27 Mart 2019 Çarşamba

Dünya Trump’ın Çiftliği mi? ***

Yazımın başlığında çiftlikten bahsettim. Çünkü ABD Başkanı Trump, dünyayı çiftlik gibi yönetiyor. İsterseniz önce çiftlik kelimesinin anlamına bakalım. Çiftlik, TDK’ya göre “Üzerinde tarım yapılan, hayvan yetiştirilen ve çalışanların oturması, türlü işlerin görülmesi için yapılar bulunan geniş topraktır. Argo da ise çiftlik “Karşılıksız yararlanılan, emek ve para vermeksizin geçinilen yer, çıkar sağlanan yer” anlamına geliyor.

Çiftliğin hangi tanımı Trump’ın ilgi alanına girer? Tabii ki argodaki anlamı… Çünkü Trump’ın normal ile işi olmaz. Onun yaptığı her iş en hafifinden argo. Yani kendisine yakışanı yapmış. İsrail’in 1967’de işgal ettiği Suriye toprağı olan Golan Tepelerini Trump, “Ülkesinin İsrail'in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıdığını ilan eden deklarasyonu imzaladı.”  Bir kovboydan da bu beklenir. Gerçi bir gayrimenkul uzmanından bu tür arazileri parayla satması beklenir ama mevzubahis olan İsrail olunca akan sular duruyor. Sanki miras dağıtıyor. Babasının mülkü gibi Golan Tepelerini İsrail’e meccanen veriyor. Zaten geldiği andan itibaren İsrail’in gözüne girmek için çırpınıp duruyor. Sanki ABD’nin değil de İsrail’in istilacı emellerini hayata geçirmek için başkan olmuş. 06 Aralık 2017 yılında da Telaviv’deki büyükelçilik binasını Kudüs’e taşıma kararı almıştı. Gerçi Kudüs’ü başkent olarak tanıma kararı, dünyadan beklediği ilgiyi görmedi ama ABD ve Trump’a göre önemli olan dünyaya rağmen İsrail’in memnuniyeti.

Merak ediyorum, dünya barışına hizmet etmeyeceğini bile bile İsrail’in her isteğini yerine getirmekle Trump, İsrail’in gözüne girebilecek mi? Daha doğrusu dünyayı İsrail’in sömürgesine hizmet edecek şekilde İsrail’e verse İsrail’in gözü doyacak mı? Gözü doymadığı gibi memnun da edemez. Ama yerinde tutunmak için herhalde Trump, Ortadoğu’da çıbanbaşı olan İsrail’e hizmet etmeye devam edecek. Niye hizmet etmesin ki? Sonra niye vermesin? Dünya adamın çiftliği… Kime ne? Kim karışacak ona? Toprağın sahibi Suriye mi karşı çıkacak? İç savaşla boğuşuyor. Bu yetmediği gibi ülke Rusya ve ABD tarafından işgal edilmiş. Irak mı karışacak? Irak ABD’nin bir eyaleti bugün… İran zaten kendisine uygulanan ambargo ile boşuyor. İran olmayınca Lübnan ne yapacak? Başta Suud olmak üzere diğer Arap ülkelerinden bir tepki gelir mi? Benimki de laf yani! Gayrimüslimden tepki gelir de bunlardan zerre kadar tepki gelmez. Hatta tüh bile demezler. Onların tek muradı var, ABD’nin sömürgeciliğine finansör olmak. Zaten ABD valilerinden de başkası beklenmez. Hoş ABD eyaletlerinin valileri Ortadoğu’da bulunan Arap devletlerinden daha geniş yetkilere sahip ve daha özgürler. Türkiye’nin de işi başından aşkın. Bir seçimden diğer seçime hazırlanıyor. Bizim işimiz bu.
BM kararlarına rağmen Kudüs başkent ilan edilirken, Golan Tepeleri resmen İsrail’e verilirken dünya ne yapıyor? Beklendiği gibi tepki yağdı. Sonuç, tepkiyle kalıyor. İsrail dünyaya rağmen yayılmacılığına devam ediyor. Dünyanın tepkisine tepki gösteriyorum. Nasıl ki benim tepkimin bir anlamı ve karşılığı yoksa dünyanın Golan Tepeleri hakkında verilen karara da tepki göstermesinin bir anlamı ve karşılığı yok. Çünkü ABD’yi arkasına alan İsrail yavaş yavaş yayılıyor.

