Yönetici olarak ilk göreve başladığımda okulun iş ve işleyişlerinin daha düzenli olması için madde madde bir yazı kaleme aldım. Okuyup imzalamaları için öğretmenlere gönderdim.
Yazımın tepki çektiğini odama gelen bir öğretmenden öğrendim. "Hocam, öğretmenler odasında aleyhinizde konuşuluyor. Şöyle şöyle diyorlar. Kimin ne söylediğini size söylemeye geldim" şeklinde bir şeyler söylemeye çalıştı. Kendisine, sayın hocam! Öğretmenlerimiz, yazıyı beğenmemiştir, hakkımda konuşur, yönetimimi beğenmez eleştirir. Özgüveni olan gelir, eleştirisini dile getirir. Lütfen konuşulanı bana getirme, olmaz mı dedim.
Ardından tüm öğretmenleri odama çağırıp arkadaşlar! Anladığım kadarıyla yazdığım yazım tepkinizi çekmiş, yazımın hangi maddesinde sorun var, yazının üslubuna mı tepkiniz? Niyetim, tepkinizi çekmek değil. Yazımın neyine tepki gösterdiniz, anlayabilmiş değilim. Lütfen içinizden geldiği gibi açık açık eleştirilerinizi dile getirin dedim.
Kısa bir sessizlikten sonra birkaç öğretmen "Yazıya ne gerek vardı...biz daha önce bu şekil yazı görmedik...bu yazdıklarınızı gelip bize söyleyebilirdiniz...burası küçük bir okul...size bu yazıyı yazmanız için biri mi söyledi "şeklinde eleştiri ve sorularını dile getirdi. Kendilerine, sayın arkadaşlar! Devletin dili yazıdır. Söz uçar, yazı kalır. Yazıyı kaleme almamın sebebi irticalen konuşurken bazı söyleyeceklerimi unutabilirim. İstedim ki gözlemlerin ve yapılması gerekenler derli toplu olsun. Bu yazdıklarım okulumuzda yapılmıyor anlamı çıkarılmasın dedim. Ardından yazımda bir şey var mı, lütfen yazıyı biriniz okusun, dinleyelim dedim. Biri, madde madde okudu. Sorun var mı dedim. Hayır, her biri yönetmelik maddesine dayanıyor dediler. İşi tatlıya bağladık nihayetinde.
Anlattığım bu anekdotta işaret çekmek istediğim dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Burada amme hizmeti yapılan bir yerde yapılan bir tasarruftan dolayı personelin hakkımda yaptığı eleştiriyi bana taşımak istemesi. Yani laf taşımak istemesi. Benim de bu laf taşımaya engel olmam ve huzursuzluğu gidermek için tüm öğretmenleri odama alıp orta yerdeki yanlış anlama ve huzursuzluğu gidermeye çalışmam.
*
5.ve 6.sınıflarda derse giriyorum. Bu sınıf seviyesindeki öğrenciler, daha ergen olmamış çocuklar. Bakmayın ortaokul talebesi olduklarına. Derse girer girmez parmaklar havada. Hangisine söz versen hep arkadaşından şikayet. Bir diğer yönleri de sınıfta olup biten ne varsa hiçbir şey gizli kalmıyor, suç ve suçlu ortaya hemen dökülüyor. Çocuktan al haberi dedikleri böyle bir şey olsa gerek. Çocukların bu durumunu görünce devletin yerinde olsam istihbarat görevini yapacakları daha 5.ve 6.sınıfta iken bu öğrenciler arasından seçerim. Böylece ülkede gizli kapaklı kim iş çevirmeye kalkarsa devlet anında haberdar olur, suç işlenmeden devlet suçluların yakasına yapışır.
Çocukların, sınıfında olup biteni haber vermesi jurnalciliğe ve laf taşımaya girer mi? Girmez. Çünkü bu işi gizli saklı yapmıyorlar. Yaramazlık yapanların yanında safiyane bir şekilde yapıyorlar. Biraz büyüyünce bilgi almak istesen de vermiyorlar zaten.
Burada bir soru sormak istiyorum. Çocukların hiçbir kötülük beslemeden olup biteni anlatmasını ya büyükler yaparsa bunu nasıl karşılarsınız? Hem de bu işi gizli yapıyorlarsa... Bu iş çocuğa yakılır da büyüğe hiç yakışmaz. Beraber oturup muhabbet ediyorsun, yeri geliyor; eleştiriyorsun, yeri geliyor öneri sunuyorsun. Bir bakmışsın yüzüne gülen meslektaşın amirine olup biteni aktarmış. Lafı taşıyan taşıyor, getirilen lafı dinleyen de dinliyor. Ne laf taşıyan bu yaptığım doğru mu diyor ne de dinleyen arkadaş senin bu yaptığın meslektaşını satmak, üstelik bu yaptığın laf taşımaktır diyor. Her iki taraf da bu şekil birbirinden beslendiğine göre demek ki orta yerde bir sorun yok, ahlaki bir zaaf söz konusu değil. Birileri iyilik yaptım, öbürü de kurum böyle yönetiliyor sanıyor. Bunu yapanlar çocuk falan değil, koca koca kelli-felli adamlar. Çocuk yapsa güler geçersin. Ama bu işi büyükler yapıyorsa bu adamlar hiç büyümemiş, hala çocuk kalmışlar diyorsun.
Kamu veya amme adına bir görev ifa edenler bilsinler ki bu görevi yaparken eleştirilecekler. Eleştiriye açık olmayanların, yaptığını savunamayacak kadar aciz olanların bu görevlere talip olmaması gerekir. Kapalı kapılar ardında iş çevirmekle, alınganlık göstermekle, kin beslemekle bu işler yürümez. Kurumunu gizli ajanı vasıtasıyla yönetmeye kalkanlar şunu bilsinler ki bugün sana laf getiren, yarın senden de bir başkasına laf götürür. Bu yaptıklarını bir maharet gibi görmesinler. Devletin istihbarat birimi dışında diğer kurumları böyle yönetiliyorsa vah benim memleketime!
Anlattığım bu anekdotta işaret çekmek istediğim dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Burada amme hizmeti yapılan bir yerde yapılan bir tasarruftan dolayı personelin hakkımda yaptığı eleştiriyi bana taşımak istemesi. Yani laf taşımak istemesi. Benim de bu laf taşımaya engel olmam ve huzursuzluğu gidermek için tüm öğretmenleri odama alıp orta yerdeki yanlış anlama ve huzursuzluğu gidermeye çalışmam.
*
5.ve 6.sınıflarda derse giriyorum. Bu sınıf seviyesindeki öğrenciler, daha ergen olmamış çocuklar. Bakmayın ortaokul talebesi olduklarına. Derse girer girmez parmaklar havada. Hangisine söz versen hep arkadaşından şikayet. Bir diğer yönleri de sınıfta olup biten ne varsa hiçbir şey gizli kalmıyor, suç ve suçlu ortaya hemen dökülüyor. Çocuktan al haberi dedikleri böyle bir şey olsa gerek. Çocukların bu durumunu görünce devletin yerinde olsam istihbarat görevini yapacakları daha 5.ve 6.sınıfta iken bu öğrenciler arasından seçerim. Böylece ülkede gizli kapaklı kim iş çevirmeye kalkarsa devlet anında haberdar olur, suç işlenmeden devlet suçluların yakasına yapışır.
Çocukların, sınıfında olup biteni haber vermesi jurnalciliğe ve laf taşımaya girer mi? Girmez. Çünkü bu işi gizli saklı yapmıyorlar. Yaramazlık yapanların yanında safiyane bir şekilde yapıyorlar. Biraz büyüyünce bilgi almak istesen de vermiyorlar zaten.
Burada bir soru sormak istiyorum. Çocukların hiçbir kötülük beslemeden olup biteni anlatmasını ya büyükler yaparsa bunu nasıl karşılarsınız? Hem de bu işi gizli yapıyorlarsa... Bu iş çocuğa yakılır da büyüğe hiç yakışmaz. Beraber oturup muhabbet ediyorsun, yeri geliyor; eleştiriyorsun, yeri geliyor öneri sunuyorsun. Bir bakmışsın yüzüne gülen meslektaşın amirine olup biteni aktarmış. Lafı taşıyan taşıyor, getirilen lafı dinleyen de dinliyor. Ne laf taşıyan bu yaptığım doğru mu diyor ne de dinleyen arkadaş senin bu yaptığın meslektaşını satmak, üstelik bu yaptığın laf taşımaktır diyor. Her iki taraf da bu şekil birbirinden beslendiğine göre demek ki orta yerde bir sorun yok, ahlaki bir zaaf söz konusu değil. Birileri iyilik yaptım, öbürü de kurum böyle yönetiliyor sanıyor. Bunu yapanlar çocuk falan değil, koca koca kelli-felli adamlar. Çocuk yapsa güler geçersin. Ama bu işi büyükler yapıyorsa bu adamlar hiç büyümemiş, hala çocuk kalmışlar diyorsun.
Kamu veya amme adına bir görev ifa edenler bilsinler ki bu görevi yaparken eleştirilecekler. Eleştiriye açık olmayanların, yaptığını savunamayacak kadar aciz olanların bu görevlere talip olmaması gerekir. Kapalı kapılar ardında iş çevirmekle, alınganlık göstermekle, kin beslemekle bu işler yürümez. Kurumunu gizli ajanı vasıtasıyla yönetmeye kalkanlar şunu bilsinler ki bugün sana laf getiren, yarın senden de bir başkasına laf götürür. Bu yaptıklarını bir maharet gibi görmesinler. Devletin istihbarat birimi dışında diğer kurumları böyle yönetiliyorsa vah benim memleketime!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder