14 Eylül 2017 Perşembe

Keşke "Nerem doğru ki" Diyen Deve Kadar Olabilseydik...

Büyük bir ilimizin MEB okullarına yönelik olmak üzere 2017 yönetici görevlendirme atamaları yapıldı. Yönetici olmak için kim, nereye müracaat etti, kim, nereye atandı bilmiyorum. Çok da merak etmiyorum doğrusu.

İl milli eğitimin görevlendirme sonuçlarını açıklar açıklamaz ikinci münhal listesini sayfasından duyurunca nedir, ne değildir diyerek sayfayı açtım. 194 müdürlük, 298 müdür yardımcılığı ve 18 müdür başyardımcılığı münhal ilan edilmiş. Yani boş kalmış, doldurulmamış, tercih edilmemiş.

Normal gelmedi bana bu listeler. Merak ediyorum, ne kadarı boş idi de, ne kadarına görevlendirme yapıldı? Yanlış hatırlamıyorsam sözlü mülakata yeteri kadar müracaat olmadığı için aranan şartlar düşürülerek yeniden müracaat hakkı verilmişti.

Eğitim ve öğretimin başlamasına ramak kala bu kadar okul, müdüründen veya yardımcısından mahrum kalacak demektir bu. İşin vahametinin anlaşılması için askerin başında komutan olmadığını düşünün. İşin garibi okullar 2014 yılından beri bu şekilde giriyor eğitim ve öğretime. Nedense yaz dönemi yapılmıyor bu görevlendirmeler. Adı üzerinde oyun olan futbolda bile sezon açılmadan kulüpler teknik heyeti bulur, futbolcusunu alır. Lig başlamadan takımı çalıştırarak sezona hazır girmeye çalışır. Maalesef futbola verilen önem okullara verilmiyor. Okullar açıldı, biz hala okullara yönetici arıyoruz. FETÖ ile mücadele ediyoruz diyerek dört yılını dolduran yöneticilerin çoğunun görevini sona erdirerek başlamıştık mülakatla görevlendirme işine.

2014 yılında aynı ilde değişik saiklerle 650 kişi yöneticilik koltuğundan edilmiş, 650 koltuğa 3000'den fazla kişi  müracaat etmişti, müdürlüğü ben daha iyi yaparım diye. Bekara avrat boşamak kolaydı zira. Nasılsa sınav kriteri de yoktu. Nedense yönetici olmak isteyenlerin sayısı her geçen yıl azalmaya başladı. Münhal listede de görüldüğü gibi okullara yönetici bulunamıyor. Emek sarf edilmeden elde edilen hizmet ancak bu kadar olurdu belki de. Çoğu hevesini aldı anlaşılan.

650 kişiyi eleyeceksin, yerine 3000 talipli. Yöneticilerin iştahını kabartmıştı bu yöntem. Davulun sesinin uzaktan gür gelir dendiği gibi değilmiş bu işler. Üç yıl içinde sos verdi bu yöntem. Kaçan kaçana. MEB'in bu yönetici görevlendirme yönetmeliğinin iflâs ettiğinin resmidir bu görüntü. Umarım yetkililer bu işin farkına varmış olurlar da yıldan yıla değişen, hiçbir objektif kriteri olmayan bu idareci görevlendirme ucubesini bir daha kullanmamak üzere çöpe atarlar.

Bu yönetmeliğin neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalır. Ne takvimi, ne yöntemi, ne kriteri işe yarıyor. Bu kadar münhal okul biz aylarca sıfır elde var sıfır iş yaptık demektir. Yani deveye sormuşlar, boynun niye eğri diye. Nerem doğru ki demiş deve. Bu hayvan ne olduğunu biliyor, inşallah bu yönetmeliğin mucidi, akıl vereni, uygulayıcıları da bunun farkına varmışlardır.

Dediğim dedik deyip deveden daha eğri bu yanlışlarınıza devam edecekseniz eğer, en azından mevcut yöneticileri korumaya çalışın. Özlük haklarını iyileştirin, personelinden daha az ücret almasın, dört yıl sonra ne olacağım diye kara kara düşünmesin, kimin gözüne girmem lazım, kime nasıl davranayım diye bir ikilemin içine girmesin, değer verin her şeyden önce, onurlarını koruyun, kimsenin adamı olmasın, işini mevzuat çerçevesinde yapan bir birey olsun, kimseye eyvallahları olmasın.

Yazık ettiniz okullara, yazık ettiniz insanımıza, yazık ettiniz yetişmiş elemanlarımıza, yazık ettiniz öğrencilerimize... İnsan yetiştiren, insan eğiten kurumları insan öğüten noktasına getirdiniz. Kimseyi beğenmediniz. Toptancılığın, insanlara şüpheyle bakmanın acı sonudur bu. Kendimizden başka kimseye güvenmemenin faturasıdır bu reçete.

Hakkınızı yemeyelim, sadece siz varsınız iyi ve mükemmel olan. Ne yazık ki kimse yetişemedi sizin hızınıza, dürüstlüğünüze, iş bitiriciliğinize. Şükür ki sizin gibi üst düzey yöneticilerimiz var, sizin iki elinizde on marifet olan hünerleriniz olduğu müddetçe okulların yönetici eksikliğini de hissettirmezsiniz. Tek tesellimiz de bu. İyi ki varsınız! Sahi, size göre bu dünyada sizden başka iyi insan var mı? Benim bildiğim kadarıyla bir deve var. O da adı üzerinde bir hayvan. 14.09.2017

13 Eylül 2017 Çarşamba

Yazı ve Paylaşımlarım

Sosyal medyada çok sayıda paylaşımda bulunurum. Yazılarım genelde uzundur. Bazen yolumu şaşırır, birkaç cümlelik paylaşımlarda bulunduğum da olur.

Ele aldığım konular kendimce dert edindiğim konular. Bazen gündemle ilgili, bazen de gündem dışı konulara yer veririm. Kafama dank etmişse bir şey veya iz bırakmışsa yazacak bir yer veya ortam bulmuşsam çoğu zaman cep telefonu, bazen de masaüstü bilgisayarım marifetiyle çalakalem yazmaya başlarım. O konu hakkında o anda aklıma gelen duygu ve düşüncelerimden ibarettir tüm yaptığım. Bir araştırma, bir inceleme mahsulü değildir yani. Yazıma şöyle başlayayım, şu yönüne değineyim, yazımı şurada bitireyim diye bir planlamam yoktur. Konu edindiğim içeriğe başkası ne der endişesini hiç taşımam. Günde 3, 4, 5 tane yazdığım olur. Bazen de hiç yazmam. Yazdığım her yazıyı 'dilinkemigiyok' adını verdiğim blogumda paylaşırım. Bunlardan sadece bir veya ikisini sosyal medyada paylaşır, bir kısmını da yazdığım gazetelere gönderirim.

Niyetim yaptığımı anlatmak değil. Sosyal medya paylaşımlarım çok beğeni, yorum ve paylaşım almıyor, eleştiri de görmüyor. Görücüye çıkan çoğu paylaşımlarımın müşterisi pek yok. Bir elin parmaklarını geçmez çoğu kere. İşin garibi "Ne olur Allah rızası için yazma!" diyen de yok. Yeterince beğeni-yorum, eleştiri veya tasvip alsaydım hoşuma gitmez miydi? Giderdi elbet. Kim istemez ki... Benim gibi düşünenler var, fikrimde yalnız değilim derim. Demek ki yazılarımın müşterisi yok. Sebebi ne olabilir derseniz inanın bilmiyorum. Olumlu-olumsuz dönüt olmayınca neredeyse kendim çalıp kendim oynuyorum. O zaman yazmayıver, hiç olmazsa insanlar kurtulmuş olur, derseniz size o zevki vermeyeceğim. Bu alemin dikeni olarak yazıp paylaşmaya devam edeceğim. İçimi boşaltıyorum böylece.

Yazılarımın fazla tepki almamasının nedenini bilmesem de sebebini irdelemek isterim:
* Yazılarım sosyal medya formatına uygun değil, üstelik çok uzun. Vatandaş işlerinin arasında biraz rahatlamak için giriyor bu aleme. Önü, arkası belli olmayan yazıları okuyarak niye gözlerini yorsun? Bu tür yazıları okuyuncaya kadar çoğu kimsenin profilini gözlemleyerek her çiçekten bal almış olur.
* Haddinden fazla paylaşımda bulunuyorum. Takipçi, hangi birini takip etsin. Özel olarak "Fazla paylaşım yapma, yapacaksan haftada bir paylaş, ya da yazının kısa bir bölümünü paylaş" diyen dostlarım da yok değil.
* Yazılarım ve içeriği cezbedici değil. Görüşlerime kimse katılmıyor veya özgünlüğü yok. Sadece laf yığınından ibaret.
* Yazılarım etliye-sütlüye karışmıyor, suya-sabuna dokunmuyor.
* Yazılarım zülfüyare dokunuyor. Adı üzerinde "Dilin kemiği yok." Hem nalına, hem mıhına vuruyor. Beğeni ve yorum yapılırsa renk vermiş olunur. Yok yere kendini tehlikeye atmış olur. Zira yoğurdu üfleyerek yemede fayda var. (Bir gün bir dostum, "Çok güzel yazıyorsun" dedi. Okuyor musun dedim. "Elbette" dedi. O zaman niye iz bırakmıyorsun dedim. "Korkuyorum" dedi. Nesi var ki yazılarımın dedim. "Daha önce birkaç yazını beğendim, bana ta nereden 'Onun yazılarını nasıl beğenirsin' uyarısı geldi" dedi. Varın gerisini siz düşünün.)
* Ben kitap okumuyorum ki senin uzun mu uzun yazılarını okuyayım?
* Sosyal medyada çok dolaşmak, çok paylaşmak kişinin heybetini götürür, bu yüzden en iyisi iz bırakmamak lazım. Zira bu alemde kimin ne yaptığı görülüyor. İşi-gücü yok, sosyal medyada dolaşıyor, denir.
* Meşhur biri değilim, öğretmenlik dışında hiçbir unvanım yok. Yazmak kimlere kaldı! Onun yazdığının alasını ben yazarım.
* Özel görüşmemde çok güzel yazıyorsun diyen çok kişiye rastladım. Bu iltifatlarından memnun da oldum. Ama nedense böylelerinin sayfamda izi yok. Okuyan sayısıyla beğen sayısı tutmuyor hiç. Hikmeti nedir bilmiyorum. Belki de korkuyorlardır, aynı sayfada görünmek istemiyorlardır.
* Belki de çekici değil, itici biriyim.
* Az sayıda beğenen korkmuyor mu denirse bunlarınki cahil cesareti işte.
* Bir de yazımı ismim olmadan alıp paylaşanlar var, az da olsa. Bunlar yazımı tasvip eden, yazımı kendisine mal eden ama benimle aynı fotoğraf karesinde olmak istemeyeler. Dedim ya itici biriyim.  Herkes cazibe merkezi olamaz ya! Dünyanın dengede durabilmesi için çekiciliğin yanında iticilik de lazım. Benim nasibime düşen de bu.

Sözün özü, yazıma başlarken son maddeyle ilgi yazacaktım. Gördüğünüz gibi nerelere girdim çıktım. Ne diyeyim? Allah benim hayrımı versin.

Sahi, ismimi yazmadan paylaşım yapanların niyeti ne ola ki? 13.09.3017

Liderlere Bağlı Hareketler

Doğu toplumlarında bir dava, bir fikir, bir ideoloji, siyasi parti vb. hareketler liderleriyle özdeşleşir, gelişir, büyür, zirveye çıkar, ardından ölür.

Harekette hep lider ön plandadır. Bir nevi kurtarıcıdır lider. Olmazsa olmazdır, vazgeçilmezdir. Hareketin başarısı ona bağlıdır. Tek adamdır aynı zamanda. Yanında lider olabilecek kişilere yer verilmez. Kazara hareketin içinde bu özellikte kişiler var ise bir vesileyle uzaklaştırma ve dışlama yoluna gidilir. Lider tek başına kalır. Yanında hep bağlıları olur. Hareket, kitlelere anlatılırken her konuşmada lider anlatılır, lider ön plana çıkarılır. Bu hareket bugün dağılmamışsa, gelişmişse, büyümüşse tüm başarı lidere mal edilir. Teşbihte hata olmasın, lider kültü vardır bu hareketlerde.  Allah vergisi olarak görülür. Liderler kolay kolay değişmez. Bunun için lider, hareketi aşağıdan yukarıya kendine bağlı olanlarla doldurur. Değiştirmek istersen de değiştiremezsin bundan sonra.

Ekip ruhu ve kurum kültürü ön planda değildir. Birlikte çalıştığı kişiler sadece iş ve işleyişlerde lidere yardımcı olan tam bağlılardan oluşur. Lider hata da yapsa, iyi de yapsa asla eleştirilmez, her hareketi savunulacaktır. Başarılı olamasa da, yıpransa da asla değiştirilmesi düşünülmez. İstifa mekanizması zaten işlemez. Lider ölürse hareket kolay kolay kendini toparlayamaz, hatta çöküntüye gider ve ölür. Yok olmasa da hareketin eski gücünü yakalaması, eski heyecanını bulması çok zordur. Yani hareket liderlerle doğar, büyür ve ölür. Çünkü lidere endekslidir. Lider varsa vardır, yoksa yoktur. Liderin ve yanındaki yardımcı ekibin de istediği budur.

Ülkemizdeki siyasi partilere bakalım. DP, Menderes ile doğdu, onun ölümüyle yok oldu. AP ve DYP, Demirel ile doğdu, onun siyasetten çekilmesiyle bitti. ANAP, Özal ile doğdu, onunla birlikte sona erdi. MNP, MSP, RP, FP ve SP Erbakan ile doğdu, onunla birlikte gitti. Örneğini verdiğim bu hareketler liderlerinden sonra yaşasa da çoğu tabela partisi olmanın ötesine geçememiştir. Şimdi önümüzde Erdoğan ile birlikte doğan, gelişen, büyüyen, zirveye çıkan AK Parti var. Bu partinin Erdoğan sonrası akıbetinin ne olacağını zaman gösterecektir. Erdoğan'dan sonra bu hareket zayıflarsa, küçülürse, yok olursa veya tabela partisi olursa Doğu toplumlarında var olan gelenek, değişmemiş olacaktır. Bu hareket Erdoğan sonrası bir başka lider ile yoluna dolu dizgin devam ederse istisnası varmış diyeceğiz.

Hareketler yok olmasa da yeni lider önceki liderin gölgesinde kalır. Siyasi partilerden verdiğim bu örnekleri diğer hareketlere de uyarlayabiliriz. Bu sonuçlar Doğu toplumlarının kaderi olmasa gerek. Eğer kaderi değilse, bir hareketin ilanihaye olması isteniyorsa hareketlerde liderden ziyade ekip ön planda olmalıdır, ekibin içinde lider özelliği olanlara yer verilmeli, dışlamadan hareketin içinde pişmesinin önü açılmalıdır.

Anlatmak istediğim  hareketler lidere bağlı olmamalıdır. Hareketin kurumsal yönü ön planda olmalıdır. Hareket, seçtiği ekibine karşı istişareye hep açık olmalıdır. Lider, ekibi tarafından rahat bir şekilde eleştirilebilmelidir. Lider, "Bu benim başarımdır, benden sonrası tufan bak" görüntüsü vermemelidir.

Harekete destek verenler de lider hareketi zirveye taşıyacak, hareketi ihya edecek kurtarıcılar beklemekten kendilerini kurtarmaları gerekir.

Hayatın hangi alanında olursak olalım; liderin de, ona yardımcı olanların da, harekete destek verenlerin de kişilere bağlı kurtarıcı beklemekten vazgeçip çalıştığımız işte ekip ruhunu ve kurum kültürünü yerleştirmek için çaba sarf etmemiz lazım ki içinde bulunduğumuz davamız, hareketimiz, camiamız, şirketimiz, okulumuz, siyasi partimiz uzun ömürlü olsun. 13.09.2017