2 Nisan 2024 Salı

Trollerin Dünyasından İnciler

Yandaki resim, 31 Mart 2024 seçimlerinin ardından, bir trolün profilinde yer verdiği bir paylaşım.

Gördüğümüz hayvanlar inek ve öküz karışımı bir hayvan sürüsü. Trol resmi paylaşmakla kalmamış. Resmin üzerine de "Ekrem, metrobüs gönder. Seni seçtik işte" yorumunu yazmış. Güya kendi istediği partiye oy vermeyen seçmeni öküz ya da inek sürüsüne benzetmiş. 

Üzerine yorum yapılmış bu yorumu görünce tüylerim diken diken oldu. Susup kaldım. Yalnız şaşırmadım. Çünkü ne paylaşımlar gördüm bugüne kadar. Hepsini göre göre alıştım iyice. 

Kimdir bu paylaşımı yapan? Bu paylaşımı yapan kişi mektep, medrese görmemiş, fakülte bitirmemiş, dini tedrisat yapmamış biri olsa tahammülsüz bir deli zırvası der, geçip gidersin ve ciddiye almazsın. 

Trolün bu yorumu, bir zamanlar laik-seküler zihniyete oy vermeyen seçmene, bir kısım gazeteci yazar çizer ve kendini aydın sanan toplumdan kopuk kişilerin hakaretine ne de çok benziyor. Kendi istediği zihniyete oy vermeyen seçmene "Yobaz, cahil, çember sakallı, bidon kafalı" derlerdi. Yani hakaretin sınırı yoktu bu kimseler için. Çünkü bu zihniyet ülkenin tek temsilcisi sanıyordu kendilerini ve başka zihniyete tahammülleri yoktu. 

Görünen o ki kendi zihniyetine oy vermediği için seçmene hakarette sınır tanımayan bu tip laik seküler zihniyetle, bu tür dinci siyaset yapan kişiler, seçmene hakaret etme yarışında birbirini aratmıyor. Al birini, vur ötekine. Yalnız iki hakareti karşılaştırsak, seçmeni hayvan sürüsüne benzetme çok ağır bir hakaret ve bidon kafalı hakareti çok masum kalıyor.

Bu iki zihniyeti temsil edenlerin hepsi seçmene böyle hakaret mi ediyor? Bereket geneli temsil etmiyorlar. Her iki tarafın fanatikleri bunlar. Çoğunluk, seçmenin tercihine hep saygı duyuyor. İçine sinse de sinmese de. Fakat sinek küçük olsa da mide bulandırıyor. 

Uzun yıllar sonra hep aynı zihniyete verdiği oyun rengini değiştiren seçmenin, niçin rota değiştirdiğinin iyi bir analizinin yapılacağı yerde, seçmeni öküze ve ineğe benzetmenin faturası çok ağır olur. 

Kendisine hakaret eden kişi ve zihniyete seçmenin tepkisi nasıl olmuştur? Bugüne kadar kendisine hakaret eden zihniyete seçmen ülkeyi teslim etmemiştir. 

Bu ülkenin geçmiş siyasi tercihini incelersek ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. Çünkü kendisine bidon kafalı diyen zihniyete bu halk yıllar yılı ne iktidar vermiştir ne de şehirlerin çoğunluk yönetimini. Aksine, hakaret edilenleri yıllar yılı iktidara getirmiş, belediyeleri teslim etmiş ve ardı arkasına sonsuz kredi vermiştir. Geldiği nokta itibariyle seçmen, kredisini hoyratça kullananlara bir kırmızı kart göstermiştir. Bu tercihe saygı duyulmalıdır. Değilse, kendisini hayvan gören zihniyete bu seçmen sittin sene yetki vermez. 

Hasılı troller aklını başına alsın. Ağzından çıkanı kulağı duysun.

29 Mart 2024 Cuma

Ülke Yönetimi Benim İşim

Genelde siyasi yazılar yazıyor ve eleştiriyorsun. Anlıyor musun bari?

Eh işte. 

Siyasete gir o zaman. 

Kafama uygun siyasi parti yok. 

Kendin bir parti kur. 

Kurmaya kurarım. 

Ekibin var mı?

Siyasi partiler yasasına göre yeter sayıyı bulurum. 

Ama bu ekip değil ki. 

Ekibe gerek yok. Tek başıma hallederim. Çünkü benim anlamadığım yok.

Başarılı olacağına inanıyor musun?

Elbette. 

Diyelim ki ilk seçiminde iktidara geldin. Ülkeyi yönetebilecek misin?

Çocuk oyuncağı benim için. 

Mesela? 

Enflasyonu hiçbir ülkeye nasip olmayacak şekilde azdırırım. Hayat pahalılığından milletin takati kalmaz. Namusumuz olan TL'yi döviz karşısında pul ederim. Faizi kah indirir kah çıkarırım. Yüzde yüz bile yaparım. İndirirken nassa başvurur. İlgili ayetleri okurum. Hatta ayetlerin irabını bile yaparım. Faizi çıkarırken nassı bir kenara koyarım. Merkez Bankasını boşaltırım. İstediğim ülkeyle bozuşurum. Sonra gider arayı düzeltirim. Dostum olur. Sabahtan akşama konuşurum. Yapmam dediklerimi öyle ikna edici konuşurum ki alkış alırım. Sonra zinhar yapmak dediklerimi yaparım. Yine alkış alırım. Dün dündür siyasetini uygularım. Her seçime giderken seçim ekonomisi uygularım. Tüm kurum ve kurulları kendime bağlarım. Ülkede tek emir veren ben olurum. Buyruğumu veririm, olur biter. Çalışanlarıma istifayı çok görürüm. Çünkü kendime hakaret kabul ederim. Ancak af talebinde bulunabilirler. Ben de affederim. En iyisi görevden almak olur. Hamaset ve sloganı, dini ve milli değerleri hiç ağzımdan düşürmem. Komuta merkezim benden ne istiyorsa lider olarak harfiyen yerine getiririm. Sayayım mı daha?

Bence yeterli.

Şundan emin olabilirsiniz ki bunları ve daha fazlasını emsallerimden iyi yaparım. Yeter ki parti kurayım. Millet beni başa getirsin. Onları analarından doğduğuna bin pişman ederim. Yine de mutluluktan uçarlar. Başımızdan eksik etmesin diye dua ederler. Kısaca maceradan maceraya koşar, her dalda oynarım. Denemesi bedava.

Yani siz ikinci fil olarak piyasaya çıkarım. Başka olmaz diyorsunuz.

Aynen öyle.

Bir Bölen Partiler

Türkiye Süper Liginde 20 kulüp top koştursa da bu lig FB, GS, BJK ve Trabzon için vardır. Bunlar her sezona şampiyon parolasıyla girer. Bursaspor ve Başakspor'un iki istisna dışında bu dört kulüpten biri şampiyon olur. Geriye kalan takımlar ise asansör takım olmamak ve ligde tutunmak için vardır. Yani küme düşmemek için oynar. Ligde kalırsa başarılıdırlar. Şampiyonluk ise bu takımlar için hayaldir. Kısaca bu lig bu dört takımı şampiyon yapmak için vardır. Diğerleri kalabalık etsin ve bu dört kulübü şampiyonluğa götürsün diye vardır.

Ligi alt ve orta sıralarda tamamlayan bu Anadolu takımları, şampiyonluğa oynayan takımlar için meze görevi görür. Büyükler ister deplasman ister klasmanda olsun yenmek zorundadır. Hele şampiyonluk iki büyüğe kalmışsa Anadolu takımlarının bunları mağlup etmesi mucizelere kalır. Kazara yenerlerse yenilen büyük tarafından istenmeyen takım ilan edilir. Maçın hakemine yüklenilir. Bu takımın rakip şampiyonluğa oynayan takımdan para aldığı bile konuşulur. Öyle ya bu kadar oynamaya ve yenmeye ne gerek var? Sanki şampiyonluğa mı oynuyorlar? Bu kadar hırs ve çaba niye, değil mi?

Şampiyonluğa oynayan takım maçı kotaramazsa, maçın hakemi devreye girer. Bir şekilde maçın skoru şampiyon adayının lehine döndürülür. 

Futboldan siyasete gelelim. Ne alaka demeyin. Farklı kulvar olsa da ortak yönleri vardır. Mesela seçime giren bir metre oy pusulasında yer alan partilerden küçük olanları, oy oranı yönünden büyük olan siyasi partileri iktidara taşımak ve mahalli seçimlerde büyüklerin belediye başkan adayını başkan seçtirmek için vardır. Çünkü bu alanda da büyük partilerin tekeli vardır. Onların borusu öter. Onların sesi çok çıkar. Küçük partilerin görevi, onların dümen suyuna girmektir. Nasılsa seçimi kazanamayacaklarına göre büyüklere çalışmak zorundalar. Kazara biz de bir partiyiz. Seçime kendi adayımızla gireceğiz derlerse, aynı seçmen kitlesine hitap eden büyük parti tarafından bu parti tu kaka yapılır ve bir bölen olarak görülür. Küçük olan parti büyüğün şemsiyesi altına girerse o partiden iyisi yoktur. Girmezse çekeceği vardır. Hele bir de seçim kaybedilirse müsebbip de bellidir. Düşman ilan edilir. O yüzden küçük partiler büyüklerin elinde bir mezedir.

Örnek verecek olursak, 80’den önce Adalet Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi biri sağ, diğer sol merkezi temsil eden iki büyük parti idi. Erbakan’ın partisi Milli Selamet Partisi ile Türkeş’in partisi Milliyetçi Hareket Partisi Adalet Partililer için bir bölen idi.

80 sonrası sahnede Özal’ın ANAP’ı vardı. Yeni filizlenmeye başlayan Refah Partisi ANAP’lılar nezdinde bir bölen idi. Çünkü oyu bölünce sola çalışmış oluyordu.

91 yılında barajı aşmak için RP-MÇP ve IDP, RP listelerinden seçime girerek barajı aştı.

90’lı yıllara gelindiğinde bir bölen kabul edilen RP, 94 yılında birçok il belediyesini alarak yerelde iktidar oldu.

94 yılında ise en fazla oyu alarak koalisyonun büyük ortağı oldu.

RP kapatıldı. Yerine kurulan FP bir sonraki genel seçimde tek başına yüzde 15 oy aldı. Sonrasında bu parti de kapatıldı.

Milli Görüş denen bu parti kapatıldıktan sonra parti ikiye bölündü. Bir kısmı Saadet’i, bir kısmı da AK Parti’yi kurdu.

RP ve FP’nde varlık gösteren Milli Görüş partileri SP’de bir varlık gösteremedi. Gittikçe küçüldü.

Bunun yerine aynı seçmen kitlesine hitap eden AK Parti tek başına iktidar oldu, hem de defalarca. Sağın tek başına temsilcisi oldu.

Defalarca seçim kazanıp ülke yöneten bu parti nicedir oy düşüklüğüne rağmen ittifaklarla zirvede kalmayı başardı.

2024 seçimlerinde ise bazı büyükşehirler tehlikeye girince Milli Görüş geleneğini takip eden Yeniden Refah Partisi ittifaka dahil olmayıp her yerde aday gösterince,  AK Partililer tarafından bir bölen olarak lanse edilmeye başlandı.

Görüldüğü gibi siyaset sahnesinde geçmişten günümüze pek bir değişiklik yok. Küçük partiler her daim bir bölen olarak görülecek ve küçüklere hayat hakkı tanınmayacak.