11 Eylül 2017 Pazartesi

Dış Politikada Milli Seferberlik Zamanı

Kendisine biçilen rolün dışına çıkan/çıkmaya çalışan yaramaz çocuk Türkiye'yi fabrika ayarlarına döndürmek için ABD'si, AB'si var gücüyle her yolu deneyerek Türkiye'yi dize getirmeye çalışıyor. Türkiye'yi yönetenler de bunun farkında olmalı ki her türlü saldırıyı arkasındaki halk desteğiyle birlikte şu ana kadar savuşturdu. Fakat durmayacaklar. Farklı farklı yolları deneyerek tekrar gelecekler. Üzerimize gelirken her defasında ateşe dokunmak yerine besledikleri taşeronlarını üzerimize salacaklar.

Durum bu iken düşmana karşı ülkede birlik ve beraberlik olup kenetleneceğimiz yerde aramızda sendeleyip tökezlemesini bekleyen ayrılıklar söz konusu. Bu karanlık gecenin sabahı ne zaman gelecek? Ülke olarak ne yapabiliriz? Ardı arkasına gelmekte olan bu tehlikeli vuruşları savuşturup güçlü bir şekilde hücuma geçmek için ülkenin içinde bulunduğu durumu dert edinmek lazım. İşe önce içeriyi inşa ederek başlamalı. İktidarı-muhalefeti, meclis içi-meclis dışı, Alevi’si-Sünni’si, Türk'ü-Kürt'ü, sağcısı-solcusu, milliyetçisi-şeriatçısı, STK'lar, tarikat ve cemaatlerle bir araya gelinerek topyekûn seferberlik ilan edilmeli. Öncelikli olarak bizim ülkemizde emelleri olanların gerçek niyetini içimizde yaşayan muhaliflere anlatıp onları ikna ederek işe başlamak lazım. Ülke içinde fikir birliğini sağladıktan sonra ülkenin durumunu ve haklılığımızı yurt dışına anlatmak  için her kesime vazife vermeli. Hangi kesimin hangi ülke ile arası iyiyse haklılığımızı anlatmak için o ülkeye gitmeli, oralardaki platformlarda durumu anlatmak için vicdani sorumluluk çerçevesinde fahri bir görev üstlenmeli. Her kesim bu meseleyi milli bir mesele olarak ele almalı, taşın altına elini koymalı. Zira mevzubahis olan ülke ise gerisi teferruat demeli.

Milli bir seferberlik ilan edilmeli. “Bu iş hükümetin görevi, ne halin varsa gör” denmemeli. Çünkü memleket elden giderse sadece hükümet enkazın altında kalmayacak, her birlikte kalacağız. Bunun için içimizdeki ayrılıkları buzdolabına kaldırmanın tam zamanı. Kimin gücü neye yetiyorsa inisiyatif almalı. “Biz çalışırsak kaymağı hükümet yer” denirse herkesin şunu bilmesi lazım ki bu millet eldeki olanlardan samimi bulduklarına samimiyetleri oranında oy veriyor. Herkesin çalışmasını bu halk sandıkta değerlendirir. Sandıktan çıkarmasını da bilir, sandığa gömmesini de. Bugün vezir yaptığını yarın rezil, bugün yüzüne bakmadığını yarın baş tacı yapar. Öncelikle tarafların bu milletin basiret ve ferasetine inanması lazım. İnandığının arkasına ölümüne gider.

Muhalefeti ve muhalif düşünenleri bir potada eritme görevi öncelikli olarak hükümetin görevidir. 15 Temmuz'daki birlikteliği yeniden sağlamalıdır. Muhalefete ve farklı kesimleri dinlemeli, onlara güven vermelidir. Bu da yönetimde yaptığı hatalar varsa öncelikli olarak bunları masaya yatırmalı. Biz şurada, şu şekilde, şundan dolayı hata yaptık diyen bir rapor hazırlamalı, bunu kamuoyuna açıklamalı. Muhalefet de bu yapılan öz eleştiriye mal bulmuş mağribi gibi atlamamalı, hükümetin uzattığı bu ele zeytin dalı ile karşılık vermelidir.

Tüm ayrılık ve farklı düşünmelere rağmen içeride birlik, beraberlik ve barış ortamı sağlamadan, yekvücut olmadan bırakın üstünlük sağlamayı, her günümüz dünü aratır hale gelecektir. Yoksa biz bu günleri çok ararız.

Aramızdaki nizaları, hır-gürleri, kayıkçı kavgalarını bir tarafa bırakarak yarınların Türkiye'sini inşa edelim. Dışarıya karşı birlik mesajı verelim. Böyle yaparsak bu ülkenin kaybedeni olmaz. Yoksa hepimiz kaybederiz. Zira aynı gemideyiz. 11.09.2017

9 Eylül 2017 Cumartesi

Haklı Olmak Herkese Bağırıp Çağırmayı Gerektirmez

Birileri seni istemiyor belli. Önünden, arkandan son vuruşu yapmaya çalışıyor. Bunun için her yolu deniyor. Çünkü arı kovanına çomak soktun. Yaşamaları için senin yok olman gerekiyor. Bunun için itibar kaybı dahil her şeyi, her yolu mubah görüyorlar. Hayat hakkı tanımayacaklar sana. Zira biletin kesildi, kalemin kırıldı. Maazallah öldürmeyi bile deneyecekler. Bunu sağır sultan bile biliyor artık. Öyle zannediyorum, kendin de biliyorsun bunu. Zaten bu yüzden hep 'yalnızım' diyorsun.

Şunu bilmeni isterim ki bu dünyada iyilerin sessizliği kadar kötü bir şey yok. Herkes senin haklı olduğunu biliyor. Buna rağmen herkes kafasını kuma gömdü, olanları izliyor perde arkasından. Kimse kendisine sıra gelmesin istiyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyor. Bu yüzden suyu üfleyerek içmeyi de bıraktı. Su bile içmiyor, ne olur ne olmaz diye. 

Evet, savunduğun fikirler doğru ve önemli. Bundan kimsenin şüphesi yok. Ama şunu bil ki haklı olman kazanacağın anlamına gelmiyor. Çünkü ortada kurtlar sofrası var ve bu sofrada sana ve senin değerlerine yer yok. Dünyayı aralarında paylaşanlar hala nemalanmaya devam ediyor. Kimsenin bu sofraya ortak olmasını istemiyor. Gerekirse binlerce kan akıtacaklar.

Durum bu iken yeni bir yol haritası belirlemende, yoğurdu üfleyerek yemende fayda var. Çünkü sen bu ülkeye lazımsın. Bil ki seni götürmek için gerekirse ülkeyi de yakıp yıkacaklar. Yıllardır arkandaki halk desteğini çekmeye çalışıyorlar. Bu yolları tamamen bitirdikten sonra sırada kan, ölüm dahil her şey var. Zaten 15 Temmuz da bunun provasıydı. Kanlı darbe teşebbüsünde de başarılı olamayınca uluslararası arenada kıskaca alacaklar. Sana ve yönettiğin ülkeye dünyayı dar edecekler.

Biliyorum, bunların hepsini hatta daha fazlasını biliyorsun. O zaman ne yapıp et, ama başka yollar bul. Haklılığını gösterecek başka yollara tevessül et. Uluslararası ilişkileri meydanlara taşıma, ülkeleri alenen eleştiri konusu yapma. Bu, savunduğun fikirlerden vazgeç anlamına gelmiyor. İyi bir hatipsin. Önce üslubunu değiştir, her doğruyu her yerde söyleme, köre kör deme. Bunun için kurulacak masalara sakla son sözünü. Masalarda konuş hep. Savaşlar, kavgalar masalarda kazanılır, meydanlarda değil. Hep soğukkanlı ol. Zira bu durumda olayları daha iyi analiz edebilirsin.

Herkesi muhatap alıp cevap verme. Madem sen herkese cevap vereceksin, o zaman ne diye o kadar danışman, bakan vs kişileri bulunduruyorsun? Birilerine cevap verilecekse elemanların yapsın bunu. Sen en son konuş. Bil ki “Ben doğruyu, doğru adamı severim” dese de kimse kendi aleyhine olan doğruyu sevmez. O yüzden bu dünyada doğrucu Davutlara yer yok.

Bu ülkede herkes tatil yapıyor, kimse rahatından ödün vermiyor. Buna rağmen sen her yerdesin. Unuttum en son tatili ne zaman yaptığını. Biliyorum dertlisin, için yanıyor, oturmak bize yakışmaz diyorsun. Ama yaşamak için dinlenmeye ihtiyacın var. Dinlenirken yeniden enerji depolayacaksın. Ayakların yere basarak geleceksin tekrar. Dinlenmezsen vücut yorgun düşünce bu sefer herkesi eleştirmeye başlarsın.

