20 Mart 2019 Çarşamba

Yeni Yönetici Olmak İsteyenlere Öneriler

Pek tavsiye etmem ama ben bilgi, birikim ve tecrübelerimi yöneticilik yaparak vatana, millete katkıda bulunmak istiyorum diyor ve benden bir yöneticide olması gereken özellikler neler olmalıdır ya da yönetici olunca neler yapmalıyım diyorsanız size ben bu işten anlamam derim. Ama yine de öneride bulunmaktan geri kalmam. Bakalım önerilerim hoşunuza gidecek mi?

*Öğretmenlerle arana mesafe koymalısın. Çünkü öğretmen milletinin isteği bitmez. Uzak duracaksın ki gizemini korumalısın. Hatta onlara selam bile verme, selamlarını da alma. Kazara karşılaşırsan görmezden gel, yanındakiyle konuşur gibi yap, ya da kafanı çevir veya önüne eğ. Bu demek değildir ki hiç onlarla konuşma. Bazı teneffüslerde öğretmenler odasına gir, teneffüs boyunca otur. Otururken de fazla muhatap olma.
*Okulunda bir A grubun olsun. Onlar genelde pek öğretmenler odasını kullanmasın. Çoğunlukla senin yanında veya yardımcılarının odasında otursunlar. Onlara kol kanat ger. Koruyup kolla. Okulun nimetlerinden onları faydalandır. Onlara kol kanat gerersen onlar okulunu açar, okulunu bekler, hatta sabah çayını bile demletirsin.
*Bütün iş yükünü yardımcılarının üzerine yık. Sen bir şey yapma. Odanda otur, iş yapar gibi görün. Ara ara namaz kılmak ve tuvalete gitmek için odanı terk et. İş yükünün ağır olduğu imajını hep ver. Ara sıra yardımcılarının odasına giderek onları ziyaret et. Bunu çok yapma. Genelde onları odana çağır.
*Üstün ile aranı iyi tut. Çünkü yerinde tutunman için bu gerekli. Amirin kurumunu ziyaret ederse sosyal medyada paylaş: "Falan kurumumuzu ziyaret ederek bizi onurlandırmıştır. Ziyaretlerinden dolayı kendilerine teşekkürlerimizi arz ederiz" yaz.
*Bakanlık ve valiliğin belirlediği iş takvimine göre yapılması gereken toplantıları gününde yapma. İlk gün toplantı mı olurmuş de. Bir gün sonra yap toplantını. Toplantıya hazırlık yapmadığını belli etme. Toplantıda kimseye söz verme. Çabucak bitir toplantıyı.
*Yardımcıların girmekle yükümlü olduğu altı saat ders yerine iki saat girseler yeter. İkili öğretim yapıyorsan yardımcılarından bir kısmı sabah gelip öğlen gitsin, diğerleri öğlen gelip akşam gitsin. Sabahtan akşama mesai yapmalarına gerek yok.
*Takviye ve Yetiştirme kursu aç. Görev alacak öğretmenleri belirlerken önceliği yardımcılarına ve sevdiğin öğretmenlere ver. Daha hala ders yükü kalmışsa öbür öğretmenlere ver. Yardımcılarından bazısının paraya ihtiyacı varsa onlara girmekle yükümlü olduğu dersin üzerinde ek ders alacak şekilde fazla ders ver.
*Öğretmenlerinin hakkında ne konuştuğunu öğrenmek için öğretmenler arasından birkaç jurnalci belirle. Olup biteni onlardan öğrenirsin. Hakkında konuşanı düşman belle. Suratını as, selamı sabahı kes.
*Reklamını yapacak bazı branşlara çok önem ver. O öğretmenleri el üstünde tut. Onları ara sıra odanda topla. Toplantılarda onlara söz ver. Onların gösterdiği başarıyı sosyal medyada durmadan paylaş, "Kendisini başarılı hissediyor yaz. Diğer derslerle ilgili özellikle bilgiye dayalı başarılar olursa sosyal medyada paylaşma. Böylece dervişin fikri ne ise zikri de o olur düşüncen ortaya çıksın.
*Seni il ve iller arası yapılacak yarışmalarda temsil edip başarılı olan okulunu müdürler grubunda paylaş. Başarını kaç kişi kutlayacak, bunun takibini yap.
*Bazı öğretmenlerin özellikle bir branşın bir gününü boşalt. Onlar o gün eksersiz çalışması yapsın. Başka öğretmen ders programıyla ilgili bir istekte bulunursa zaten yarım gün çalışıyorsun de.
*Okulun watsap grubunu iyi kullan. Oradan durmadan emirler yağdır. Tehditlerini oradan savur. Bazen cümleni yarım bırak. Devamına üç nokta koy.
*Öğretmen senden kalem isterse bu senin görevin, kağıt isterse okul kağıt işine bakmaz de.
*Okulun gelirlerini ve öğretmenlerin vasıtasıyla toplanan yardım parasını istediğin şekilde kullan. İstediğin kadar hizmetli çalıştır. Hatta telefonlara bakmak için bir memur bile çalıştır. Harcadığın para konusunda şeffaf olma.
*Yardımcılarınla beraber yemek yemek için okulda yemek pişirt. Kokusu tüm okula yayılsın. Siz yemek yerken biri kapıyı açıp afiyet olsun derse sağ ol falan deme. Duymazlara oyna. Çünkü sağ ol dersen bakarsın bir kendini bilmez "Tam benim istediğim yemek" deyip sofrana oturmaya kalkar.
*Bir öğretmeninin tayini çıkar da öğretmen watsap grubundan "Arkadaşlar, tayinim çıktı. Hakkınızı helal edin" şeklinde yazarsa onu hemen gruptan çıkar. Diğer öğretmenlere de "Tebriklerinizi özelden yazın" yaz. Öyle ya, okulun watsabı özel işler için kullanılır mı?
*Hiç alakası yokken 12 yaşından beri  hiç namaz geçirmediğini öğretmenlerine söyle. Bunu sadece Allah bileceğine öğretmenin de bilsin. Bu konuda şeffaf olmanda fayda var.

Gördüğün gibi müdür olarak yapacakların çok. Sen şimdilik bir başla. Yapacaklarını peyderpey ben sana söylerim.

Bak Postacı Geliyor! *

Postacıları bilirsiniz. Şu anki işlevleri nasıl bilmiyorum ama bir zaman önemli görevler ifa ediyorlardı. Mektup, telgraf, tebrikleşme uzun süre postacıların eliyle yürütüldü. Mektup, telgraf, APS, iadeli taahhütlü vs mektuplar artık bugün pek kullanılmıyor. Bunun yerine postacılar kargo işine ağırlık vermeye başladı. Bir de e tanzim adı altında sebze ve meyve siparişi verenlerin isteklerini yerine getiriyor şimdilerde.

Postacılar haberleşme işini yaparken gelen evrakı adrese teslim yapar. Yani kendinden bir şey katmaz. Belki de bu yüzden adlarına postacı dendi. 

Postacıları yazarken yaptıkları görevi küçümsüyor değilim. Çünkü telefon ve iletişim ağlarının olmadığı ya da çok yoğun kullanılmadığı zamanlarda taraflar arasında aracı olmak suretiyle haber getirdi, haber götürdü. Yani iki taraf arasında emanetçi rolü üstlendi. Bu görevi yaparken de aracı kurum olarak taraflardan haberleşme bedeli aldı. Bu da doğaldır. Çünkü bu işler parasız dönmez.

Bayram değil, seyran değil, postacıların kuruluş yıldönümü değil, şimdi bu postacı muhabbeti nereden çıktı diyebilirsiniz. Doğrusunu isterseniz bir gün postacıları kaleme alacağım hiç aklıma gelmezdi. Aslında adımıza postacı denmese de yeri geldiği zaman her birimiz birer postacıyız. Çünkü bazen biriyle konuşurken veya yeni tanışırken ortak tanıdıklarımız ortaya çıkabiliyor. Vedalaşırken falan beye selamımı iletirsen sevinirim deriz. Hasılı bizim postacılığımız selam alıp selam götürmek. Postacılar bu işi profesyonelce yaparken bizimki amatörce. Bir diğer farkı, postacı kendinden bir şey katmazken biz başüstüne, aleyküm selam gibi kendimizden bir şeyler katarız. 

Amatörce postacılık yapmayı en azından ben böyle bilirdim. Bugün birini gördüm ki birinin selamını getirdi. Tam profesyonelce idi. Daha postacılar ölmemiş dedim. Niye derseniz? Selamı getiren, selam vermeyen ve selam almayan biri. Selam alıp veriyorsa da çok seçici. Getirdiği selam, üstündendi. Postacılık görevini layıkıyla yaptı. Çünkü kendinden bir şey katmadı. Ne diyelim? Yok olmaya yüz tutmuş postacılığı yaşatan bu kişiyi tebrik etmek lazım. Tek kusuru, küçüklüğümüzde öğrendiğimiz postacı profiline pek uymuyor. Çünkü biz postacıyı;
"Bak postacı geliyor, selam veriyor,
Herkes ona bakıyor, merak ediyor,
Çok teşekkür ederim postacı sana,
Pek sevinçli haberler getirdin bana..."
Şeklinde öğrendik. Yani postacı selam verirmiş. Bu ise ne selam veriyor ne de selam alıyor. Postacı merak uyandırırmış, bu merak uyandırmadığı gibi sevinç de uyandırmadı. Bu yüzden bir teşekkürü de hak etmedi. Çünkü selam gönderen bizi tanımaz, biz de onu tanımayız. Selamı getiren de selamsız, sabahsız biri zaten...

*14/02/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Bazıları Büyümüyor Bir Türlü

Yönetici olarak ilk göreve başladığımda okulun iş ve işleyişlerinin daha düzenli olması için madde madde bir yazı kaleme aldım. Okuyup imzalamaları için öğretmenlere gönderdim.

Yazımın tepki çektiğini odama gelen bir öğretmenden öğrendim. "Hocam, öğretmenler odasında aleyhinizde konuşuluyor. Şöyle şöyle diyorlar. Kimin ne söylediğini size söylemeye geldim" şeklinde bir şeyler söylemeye çalıştı. Kendisine, sayın hocam! Öğretmenlerimiz, yazıyı beğenmemiştir, hakkımda konuşur, yönetimimi beğenmez eleştirir. Özgüveni olan gelir, eleştirisini dile getirir. Lütfen konuşulanı bana getirme, olmaz mı dedim. 

Ardından tüm öğretmenleri odama çağırıp arkadaşlar! Anladığım kadarıyla yazdığım yazım tepkinizi çekmiş, yazımın hangi maddesinde sorun var, yazının üslubuna mı tepkiniz? Niyetim, tepkinizi çekmek değil. Yazımın neyine tepki gösterdiniz, anlayabilmiş değilim. Lütfen içinizden geldiği gibi açık açık eleştirilerinizi dile getirin dedim.

Kısa bir sessizlikten sonra birkaç öğretmen "Yazıya ne gerek vardı...biz daha önce bu şekil yazı görmedik...bu yazdıklarınızı gelip bize söyleyebilirdiniz...burası küçük bir okul...size bu yazıyı yazmanız için biri mi söyledi "şeklinde eleştiri ve sorularını dile getirdi. Kendilerine, sayın arkadaşlar! Devletin dili yazıdır. Söz uçar, yazı kalır. Yazıyı kaleme almamın sebebi irticalen konuşurken bazı söyleyeceklerimi unutabilirim. İstedim ki gözlemlerin ve yapılması gerekenler derli toplu olsun. Bu yazdıklarım okulumuzda yapılmıyor anlamı çıkarılmasın dedim. Ardından yazımda bir şey var mı, lütfen yazıyı biriniz okusun, dinleyelim dedim. Biri, madde madde okudu. Sorun var mı dedim. Hayır, her biri yönetmelik maddesine dayanıyor dediler. İşi tatlıya bağladık nihayetinde.

Anlattığım bu anekdotta işaret çekmek istediğim dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Burada amme hizmeti yapılan bir yerde yapılan bir tasarruftan dolayı personelin hakkımda yaptığı eleştiriyi bana taşımak istemesi. Yani laf taşımak istemesi. Benim de bu laf taşımaya engel olmam ve huzursuzluğu gidermek için tüm öğretmenleri odama alıp orta yerdeki yanlış anlama ve huzursuzluğu gidermeye çalışmam.
                                       *
5.ve 6.sınıflarda derse giriyorum. Bu sınıf seviyesindeki öğrenciler, daha ergen olmamış çocuklar. Bakmayın ortaokul talebesi olduklarına. Derse girer girmez parmaklar havada. Hangisine söz versen hep arkadaşından şikayet. Bir diğer yönleri de sınıfta olup biten ne varsa hiçbir şey gizli kalmıyor, suç ve suçlu ortaya hemen dökülüyor. Çocuktan al haberi dedikleri böyle bir şey olsa gerek. Çocukların bu durumunu görünce devletin yerinde olsam istihbarat görevini yapacakları daha 5.ve 6.sınıfta iken bu öğrenciler arasından seçerim. Böylece ülkede gizli kapaklı kim iş çevirmeye kalkarsa devlet anında haberdar olur, suç işlenmeden devlet suçluların yakasına yapışır.

Çocukların, sınıfında olup biteni haber vermesi jurnalciliğe ve laf taşımaya girer mi? Girmez. Çünkü bu işi gizli saklı yapmıyorlar. Yaramazlık yapanların yanında safiyane bir şekilde yapıyorlar. Biraz büyüyünce bilgi almak istesen de vermiyorlar zaten.

Burada bir soru sormak istiyorum. Çocukların hiçbir kötülük beslemeden olup biteni anlatmasını ya büyükler yaparsa bunu nasıl karşılarsınız? Hem de bu işi gizli yapıyorlarsa... Bu iş çocuğa yakılır da büyüğe hiç yakışmaz. Beraber oturup muhabbet ediyorsun, yeri geliyor; eleştiriyorsun, yeri geliyor öneri sunuyorsun. Bir bakmışsın yüzüne gülen meslektaşın amirine olup biteni aktarmış. Lafı taşıyan taşıyor, getirilen lafı dinleyen de dinliyor. Ne laf taşıyan bu yaptığım doğru mu diyor ne de dinleyen arkadaş senin bu yaptığın meslektaşını satmak, üstelik bu yaptığın laf taşımaktır diyor. Her iki taraf da bu şekil birbirinden beslendiğine göre demek ki orta yerde bir sorun yok, ahlaki bir zaaf söz konusu değil. Birileri iyilik yaptım, öbürü de kurum böyle yönetiliyor sanıyor. Bunu yapanlar çocuk falan değil, koca koca kelli-felli adamlar. Çocuk yapsa güler geçersin. Ama bu işi büyükler yapıyorsa bu adamlar hiç büyümemiş, hala çocuk kalmışlar diyorsun.

Kamu veya amme adına bir görev ifa edenler bilsinler ki bu görevi yaparken eleştirilecekler. Eleştiriye açık olmayanların, yaptığını savunamayacak kadar aciz olanların bu görevlere talip olmaması gerekir. Kapalı kapılar ardında iş çevirmekle, alınganlık göstermekle, kin beslemekle bu işler yürümez. Kurumunu gizli ajanı vasıtasıyla yönetmeye kalkanlar şunu bilsinler ki bugün sana laf getiren, yarın senden de bir başkasına laf götürür. Bu yaptıklarını bir maharet gibi görmesinler. Devletin istihbarat birimi dışında diğer kurumları böyle yönetiliyorsa vah benim memleketime!