—Baba,
derdin ne benimle?
—Ne
derdim olacak evlat seninle.
—Ne
bileyim, bana öyle geldi.
—Çıkar
şu dilinin altındaki baklayı.
—Hep
beni eleştiriyorsun. Tamam, yap bunu. Ama başkasının yanında da yapıyorsun
bunu. Yetmedi, durmadan beni yazı konusu da ediniyorsun. Haliyle hep eleştiri
hep eleştiri.
—Kasap
sevdiği postu yerden yere vurur evlat. Bunu böyle bil.
—Bunu
kol kırılsa da yen içinde kalacak şekilde yapsan olmaz mı?
—Kol
mu kaldı, yen mi evlat? Malumun ilamı benimkisi. Zira sağır sultan duydu ve
mızrak çuvala sığmaz oldu. Ben kral çıplak diyorum.
—Bu
kadar mı ya?
—Maalesef.
Sanma ki eleştiri hoşuma gidiyor. Tüm bunları söylerken de içim kan ağlıyor.
Ama dost acı söyler ve yüze söyler.
—Hiç
mi iyi şeyler yapmıyorum?
—Bir
zamanlar iyi şeyler yaptığını sanıyordum.
—Ama
ailede beni destekleyen, ardındayım diyen sendin. Şimdi ne oldu böyle?
—Haklısın,
bir zamanlar seni destekledim. Desteklemekle kalmadım, korudum kolladım.
Kimseye vermediğim açık çeki verdim. Zira çok güvenmiştim sana. Ama yanılmışım.
"Allah beni affetsin".
—Eee,
ne oldu? Başka güvenecek birini mi buldun?
—Kimseyi
bulmuş değilim. Ama şu var ki güvenimi boşa çıkardın. Çünkü sen "kurtuluş
biletimdin".
—Ne
yaptım ki?
—Sorun
da bu ne yaptım ki zaten. Oğlum, şu kafanı kumdan çıkar da bir bak. Bir
zamanlar övüne övüne anlatıp bitiremediğin ne varsa hiçbirini ağzına almıyorsun
artık. Çünkü ayıpladığın ne varsa ölmeden hepsi üzerinde gerçekleşti. Aslında
kendin de işlerin iyi gitmediğinin farkındasın. Gel gör ki yokmuş gibi kabul
ediyorsun. Bu da işin bir başka acı yanı. Ama her şeye sinirlenerek kendini ele
veriyorsun.
—Başkası
benden iyi mi yapacak? Ben senin oğlunum ne de olsa.
—Başkası
iyi mi yapar bilemem ama sen tüm umutları, idealleri bitirdin. Dün boynum
büküktü ama onurluydum. Bir zaman yaptıklarınla başım dik hale geldi. Gurur
duydum. Nicedir başım öne eğik. Sayende kimsenin yüzüne bakamıyorum.
—Hayret
bir şey ya. Size de iyilik yaramıyor. Başkası gelsin de gör gününü.
—Ne
olur, bana iyilikten bahsetme. İyilik bize haram oldu. Huzur ise nicedir
semtimize uğramıyor. Eğer bu yaptıklarını iyilik diye yapıyorsan, ne olur,
Allah rızası için bize bundan sonra iyilik yapma. Gölge etme ne olur. Hatırını
yıkarım yoksa. Ayrıca başkası gelse ne yapabilir. Sayende dert küpü olduk ve
hepsini gördük. Acıların çocuğuyuz artık.
—Bu
kadar karamsarlığı anlamıyorum. Lafların kurşun gibi. Sanırsın ki düşmana
kurşun atıyorsun.
—Oğlum,
ne karamsarlığı. Ümit vermiyorsun artık. Verdiğim tüm kredileri hoyratça kullanarak
bitirdin. Ne kurşunu. Az bile söylüyorum. Gözüm açıldı artık. Bundan sonra
şu ana kadar verdiğim çek sevapsa bu sevap bana yeter. Yok, günah ise daha
fazla vebalin altına girmek istemiyorum. Ayrıca bana gönül koymana gerek yok.
Sana desteği veren de benim, çeken de. Bu da normaldir. Nerde görülmüş ilanihaye
destek olunacak diye. Ben bir başıma yaparım diyorsun. Buyur yap.
—Son
sözün?
—Sözüm
falan yok. Zira sözün bittiği yerdeyiz. Nicedir hayret, ibret, dehşet ve
üzüntüyle umutsuz vaka olarak izliyorum seni. İnandırıcılığını kaybettin ve
bize oynadığın bu oyunun sonu feci bitecek. Bir intihar söz konusu. Ama bu
intihar bildiğimiz intiharlardan değil. Sen ölmüyorsun, hep başkası ölüyor.
Yani ölümlerden ölüm beğen dercesine süründürüyorsun. Zira her yaptığın ve
yapamadığın; üzüntü, tasa, dert garantili.
*04/06/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.