. İsa'ya idam kararı veremezler.  Bunun üzerine Hz. İsa'yı Vali Platus'a götürerek bu kararı onun vermesini isterler. 

Vali Platus halkın talebi üzerine Hz. İsa'yı içeri alarak onu sorguya çeker. Aslında Platus iyi niyetli bir validir. Hz. İsa'nın öldürülmesini istemez. Bir plân düşünür; Yahudilerin bu dini bayramlarında her yıl bir mahkûmu af ettiklerini bildiği için Hz. İsa'yı kurtarmaya çalışır. 

Vali Platus  zindanda yatmakta olan azılı bir hırsız ve cani olan Barabba ile Hz. İsa'yı halkın karşısına çıkarır; bunlardan hangisini af edelim diye Kudüs halkına sorar;

Kudüs halkının kararı oldukça ilginçtir; 

Vali'nin bu teklifi karşısında halk hırsız ve azılı bir cani olan Barabba'nın af edilmesini ister.

Platus, halkın bu kararı karşısında oldukça şaşırır.

Neticede Kudüs'ün en azılı hırsız ve canisi olan Barabba serbest bırakılır.

Ne var ki çok kısa bir süre sonra serbest bırakılan Barabba, işlediği suçlar yüzünden yeniden zindana konur. 

Kudüs Valisi Platus bunu fırsat bilerek Hz. İsa ile Barabba'yı yeniden halkın karşısına çıkarır ve "-Ey Yeruşalim (Kudüs) halkı, bu iki mahkûmdan birini bu kutsal günde yine siz af edeceksiniz, bu sefer hangisini af ediyorsunuz?" der.

Halktan ne cevap gelir bilir misiniz? Halk yine "Barabba, Barabba..." diye bağırır!

Barabba yeniden af edilerek serbest bırakılır.

Kudüs halkı, o günlerin kutsal günleri olduğu için Hz. İsa'nın idam edilmesi yerine, çarmıha gerilmesini isterler. Vali Platus, halkın bu isteği üzerine Hz. İsa'yı getirip, "O halde siz götürüp çarmıha gerin" diyerek Hz. İsa'yı Kudüs halkına teslim eder.

İşte Hz. İsa bu olaydan sonra halk tarafından çarmıha* gerilir!” (Matta ve Yuhanna İncili. Bab: 16-26Günışığı gazetesinden alıntı)

*

Bizde seçimler yüksek gerilimli geçer. Doğru ya da yanlış adaylar birbirlerini bazı ithamlarla suçlar.

Adaylardan birinin diğer aday hakkındaki ithamı terör üzerine. Bu iş ithamlar da kalmaz. Seçime ramak kala montaj olduğu yüzde yüz olan terör bağlantısı bir video servis edilir. Terör suçlaması yapan aday “Allah’tan bir göz istedim, o verdi iki göz” misali montaj olan bu videoyu mitinglere gelen taraftarlarına izletir. Gösterdiği videonun montaj olduğu adaya söylenir. Aday, öyle mi ya bilmiyordum demez. Montaj veya değil. Orta yerde bir video var. Bu video gençlerin kıvrak zeka ürünü şeklinde bir açıklamada bulunur. Aynı adayın sözcüsü de gençlerin kıvrak zeka ürünü demek suretiyle aynı minval üzere açıklama yapar.

Gençlerin bu yaptığına siz ne dersiniz bilmem ama buna kıvrak zeka ürünü falan denmez. Olsa olsa şeytani bir zekanın ürünü olur.

Diyelim ki gençler bir adayın lehine olacak şekilde böyle bir yola başvurdular. Bu videonun etkili ve yetkili kişilerin kullanması hiç etik değil. Diyelim ki montaj olduğunu bilmiyordu. Kullandı. Ardından montaj olduğu ortaya çıktı. En azından montajmış denmesi gerekirdi. Denmediği gibi “böyle bir video var. Ama montaj ama değil” denmek suretiyle yapılandan pişmanlık duyulmadığı anlaşılıyor.

İşin garibi bu montaj işini gençlerin yaptığını da biliyorlar ve anladığım kadarıyla gençler hakkında açılmış bir soruşturma da yok, suç duyurusu da yok. Bunlar olmadığı gibi gençler taltif alıyor.

Diyelim ki kıvrak zeka ürünü gençler böyle montaj bir video yaptılar. İlgili aday da bunu seçim meydanlarında kullandı. Montaj bir videoyu nasıl gösterirsin şeklinde vatandaştan bir tepki gelmemesi çok acı. Elbette herkes kazanmak için yola çıkar. Ama kazanacağım diye her şeyi mubah görmek ne insanidir ne dinidir ne de ahlakidir.

27 Mayıs 2023 Cumartesi

Rekabette Centilmenlik

Hayat her insan için bir mücadeledir. 

Her mücadelede başarı ve başarısızlık vardır. 

Bir işte veya alanda birden fazla talipli varsa, orada rekabetin olması da doğaldır.

Rekabet eşit şartlarda yapılır.

Rekabetin olduğu yerde çekişme vardır. 

Rakibe galip gelme vardır. 

Her rekabette centilmenlik vardır.

Rekabetlerde istenen tatlı rekabettir.

Rekabetten önce rakibe başarı dilenir. 

İyi olanın kazanması temenni edilir.

Yarışa başlanırken her türlü sonuç göz önünde bulundurulur.

Kazanmak için mücadele edilir ama bu uğurda her yol mubah görülmez.

Orantısız güç kullanılmaz.

Kazanmak için rüşvet verilmez.

Rakibe belden aşağı vurulmaz.

Rakip yerden yere vurulmaz. 

Rakip kötülenmez.

Namertliğe müracaat edilmez. 

Yalana, dolana, algıya, iftira ve hileye başvurulmaz.

Bozuk üslup kullanılmaz.

Hakaret edilmez. Rakibin onuru her şeyin üstünde tutulur.

Doğruluktan ve insani değerlerden uzaklaşılmaz.

Galip gelmeye odaklanmakla beraber mağlup olmayı, yalan ve dolana dayalı galip gelmeye tercih edecek kadar erdem sahibi olmalıdır.

Hazımsız olunmaz.

Her türlü sonuca katlanılır. Kaybedildiği takdirde herhangi bir mazeretin arkasına sığınılmaz, rakip tebrik edilir.

Boş ve Avare Olmanın Göstergeleri

Eğer bir ülkede her bir köşede kahvehane var ve buraların sürekli müdavimleri oluyorsa,

Esnaf çay ocakları esnafa çay vermenin dışında muhabbet etmek için gelenlerle dolup taşıyor, birbirine yakın çoğu çay ocaklarında oturacak yer bulunamıyorsa, sabahtan akşama bir grup kalkıyor diğer grup oturuyorsa,

Her bir köşede ve yan yana kafelerin varlığı ve buraların da sirkülasyonunun çok olduğu gözlerden kaçmıyorsa, 

Park, bahçeler, piknik yerleri, çay bahçeleri dolu ise, 

Ülkenin onca sorunu arasında tüm kanallar akşamın ilk saatlerinden gecenin geç vakitlerine kadar bir seçimden diğer seçime siyasi gündeme dair programlar yapıyorsa, tarafların çoğu ekranların gediklisi ise ve bu tür programların dinleyicisi ve seyircisi varsa,

Televizyonda canlı izleyebileceği bir mitinge katılabilmek için saatler öncesinden miting meydanına giderek saatlerce ayakta bekleniyorsa,

Asıl görevi akademisyenlik ve bilim yolunda öğrenci yetiştirmek, bilimsel çalışmalara katkı sunmak iken her akşam kanallarda boy gösteriliyorsa,

Dükkanda, evde, işyerinde, eş-dost ortamında, yediden yetmişe sabahtan akşama siyaset yapılıyorsa,

Sosyal medya profillerinde sabahtan akşama siyasi paylaşım yapılıyorsa, biri kötüleniyor, diğeri övülüyorsa,

İşinin çok olduğundan dem vurup yetiştiremiyorum bir başıma dedikten sonra şu ev senin, bu ev benim, şu park bizim, şurada şu gün oturalım günleri düzenleniyorsa,

Sabah işi olduğu halde akşam oturmasına kalkıp yatmayı, sabah da kalkmayı bilmiyorsa,

Siyasi saiklerle normal yaşından çok önce emekli olunuyor, geri kalan ömründe bir iki defa daha emekli olunuyorsa, emekli olduktan sonra camiden eve, evden camiye bir hayat yaşanıyorsa, öğle ile ikindi arasını cami önlerindeki banklarda geçiriyorsa, sabahtan akşama öğretmenevi gibi yerlerde sandalye üzerinde çene çalınıyorsa,

Çalıştığı iş kendini yormuyorsa, işe gitmediği takdirde bir iş kaybı olmuyorsa, işe giderken dinlenmeye gidilir gibi gidiliyorsa,

Yapmadığı, yapamadığı bir şey varsa, yapamadığı her ne varsa hepsine bir mazeret ve gerekçe üretiyorsa,

Bilelim ki o toplumun eli boştur. Avaredir. İş insanı değildir. Gezip dolaşmak, oturmak ve çene yormak için yaratılmıştır. Dünyaya, insanlığa, çevresine ve ülkesine verebileceği bir şey yoktur. Ülkenin sırtında bir kamburdur. Ne dünyanın ona verebileceği bir şey vardır ne de onun dünyaya.

26 Mayıs 2023 Cuma

Bayılıyorum Şu Bilime...

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz, "koronavirüs geçirenlerde de aşı olanlarda da bir süre sonra bağışıklığın azaldığı ve her iki gruba da hatırlatma dozu adı verilen üçüncü doz aşılamaların yapılması gerektiği konusunda bilim dünyasının uzlaşmaya vardığını" söylemiş.

Yavuz, "CoronaVac aşısı için de üçüncü doz muhtemelen 6 ay sonra gerekecek. Ancak bunu verilerle ortaya koyabilmemiz gerekiyor. CoronaVac Faz- 3 çalışmasına katılan gruplarda, iki doz aşılamanın üzerinden 6 ay geçtiği için, bu kişilere üçüncü doz olarak BioNTech veya üçüncü doz olarak CoronaVac ile aşılama yaparsak nasıl bir bağışıklık elde edeceğiz, buna dair çalışma yapmak istiyoruz" demiş.

Hasılı bilim dünyası böyle karar vermiş.

İki doz aşıdan sonra üçüncüsü, hatta 4. 5. 6.  doz gerekiyorsa, bize aşı olmak düşer.

Yok, üzerinizde daha detaylı çalışmak istiyoruz derlerse, buna da eyvallah.

Çünkü bilim dendi mi akan sular durur.

Hele bir de bilim dünyası uzlaşmaya vardıysa, bunun karşısında kim durabilir.

Hasılı bu naçiz vücudumuz onlara emanet.

Üzerimizde bilim adına her şeyi deneyebilirler.

Hem böylece üretilmiş aşılar da tüketilmiş ve boşa gitmemiş olur.

Vatandaş olarak  biz de bilim adına bir şey yapamıyorsak da emeğe saygı anlamında bilime bu şekil bir desteğimiz olmuş olur.

Bilim adamlarının yaptığı katkının yanında bizim bu desteğimizin esamesi okunmaz ama gönüllü kobay olmak da tabana atılmamalı.

Düşünün bir kere eli mahkum biz gönüllüler olmasaydı, bu aşılar için bunca gönüllü fareyi nereden bulacaklardı.

Aşıların yan etkisi olurmuş. Hiç önemli değil. Bilim uğruna, nice canlar feda olsun. Yan etkisiyle yaşamak, sonrasında bazı hastalıklara duçar olmak, sıtmaya razı edilmek ölmekten iyidir.

Adına işim dedikleri böyle deneme yanılma yoluyla aşıların yan etkilerine de çözüm bulurlar. Bu vesileyle bilim gelişmiş olur. 26.05.2021

Ömer b. Abdülaziz (2)

Kendisinden önceki Emevi halifelerinin hazine malının kendilerinin mülkü görmesi uygulamasını kaldırmış, el konan kamu mallarının hazineye geri iadesini sağlamıştır. Bu konuda kendisine yapılan tehditlere boyun eğmemiştir. Muaviye tarafından Mervan’a ikta olarak verilen araziyi geri alarak ehlibeyte tahsis etmiştir. Peşkeş çekilen arazileri hazineye kazandırmıştır. Devlet adamlarına ait olan saraydaki kıymetli eşyaları da hazineye devretmiştir. Eşinin altınlarını ve evindeki fazla malı da hazineye aktardığı söylenir.

Halifeliği döneminde maaş almamıştır.

Döneminde halk ile devlet barıştırılmıştır. Ali evladına Muaviye zamanından beri hutbelerde okunan lanet etme ve sövme fiiline son vermiş, Ali evladının itibarını geri iade etmiştir. Aynı zamanda Ali evladından haksız yere alınan emvalin geri iadesini sağlamıştır. Bugün hutbelerin bitiminde “Allah iyiliği….emreder”, ayetinin okunmasını başlatmış, bu uygulama halen devam etmektedir.

Haricilerin sertlik yanlısı politikalarını ikna yöntemiyle çözmüş, döneminde hiç harici isyanı olmamıştır. Mümkün mertebe güce başvurmamıştır.

Kaderiye anlayışına karşı çıkmış, bu konuda ilmi münazaralar yaptırmak suretiyle kaderci anlayışı yıkmaya ve insanları ikna etmeye çalışmıştır.

Kamu gelirlerini harcama konusunda çok hassastır. Tövbe süresi 60. ayet gereği zekat verilmesi gereken kesimlere harcamıştır. Esirlerin kurtarılmasına, borçlulara, evlenemeyen bekarlara yardım etmiş, aşevleri kurmuş, konaklama yerleri yaptırarak uzun yol gidenlerin ücretsiz konaklamalarını sağlamıştır.

Lüks ve şatafata şiddetle karşıdır. Saltanat görüntüsünden uzak bir hayat yaşamıştır. Toplumdan kendini soyutlamamış, onlardan biri olmuştur. Bu yönüyle 5. halife diye anılır.

Adaleti yönüyle Hz Ömer’e benzetilmiş, ikinci Ömer denmiştir. Hz Ömer’in anlatılan mum hikayesi aslında Ömer b. Abdülaziz ile ilgilidir.

Saraylarda oturmamıştır. Kamu malını yetim malına benzetmiştir. Hazine parasıyla köle ve cariyeleri özgürlüğüne kavuşturmuştur. Hazineyi kendisine bırakılmış emanet mal görmüştür.

Kendisinden sonra gelen halifeler Ömer gibi olamamış ve tarihin tozlu sayfalarında yerini almışlardır. Ömer b. Abdülaziz ise gönüllerin halifesi olmuş ve olmaya devam etmektedir.

Emeviler yıkıldıktan sonra tüm Emevi halifelerinin mezarları tahrip edilirken Muaviye ve Ömer b. Abdülaziz’in mezarlarına dokunulmamıştır. Niçin? Muaviye sahabe olduğu için Ömer de bu uygulamalarından dolayı gönüllerde ayrı bir olduğu için.

Halifeliği döneminde birçok olumlu icraatlara imza atan Ömer b. Abdülaziz, 3 yıl değil de yıllar yılı halifelik yapmış olsaydı, belki de İslam dünyası bugün çok farklı bir yerde olurdu. Allah ondan razı olsun.

Not: İsrafil Balcı'nın Ömer bin Abdülaziz videosundan yararlanılmıştır.

Ömer b. Abdülaziz (1)

Emevi halifelerinden biridir.

680 yılında Medine’de dünyaya gelmiş. Baba tarafından  Emevilerden Mervan b. Hakem’in, anne tarafından Hz Ömer’in torunudur.

Enes b. Malik, Abdullah b. Ömer dahil olmak üzere birçok sahabiyi tanımış, sahabe terbiyesiyle yetişmiş biridir.

Abdülmelik’in kızıyla evlenmiştir.

26 yaşında iken Hicaz valiliği yapar, 7 yıl kadar bu görevde kalır. Bu süre zarfında Mescidi Nebi’yi genişletmiş, sorunların çözümünde istişareyi esas almış, sertlik yanlısı Irak valisi Haccac’ı şiddetli bir şekilde eleştirmiştir. Bu eleştirisinden dolayı 1.Velit tarafından görevden alınmıştır.

717-720 yılları arasında 3 yıl kadar halifelik yapar. Kısa halifeliği döneminde önemli icraatlara imza atmıştır:

İdarede istişareye önem vermiş, adaleti ve şeffaflığı esas almış, ehliyet ve liyakati öncelemiş, idarede peygamberimiz ve Hz Ömer’i örnek almıştır.

Saygın isim ve alimleri danışman tayin etmiştir. Valilerine de aynı prensipler dahilinde hareket etmesi talimatını vermiştir.

Muaviye ile birlikte başlatılan fetihlerin İslam’ı yaymaktan ziyade mal, mülk elde etmek amacıyla yapılan fetihler olduğunu, bu fetihlerin istilaya dönüştüğünü söyleyerek cephelerdeki tüm askerleri geri çekmiş, sınır güvenliğine önem vermiştir. Orduların geri çekilmesini, devletin gelirlerinin azalacağı iddiasıyla karşı çıkan komutanlara, Allah bu peygamberi başkalarının malına, mülküne çöksün diye göndermedi, peygamberin görevi İslam’ı yaymaktı, sizin göreviniz de budur demiştir.

Eşitlikçi politika uygulamıştır. Gelirler azalmasın diye Muaviye’den itibaren Müslüman olan mevaliden alınan haraç vergisini, Arap olanlar bu vergiyi vermiyorsa, Arap olmayanlar da vermeyecektir demek suretiyle Emevilerin mevaliye uyguladığı bu ikinci sınıf muameleyi kaldırmıştır. Bazı valilerin içlerinde gayri Müslimlerin de olduğu kişilerin mallarına el koyma uygulamasını kaldırdığı gibi daha önce bu şekil alınan haksız el koymaları da geri iade etmiştir.

Yaşlı ve muhtaçlara hazineden yardımlar yapmıştır.

İslam’ı yaymak amacıyla çevre devletlere mektuplar göndermiş, ikili ilişkileri geliştirmiştir. Yaptığı bu çalışmalar dolayısıyla Tunus, Fas, Cezayir’in, Horasan bölgesinin, Hint Alt Kıtasının ve Mısır’daki Kıptilerin Müslüman olmalarında katkısı büyüktür. Döneminde toplu ihtidalar olmuştur.

Zimmilerin din adamlarından ve cizye ödeyecek gücü olmayanlardan vergi almamıştır.

İyi ve düzenli bir vergi politikası uygulamadığı için döneminde devlet ciddi bir ekonomik krize girmiştir.

Halka zulmetmemeye çalışmış, yolsuzluk yapmamaları konusunda valilerini sık sık uyarmıştır.

Görevlendirmelerde işinin ehli ve güven veren kişilere yer vermiş, ahbap çavuş ilişkisine geçit vermemiştir. Görevlendirme yaparken kabilesine, ırkına bakmamıştır.

Yöneticilerin hediye almalarını yasaklamıştır.

Hep mazlumların yanında yer almıştır. Müştekilerin doğrudan kendisine müracaat etmesinin yolunu açmıştır.

Hapishaneleri ıslah etmiştir. Suçluları ikna yoluna gitmiştir.

23 Mayıs 2023 Salı

Evlilik Merasimlerinde Yapılan Dua

Nikahın dinisi, hocalısı, imamlısı olmasa da bu ülkede iki türlü nikah kıyılır. Biri resmi diğeri dini olmak üzere. İşin bu çelişkisi üzerinde durmayacağım.

Üzerinde duracağım husus, dini nikahlarda, nişan merasimlerinde, ağız tadında, söz kesmede, düğünde gelin alınırken, gelin indirilirken ve damadı zifafa katarken eşler adına yapılan duadır. Bu tür merasimlerde “Allâhümme ellif beynehümâ kemâ ellefte beyne Âdeme ve Havvâe ve beyne Muhammedin sallallâhü ‘aleyhi ve selleme ve Hadîcete’l-Kübrâ ve beyne ‘Aliyyin Kerremellahû vechehû ve Fâtımete’z-Zehrâ radıyallâhü ‘anhâ...” duası okunur. Aldığım kısmın anlamı: “Âdem ile Havvâ’nın, Muhammed ve Hatîce-i Kübrâ’nın, Ali ve Fâtımatü’z-Zehrâ’nın aralarına nasip ettiğin ülfet ve muhabbetten, bu kardeşlerimize de nasip eyle!” anlamına gelir.

Duada baştan sona yeni evli çiftlere bu şekil “aralarında sevgi ve muhabbet olsun, nefret, firar ve fitne olmasın, hayırlı evlat ver” şeklinde dua edilir.

Duanın içinde yeni çiftlerin evliliklerinin  de huzurlu, mutlu ve sevgi üzerine yürümesi hususunda Hz Adem ile eşinin, Hz Muhammed ile eşinin ve Hz Ali ile eşinin evlilikleri örnek verilir.

Yapılan duaya söylenecek söz yok. Zira güzel bir duadır.

Buradan evlilikleri örnek verilenlere geleyim. Hz Adem ile Havva’nın evliliklerinin nasıl olduğunu bilmiyoruz. Zira geçimsizliklerine dair bir bilgi yok. Bu durumda evliliklerinin sükunet üzere devam ettiğini düşünebiliriz.

Hz Muhammed’in hayatını en ince teferruatına kadar biliyoruz. Birbirlerini isteyerek evlenmişler ve birlikteliklerinden altı çocukları olmuş. Kaynaklarda bir geçimsizlikleri söz konusu değil. Mutlu ve örnek bir evliliklerinin olduğunu söylersek yanılmış olmayız.

Hz Ali ile Hz Fatıma’nın evliliklerine gelince, bu birlikteliğin ilk iki örnekte olduğu gibi mutlu bir evlilik sürdürmedikleri, Hz Fatıma’nın bu evliliği istemediği, babasının ısrarı üzerine bu evliliği kabul ettiği, Hz Ali’nin ekonomik durumunun iyi olmadığı, evin ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı, çoğu zaman Hz Muhammed’in destek çıktığı, Hz Fatıma’nın isteklerine Hz Ali’nin babandan iste dediği, çoğu zaman aralarında huzursuzluk çıktığı, her defasında Peygamberimizin araya girerek aralarını düzelttiği, Hz Ali’nin, Hz Fatıma’nın üzerine evlilik yapmak istediği, Peygamberimizin buna karşı çıktığı vs. durumlar bazı İslam tarihçileri tarafından dillendirilmektedir. Kısaca dokuz yıl süren evliliklerinin çok mutlu olmadığı söylenebilir.

Hz Fatıma’nın bu evliliğe sıcak bakmamasında Hz Ali’nin maddi sıkıntı içerisinde olması yatmaktadır. Hz Ali ne doğru dürüst mihr verebilmiş ne düğün için bir şeyler alabilmiştir. Evlilikleri yokluk üzere devam etti denebilir.

Hz Fatıma maddiyata çok önem veren biri olmasa da her genç kız gibi onun da hayallerinin olması doğaldır. Ablası Zeynep zengin biriyle evli idi. Rukiye ile Ümmügülsüm yine durumu iyi olan Hz Osman ile evlilik yapmışlardır. Öyle zannediyorum, Hz Fatıma da geçim sıkıntısı çekmeyecek bir evlilik murat etmekteydi.

Amacım Hz Ali ve Hz Fatıma arasındaki huzursuzluk evliliği anlatmak değil. Şu bilinmeli ki evlilikler hep gül bahçesi değil. Zira gülün dikeni de var. Her evlilikte olduğu gibi Hz Ali-Fatıma evliliğinde de sorunlar çıkmıştır. Sonuçta isteksiz yapılan bu evlilik arada kırgınlık ve huzursuzluklar olsa da bu evlilik Hz Fatıma’nın vefatına kadar devam etmiş. Yani bir yastıkta kocamışlar, evlilikleri başa kadar sürmüştür.

Amacım, çok mutlu olmayan bu evliliği anlatmak değil ise de İslam tarihçilerinin bu evlilikle ilgili anlattıkları doğru ise yani evliliğinde Hz Fatıma’nın yüzü pek gülmemişse, nikah dualarında Hz Ali ile Fatıma’nın aralarında sevgi ve ülfetin olduğu niçin söylenir? Garibime gitmedi değil.

Haccac b. Yusuf (Haccac'ı Zalim)

Mervan b. Hakemin valiliği döneminde öne çıkan isimlerdendir.

Emevilere yalakalığından dolayı köpekçi, köpek yavrusu anlamında kendisine Kuleyb denir.

Mervan b. Hakemin Abdullah b. Zübeyr ile savaşında babası Yusuf ile birlikte Mervan’ın ordusunda yer alır. Savaşı Abdullah b. Zübeyr kazanır. Baba ile oğul canlarını zor kurtarır.

Haccac’ın esas yıldızı Abdülmelik b. Mervan’ın valiliği döneminde parlayacaktır.

Musab b. Zübeyr karşısında gösterdiği başarılardan dolayı Abdülmelik kendisini Irak valiliğine getirir.

2000 kadar askeriyle 6 ay kadar Arafat’da karargah kurarak Mekke’nin dışarıya bağını keser. Hac mevsiminde hac falan dinlemez, araya Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Ömer’in aracı olmasıyla hac esnasında katliama ara verilir. Abdullah b. Zübeyr’i kıskaca alır. İbni Zübeyr Kabe’ye sığınır. Kabe’de yakalanarak öldürülür. Muhasara sırasında Kabe’yi mancınıklatır ve Kabe tarumar olur. Hac mevsiminde oluk oluk kan akıtır. Çıkan yangında ahşap kısımları yanar. Kabe yeniden inşa edilir. Bu başarısından ötürü Abdülmelik onu Hicaz, Yemen ve Yemame bölgesinin valisi olarak atar.

Üç yıllık Hicaz valiliğinin ardından Irak’ta çıkan olaylar nedeniyle Haccac, Hariciler in ve Ali taraftarlarının çok olduğu Irak’ta görevlendirilir.

Küfe’de bir hutbe irat eder. İyi bir fasihtir aynı zamanda. Konuşmasında fitneye vurgu yapar. “Fitne ve dedikodular çoğaldığı zaman acılar çoğalır. Bunu ancak kılıcın yok edeceğini” söyler. Beni sevseniz de benden nefret etseniz de önemli değil. Nefret etseniz bana zarar veremezsiniz. Sevmenize zaten ihtiyacım yok. Düşmanlığınız beni üzmez. Aranızda olgunlaşmış kelleler görüyorum. Sakal ve sarıklar arasından kan akacak diyor. Bir başka hutbesinde kimin hastalığı varsa devası bendedir. Kimin ömrü uzunsa, onu kısaltmayı da bilirim. Kimin başı ağırlık yapıyorsa, onu hafifletmek de benim elimdedir. Şeytanın (muhaliflerin) taifesi varsa, sultanın da kılıcı vardır. Sizi uyarıyorum. Sonra affetmem. Kılıcımın keskin ağzı isyan edenlerin gerdanlığında duruyor, orayı süsleyecek.

Muhalif hareketleri demir yumruğuyla ve kanla bastırmıştır. İnsanlar bu tehdit karşısında ya isyan ediyor ya da korkup Medine Valisi Ömer b. Abdülaziz’in yanına sığınıyor. Ömer b. Abdülaziz Haccac’ın yaptıklarını eleştirince araları açılır. Abdülmelik b. Mervan bu sürtüşmede Haccac’ı tercih eder ve Ömer b. Abdülaziz’i valilikten alır.

İsyanları hep kanlı bastırmıştır. Kanlı eylemlerinden dolayı kendisini eleştiren alimler de bundan nasibini almıştır. Enes b. Malik onun hışmından kurtulamamış, Sait b. Cübeyr onun zindanlarında can vermiştir. Binlerce kişiyi zindanlara atmış ya da öldürmüştür. Zincire vurma, sürgüne gönderme ve mal ve mülküne el koyma da uygulamaları arasındadır.

Mutlak itaat ister. Herkesten biat alır. Biat eden isyan etmişse onun gözünde mürtettir. Onun gözünde öldürülmesi gerekir.

İyi bir ehlibeyt düşmanıdır. Abdülmelik'in ricasıyla Hz. Ali soyundan hanımını da boşamıştır. Aynı zamanda iyi bir mevali düşmanıdır. Müslüman olmalarına rağmen vergi koymuştur. Mevaliden, şehre gelenlerin ellerini damgalayarak üretim yapacaksınız diye köylere geri gönderir.

Zindanları muhaliflerle doludur. Yerin altına inşa ettirdiği zindanlar karanlık ve bir kişinin ayakta durup oturabildiği şekilde tek kişiliktir.

Sait b. Cübeyr’i öldürttükten sonra kendisi de hastalanır. Müthiş bir mide hastalığına yakalanır. Akli dengesinin bozulduğu, bağıra bağıra öldüğü belirtilir. Ölümü duyulunca alimler ve halk sevinç gösterisi yapar, şükür secdesine kapanır. Hasan Basri onu kaldırdığın gibi uygulamalarını da kaldır diye dua eder. Ömer b. Abdülaziz şükür secdesine kapanır, İbrahim en Nehai sevincinden ağlar. Mezarı tahrif edilmesin diye izbe bir yere defnedildiği, bulunamasın diye üzerinden su akıtılarak mezar yeri kaybedilir.

Zalimliği ile ünlü Haccac’a, Haccac’ı Zalim denir. Aslında bu kişi çocukluğundan itibaren dini terbiye ile yetiştirilmiş, çocuk yaşta hafız olmuş, daha sonraki dönemlerinde de Kur’an’a hizmetleri dokunmuş biridir. Her gece Kur’an okuduğu söylenir. Valiliği döneminde hafızları toplar, Kur’an harfleri üzerine çalışmalar yaptırır. Bazı sürelerdeki 11 kelimenin imla yanlışını düzelttirerek kıraate uygun hale getirtir. Kendisinden önce başlayan noktalama ve harekelemeye son şeklini verdirir. Bugünkü okuduğumuz noktaya getiren, sayfa numarası veren, ayetlere bölendir.

Başarılı olmak için her yolu mubah gören kişidir. Kendisine itaat edenlere de son derece cömert.

Mala çok önem vermediği söylenir. Ölünce bir atı bir eyeri bir mushaf bir rahlesi bir kılıcı ve üç yüz dirhemi varmış.

İsrafil Balcı’dan dinlediğim Haccac b. Yusuf’un akıttığı kan, katliamı, halka yaşattıkları saymakla bitmez. Tarih olup gitti. Bu yaptıklarıyla rahmet dilenecek biri olmadığı açık. Haccac bu kanlı fiillerinde yalnız değil, zamanın Emevi halifeleri bunun suç ortağı ve teşvikçisidir. Çünkü onlardan bu gücü almazsa, bu menfur eylemlere imza atamazdı. Emevilerin kısa sürede nasıl büyük bir devlet oldukları, doksan yıl gibi kısa bir sürede niçin yıkıldıkları da böylece anlaşılmış oldu. Çünkü kimse zulümle abad olmaz. 

Beni en çok üzen de ilgili kişinin dini eğitim almış ve küçük yaşta Kur’an’ı ezberlemiş olması. Ezberlemekle de kalmamış, kanlı eylemlerinde bile onu okumaktan geri durmamış. Bu yüzden bir elinde Kur’an, diğerinde kan diyebiliriz kendisine. Hac mevsiminde, haram ayında bile kan akıtmaktan, Kabe’yi kana bulamaktan, Kabe’nin içinde adam öldürmekten, Kabe’yi yıkmaktan geri durmuyor. Öyle ki kanla ayakta duran, kanla beslenen biri.

Aynı dönemde Medine Valisi olan Ömer b. Abdülaziz gönüllerin sultanı iken Irak valisi olan Haccac zalimliğiyle ün yapmıştır. Bir Ömer’e bakın bir de Haccac’a. İkisi de Müslüman, her ikisi de İslami hassasiyeti olan biri. Biri hala hayırla yad edilirken diğerine lanet okunuyor. Demek ki hafız olmak, Kur’an okumak, dini eğitim almak ve dindar olmak tek başına yetmiyor. Müslüman olmadan önce insan olmak gerekiyor.