(Nûşirevân’ı Örnek Alan Hz Ömer başlıklı yazımdan devam)
Zamanın Şam Valisi Sad b. Ebu Vakkas anlatmaya devam ediyor:
İslam gelmezden evvel, ben ve bugün halife olan Hz. Ömer, İran taraflarına ticaret için gittik. Yanımıza 200 deve almıştık.
İran’a vardık. Orada cirit oynayan gençleri seyrederken, birileri zorla elimizdeki develere el koydu.
Çok kalabalık bir çete grubuydu, hiçbir şey yapamadık. Zaten baş edemezdik de.
Elimizde para da kalmamıştı. Çaresiz ve üzgün bir şekilde, geceleyeceğimiz eski bir han bulduk.
Hanın sahibine sıkıntımızı anlatınca bize yardım etti ve ‘Gidip krala durumunuzu anlatsanıza, bizim kralımız adil bir adamdır, mutlaka size yardım eder’ dedi.
Biz de sabah olur olmaz kralın huzuruna çıkıp durumu anlatmaya karar verdik.
Gece ikimizi de uyku tutmadı, yatamadık. ‘Acaba dikkate alınır mıydık, kral bize gerçekten çözüm olabilir miydi?’ gibi sorular kafamızı kemirip durdu.
En nihayetinde sabah olunca kralın huzuruna çıktık. Şikâyetimizi, bir mütercim krala tercüme etti. Kral Nûşirevân’dan, tercümanı dikkatle dinledikten sonra her birimize birer kese altın verdi ve olayı inceleteceğini söyleyip memleketimize geri dönmemizi istedi.
Bunun üzerine tekrardan Han’a döndük. Doğrusu böylesi bir sonuca gönlümüz hiç ama hiç razı olmamıştı.
Hancı olan biteni öğrenince bir hayli üzüldü ve ‘Bu işte bir hata var! Gelin beraber gidelim, ben size tercümanlık ederim’ dedi.
Son bir umut kabul ettik ve hancıyla birlikte tekrardan kralın huzuruna çıktık.
Hancı durumu Kral Nûşirevân’a anlattı. Develerimize el koyan kişilerin kıyafetlerini, halini, olayın geçtiği yeri tüm detaylarıyla tek tek anlattı.
Hancı konuşmasını bitirdiğinde Kral Nûşirevân’ın yüzü sapsarı kesildi.
Bir gün önceki mütercimi çağırttı. Ona bazı sorular sordu.
Sonra ayağa kalkıp her birimize ikişer kese altın verdi ve bize dönerek şöyle dedi: ‘Akşama kadar develeriniz gelecek, develeri alın ve sabahleyin burayı terk edin’. Ayrıca, ‘Giderken biriniz doğu kapısından, diğeriniz de batı kapısından çıkın’ talimatını verdi.
Kralın dediklerine anlam verememiş bir halde huzurundan çıktık.
Akşam olunca 200 devemiz kapıya geldi. Durumu anlamak için hancıya ‘Neler oluyor’ diye sorduk.
Hancı, şöyle cevap verdi: “Sizin develerinize el koyan kişi Nûşirevân’ın büyük oğlu ile veziridir. Bunlar bir çete kurmuşlar. Garibanların mallarına el koyuyorlar.
Siz ilk gittiğinizde, mütercim bunu anlamış. Ama sizin sözlerinizi Nûşirevân’a yanlış tercüme etmiş. Böylece kralın oğlunu ve veziri korumuş.
Ben sizinle gidip durumun gerçeğini anlatınca Nûşirevân bu oyunu anladı. Ne var ki neden ‘ayrı kapılardan gidin’ dedi, ben de anlayamadım. Hele yarın olsun anlarız.’
Şam Valisi, anlatmaya devam etti: Ertesi gün ben doğu kapısından çıktım. Kapının çıkışında iki kişinin darağacına asılı olduğunu gördüm. Halk toplanmış seyrediyordu. ‘Kim bunlar, suçları ne’ diye sordum. Dediler ki, ‘Bunlardan biri Nûşirevân’ın büyük oğlu, diğeri de veziridir. Bunlar, buraya gelen iki Arap’ı soymuşlar. Nûşirevân, ceza olarak ikisini de asarak idam etti.’
Nûşirevân kendi öz oğlunu idam etmişti.
Hz. Ömer’in çıktığı kapıda ise bizim şikâyetlerimizi yanlış tercüme ederek, kralın oğlunu korumaya çalışan kişinin asılı olduğunu gördük.
İşte Hz. Ömer senin eline verdiği kemik parçasının üzerine ‘Bilesin ki ben Nûşirevân’dan daha az adil değilim’ sözüyle bana bunu hatırlatıyor.
‘Eğer halkına zulmedersen seni darağacına çekerim’ diyor.
‘Senin gözyaşlarına bakmam, tıpkı Nûşirevân’ın öz oğlunun gözyaşına bakmadığı gibi’ demeye getiriyor.
Şimdi anladın mı, neden benim benzim böyle sapsarı?
Not: Hikayenin aslı var veya yok. Önemli olan kıssadan hisse. Adaletin tesisi için hırsız oğlunu ve yanlış tercümanlık yaparak gerçeği karartan tercümanı idam eden bir baba, üstelik kral olan Nûşirevân’a, “Kızım Fatıma da olsa elini keserdim” diyen Hz Muhammed’e, hem Nûşirevân’ı hem de Hz Muhammed’i örnek alan adaletiyle ünlü Hz Ömer’e, günümüzde adaletin tesisi için samimi bir şekilde çalışıp Nûşirevân, Hz Muhammed ve Hz Ömer’in yolundan giden adalet yolcularına selam olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder