29 Mart 2024 Cuma

Depreme Hazır Başkan

Başkanlığı kazanmaya çok yakınsınız. Başkan olacağın şehir deprem bölgesi. Depreme dair ne tür hazırlıkların var?

Hiç olmadığı kadar depreme hazır bir belediye başkanı olacağım. 

Mesela neler yapacaksın?

Başkan seçilir seçilmez ilk icraatım kefen ihalesi açmak olacak. 

Ne alaka?

Ne alaka olur mu? Deprem oldu mu insanlar ölecek.

Eee?

Onlara karşı son görevimi yapacağım. 

Yani yaşatmayı değil, öldürmeyi hedefliyorsun.

Hayır efendim. Öldürmek olur mu? Depremde binalar yıkılır, insanlar ölür. Tüm bunlar takdiri ilahi. Bana düşen de öleni İslami usullerle gömmek.

Hayret bir şey. İyi tamam. İhale açtın. Sonra?

En uygun verenden şehrin nüfusu kadar kefen alacağım. 

Başka?

Ölenleri yıkamak için yeterince tanker satın alacağım. 

Tanker?

Deprem olunca alt yapı çökecek. Su ihtiyacını gidermek ve ölenleri yıkamak için tankerlerle çevre illerden su taşıyacağım. 

Başka?

Mevcut din görevlilerinin yanında gönüllülerden oluşan bir cenaze timi oluşturacağım. 

Başka?

Kepçe, greyder, tanker gibi araçlar alacağım. 

Bunlar?

Bunlarla yıkılan binaların molozlarını hızlı bir şekilde boşaltacağım.

Oldu olacak bir de güzel seslilerden, ölenlerin ardından Fatiha okuyacak bir ekip hazır edeceğim. 

Bunlar deprem olduğu anda sela da okusunlar. 

Hay aklınla bin yaşa. Hemen not alayım. 

Başka yapacağın kaldı mı?

Bir de olur ya depremden sağ kurtulan ve binası yıkılmayan olursa, geride kalanlara üç öğün sıcak yemek çıkaracağım. 

Şükür ki sağ kalanları da düşünmüşsün. 

Ben belediye başkanıyım. Her şeyi düşünmek ve planlamak zorundayım. 

Bir öneri de benden. 

Söyle hemen. 

Bir de heykelini şehrin meydanına diktir. 

Yakışır. Heykelimin altına ne yazdırayım?

Şu kadar kişinin katili yazdırabilirsin.

Ama efendim, başka ne yapabilirim ki?

Gördüğüm kadarıyla şehri toprağa gömmek için her şeyi düşünmüşsün. Sakın ola ki bu insanların binaları yıkılmasın, sağlam binalarda otursun, depremde bir kişinin burnu dahi kanamasın diye düşünme. Tüm hesabın insanlar ölsün üzerine olsun. 

Ama ben öyle gördüm.

Doğrudur. Öncekilerin çoğu onca kişiyi mezara gönderdi. Sen de onlardan gördüğünü yapacaksın. İlaveten onlar ölüye son görevinde aciz kaldılar. Sen ise usule uygun defnedeceksin.

Daha ne yapabilirim ki

Allah sizi başımızdan eksik etmesin.

Kararsız Seçmen Profili

Mahalli seçimler geldi çattı. Hala hangi partiye oy vereceğime karar veremedim. Geçmişten günümüze hiç olmadığı kadar kararsızım. Ne dersin?

Oy pusulasında bir metreye yakın partinin adayı var. Gidip birine vereceksin. 

Biliyorum da hangisine vereyim?

O kadar parti var. Her renk ve zihniyete hitap eden. 

Kendi zihniyetime yakın parti seçimi kazanamayacak görünüyor. 

Oy verdiğim parti seçimi kazansın diyorsan, kazanacak adaya vereceksin. 

Ama daha önce verdiğim kredileri hoyratça kullandı. Geldiğimiz nokta malum.

O zaman kredini hoyratça kullanan adayın karşısındaki en güçlü rakibe oyunu vereceksin. 

O adayın partisi berbat. Onların başa gelmesinden korkuyorum. Üstelik inancıma ters. 

O zaman korktuğun adayın karşısındaki rakibe oy ver. Ayrıca oy vermek inanç meselesi değil. 

Dedim ya o da bu korku yüzünden benim oyu çantada keklik görüyor. Nasılsa eli mahkum bana verecek diyor. Şımarıklığı da bundan zaten. 

O zaman seni temsil edeceğine ve başa geldiği zaman en güzel yönetimi göstereceğine inandığın partin varsa ona ver.

Partim var ama kazanamaz. Üstelik aldığı oyla oyları böleceği için inandığıma ters adayın seçimi kazanması durumu söz konusu. Bir de oyum boşa gidecek. 

Oyun niye boşa gitsin. Hiç olmazsa dürüstlüğüne inandığın birine oyun nasip olur. Kazanan adayın yanlışlarından bir sorumluluğun olmaz. 

Ya korktuğum partinin adayı kazanırsa? 

Senin işin zor be kardeş. Sağa koyuyorsun olmuyor, sola koyuyorsun dolmuyor. İki arada bir derede kalmışsın. 

Aynen öyle. Söyle ne yapayım? 

Benim ne dediğim önemli değil. Zira her dediğime lafın var. Tutturmuşsun bir korku. Sen bu korkuyla gidersin. Ve bu korkunun tedavisi yok. Her defasında inandığına değil, korktuğundan hareketle inanmadığına kerhen veriyorsun. Kerhen verdiğin de kendisini fasulyeden nimet sanıyor. Halk bana teveccüh etti diyor. Korktuğun parti ise tuzu kuru. Başkalarına kazandırmak için siyaset yapıyor.

Son sözün? 

Dediklerim senin için bir tercihtir. Vicdanının sesini dinle. Birilerinden korkuyorsan, onlara verme. Birileri yıkıp döktü ise onlara vererek kötü yönetime alet olma. Unutma ki sandığa gitmemek de bir tercihtir ve demokratik bir haktır. 

Ama ya korktuğum gelirse? 

O zaman korkmadığına ver. 

Ama o da enflasyonu azdırdı. Hayat pahalılığı başa bela. Faizi artırdı. 

O zaman enflasyonu daha da azdırsın, hayat pahalılığı çekilmez olsun, faizleri daha da artırsın diye sandığa gidip istikrarı tercih edeceksin. 

Oldu mu ya şimdi? 

Ama sen istedin. 

Bu arada siz nereye vereceksiniz? 

Benim ne partim var ne de görüşüm. Senden de öte kararsızım ve hiçbirinden bir şey beklemiyorum. Çünkü kayıkçı kavgasına karnım tok.

28 Mart 2024 Perşembe

Kur'an Kurslarını Niçin Camilerle Birleştirmiyoruz?

İstanbul'dan sonra en fazla caminin Konya'da olduğu istatistiklerde yer alıyor. İstatistikleri bilmesek bile bir mahallede birbirine yakın camilerden, Konya'da cami bolluğu anlaşılır. Evinden çıkan biri adımla dört bir tarafa gitse aynı mesafede dört cami ile karşılaşması mümkün. Bu camilerin çoğu da büyük cami statüsünde. Minaresi, kubbesi ve genişliği dışarıdan bakışta belli oluyor. Yapılışta hiç masraftan kaçınılmamış. 

Caminin büyüklüğüyle orantılı olacak şekilde cemaati de çok olsa bu kadar büyük camiye ihtiyaç var. Helali hoş olsun, iyi ki yapılmış dersin. Bilinen bir gerçek var ki camilerimiz cemaat yönünden mahzun. Adeta sinek avlıyor. Bu kurumlar  Milli Eğitim Bakanlığında olsa şimdiye kadar çoğu cami kapatılmak suretiyle o caminin cemaati taşıma kapsamına alınırdı. 

Anlatmak istediğim, konuşulmasa da bir cami yapma müsrifliğimiz olduğu açıktır. Cami israfı olunca haliyle o camiye atanan din görevlisi ve o din görevlisine yaptığımız lojman da israf kapsamındadır. Bu kadar cemaate bu büyüklükte bir cami ve görevli/ler yazık gerçekten.

Bir hevesle birkaç kişinin ön ayak olmasıyla cami yapılıp iş bitmiyor. Açık camiler ve Kur'an kurslarının ihtiyaçları için çoğu cumalarda para toplanmaya devam ediyor. Kazara yardım toplanmayan bir hafta olsa o haftayı da caminin imamı sahipleniyor. Bu hafta da kendi camimizin ihtiyaçları için sergi açıyoruz duyurusunu hutbede yapıyor. Belli ki merkezi toplanan cami ve Kur'an kurslarına yardımlardan, yardım toplanan camiye dönüş olmuyor.

Camilerin çokluğu kadar Kur'an kursu fazlalığı da dikkatlerden kaçmıyor. Neredeyse her caminin altı Kur'an kursu. Ayrıca müstakil binalarda öğretim yapılan kurs binaları var. Önce 8 yıl zorunlu ve kesintisiz eğitimin ardından, zorunlu 12 yıl ile birlikte çoğu Kur'an kurslarında ne kadar öğrenci vardır? Bildiğim kadarıyla çoğu kurs sınırlı sayıda her yaştan öğrenciyle öğretime devam ediyor. Her kursta da yeterince kurs öğreticisi görev yapıyor. 

Yine bildiğim kadarıyla Kur'an kurslarının bir ödeneği yok. Halktan ve camilerden toplanan yardımlarla buraların masrafları karşılanmaya çalışılıyor. 

Merak ettiğim, Kur'an Kursları niçin ayrı binalarda? Kur'an eğitimi için niçin camiler düşünülmez? Diyelim ki zamanında ayrı binalar düşünülmüş. Niçin cami altlarındaki kurs öğreticileri o caminin imamı ya da müezzini olmaz? Cami imamları ek ders karşılığında pekala bu kurslarda derse girerek ayrı bir kurs öğreticisine ihtiyaç kalmamış olur. Diyanet İşleri Başkanlığı o caminin imamına ayrıca kurs öğrencisini okutma görevi vermiş olsa bütçeden daha fazla kişiye maaş çıkmamış olur. Kalan maaş da devletin başka hizmetlerinde değerlendirilmiş olur. 

Kısıtlı imkanları verimli kullanmaya bir başka örnek, müstakil kurs binası veya cami altında Kur'an kursu açmak yerine niçin camileri Kur'an kursu olarak kullanmıyoruz? Pekala 9-12 saatleri, öğle-ikindi arası camilerimiz Kur'an kursu olarak değerlendirilebilir. Böyle olduğu takdirde çocuklarımız cami ikliminden uzak kalmamış olur. Cami ile kurs aynı mekanda buluşturulmuş, Allah'ın evinde Kur'an hizmeti verilmiş olur. Kurs öğrencileriyle birlikte camiler öğle ve ikindi vakitlerinde cemaat yönünden bir yoğunluk yaşar. 

Camilerin Kur'an kursu olarak değerlendirilmesinin bir önemli yönü de biliyorsunuz, bu ülkenin kasım-nisan arası soğuk ve serin geçer. Bu aylarda ısınma ihtiyacı baş gösterir. Cami ve kurs mesken birliği ısınma yönünden o muhitin elini rahatlatacaktır. Hem cami hem kursta kaloriferler ayrı ayrı yanacağına tek yerde yani camide kaloriferler yakılmış olur. Sabahtan akşama camide çocuklar eğitim yaptığı için camilerin kaloriferi hep yanacak. Namaz vakitlerinde camilerimiz sıcak olacaktır. Isınma giderini karşılayamadığı için cami cemaati kış mevsiminde ayakkabılıkta namaz kılmak zorunda kalmayacaktır. 

Ne demek istediğimi kışın camilere gidenlerimiz bilecektir. Koca camiyi ısıtmak mümkün olmadığı, ısıtmaya kalkıldığı zaman ısınma giderinin altından kalkmakta cami cemaati zorlandığından, kış aylarında çoğu camilerde cemaatle namaz ayakkabılıklarda kılınıyor. Çünkü koca camiyi ısıtmak yerine küçücük yeri ısıtmak cemaate daha iktisatlı geliyor. Isınma giderinden kaçınacağız diye dar ve sağlıksız yerde namaz kılmak ne derece doğru? Bir yakıtını bile karşılayamıyorsak bu kadar büyük camiyi niye yaptın demezler mi adama?

Hasılı bunun çözümü, mevcut mahalle Kur’an kurslarını kapatarak mahalle camilerini kurs mahalli yapmaktır. Hem ısınmadan tasarruf sağlanacak hem ayrıca kurs binası yapma masrafı olmayacak hem kursa ayrı öğretici atanmayacak hem camiler sabahtan akşama değerlendirilmiş olacak hem de öğle ve ikindi namazlarında cami kurs öğrencileriyle dolacağı için camiler şenlenecek, camilerin cemaat mahzunluğu sona erecektir. En azından camiye gelen cemaat, kış aylarında daha geniş mekanda namazını sımsıcak ortamda kılacaktır.