Allah göstermesin başıma bir şey gelse kime gidip derdimi anlatayım desem, bir bakarım. Dünya bir tarafta, Trump diğer tarafta. Ben çiftliğin sahibinin yanına giderim. Çünkü yanında dünya kadar etkisiz eleman olacağına keyfine göre hareket eden ve dünyayı bir çiftlik gibi yöneten Trump var. Kınamanın ötesinde bir işe yaramayan sessiz ve pasif dünyayı ben ne yapayım? Tüm dünya kınama ve tepkide yanımızda olacağına Trump’ın karşısında sonuç alan bir aktif iyimiz olsa daha iyi.

Şu dünyanın düştüğü duruma bak! Yazık gerçekten! 

67’den beri işgal ettiği Golan Tepeleri inşallah İsrail’in mezarı olur. Başlarına Semut ve Ad Kavimlerinin başına gelen gelir. Kaçacak delik bulamazlar. Korkularından dizüstü çöke kalırlar.

*** 28/03/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

26 Mart 2019 Salı

Kişi Bir Yere Nasıl Geldiyse Öyle Gider


2014 yılında çıkarılan kanunla dört yıl okul yöneticiliği yapanlar yeni bir değerlendirmeye tabi tutuldular. Yapılan değerlendirmede tabir yerindeyse budandılar. Daha doğrusu kahir ekseriyeti başarısız bulunarak öğretmenliğe döndürüldü. Pek azı yöneticiliğine devam edebildi. Elenen yöneticilerin yerine sözlü mülakat yöntemiyle yeni yöneticiler iş başına getirildi. Bunu yapanlar da kimi, niçin elediklerini bilmeyecek kadar çiçeği burnunda yeni şube müdürü ve ilçe milli eğitim müdürleri idi.

2014 yılı milli eğitim müdürlerinin, milli eğitim müdür yardımcılarının, şube müdürlerinin, ki okul müdürlerinin ve okul müdür yardımcılarının yenilendiği bir dönem oldu. Mevcut milli eğitim müdürleri ve milli eğitim müdür yardımcıları "eğitim uzmanı" oldu. Yöneticiliği uzatılmayan okul müdür ve yardımcıları da öğretmenliğe döndü.

Yeni atama ve görevden eleme süreci çok hoş olmasa da bu süreç maalesef yaşandı. Topyekûn bir bayrak değişimi yaşandı.

Yeni yöneticilerin görevlerine başladığı dönemde ilçeden il merkezine görevlendirilerek göreve başlayan iki kişi ile görüştüm. Biri mi daha önce tanıyordum, diğeri ile yeni tanıştım. Sevinçlerine diyecek yoktu. Yüzlerinden ve konuşmalarından belli idi. "Eskilerin gittikleri çok iyi oldu, sevindik" dediler. Niye böyle konuşursunuz dediğimde "Onlar elenmeseydi biz ilçeden merkeze gelemezdik" dediler. 

Yeni görevlerinde başarılar dilediğim bu iki kişinin gidenlere oh olsun dercesine bir tavır sergilemeleri tıpkı yönetici atama süreci gibi hiç şık değildi. Kurumlar kadıya mülk olmadığı gibi buralar boş duracak da değil, biri giderse yerine öbürü gelecek. Birileri mağdur olurken birilerine fırsat doğacak. Bunda garip bir durum yok. Garip olan içlerinde tutmaları gereken hislerini dışarıya vurmuş olmaları. Birilerinin mutsuzluğu üzerine mutluluk kurmaları garip olandı.

