9 Haziran 2019 Pazar

Böyle Oynayın İşte! ***

08 Haziran 2019 Cumartesi günü 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası elemeleri H grubu 3.maçında Türkiye ile Fransa milli takımları Konya Büyükşehir Stadında bir araya geldi. Son dünya şampiyonu Fransa, sahadan 2-0 mağlup ayrıldı. 

Bayramın ardından gelen bu galibiyet yüzümüzü güldürdü. Millilerimiz bize ikinci bayramı yaşattı. Gururumuz oldu hepsi. Teşekkürler millilerimize.

Nice zamandır özlemiştik böyle galibiyetleri. Susamıştık iyice. Demek ki isteyince, azmedince, oynayınca oluyormuş.  2-0'lık net skor ve güzel bir oyun. Teşekkürler millilerimiz. 

Yendiğimiz takım daha önce hiç yenemediğimiz son dünya şampiyonu Fransa olunca maçın önemi daha bir arttı. Biz ki dünya şampiyonasına gidememiştik bile. İşte o dünya şampiyonu, dünya şampiyonasına gidemeyen bizde dize geldi. Teşekkürler!

Maçı baştan sona çok izlemedim. Ara ara göz gezdirdim. Birçok maçta olduğu gibi ölüp ölüp dirilmedik. Üstelik karşımızdaki son şampiyon demedik. Maç boyunca üstünlüğü elden bırakmadık. Bizimkiler oynadıkça, gol atıp gol kaçırdıkça hah şöyle! Böyle oynayın işte dedim. Maç ve skor bizi memnun etmekle beraber eline geçen fırsatları Burak değerlendirebilseydi skorun artmaması hiçten bile değildi. Şansı yaver gitmeyen Burak'a rağmen millilerimiz bizi memnun ve mesrur etti. Her birine ayrı ayrı teşekkürler.

Net bir galibiyet, bu galibiyetin Fransa'ya karşı alınması ve elemelerde ilk mağlubiyetini Fransa'ya tattırmak ayrı bir sevinç verdi bize. Sağ olun, var olun milliler...

Son yıllarda başarı çıtasını bir türlü yükseltemeyen milli takım, oynadıkları oyunla ve hak ederek aldıkları bu galibiyetle gelecek adına ümit verdi. Bu galibiyet serisini 11 Haziran'da(bugün) deplasmanda oynayacakları İzlanda maçı ile sürdürmeleri en büyük temennimizdir. Umarım futbolcularımız Fransa'yı yendik, bizim karşımızda kim durabilir havasına girmezler. Çünkü önemli olan lokal başarı ile sevinmek değil, bu başarıyı diğer maçlara da taşımaktır. Millilerimizin "sıradaki gelsin" dercesine bir başarı serisini yakalaması gerekiyor. Değilse Fransa galibiyeti kursağımızda kalır, boğazlar düğümlenir. İşte bu maç bu iradeyi gösterdi ve umutlarımızı yeşertti. Teşekkürler milliler.

Yolunuz açık olsun millilerimiz. Yüreğinizi ortaya koydunuz. Galibiyetten galibiyete koşarsınız umarım. Çünkü bu milletin buna ihtiyacı var, özellikle hep olumsuz havadisler aldığımız bugünlerde.

Ne diyeyim? Hep böyle olun. Bu millet yediden yetmişe arkanızdadır, sizinledir.

Sıradaki gelsin!

***11/06/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

8 Haziran 2019 Cumartesi

"İlahiyata Gitsinler İstiyorum"

Arapça ağırlıklı eğitim ve öğretim yapan bir lise müdürüyle görüştüm bir ara. Yaptıklarını ve anlattıklarını dinleyince müdürü samimi buldum. Zaten çabası da bunu gösteriyor.

Nasıl çocukların durumu? Bu sene mezun vereceksiniz dedim. "Durumları iyi. Fakat ilahiyat yazmak istemiyorlar. Ben ilahiyata gitmelerini istiyorum. Arapça bilgileri boşa gidecek" dedi. Ben de haddinden fazla ilahiyat yazacak öğrenci var ve yüz civarında ilahiyat ve dengi fakülte var. Herkesi ilahiyatçı yapıp da ne yapacağız? Bırakalım çocuklar istediği ve sevdiği bölümü yazsınlar. Sonra Arapça bilgileri niçin boşa gitsin? Çocuklarımız Arapça bilen doktor, Arapça bilen diş hekimi, Arapça bilen mühendis olsunlar. Hayatın bir alanında bu Arapçaları bir işe yarar, hatta insanlara faydalı da olurlar" dedim. Ardından şu örneği verdim: Necmettin Erbakan Üniversitesi Diş Hekimliğinde beni genç bir hekim muayene etti. İstediği röntgeni çektirmek için sıra beklerken hastasını muayene eden doktor, hastasının ardından koridora çıktı. Ona gideceği yeri tarif etmeye çalışıyordu. Ama tarifte zorlandı. Çünkü karşısındaki hasta Türkçe bilmeyen -kuvvetle muhtemel- bir Suriyeli idi. Doktor, Suriyeliyle meramını Arapça konuşarak çözmeye çalışıyordu. Aklına bir türlü gelmeyen Arapça kelimeyi ben söyleyince doktorun yüzü güldü. Benden aldığı kelimeyi kullanarak hastasını cerrahi bölüme yönlendirdi. Ardından bana dönerek "Yazın kursunu da gördüm ama kelime bir türlü aklıma gelmedi, teşekkür ederim" dedi ve tekrar muayenehanesine geçti.

Okul müdürüyle yaptığımız ayaküstü konuşmamızı fazla sürdürmedik, vedalaşıp ayrıldım. 
*
Annemi Meram Tıp Fakültesi göz bölümünde muayene eden doktorun Filistinli bir doktor olduğunu sonradan öğrendim. Aspirin gibi bir doktordu. Az önce bizimle zorlanmadan Türkçe konuştu, az sonra önüne gelen Arap bir hasta ile Arapça konuştu. Başkasıyla hangi dilde konuşur bilmem ama öyle zannediyorum İngilizce de biliyordur. Kuvvetle muhtemel İbranice de konuşuyordur. 

Kim istemez böyle birden fazla dil bilmeyi ve insanlara faydalı olmayı. Gördüğünüz gibi öğrendiği Türkçe de, ana dili Arapça da boş değil. Zaten önemli olan insanlara faydalı olmak değil mi? Adam alasını yaptı gözümün önünde.
*
Yeni mezun bir diş hekimi bir ilçede dişçilik yaparken dişinden rahatsız olan bir Koreli gelir. Dilinden kimse anlamaz. İmdada bizim genç diş hekimi yetişir. Koreli hasta ile çatapat Korece konuşur ve yabancının işini görür. Diş hekiminin Korece’den anladığı lisedeyken Korece’ye merak sarmasından. Gördünüz değil mi bir başka dili bilen biri çok farklı bir meslek grubunda çalışırken pekala bildiği bir yabancı dil ile insanlara faydalı olabiliyor.

Ezcümle öğrencilerinin ilahiyat dışında bir tercihte bulunmalarına sıcak bakmayan lise müdürünün bu görüşüne katılmıyorum. Arapça sadece ilahiyat fakültelerinde değil, yeri geldiği zaman her yerde kullanılabilir. Yeter ki biz kendimizi mesleğimizle ilgili güzelce yetiştirelim. İlk önce kendi dilimiz Türkçeyi en iyi şekilde bilip konuşalım. Başka dilleri de öğrenelim. Verdiğim örneklerde de görüldüğü gibi bildiğimiz dil bir zaman gelir, işe yarar. Hele Arapça, içimizde yaşayan Suriyelilerle iletişim kurmak ve onları anlamak için elzemdir.

Bayramda Tatile Gidenlere Kızdım. Kızdığımla Kaldım *


Son yıllarda dini bayramlarda eşiyle, dostuyla bayram yapma yerine sahil kenarlarına giderek tatil yapma âdeti yaygınlaşmaya başladı. Hele tatil 9 günü kapsıyorsa gözü tatilde olanlar aylar öncesinden uygun tatil yeri bulma yarışına giriyorlar. Onlar bayram tatilini fırsat bilip tatil hesabı yaparken geride kalanlar da boş durmuyorlar. Kendilerine bir meşgale buluyorlar. 

İşimiz, tatile gidenlere kızmak: "Vay efendim! Bayramı bırakıp tatil yapıyorlar. Bayramı anasının babasının yanında geçirmiyorlar. Bir de ağızlarını açtıklarında ülkede kriz var derler. Dünya kadar parayı beş yıldızlı otellere bırakıp geliyorlar. Bunlar düpedüz kriz edebiyatı yapan kişiler. Baksana, para yok diyorlar. Soluğu sahillerde alıyorlar. Ben ülkede kriz olduğuna falan inanmıyorum" şeklinde.

Bulduğumuz bu iş fena değilmiş hani. Onlar tatilini yaparken biz durmadan kızıyoruz onlara. Kızdığımızdan tatilcilerin haberi yok ama iş, iştir. Böylece birkaç bayram ziyaretçisi bir araya gelince kimse konu sıkıntısı çekmiyor. Laf dolaşıp gelip tatilcilere geliyor. Zenginin parası züğürdün çenesini yorar misali tatilciler  de ağzımızı yoruyor ama olsun. İş iştir. Onlara kızarak ne derece geleneklere bağlı kaldığımızı ortaya koyuyoruz. Bir de deşarj oluyoruz.

Bayramı bırakıp tatile gidenler de sessiz sakin gitmiyorlar. Gitmeden önce "Bu sene tatile gideceğim. Bir kafa dinlendireyim. Hem çocuklar için de bir değişiklik olur" diyorlar. Ardından otele yerleştikten sonra ardı arkasına ya durumdan ya sosyal medyadan ya da mesaj yoluyla "Biz şuradayız. Keyif çatıyoruz. Çatlayın e mi" dercesine durmadan fotoğraf paylaşıyorlar. Bu durumu gören sen, önce fesübhanallah çekiyorsun. Ardından istemeyerek de olsa ya "iyi tatiller" şeklinde yorum yazıyor ya da "Ben gidip tatil yapamadım. Sen bari bu tatilin kıymetini çıkar" dercesine beğeniyorsun.

Merak ediyorum bu tatile gidenler sessiz sakin niçin gitmezler tatillerine? Sonra bu paylaşımlardan muratları nedir? Paylaşmazlarsa çatlayıp ölecekler mi acaba?

Gelelim tatile gidenlere kızanlara...
*Tatilcileri evinize beklediniz de gelmediler mi?(Tatile gidip de tatil dönüşü bayram bittikten sonra bayram ziyaretine gelen olursa elinden geleni yapma hakkına sahipsin. Unutma. İştahını o zamana sakla.)
*Tatilcilerin evine bayram ziyaretine gittiniz de onları bulamayıp geri mi döndünüz? 
*Tatilcilerin ana babası size gelip "Bizim oğlan ve gelin bayramı bırakıp tatile gittiler. Ha ne olur, şunlara bir kız" olmaz mı dedi? Sonra anasının babasının sözünü dinlemeyen seni mi dinleyecek?
*Tatile gidenler tatil parasını gitmeyenlerin üzerine mi yıktı? Ha ne olur, bizim tatilin parasını bir çekin mi dedi?
*Tatile gidenlere kızmak onları yolundan vazgeçirdi mi? "Haklısın arkadaş, tatile gitmemiz uygun değil, vazgeçiyoruz" mu dedi?
*Tatile gidenler bizim yerimize şu işi yapıverin, biliyorsunuz biz tatilde burada yokuz" diye bize iş mi çıkardı?
*Sahi tatilcilere kızmak bize bir fayda getirecek mi?
*Bugün tatilcilere kızan bizlerin yarın aynı şeyi yapmayacağımızın bir garantisi var mı? Çünkü insanın ayıpladığı başına gelmeden ölmezmiş.

Hasılı bırakalım bu işi oluruna. İsteyen tatile gitsin, isteyen eşiyle dostuyla bayram yaparak gelenekleri yaşatsın. Ayıplayıp kızsak da kime söz geçirebiliyoruz günümüzde? En iyisi ağzımızın tadını bozmayalım.

*15/06/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.