7 Mayıs 2019 Salı

"Ya İstanbul Beni ya Ben İstanbul'u" ***

Almak için kimler kuşatmadı ki İstanbul'u! Gücüne kuvvetine inanan herkes soluğu İstanbul önlerinde aldı. Son kuşatan bıyıkları yeni terlemiş 21 yaşındaki Fatih Sultan Mehmet oldu. Fatih "Ey Konstantiniyye!  Ya sen beni alacaksın ya da ben seni" diyerek İstanbul'u alma azim ve iradesini gösterdi ve İstanbul'u fethetti.

1453 yılından beri İstanbul elimizde. Fakat İstanbul üzerindeki mücadele bir türlü bitmedi. Çok partili hayata geçiş yaptığımız andan itibaren de İstanbul'u yönetme mücadelesi başladı. Her partinin yanında ayrı bir yeri var İstanbul'un. 

31 Mart seçimlerinin üzerinden bir ayı geçmiş olmasına rağmen İstanbul hala kendisini yönetecek başkanını bulamadı. Yapılan seçim iptal edilerek  seçim yenilenecek. İki aday 23 Haziran'da yeniden yarışacak. 

YSK üyeleri, tartışmalı seçim sonuçlarını iptal ve yenileme diyerek belli bir kesimin eleştirilerini üzerine çekti. Çok eleştirilecek biliyorum. YSK mevcut durumu onaylasaydı yine eleştirilecekti. Çünkü orta yerde sakal-bıyık meselesi var. Ama YSK iptal ve yenileme kararıyla tüm yükü üzerinden attı. Buyurun yarışın, kozlarınızı paylaşın. Öyle yarışın ki işi bana bırakmayın. Hanginiz alacaksa farklı kazanın, dedi.

İstanbul'un yeni başkanı kim olur, yarışı kim kazanır, bunu 23 Haziran akşamı göreceğiz. Burada 23 Haziran seçim sonuçları ile ilgili öngörümü ve mevcut durumu paylaşmak istiyorum. Seçimlerin iptali ve yenilenecek olması iyi oldu, kötü oldu demeyeceğim ama söylemeden de edemeyeceğim. Kanaatimce seçimlerin yenilenmesi sonuçları itibariyle hoş olmayacaktır. Türkiye, İstanbul seçimlerine yoğunlaşarak birkaç ay daha kaybedecektir. Seçim maliyetini saymıyorum. İptal edilen bu seçim sonuçları siyasetimizi derinden etkileyecektir. Çünkü bu seçim iptali yıllar yılı konuşulacak, YSK'ya baskı yapıldı denecek. Birileri mağdur edildiklerini bir güzel işleyecek ve bu mağduriyet 23 Haziran seçimlerini farklı kazanmalarını sağlayacak. Bu başarı İstanbul ile sınırlı kalmayacak. 2023 Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerini de etkileyecektir. 31 Mart seçim sonuçlarına göre seçimi kaybeden, yenilenen seçimi kazanabilir ama bu başarı, kendilerini ve kendilerine umut bağlayanları çok mutlu etmeyecektir.

Hasılı 31 Mart İstanbul seçim sonuçlarını iptal edenler, şayet doğruysa iptal ettirenler ve iptal olsun diye baskı yapanlar, seçimler iptal oldu diye sevinenler, bilerek veya bilmeyerek bir başkasına hizmet etmiş olacaklar. Çünkü güçlü bir rakibin doğuşuna zemin hazırlamış olacaklar.

Yenilenecek İstanbul seçimlerinin hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Ülkede barış ve huzur hakim olsun.

***09/05/2019 tarihinde Barbaros ULU adıyla Pusula Haber gazetesinde yayımlanmıştır.

6 Mayıs 2019 Pazartesi

Yeni Bir Parti Kurup İlk Seçimde İktidar Olmayı Düşünenlere Tüyolar

Parti kurup iktidara gelme gibi bir düşüncem yok. Zaten parti kursam da ben kendime oy vermem. Zira siyaset ve ülke yönetimi bana bırakılamayacak kadar önemli bir iştir. Fakat bendeki bu bilgi birikimi boşa mı gitsin? Buna gönlüm razı olmaz. En azından meraklıları için başarının anahtarı olacak ve parti tabanını oluşturacak bazı tüyolar vermek istiyorum. Bu da benden ülkeme bir katkı olsun. Bir diğer istediğim de tüyolarımdan hareketle parti kurup iktidara gelen partinin beni görüp gözetmesi.

Bir partinin başarılı olması için her şeyden önce hitap edeceği bir tabanının olması gerekiyor. Türkiye'de merkez sağ, merkez sol, Türk ve Kürt milliyetçiliği üzerine oturan bir siyasi yelpaze var. Şu ana kadar böyleydi. Şimdi beşinci bir tabandan bahsedeceğim. Bu tabana hitap eden kazanır. Bunlar kimlermiş dediğinizi duyar gibiyim. Bunlara mağdurlar veya mağdur olduğunu iddia edenler de denebilir. Hatta bu yüzden partinin adı da "Mağdurlar Partisi" (MP) olarak belirlenebilir. Buyurun:
*Kamuda görev almak, yönetici olmak ve öğretmen olmak için mülakata girip başarılı olamayanlar (mülakatzede)
*Yöneticilikleri kanunla ellerinden alınan il, ilçe milli eğitim müdürleri ve okul müdür ve yardımcıları (yöneticizede)
*Vekil, belediye başkanı iken partisi tarafından yeniden aday yapılmayanlar  (adayzede)
*Belediye başkanı iken partisi tarafından istifa ettirilen belediye başkanları (koltukzede)
*Etkili ve yetkili bir görevde iken pasif bir göreve veya kızağa çekilenler (görevzede veya kızakzede denebilir)
*FETÖ iltisakı dolayısıyla görevden el çektirilen, el çektirildikten sonra görevine dönenler, kamudan ihraç edilenler ve sonra geri dönenler (FETÖzede)
*Bir gazetede köşe yazarı olarak görev yaparken bir veya birkaç yazısı dolayısıyla gazetesinden ilişiği kesilenler (basınzede)
*İşi varken ekonomik kriz veya başka nedenlerle işini kaybedenler (işzede)
*Göz kırptığı makama gelemeyenler (makamzede)
*Devletten bir türlü ihale alamayan esnaf, tüccar veya firma (ihalezede)
*Devletten ilan alamayan gazete(ilanzede)
*Çocuğu LGS veya üniversite sınavına gireceği yıl sınav sistemindeki belirsizlik ve değişiklikten etkilenen anne ve babalar (sınavzede)
*Çocuğu üniversite olduğu halde iş bulamayıp işsiz kalan çocuk ve ebeveyni (işsizzede)
*Emeklilikte yaşa takılan(EYT) emekçiler (Emeklizede)
*Af çıkmasını bekleyen kader(!) mahkumları(kaderzede)
*Erdoğan düşmanları (Erdoğanzede) Burada bir mağduriyet görünmese de sevenleri kadar nefret edenleri de olduğu için Erdoğan düşmanlığı üzerinden kurulacak bir partinin başarılı olma şansı yüksektir.
*Bir partisi varken ve o partide etkili bir görevde iken herhangi bir nedenle partisinden uzaklaştırılan veya çekip gidenler (trenzede)

Bu saydıklarımı tek kişiden ibaret sanmayalım. Çoğu kalabalık bir ordu gibiler. Gördüğünüz gibi kurulacak bir partinin tabanı hazır. Yeter ki bunları yanlarına çekebilecek bir parti kurulsun ve bunlara hitap edebilsin. İlk seçimde iktidar garantisi veriyorum.


Oruç Adam *

Ben ramazan başlıyor, on beş-on altı saati aşan bu uzun günlerde nasıl oruç tutacağım, acaba zorlanır mıyım psikolojisini yaşadığım bir ortamda Kocaeli Gölcükte 52 yaşında market çalıştıran Osman Ay isimli esnafın gazetelere yansıyan haberi gözüme ilişince kendimden utandım.  Haberi okumayanlar için kısaca değineyim. Osman Bey, oruç tutulması haram olan Ramazan Bayramının birinci ve Kurban Bayramının dört günü hariç yılın 360 gününü oruçlu geçiriyormuş. Önceleri sadece recep, şaban ve ramazan aylarında üç aylar orucunu tutan Osman Bey, sağlığında herhangi bir sıkıntı görmeyince bu ibadeti yılın diğer günlerine de taşımış ve bu kesintisiz orucunu da 31 yıldır devam ettiriyormuş.

Oruç tutarken zaman zaman zorlandığını fakat hiç sağlık problemi yaşamadığını, oruç tutmayı herkese tavsiye ettiğini, orucu Allah için tuttuğunu, uzun ve sıcak günlerde Allah’ın bir kolaylık verdiğini söylüyor Oruç adam. Oruç adam diyorum. Çünkü marketin önünden geçenlerin “Oruç tutan abi sen misin” deyip şaşırıyorlarmış. Kim şaşırmaz ki! Dile kolay 31 yıldır oruç tutuyor. Orucun kendisi olup çıkmış. Bu arada oruç tutan insanlara tavsiyelerde bulunmayı da ihmal etmiyor Osman Bey: “Ben her zaman insanın kendi doktorunun, diyetisyeninin kendisi olacağını söylerim. Çünkü Rabbim insana taşıyamayacağı bir yük yüklemiyor. Peygamber Efendimiz, ‘Oruç tutun, sıhhat bulun’ diyor. İnsanın vücudunun  zekatı da oruçtur. Ben hep insanlara nefsinizi köreltecek kadar yemek yemeyin, aşırıya kaçmayın diyorum.”

Hayatı oruç olan Osman Bey’i burada konu edinmemin sebebi Osman Bey’in örnek alınması değil. Kimseye de tavsiye etmem ama tebrik edemeden de geçemiyorum. Nefsini köreltmiş iyice. Her kişi yapamaz bunu. Hele ramazan orucu dışında oruç tutmak daha bir zor olsa gerek. Kendim böyle tüm yılı oruçlu olarak geçiremediğim gibi başkasının da tutmasını istemem. Zira dinimizde böyle bir uygulama yok. Peygamberimiz bile üç aylarda oruç tutmayı sıklaştırmakla birlikte ramazan orucu dışında bazı günler diğer insanlar gibi yiyip içmiş. Bir diğer uygulama ise Hz Davut peygamberin orucudur ki “Savm-ı Davut” diye geçer. O da gün aşırı oruç tutar; bir gün oruç tutar, diğer gün tutmazmış. Yani yılın altı ayını oruçlu geçirirmiş. Osman Bey maşallah kimseye nasip olmayacak şekilde bir rekora koşuyor. Herhalde kendi rekorunu kendi egale eder. Öyle zannediyorum türünün son örneğidir. Ne diyeyim Allah Osman Bey’e güç-kuvvet, sıhhat versin.


Gelelim bana. Bu yazımda Osman Bey’i konu edinmemin sebebi daha oruç gelmeden nefsimin “Ramazan! Oruç yaklaşıyor, günler de çok uzun, nasıl tutacaksın? Zorlanmayacak mısın” şeklinde bana vesvese vermesi. Osman Bey’i görünce “Toru topu bir ay oruç tutacaksın, daha başlamadan kendini yiyip bitiriyorsun. Bak Osman Bey’e tüm yılı oruca hasretmiş. Üstelik senden de 4 yaş küçük. Büyüklüğünden utan. Bir Osman Bey’e bak, bir de kendine. Senin tuttuğun orucun Osman Bey’in tutuğunun yanında esemesi mi olur” dedim ve kendimi ramazan orucu tutmaya motive ettim. Zaten bendeki psikolojik bir durumdu. Her ramazan geldiğinde memurların pazartesi sendromu yaşadığı gibi oruç başlarken ben de yaşarım. Oruç tutmaya başlayınca nefsimin gözümde büyüttüğü kadar değilmiş diyorum.

Bize daha doğrusu bana oruca başlamak ilk başlarda zor ve güç gibi gelse de Osman Bey’e de herhalde oruç tutmadığı o beş gün zor geliyordur. Nasıl geçecek bu beş gün diye kara kara düşünüyordur. Okuduğum kadarıyla Osman Bey durumundan memnun. Öyle zannediyorum hanımı da bu durumdan çok memnundur. Çünkü kahvaltı ve öğle yemeği derdi yok.

* 11/05/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.