22 Ağustos 2024 Perşembe

Trajikomik Bir Soyadı Değişikliği (2)

Nihayet karar çıkar. Soyadı değişikliği kabul görür. Kararın gerekçesinde başka ne var bilmiyorum. Yalnız bir madde var ki amcaoğlumun belini büker. Çünkü yarım sayfalık bir ilan metninin ulusal bir gazetede yayımlanması da var. 

Yine de soyadı değişikliğine amcaoğlu sevinir. Niye sevinmesin, yılan hikayesine dönen mahkeme sonuçlanmış ve her ay pazartesi günleri dükkanını kapatmak zorunda da kalmayacaktı. 

Hakimin şu şekilde basında çıkacak dediği metni eline alır. Soluğu Konya'da alır. Giderken de biri akıl verir. Bu ilanı fotokopi ile iyice küçülttür. Çünkü ne kadar küçük olur ve az yer kaplarsa o kadar az para ödersin der. Amcaoğlu, fotokopiciye girer. Ne kadar küçültebilirsen küçült der. Adam birkaç defa küçültür. Her küçültülen fotokopiyi daha da küçült der. Niye diye sorar kırtasiyeci. İlana az para ödeyeyim deyince, ilan metninin fiyatı, sayfanın küçüklüğüne göre değil, kelime ya da harf sayısına göre olur der. 

Amcaoğlum, sora sora basın ilan kurumunu bulur. Çünkü ilk defa yolu düşer. 2000 öncesinin şartlarında ilan metni için 600 bin lira para çıkar. 

Parayı duyan amcaoğlunun nevri döner. Nedin lan sen, sen kendinde misin deyip ağzına geleni sayar. Varsın benim soyadım Yüce değil, Yuca kalsın. Yuca'yım  Yuca der. Küplere biner.

Basın ilan kurumundaki görevli, kardeş, hakimin anayı, babayı, onların baba ve annesini karıştırmasına gerek yoktu. Kısaca T. Yuca, soyadını Yüce olarak değiştirmiştir dese yeterli olur, bu kadar da ödemezsin, tarife düşer. Sen hakime bu durumu anlat diye yol gösterir. 

Aklı alan amcaoğlu ilçeye döner, hakimle görüşür, olmaz der, yazı işleri müdürüne durumu anlatır olmaz der. Araya girsin diye belediye başkanına çıkar, avukatı devreye sokar. Kimlerin kapısına gider, sayısı yoktur. Hakim kararından vazgeçmez ve metni kısaltmaz. 

Amcaoğlu soyadı peşine düşmekten vazgeçer. Bırak kalsın der.

Bir zaman yolu yine basın ilan kurumuna düşer. Akıl veren görevliye durumu anlatır. O da tüm bu görüştüğün kişilere gerek yok. Yazı işleri müdürü metni kısaltsa, bir yazı yazıverse, hakimin ismini açsa, diğer imzalanacak evrakın arasına koysa, hakim çoğunun içeriğine bakmaz. Gözü kapalı imzalar şeklinde yeni bir akıl verir. 

Yazı işleri müdürü yeni kısa bir metin hazırlayarak diğer evrakların arasına sıkıştırarak imzaya sunar. Dediği gibi hakim imzalar. Sormadım ama imzalayan hakim başka biri olmalı. Çünkü gelen hakim kısa süreli gelir, sonra tayini çıkar gider. Mahkeme sürecinden beri değişen hakim sayısı çoktur. 

Yeni kısa metnini amcaoğlu alır, tekrar basın ilan kurumunun yolunu tutar. Giderken de markete girip 2,5 litrelik bir Cola alır, yardım edip yol gösteren memura hediye etmek için. O zamanlar kola boykotu yok tabi. 

Yeni ilan ücretini hatırlamıyorum ama arada o kadar ay ve yıl geçmesine rağmen sanırım 300 bine düşmüş rakam. 

Yarı yarıya fiyatın düştüğünü gören amcaoğlunun keyfine diyecek yok. Mutluluktan uçuyor. Hemen parayı sayıp verir. Aynı zamanda kardeşim, sen kırık dölü değilsin, kırık dölü değilsin tamam mı der. Adam ilk defa duyuyor olmalı ki. Bu ne demek diye sorar. Hızlı hızlı ağzının içinden bazı harfleri yutarak konuşan ve bazı söylediği kelimeleri tekrar eden amcaoğlu, iyi bir şey iyi bir şey der. Aynı zamanda elindeki Cola'yı da şunu benden iç diye görevliye uzatır. 

Görevli rüşvet olur diye almaz. Bir süre alırdın almazdın mücadelesi olur. Ne rüşveti kardeşim, dedim ya sen kırık dölü değilsin. Bu kola sana anamın ak sütü gibi helal der. Güç bela Cola'yı verir. Üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi sevinçle dışarı çıkar. 

Yıllarca süren bir soyadı değişikliğini bitirmenin, kararın lehine çıkmasının sevinciyle ilçenin yolunu tutar.

Ertesi günü ilk iş olarak Yuca soyadını taşıyan nüfus cüzdanlarının toplayarak elindeki ilan metniyle birlikte nüfus müdürlüğüne çıkar. Yüce soyadlı yeni kimlikleri çıkartır. 

Amcaoğlumun başından geçen bu soyadı değiştirme serüvenini esas kendi ağzından dinlemek lazım. Hem anlatır hem güler hem sinirlenir hem de dinleyenleri katıla katıla güldürür. 

Trajikomik Bir Soyadı Değişikliği (1)

Beldemiz bir başka belde ile birleştirilmek suretiyle Güneysınır adını almıştı, sanırım 90 yılında. Daha önce bağlı olduğumuz Çumra ilçesinden nüfus kütükleri aktarılırken soyadı kanunundan beri taşıdığımız Yüce soyadı, nüfus müdürlüğünün hikmeti bilinmez ve hikmetinden sual olunmaz gerekçesiyle Yuca'ya dönüşünce, mahkeme kararıyla yeniden Yüce soyadını almıştım. Benim bu soyadı almam kolay olmuştu.

Benim karar emsal olsun, birden mahkeme sonuçlansın diye amcaoğluma kararın bir örneğini göndermiştim. Amcaoğlum da hem anne babasının hem de kendinin ve çocuklarının soyadını değiştirmek için mahkemeye müracaat etmişti. 

Benim bir duruşmada gurbette kazandığım davanın emsal kararı olmasına rağmen amcaoğlum soyadını değiştirmek için yıllar yılı uğraştı. 

Dava sürecinde epeyce bir stres yaşamış olan amcaoğlum, yıllar sonra yeniden Yüce soyadını aldıktan sonra mahkeme sürecini birkaç defa anlattı. Anlatmadan önce hafızım, senin soyadı nasıl değişmişti diye sorar. Ben de birkaç cümle ile anlatırdım. Ardından o anlatmaya başlardı. Olup bitene hem şaşırır hem de katıla katıla gülerdik. Aklımda kaldığı kadarıyla amcaoğlumun anlattıklarını onun dilinden özetlemeye çalışacağım. 

"Bizim oğlan mahkeme günü geldi. Dükkanı kapatıp adliyeye gittim. Bekle bekle. Nice sonra hakim karşısına çıktım. Hakim, annen ile baban nerede? Onları niye getirmedin dedi. Babam hasta kalkamaz dedim. Olmaz, getireceksin. Davayı şu güne erteliyorum deyip beni çıkardı. 

Öbür mahkeme günü geldi. Babamı, anamı, çoluk çocuk hepsini arabaya doldurdum. Adliyeye gittim. Uzun bekleyişin ardından bizi çağırdılar. Girdik içeriye. Gördüm ki benim davaya bakan hakim değişmiş. Hiçbir şey sormadan, bu yaşlı ve hasta adamı niye getirdin? Yazık değil mi dedi. Davanın incelenmesi için mahkemeyi şu güne erteliyorum dedi. Bizi gönderdi. 

Artık ayda bir her pazartesi bizim mahkeme var. Dükkanı kapatıp gidiyorum. Çoluk çocuk doluşup gidiyoruz. Kemal Sunal'ın Davacı filmine benzedi. Nereden girdim bu işe.

Her gidişimde de hakim değişiyor. Hakim değişince de karar vermiyorlar. Babamı götürüyorum, niye getirdin diyorlar. Getirmiyorum, niye getirmedin diyorlar. Ne yapacağımı şaşırdım. Kaçıncı duruşma oldu, onu da unuttum. Hepsinde dükkanı kapatıp gidiyorum. Her defasında da bu işi niye bu kadar uzatıyorsunuz. Bakın şu kağıda. Benim amcaoğlum ta Adıyaman'da soyadını ilk duruşmada kazandı. Ben kaç aydır küçücük kendi ilçemde gelip gidiyorum dedim ise de dinleyen olmadı. 

Yine bir pazartesi mahkemenin yolunu tuttum. Kaç duruşmadır, şahit istemeyen hakim bu sefer iki şahit dinleyelim dedi. Dur çağırayım dedim. Kapıya yöneldim. Hakim, şahidin yok mu, o zaman öbür duruşmaya getir. Duruşmayı şu tarihe erteliyorum dedi. 

Halbuki kapıyı açıp gördüğünü çağırsa herkes amcaoğlunu tanır ve şahitlik yapardı. Çünkü küçük bir ilçe ve herkes herkesi tanırdı. Hele amcaoğlum esnaf olduğu için tanımayan yoktu. Adıyaman Kahta'da açtığım soyadı değişikliği davasında hakime de benden şahit istemişti. Yanımda şahit götürmemiştim. Kahta çok büyük bir ilçe ve adliye civarında beni tanıyan kimse olmamasına rağmen, hakime, izin verirseniz şahit çağırayım demiştim de hakime, tamam çağırabilirsiniz. Biz başka bir davaya bakarız. Ardından sizi tekrar alırız demişti. Şahidimin gelmesi bir yirmi dakikayı bulmuştu. Halbuki amcaoğlumun şahitleri saniyeler içinde gelirdi. Çünkü adliyenin bulunduğu kaymakamlıkta çalışanların hepsi onu tanıyordu. Bir hakim bu şekil inisiyatif alırken bir başkası almıyor. O da hakim, bu da hakim. 

Soyadı değişikliği davasının kaç celse sürdüğünü hatırlamıyor. Her ayın ilk pazartesi dükkanını kapalı gören eş, dost, tanıdık niye kapalı demiyor. Belli ki bizimki yine mahkemede diyor. Ertesi günü de herkes ne oldu dava diye dükkanına uğrarmış. (Devam edecek) 

21 Ağustos 2024 Çarşamba

Soyadı Değiştirme Hikayem (4)

Soyadı kanunundan beri kullandığımız Yüce soyadımızın Yuca şekline dönüştürülmesi sadece benim aileye mahsus değildi.

Bizimle akraba olmayan, Türkiye’de Yüce soyadını taşıyan ne kadar aile varsa nüfus müdürlükleri bir işgüzarlık yapmış. Kimine sizin soyadınız bizde olduğu gibi Yuca demiş, kimine Yüca demiş.

Sonradan karşılaştığım bu soyadlı kişilerin hepsi dert yandı bundan.

Bu yanlışlık nereden kaynaklanabilir? Aklıma şu geldi. Soyadı kanunuyla birlikte her aileye bir soyadı verildiğinde, öyle zannediyorum, kütüklere isim ve soy adları Osmanlıca yazıldı. Nüfus müdürlüklerinde o zamanlar çalışanlar Osmanlıca biliyordu.

Yüce soyadını yazarken Arapça ye, vav, cım ve eliften ibaret يوجا şeklinde yazdılar. Çünkü Arapçada olduğu gibi Arap harfleriyle yazılan Osmanlıcada da sesli harfler yoktu. Ü sesli harfi için ye’den sonra yü okunsun diye vav, ‘ce’ için de cim harfinden sonra e sesi çıkarsın diye elif desteğiyle yazdılar. Ki olmadı gereken de bu idi.

O zamanın Osmanlıca bilen memurları يوجا şeklinde yazdıklarını Yüce şeklinde okuyordu.

Gel zaman git zaman aramızda pek Osmanlıca yazıp okuyan kalmadı. Şimdilerde kurslarla biraz yaygınlaştığına bakmayın.

Eski nüfus memurlarının yerine Osmanlıca bilmeyen, birazcık Arapça bilen memurlar alındı.

Kütükler bir ilçeden diğer ilçeye aktarılırken yarım yamalak Arapça bilen memurlara iş düştü. Çünkü eski Osmanlıca kütükler Latin harfleriyle yazılan yeni Türkçeye aktarılması gerekiyordu. Bizim Arapça bilenler, biz bunları okur, Türkçeye aktarırız dedi. İşte benim soyadı onlardan böyle bir tipin önüne düştü. Osmanlıca bilse Yüce diyecek. Arapça bildiği için يوجا şeklinde yazılanı kah Yuca okudu kah Yüca şeklinde.

Niçin böyle? Çünkü Türkler tecvit kuralına göre Arapça ye harfi ince harf olduğu için yü diye okudu. İş cimin önündeki elifi okumak isterken câ diye uzatarak çekti. Çünkü Arapçada bir harften sonra harekesiz bir uzatma harfi gelirse o harf â şeklinde bir elif miktarı uzatılır. Şimdilerde uzatma işareti (^) pek konmadığı için a yazmakla yetinmiş.

Yuca şeklinde okuma icat eden nüfuz memuruna gelince, bu yarım yamalak Arapça bilen de Araplara özenmiş. Çünkü Araplarda ü harfi yok. Onlar ye’nin önünde harekesiz bir vav olunca yu şeklinde okurlar. Yani kalın okurlar. Hasılı bizim daha doğrusu Yüce soyadını taşıyanların başına gelen yanlışın sebebi bu olsa gerek. Yani nüfuz memuru mağduruyuz.

Kısaca, bir akıllının attığı taşı kırk akıllı zor çıkardık. Ben uğraşıp didinip çıkardım ama bu soyadı taşıyanın önemli bir kısmı ben Yuca değilim, Yüce’yim dese de Yüca veya Yuca soyadını taşımaya devam ediyor. Çünkü 18 yaşını dolduran herkes soyadı değişikliği için kendisi bizzat mahkemeye gitmesi gerekiyordu. Ailelerden mahkeme kararıyla değiştiren olduğu gibi çoğu da diplomam, ehliyetim hep Yuca. Şimdi soyadımı değiştirirsem onlar da değişmesi gerekecek deyip mahkemeye gitmedi. Halen benim ailemde Yuca soyadını taşıyan var, Yüce soyadına dönen var.

Şimdi mahkemeye gitmeden düzeltme imkanı olmasına rağmen aman boş ver deyip içine sinmeyen bu iğreti soyadı kullanmaya devam eden çok.

Hasılı resmi soyadım Yüce olsa da Yüce de biziz, Yuca da. Mesela annem hala Yuca soyadını taşıyor. Babamın üzerinde olan tapuların bir kısmı Yuca, bir kısmı Yüce. Rahmetli Yuca olarak gitti.

Gördüğünüz gibi kendini akıllı sanan bir veya birkaç delinin attığı taşı kaç kırk aile olarak hala kuyudan çıkaramadık.

Yazımın bundan sonraki kısmında da amcaoğlumun hem çocuklarının hem de anne babasının soyadını değiştirmek için başvurduğu mahkemenin sürecini ve evlere şenlik hikayesini anlatacağım.