Yıl 2019. Yani milli eğitim müdürlerinin ve okul müdürlerinin yenilenmesinin üzerinden dört yıl geçti. Duydum ki yerinden edilen müdürlere “oh olsun” diyen müdürümüz çalıştığı kurumdan bir başka yere sürgün gönderilmiş. Yine duydum ki tanımadığı müdürleri önüne gelen listeye göre eleyen bir başka müdür de görev yaptığı yerden el çektirilmiş, yerine bir başkası atanmış. Haklı yere mi alındılar, yoksa haksızlık mı yapıldı bilmiyorum. Kendilerini de sever sayarım. Ama her ne sebeple olursa olsun bu kişilere reva görülen yine hoş olmamıştır. Yani tasvip etmiyorum. İnsanlar bu şekilde harcanmamalı diye düşünüyorum. Görüyorum ki eleme usulümüz ve insanımızın onuruyla oynama kıstasımız yıllar geçmesine rağmen aynen devam ediyor. Burada unutmamamız gereken bir şey var, kişi bir yere ne şekil gelirse o şekil gider. Gelirken adamı sevindirir, giderken üzer. Ben ne yaptım dedirtir insana.

Gelenlerin çoğu, gidenlerin arkasından “oh olsun” derken ben onlar için aynı şeyi söylemiyorum. Keşke böyle olmasaydı…


Siyasetimiz Ümit Vermiyor

Siyasetin içinde değilim ama içinde olmasam da çok da uzağında olmadım.  Çünkü siyasete karşı merakım var. Türkiye gündemini özellikle siyasetimizi, hangi siyasinin ne dediğini uzaktan da olsa takip ettim. Kendi çapımda her vatandaş gibi siyasi değerlendirmeler yapmaya çalıştım. 

Siyasetten ne zamana kadar uzak durmadım? 31 Mart mahalli seçimlerine kadar. Bu seçim sürecinde ne mi4tinge gittim ne TV açık oturumlarını izledim ne hangi adayın diğeri hakkında ne dediğini merak ettim ne aday ve parti liderlerinin konuşmalarını dinledim ne hangi şehri kim kazanır diye kafa yordum ne de partilerin seçim vaatleri beni heyecanlandırdı. Bu seçim sürecinde tam apolitik oldum desem yeridir. Bir şey kaybettim mi? Hayır. Pişman mıyım? Değilim. Mutlu muyum? Hem de nasıl! Apolitik olduğuma hiç bu kadar sevinmemiştim. Üstelik keyfime de diyecek yok.

Bir zamanlar politik davranırken niçin apolitik oldum? Bir zamanlar siyaseti takip ederken her seçimin ülkeyi daha iyiye götüreceğini, ülkeyi düzlüğe çıkaracağını düşündüm. Geldiğim nokta da siyasetten soğudum. Daha doğrusu benim için bir şey ifade etmiyor. Çünkü gördüğüm kadarıyla siyasette bir tükenmişlik var. Ülkede izlenen siyaset, siyasilerin kendilerini tekrarlamaktan öteye geçmiyor. Her biri kendi yerini sağlama almaktan öte bir şey düşünmüyor. Tüm yaptıkları kendi geleceklerini garantiye almak, inisiyatifi elden bırakmamak, gündemden düşmemek, liderliklerini tartışılmaz kılmak. 

Siyasilerimizde sorun mu var, beceremiyorlar mı? Allah var, görevlerini iyi yapıyorlar, güzel konuşuyorlar, ağızlarından bal damlıyor, gece-gündüz durmadan çalışıyorlar, hepsi ülkeyi çok sever görünüyorlar. Ama bu görüntülerinin arkasında benim gördüğüm her şeyden önce kendilerini, koltuklarını daha çok seviyorlar. Bunun için halkı kutuplaştırmaktan, ötekileştirmekten öte bir şey yapmıyorlar. Aday gösterirken bile bu işi en iyi kim yapardan ziyade kendilerine karşı çıkmayacak muti adayları belirliyorlar. Ülke borçluymuş, halk ekonomik dar boğazdaymış, vatandaşın alım gücü azalmış, işsizlik artmış, belediyeler borç batağındaymış gibi bir dertleri yok. Bakmayın bunlardan konuştuklarına. Bu işin edebiyatını yapıyorlar. Hepsinin tuzu kuru. Siz hiç ekonomik sıkıntı çeken bir siyasi gördünüz mü? Yine siz yaptıklarından ve yapmadıklarından dolayı bedel ödemiş, mağdur olmuş bir siyasi gördünüz mü?

Açıkçası ülkemde izlenen politika içime sinmiyor. Böyle bir siyaset bana ümit vermiyor. Politikacılar bana güven vermiyor. Bu atmosferde vereceğim oyun da bir anlamı yok görünüyor.