1 Kasım 2026 Pazar

Kıssadan Hisse Bir Hikaye

“Çok eski zamanlarda bir çoban varmış. Çoban halkın sürülerini emaneten güdermiş. 

Her akşam sürüden bir koyun kurtlar tarafından parçalanırmış. Ancak iki tane çoban köpeğinin ikisinin de sesi çıkmaz, hiç havlamazlarmış. 

Çoban merak etmiş bir gün uyuyor rolü yapmış. Gece köpekler çobanın yanına gelerek kontrol etmişler. Uyuduğuna emin olduktan sonra dağa çıkıp dağdaki kurtları güle oynaya sürünün içerisine getirmişler. Kurtlar sürünün içerisinden bir tane koyunu seçip yemişler, yalaka köpekler de onların yanında bakmışlar. Çoban olup bitenleri seyretmiş, çoban sabahleyin köye gitmiş. 

Köyün girişinde bulunan büyük ağaca iki tane ip asmış köpeklerin ikisini de orada boğmuş. 

Bunu gören halk konuyu padişaha anlatmış. Padişah da çobanı çağırmış, ‘anlat bakalım çoban efendi, neden köpekleri boğdun’ demiş. Çoban, ‘bir şartım var efendim, kabul ederseniz bunun sırrını size anlatırım’ demiş. O da ‘söyle şartını’ demiş, ‘savaştaki ordunun başına beni kumandan yaparsanız anlatırım’ demiş. Padişah da gülmüş, ‘sen mi orduya kumandan olacaksın, olmaz öyle şey’ demiş. Çoban da ‘o zaman ben de anlatmıyorum’ demiş. 

Padişah, ‘dur dur’ demiş, nasıl olsa gider oradaki komutanlar durumu anlar gönderirler bunu diye düşünmüş. ‘Tamam, sen git, ordunun başına kumandan ol’ demiş.

Çoban ordunun başına kumandan olur. Bir müddet sonra ordudan bir haberci koşarak kan ter içerisinde padişahın yanına gelir. ‘Efendim’ demiş, ‘sizin kumandan olarak gönderdiğiniz kişi, orduda bulunan üst düzey komutanların tamamını astırdı’ demiş.

Padişah sinirlenmiş, ‘hemen acilen bir ordu hazırlayın, bana çobanın kellesini getirin’ demiş. 

Ordu daha yola çıkmadan arkadan bir haberci daha gelmiş. Padişaha, ‘efendim, ordumuz zaferi kazandı bütün ganimetlere el koydu, yolda dönüşe geçtiler, buraya geliyorlar’ demiş. 

Padişah da ‘ben böyle zafer falan istemiyorum, gidin bana o çobanın kellesini getirin’ demiş. 

Yolda orduyu karşılaşmışlar, tam çobanın kellesini koparacaklar, çoban, ‘durun, ben padişaha bir şey anlatacaktım, onu anlattıktan sonra benim kellemi alabilirsiniz’ demiş. 

Durumu padişaha iletmişler. Padişah da ‘tamam getirin’ demiş. 

Çobanı padişahın huzuruna getirmişler. Çoban, ‘efendim, bana köpekleri niye astığımın sırrını sormuştunuz. Ben dağda çobanlık yapıyordum. Sizin de yıllardır ordunuzun savaşta olduğunu duydum. Bu esnada her akşam sürüden bir tane koyunu kurtlar parçalıyor, ancak sürüde bulunan iki tane köpek hiç havlamıyor. Köpeklerin niye havlamadığını merak ettim.  Bir gece uyuyor rolü yaptım. Köpekler yanıma gelerek benim uyuduğumdan emin olduktan sonra dağa gittiler, dağdaki kurtları güle oynaya sürünün içerisine getirdiler. Kurtlar bir tane koyun seçip yediler, köpekler de ona baktılar. Ben de bu köpekleri boğarsam padişahım konuyu duyar beni de huzuruna çağırır, mutlaka ordunun içerisinde bu köpekler gibi komutanlar vardır ki bu savaş bu kadar uzadı diye düşündüm’. 

‘Siz beni komutan yapınca, sizin ordunun başına komutan diye gönderdiğiniz köpeklerin düşmanla işbirliği yaparak savaşı uzattığını gözümle gördüm. Ben de onların kellesini alınca, yıllardır bitmeyen savaşı biz kazandık’ demiş. 

‘Efendim benim çobanlıktan başka bir işim yok, başka bir yerde de gözüm yok. Komutanlık başkalarının olsun, canımı bağışlarsanız, ben çobanlığıma döneyim’ demiş. 

Padişah çok mahcup olmuş, kalması için çobana çok ısrar etmiş, ancak çoban kabul etmemiş çobanlığına dönmüş.”

Not: Kıssadan hisse bir hikaye. Hikaye üzerine pek bir şey söylemeyeceğim. Ülkemizde suç ve suçlularla o kadar mücadele edilmesine rağmen suçların sonunun alınmaması, adeta suç fışkırması, bu hikayeyi aklıma getirdi. Temenni etmem ama bu ülkede işlerin sarpa sarmasında, bazı üst düzey görevlilerin görevini ihmal etmesi, suiistimal etmesi, görevlerini yapmaması, suçlularla ortak iş yapması gibi durumların olabileceğini de düşünmek gerek. Unutmayalım ki suçlular yanımızda, yakınımızda güvendiğimiz kişiler olabilir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder