8 Eylül 2026 Salı

Atı Alan Üsküdar'ı Geçti

Bolu Beyi'ne baş kaldıran Köroğlu'nun, gözünden sakındığı iyi cins atı bir hırsız tarafından çalınır.

Köroğlu bu işin peşini bırakmaz, atının peşine düşer. Diyar diyar dolaşır. 

İstanbul at pazarına geldiğinde, hırsızın atını satılığa çıkardığını görür. 

Hırsızdan atına talip olur, denemek için ata binmek ister. 

Köroğlu atına atlar atlamaz uzaklaşır. Sirkeci sahiline gider. Oradan bir sal kiralayarak Üsküdar'a doğru yol alır. 

Olup biteni izleyen hırsız ise ne yapacağını şaşırır. Giden atın arkasından baka kalır. Haliyle üzülür. Bu duruma şahit olan hırsızın arkadaşı, "Üzülmeyi bırak. Çünkü atı alan Üsküdar'ı geçti" diyerek hırsızı teselli etmeye çalışır. 

Bolu Bey'i, Köroğlu, at hırsızı, at ve hırsızın arkadaşı ölse de at hırsızının arkadaşının söylediği "Atı alan Üsküdar'ı geçti" cümlesi deyim olarak kalır. Günümüzde ve nicedir deyim olarak kullanmaya devam ediyoruz. 

"Artık iş işten geçti. Fırsat kaçtı. Bu işi düzeltmek için geç kalındı" anlamına gelen bu deyimi kullanırdım ama deyimin hikayesinin böyle olduğunu sanmıyordum. Ben de bir başkasına ait atın başkaları tarafından çalındığını sanırdım. 

Hikayeye göre atın gerçek sahibi Köroğlu, at hırsızından atını geri almış. Böylece hak yerini bulmuş. Gerçekten tüm haksızlıklar, hakkın gerçek sahibine geri dönmesi, kimsenin mağduriyet yaşamaması şeklinde olsa, böylesi alavereye can kurban. Ama herkes Köroğlu gibi atının peşine düşmüyor, düşse de atını geri alamıyor. Atı veya başka bir şeyi iç edenin, atı kapanın yanına kâr kalıyor. Bu dünyanın adaleti böyle olsa gerek. Çünkü herkes Bolu Beyi'ne kök söktüren ve Bolu Bey'inin zulmüne boyun eğmeyen Köroğlu değil. 

Nereden aklıma geldiyse bu deyim bugün aklıma damdı. Malumunuz Üsküdar ilçesinde yılan hikayesine dönen belediye başkan vekilliği seçimi vardı. Üsküdar'da ne var, Üsküdar'ın önemi nedir bilmiyorum ama Üsküdar'ın başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. 

Bu süreçte gözaltı ve tutuklama, başkan vekili seçimi, partisinin belediye meclis üyeliğinden istifa etme ve başka partiye geçme, mahkeme boyutu, belediye başkan vekilliğinin el değiştirmesi gibi her şey vardı. Tüm bunlar beni düşündürüyor. 

Bu arada kimin kazandığı, kimin kaybettiği nazarımda önemli değil. Benim için önemli olan etik ilkeler. Bana kalırsa mahalli idareler seçiminde bir belediyeyi kim kazanmışsa belediye başkan vekili de o partiden seçilmeli. Fakat bizde öyle olmuyor. 

Görünen o ki oyun kurucular Üsküdar için ince ince hesap yapmış. Geri planda neler döndü, neler yapıldı bilmem ama görünen bir görüntü var ki bu uğurda her yol mübah denerek yol alınmış ve Üsküdar'dan geçip gitmese de Üsküdar'a demirlemiş. 

Sonuç olarak her atı alan Üsküdar'ı geçince haksız değil. Çünkü kendi atıyla geçmiş. Her Üsküdar'ı alan da haklı olmayabilir, bir başkasının hakkını almış olabilir. Demokrasi sadece parmak hesabından ibaret görülürse parmağı çok olan düdüğü çalar. Katılır veya katılmazsınız, bu deyim ve güncel bana bunları hatırlattı. Kayda geçeyim istedim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder