29 Mayıs 2019 Çarşamba

Dişlerim ve Kürdan

Cebimde kürdan eksik olmaz. Olur ya bir şey yerim de dişlerimin kovuğunda bir kırıntı kalırsa elini cebime atar, dişlerimi karıştırırım.

Ramazan geldi, cebime kürdan koymaz oldum. Koyup da ne yapacağım sonra. Bir şey yiyip içtiğimiz mi var sanki. 

Gündüz nereden aklıma geldiyse elimi gömleğin cebine bir attım. Nereden geldi ya da ne zaman koyduysam cebimde bir kürdan var. Üstelik hiç de kullanılmamış. Küs gibiydi bana. Beni niye kullanmıyorsun, unuttun mu beni der gibiydi. Nasıl, nerede, niçin kullanacaksın sonra? Çünkü ihtiyaç olmadı. Sabahın 3,40'ında ağzımızı bir kapatıyoruz, akşam 20,10'a kadar ne yiyebiliyor ne de içebiliyoruz. Çünkü ramazanın uzun günlerindeyiz. 

Neyse kürdanım, kusura bakma. Şunun şurasında ramazanın bitmesine ne kaldı. Sen en iyisi iştahını birkaç gün sonrasına sakla. Seni kullanırım mutlaka. 

Gerçi böyle diyorum ve ne olur ne olmaz diye cebimde kürdan bulundurmaya devam ediyorum ama çoğu zaman da ihtiyaç olmuyor. Çünkü diş kalmadı. Kalan dişler de birbirine küs gibi ayrık ayrık duruyor. Sanki iğreti ve misafir gibi duruyorlar. Aralarından araba geçirsem geçecek. 

Bugünden geçmişe bakıyorum. Neydi o inci gibi dişlerim. Öyle sıkı saf tutmuşlardı ki aralarından iğne geçmezdi. Geleni parçalar ve öğütürdü. Bana mısın demezdi. Ya şimdi? Bazısı benden bu kadar deyip çekip gitti. Kalanlar da gönüllü değil. Ne sıcağa geliyor ne de soğuğa. Serti istemiyor. İstediği yumuşak olacak. Çok uğraşmadan öğütüp mideye gönderecek. Ne gidip emekli oluyor ne kalıp görevimi layıkıyla yapayım diyor. Sanki devlet memuru gibi. İşini yapmadığı gibi çoğu zaman isyanlara oynuyor, tehditler savuruyor. Bak çeker giderim diyor. Bazen de gerçekten çekip gidiyor. Giderken de sessiz sedasız gitmiyor. Büyük bir vaveylâ koparıyor. Bana da derin bir acı bırakıyor, sanki doğum sancısı verdiği.

Aslında çok şey istemiyorum dişlerimden. Anca beraber kanca beraber diyorum.  Öbür dünyaya beraber gitmek.  Yani vefa istediğim benim. Şunun şurasında ne kaldı gitmeme. Ha ne olur, oyunbozanlık etmese de biraz sabretse… Beni yeni diş taktırma işiyle uğraştırmasa. Haydi taktırdım diyelim. Aslın yerini tutmuyor ki sonradan gelen. İşlevini yerine getirmiyor. Sadece ağzımın içinde kalabalık edecek. 

Hasılı dişlerim! Bil ki yaptığın vefasızlıktır, su koyuvermedir. Alacağın olsun! 

Çocukların Veballeri Boynunuza! ***

Hayatta istediğim şeylerin başında devlet ve millet bütünleşmesi gelir. İsterim ki devlet milletin, millet de devletin hassasiyetlerini dikkate alsın. Bu istediğim, bazı zamanlar dikkate alınsa da çoğu zaman devlet ve devleti bizim adımıza yönetenler maalesef dikkate almıyor. 

Neden mi bahsediyorum. Malumunuz 01 Haziran'da(bugün) LGS adını verdiğimiz sınavlar yapılıyor. 8.sınıfta okuyan çocuklarımız iyi bir lisede eğitim almak için ter dökecekler. 02 Haziran Pazar günü ise 5.6.7.8.9.10.ve 11.sınıfta okuyan çocuklarımız ise bursluluk sınavına girecekler.

Burada sınavdan ziyade sınavın zamanına dikkat çekmek istiyorum. Bir defa sınav yapılmaması gereken bir zaman diliminde bu merkezi sınavları yapıyoruz. Ne var tarihte demeyin. Bildiğiniz gibi sınav yapacağımız bu tarihler ramazan bayramı tatiliyle birleştirildi. Pazarın ertesi ramazan bayramının arifesi… Güya 9 gün tatilden bahsediyoruz. Küçücük dimağlar ve gençliğinin baharındaki çocuklarımız bu tatil havasında sınav olacaklar. Haydi bayram öncesi bu sınava eh diyelim. Mübarekler! Sınav yapılacak bu tarihler oruç günlerimiz. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik mübarek günlerin. Büyüklerin çoğunu bilmiyorum ama bu küçüklerin çoğu oruçlarını tutuyorlar. Günler öncesinden orucumu tutmasam olur mu acaba endişesini taşımaya başladılar. Bu sınav tarihini belirleyenler için fetva hazır. Hepsi başımıza müftü kesiliyor. Tutmayıversinler efendim diyorlar. Gerekirse Diyanet'ten "Çocuklarımız oruç tutmayıp kaza etsinler" şeklinde görüş de alıyorlar. Kim ne fetva verirse versin bazı çocuklarımız orucunu tutacak, bazısı da "Benim için hayat-memat meselesi deyip orucunu yiyecek. Sınavdan dolayı oruç tutamayanların vebali, bu tarihte sınav koyanların boyunlarına... Konyalı tabiriyle bobalı boynuna!

Kimse orucunu tutmasa bile belki bir çocuk veya genç oruç tutmak isteyebilir diye niçin bir hassasiyet gösterilmez, niçin sınav takvimi belirlenirken oruç ibadeti hesaba katılmaz? Haydi diyelim ki laiklik hassasiyetinin ön planda olduğu 15-20 yıl öncesinde sınav takvimini oruca göre ayarlamak, başbakanlıkta iftar vermek laikliğe aykırı kabul edilir, bir bardak suda fırtına koparılırdı. Ya şimdi? Başımızda dini hassasiyeti olan bir yönetim var. Değişen bir şey var mı? Maalesef değişen bir şey yok. Üstelik şimdi laikliğe aykırı diye ortamı geren de kalmadı. Merak ediyorum haziran ayının ilk haftasında sınav yapmak farz mı, vacip mi, sünnet mi? Bu sınavlar bayram sonrası uygun bir tarihte yapılamaz mıydı? Demek ki böyle bir dertleri yok. Çünkü derdi olan, dert edinen düşünür.

Hassasiyet göstermediklerimiz sadece sınav tarihiyle sınırlı değil. Süper Lig maçlarının saatlerinde de oruç, iftar ve bayram gözetilmiyor. Ben böyle diyorum ama devlet erkânının haklarını yemeyelim. Zira tamamen duyarsız değiller. 2008 yılında Sivasspor'da top koşturan Balili isimli futbolcu, pazar günü oynanacak Sivasspor-Ankaraspor maç gününün dini bayramları olan Kipur gününe denk gelmesi sebebiyle  durumunu kulübüne bildirmiş, kulübünün de federasyona yaptığı müracaat, yetkililer tarafından olumlu karşılanmış ve maç, bir gün öncesine alınmıştı. Balili, bu hassasiyetinden dolayı federasyonumuza teşekkür etmişti. Gördüğünüz gibi bizde de bir hassasiyet var ama yabancı futbolcunun bayramına.  Yabancı bir futbolcunun hassasiyetine duyarlılık gösteren bizim insanımız, nedense aynı hassasiyeti kendi insanının orucuna göstermemektedir.

Siz benim bu meseleyi abarttığımı düşünün. Ben bu meseleyi dert edindim. Haksız mıyım?

Bugün ve yarın sınava girecek ortaokul ve lise öğrencilerimize başarılar diliyorum. İnşallah emeklerinin karşılığını fazlasıyla alırlar.

Bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecemiz mübarek olsun!

***01/06/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

28 Mayıs 2019 Salı

3600 Ek Gösterge Çıksın mı?

Seçimlerden önce hükümetin öğretmenlere, polis, din görevlisi, hemşire ve ebelere vaat ettiği 3600 ek göstergesi çıkar mı, Meclis'ten geçer mi ya da Meclis'e getirilip yasalaşır mı? Söz verilmişse çıkar. Ama bugün ama yarın. 

3600 ek gösterge çıktığı takdirde yukarıda adı geçen dört kesim, özlük hakları yönünden ihya olacak demektir. Çünkü nereden bakarsak yüzde 20 dolaylarında maaşlarında bir artış söz konusu olacaktır. Bu ek gösterge özellikle emeklilik halinde adı geçen çalışanlara bir rahatlama getirecektir. Yasa çıktığı takdirde yasanın kapsamına sadece yeni emekli olanlar değil, daha önce emekli olanlar da girecektir. Hükümetin vaadi bu şekilde.

Öğretmen, polis, din görevlisi, ebe ve hemşirelerin yıllardır müjdesini beklediği bu yasanın çıkması doğru mu? Bu kesimler bana kızacak ama büyük bir ekonomik buhran yaşadığımız bugünlerde böyle bir yasanın çıkması bana hiç reel gelmiyor. Bütçeye ağır bir yük getirecektir. Devletin eskiye oranla daha fazla likidite sıkıntısı çektiği, daha fazla borçlandığı bir ortamda bu yasa, bütçeyi delik deşik edecektir. Bozulan bütçe disiplini iyice bozulacaktır. Çünkü adı geçen memur kesimi, memurların ekseriyetini kapsıyor. Yani koca bir ordu demektir. Tamam, kendilerine vaat edilen dört kesim bu ek göstergeyi fazlasıyla hak ediyor. Emekli olduktan sonra insanca yaşamak haklarıdır. Bu, sadece bu dört kesimin değil, tüm memurların hayalidir aynı zamanda. Bu hayalin gerçek olması gerekir. Ama zamanlama yanlış. Ülke menfaati, ülkenin şartları hepimizin menfaatinin üstündedir. 3600 ek göstergeyle bütçe felç olacaksa bu yasayı ötelemekte fayda görüyorum. Hükümetlerin de neyimiz var, ek kaynak bulabilir miyiz, bütçeye ne kadar yük getirir hesabı yapmadan bu tür vaatleri vermemesi gerekir. Haydi diyelim ki verilen vaat yerine getirilsin. Diğer memurlar hani bize, biz devletin üvey evladı mıyız demeyecekler mi? Bu yasa çıkarsa bu yasa kapsamına girmeyen diğer memurlar bu yasadan faydalanmak için eylem üstüne eylem yapacak, kamuoyu oluşturmaya çalışacaklardır.

En iyisi,
*Hükümet, bütçe imkanlarını göz önünde bulundurarak bu yasayı çıkarmayı ötelemeli ve yetkili bir ağız çıkıp beklenti içine giren kesime kusura bakmayın, sözümde duramayacağım. Bu iş maalesef bütçenin boyunu aşıyor demelidir.
*Kendilerine ek gösterge vaadi verilen kesim "Mesele ülke ise bizim beklentilerimiz teferruattır. Bizim yüzümüzden bütçe ağır darbe almasın. Biz en iyisi bir başka baharı bekleyelim" demelidir.
*Hükümet ve hükümet alternatifi olanlar "Bundan sonra boyumdan büyük vaatlere tövbe! Mesele ülke ise benim vaatlerim teferruattır" demelidir.
*Yetkili ve yetkisiz memur sendikaları ülke düzlüğe çıkıncaya kadar "Nerede bize vaat edilen ek gösterge... İsteriz de isteriz" dememelidir.

Biliyorum bu yazımdan öğretmeni, polisi, hemşiresi ve din görevlisi hoşnut olmayacaktır ve bana kızacaklardır. Ne yapalım? Bana kızmayan bir bu dört kesim kalmıştı. Bir de bunlar kızsın, ne diyeyim?