Şunu bil ki senin haklılığın herkesin anladığı kadardır. O yüzden zamana ihtiyaç var. Ne olur diplomatik dili elden bırakma, siyasi davranmayı bil çoğu zaman, içine atmayı öğren biraz da. Her şeye dişini gösterme! Biraz daha sükunet...Allah yardımcın olsun, senin gibi dertlenen indan ve ülkelerin sayısını artırsın. 09/09/2017

"Suyumu Bulandırdın Türkiye!” *

Türkiye'nin belirli gün ve haftaları arasına bir de 17-25 Aralık haftası girdi. Kimine göre ortaya çıkartılan büyük bir yolsuzluk operasyonu, kimine göre ise hükümete karşı yapılmış bir darbe operasyonuydu. Bu süreçte Rıza Zarrap, Zafer Çağlayan, Halkbank ve müdürü, İran gibi kişi ve yer isimleri çokça kullanıldı. Ayakkabı kutularına istiflenmiş paralar boy boy gösterime girdi. Gözaltı, soruşturma açmalar birbirini izledi. Gazete ve televizyonlarımız günlerce, aylarca bu konuyu haber yaptı, üzerine yorumlar alındı. Bunca yıl geçmiş olmasına rağmen taraflar birbirini ikna edemedi.

Ben 17-25 olaylarını sapla-samanın karıştırılarak ülkeye karşı yapılmış bir operasyon olduğuna inananlardanım. Ortada ABD’nin ambargo uyguladığı İran’a karşı Türkiye ve İran arasında yapılan bir ticari ilişki söz konusu. Bu ticaretin el altından ambargoyu delmeye yönelik olduğu anlaşılıyor.  17-25 sürecinde adı yolsuzluk ve rüşvet skandallarıyla anılan kimselerin ne kadar bu işin içerisinde olduğunu bilmiyorum. Yolsuzluk ve rüşvet var mı onu da bilmiyorum. Zira yolsuzluk yapacak olan ve rüşvet alıp verecek olan zaten kılıfını hazırlamıştır. Bunların belgesi olmaz. Ancak kişilerin itirafı ile ortaya çıkarılabilir. Basında çıktığı kadarıyla Zafer Çağlayan’ın kendisine hediye edilen pahalı saat mideyi bulandırmıyor değil. Ancak ortada bir algı oluşturulmak istendiği de sır değil.

Olaylar bu şekilde raflarda yerini alırken Rıza Zarrap’ın, Halk Bankası müdür yardımcısının ABD’de gözaltına alındığı haberleri ajanslardaki yerini aldı. MİT müsteşarı olayı, MİT tırları, tapeler, 17-25 Aralık, Gezi olayları ve son vuruş olarak 15 Temmuz darbe girişimini servise kondu birileri tarafından. Anlaşılan birilerinin bizimle sorunu bitmediği gibi işler kan davasına dönüşmüş. Burada garip olan adı anılan kişilerin tutuklanacaklarını bile bile ABD’de ne işlerinin olduğudur. Yeni hazırlanan iddianameye göre Zafer Çağlayan’a da dava açılmış. Daha arkadan neler gelecek, Türkiye’yi ne tür yaptırımlar bekliyor, zaman gösterecek. Ama görünen o ki perşembenin gelişi çarşambadan belli.

Şunu anladım ki dünyayı dizayn edenler bize küçücük bir toprak parçası bırakırken bile kendi halimize ülkeyi yönetmemizi istememiş. Öyle bir sistem kurmuşlar ki ancak onların bize verdiği rolü oynayabiliriz. Kim bu rolün dışına çıkmaya çalışırsa Çin işkencesi gibi başı ezilir. Onlar istediği gibi bir ülkeye ambargo koyacaklar, sen ona uyup o devletle alışveriş yapmayacaksın. Onlar ambargoyu kaldırırlarsa sen de buna uyacaksın. Onlar bir devleti kınayacak, sen de kınayacaksın. Onlar bir ülkeyi terörle yola getirmeye çalışacak, sen sesini çıkarmayacaksın. Onlar karşılıksız para basacak, sen kendi paranı bırakıp onun sahte parasını kullanacaksın. Onlar silah satmak için devletleri birbirine kızıştıracak, sen sadece seyredeceksin. Yani onlar dünyada ve bu ülkede istedikleri gibi at koşturacaklar, sen hepsine eyvallah diyeceksin. Şimdi de senin bakanını kendi ülkesinde rüşvet aldı iddiasıyla yargılayacak. Dünyaya kendi istedikleri şekilde nizamat vermeye çalışan emperyalist devletler Türkiye’yi boğmak için ellerinden ne geliyorsa hepsini bir bir sahaya sürüyorlar.

Gördüğüm kadarıyla Türkiye; ABD, Almanya vb devletlerin suyunu bulandırmıştır. Ülkenin kabuğunu kırması, kendi başına buyruk hareket etmesi istenmemektedir. Türkiye’yi yönetenlerin bu süreçte çok soğukkanlı olması gerekir, iyi bir diplomasi yürütmelidir. Her doğruyu her yerde söylememelidir. Dışarının bu düşmanlığı aleni bir hal almışken her şeyden önce içte birlik ve beraberlik için acilen yapıcı adımlar atması gerekir. 09/09/2017

** 11/09/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.