23 Eylül 2026 Çarşamba

Girişken Bir Çocuk

Salı günü 10 saat derse girdim. Artı nöbet tuttum. Okuldan eve gelirken markete uğrayıp karpuz aldım. 

Karpuzu kesince tadı, rengi ve kokusu hoşuma gitti. Oğlanın annesi de "Karpuz güzelmiş. Aynısından kalırsa bir tane daha alsan olur" deyince, marketin yolunu tuttum tekrar. 

Gözümü kestirdiğim karpuzu yokladım. Güzeldi. Nasıl yokladığımı söylememe gerek yok. Çünkü herkesin iyi karpuz seçme testini uyguladım. Elimi vurdukça gelen sesi tarif edemem ama kulağıma gelen tok ses "Beni al, ben iyiyim" der gibiydi.

Yanımda bir çocuk belirdi. "Abi, yardım edeyim mi" dedi. Nasıl yardım edebilirsin? İyi karpuzdan anlar mısın dedim. Kendinden emin bir şekilde "Tabi, anlarım" dedi. Al şu seçtiğine bir bak dedim. Eliyle yokladı. "Güzel" dedi. Seç bakalım bir tane daha dedim. Eliyle karpuzlara tek tek vurmaya başladı. En alttakinin sesi kulağıma hoş geldi. Ama altta. Çıkarmak zor. Diğer karpuzları kaydırırız dedim. "Yok abi, çıkarırız dedi. Zayıf, cılız, sıska ve kısacık boyuyla diğer karpuzlar düşürmeden karpuzu çıkarıp bana uzattı. Alıp market arabasına koydum.

Aldığım karpuzları koymak için konan poşetlerden birini aldım. Daha ben poşeti açmadan diğer sebzelerin konduğu poşetlerden bir tanesini açıp karpuzu kolayca koydu. O poşetler ince olur, ona koymayalım dedim. "Tamam abi, önce bu poşete koyalım. Sonra da elindeki poşete koyacağız" dedi. Baktım çocuk çok hevesli, eli pratik, dili zaten tatlı. Kendi haline bıraktım. Onun yardımıyla poşete konmuş karpuzları açtığım poşetlere koyduk.

Çocuğa, nerede okuyorsun dedim. "Vali Necati Çetinkaya Ortaokulunda" dedi. Kaça gidiyorsun dedim. "6.sınıfı okuyorum" dedi. Nerelisin dedim. "Başarakavaklıyım" dedi. Elin çok pratik. Karpuz seçmeyi de iyi biliyorsun. Baban pazarcı mı dedim. "Hayır abi" dedi. Bu yaşta bunları nereden öğrendin dedim. Bu kısmı çok anlayamadım. Galiba "Köyde pazarcılık yaptım" dedi. Müdürünü tanıyor musun dedim. Tanıyorum dedi. Nasıl dedim. Çok iyi, seviyorum kendisini dedi.

Yardımsever ve konuşkan bu çocuğu çok sevdim. Üstelik girişken. Medeni cesaretine hayran kaldım. Sosyal yönü güçlü bu çocuğu gönüllendireyim istedim. İyi de ne verecektim? Çünkü eşofmanla gelmiştim markete. Evden çıkınca cebimi yokladım. Ne para vardı cepte ne de kredi kartı. Telefon açarak balkondan atılan kartı tutup yürüdüm. 

Çocuk içimi okumuş olmalı ki, "Abi, sizden bir şey isteyebilir miyim" dedi. Evet dedim. "Ben kedilere mama veriyorum. Bir tane mama alabilir misin" dedi. Burada mama var mı dedim. "Var abi, işte şu elimdeki de mama" dedi. Kaç gram bilmiyorum ama olsa olsa 100 gramlık bir mama vardı elinde. Kaç para o dedim. "40 lira abi" dedi. Olur alalım dedim. Benden ilgi, alaka ve yüzü bulunca isteyeyim. Benim bir yüzüm kararsın, onunsa iki yüzü dercesine, "Abi, iki tane alsak olur mu" dedi. Tamam olur. Haydi ben karpuzları tarttırıncaya kadar mamaları al, kasada buluşalım dedim.

Kasaya yanaştığım zaman gözlerim çocuğu aradı. Yoktu. Bekledim biraz. Kedi maması reyonunu da bilmiyorum ki gidip çocuğa bakayım. Nice sonra elinde iki mama ile geldi. Daha önce elinde tuttuğu mamayı ne yaptı bilmiyorum. Belki de elinde tuttuğu o mamanın ödemesini gözünü kestirdiği birine yaptıracaktı. Nasip banaymış.

Bu vesileyle yani bu sevimli çocuk sayesinde hayatımda ilk defa kedi maması almış oldum.

Burada şunu da söyleyeyim. Daha altıncı sınıfta böyleyse bu çocuk, büyüyünce nasıl olur diye düşündüm. Adını sormadım ama bu çocuk ekmeğini taştan çıkarır. Geleceği parlak. Yeter ki bizim eğitim sistemimiz bu çocuğu aşağıya çekmesin. Ne alaka demeyin. Çünkü eğitim sistemimizin içinde geleceği parlak, hayat dolu nice çocuk kaybolup gitmiştir. 

Bu çocuğun anne babasını, öğretmenlerini, idarecilerini ve müdürünü tebrik ederim. Çocuğun yolu açık olsun. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder