8 Eylül 2026 Salı

Menzilim Uşşak

Günlerden 6 Hazirandı. Gündüzünde çarşı pazar dolaştım. Acıkınca akşam sularında eve attım kendimi. Uzun oturacak şekilde üst başımı giyindim. Akşam menüsünde fakirin evinde ne varsa yedim. Çayın demlenmesini beklemek için rutin yerime uzandım. 

Akşam evde otururken kapının zili çaldı. Gelen kayınpederin kızının oğullarından ortanca ikizlerden biri idi. 

Az sonra bir zil daha çaldı. Bu sefer gelenler de kayın biraderin ablasının oğullarından büyük olanı ailecek geldi. 

Bayram değil, seyran değil, bu kapı bugün niçin mahkeme kapısı gibi. Işığı gören geliyor derken az sonra oturduğum odanın ışığı söndü. Hah şöyle. Işık sönünce gelen kesilir diye düşünürken elde tepsi, üzerinde yanan mumların altında pasta olduğu halde, bir kalabalığın kapıdan girdiğini, "İyi ki doğdun" seslerinin yükseldiğini işittim. Bir sevinç bir sevinç. Evdeki hareketliliğin sebebi buymuş meğer. 

Meğer bizim oğlanlar kavilleşmiş, büyük gelin kızım yaş pasta yapmış. Bana sürprize gelmişler. 

Bu program ve organizeden baldızın ablasının da evdeki tekne kazıntısının da haberi varmış. En son babalar duyar dedikleri böyle bir şey olsa gerek. Keşke tüm habersizliğim bundan ibaret olsun. 

Ne yapacağımı şaşırdım. Üzerim zaten uygun değil. Yüzüm nasıl bilemedim. Ama öyle zannediyorum kırmızı yüzüm kıpkırmızı olmuştur. Çünkü hatırlanmak güzel bir şey. Ne yapacağımı bilememenin mahcubiyeti daha bir başka. 

Adı üzerinde bir doğum günü kutlaması demeyin. Görmeyince neyi, nasıl bileceksin. Ne kendim gördüm ne de çocuklarına gösterdim. Tekne kazıntısının dışında doğru dürüst doğum günü kutlamadık. Çünkü yetişme tarzımız itibariyle, günlere, hele ki doğum günlerine karşıydık. Bize ait değildi bunlar. Batı'dan bize geçmeydi. Batı âdeti olunca doğum günü kutlamaları bizim semtimize uğramaz ki evimize, hane halkına uğrasın. Batı âdetine uymamak aynı zamanda Müslümanca bir duruşun göstergesiydi. Bir de domuz eti yememek. 

Hasılı, doğum günü sıradan bir gündü bizim için. Gülüp eğlenmenin, hediyeleşmenin, pasta yaptırmanın, pasta kesmenin, dilekte bulunmanın, mum söndürmenin, iyi ki doğdun demenin sırası değil, geçmiş bir yılı muhasebe etme günüydü doğduğumuz gün. 

Doğum günü adına tek bildiğim, hesabım bulunan bankaların, çalıştığım kurumun ve kara gün dostu Kızılay'ın sanal doğum günü kutlamasından ibaretti doğum günümüz. İki yıldır Yapı Kredi Bankası İnternet bankasını açtığım zaman kırk yıllık arkadaşıymışım gibi yanan mumun üzerinde "İyi ki doğdun Ramazan" demesinden ibaretti benim doğum günüm. Mumu söndür yazısını görünce ekrana üfledim. Mumun söneceği falan yok. Meğer hoparlör kısmından üfürünce sönüyormuş. Uğraş, didin. Sonunda becerebilidim mumu söndürme işini. 

Önüme gelen pasta üzerindeki hakiki mumları söndürme işinde zorlanmadım. Çünkü torunlar benim adıma benden önce üfleyip söndürdüler. 

Ardından kesilen yaş pastayı ailecek afiyetle yedik. Kendi elleriyle özene bezene yaptığı pastası da pek güzelmiş gelin kızımın. Hatır bilip hatır sayanların hatırlayanları bol olsun. 

Dün, bugün, yarın derken nihayet Uşşak il sınırlarına adım atmış bulunmaktayım. Nasipte Uşşak'ı da görmek varmış. Sağlığım el verir, ömrüm kifayet ederse bir yıl boyunca Uşşak'ta eğleşeceğim. Sonra ver elini dünyada Van, ahirette iman denilen şehre geçeceğim. Bakalım zaman ne gösterecek.

Uşşak'ta kalacağım bir yıl boyunca benim için en zor olan, yıllardır Uşak diye bildiğim şehre Uşşak demek olacak ama elden gelen bir şey yok. Eski adı Uşak demek daha kolaydı. Ama devlet böyle uygun görüp yıllardır dediğimiz Uşak olup çıktı Uşşak. Umarım tüm zorluk Uşşak demekten ibaret olur.

Askerdekilerin gel tezkere gel deyip gün saydığı, kalan gün sayısı plaka sayısına inince, erat saymayı bırakır, "Bugün Düzce, yarın Osmaniye..." diyerek plaka koduna göre şehirleri saydığı ve Adana'ya gelince "tamam, bu iş bitti" dediği gibi ben de Adana'dan başlayıp yukarı doğru şehir sayıyorum. Askerlikten tek farkı, asker yukarıdan aşağıya gün sayarken ben mezara doğru giderken aşağıdan yukarıya sayıyorum. Gönül ister ki sağ salim Düzce'ye varayım. Plaka bitince TBMM il sayısını 100'e çıkarsın. Ben de 100'e merdiven da yayayım. Bu kadar şehrimiz göreyim. Sağlıklı bir şekilde yatak yüzü görmeden bu âlemi değiştireyim. Bakalım evdeki bu hesap çarşıya uyacak mı? Bekleyip göreceğiz. 

Yeniden doğum günü kutlamalarına gelirsem, geldiğim nokta itibariyle, ister Batı ister başka bir kültüre ait olsun, abartmadan doğum günlerinin sade bir şekilde kutlanmasını, kişilerin kendini değerli hissetmesi ve yalnız olmadığını hatırlatması yönünden önemli buluyorum. Bu noktaya bir ayağım çukurda iken geldim. Zamanında yetişmiş olduğum mahalledeki hassasiyetin kaba ham softalıktan ibaret olduğunu geç de olsa anladım. Bu anlayışa gelinceye kadar ne ana-babamın ne kardeşlerimin doğum günlerini kutladım ne de ilk üç çocuğumun doğru dürüst doğum günlerini. Gel de hayıflanma buna. 

Sadece bununla kalsa iyi. Çünkü günlere karşı olumsuz bakış açısı içime işlemiş. Ne anamın anneler gününü ne babamın babalar gününü kutladım. Halbuki hatırlamanın ne sakıncası olabilirdi ki. Kendimiz bir şey üretmediğimiz gibi üretenlere de burun kıvırararak ömrümüzü bitiriyoruz. Kısaca şecereme hayatı zindan etmişim vesselam. 

Evet, bu sene Uşşak'tayım. Seneye Van'da buluşmak dileklerimle. Cümleye sağlık, afiyet ve huzur dilerim. 

Not: Doğum günümde bu yazının başlığını koyarak bir, iki satır yazıp öylece taslakta bırakmışım. Yazıyı iki ay gecikmeli tamamlayabildim. Umarım tüm işlerim böyle yarım değildir. 

Bu arada, doğumdan zirveye çıkıncaya kadar günler ve yıllar geçmek bilmedi. Zirveden inişe geçince ise günler ve yıllar hatta ömür su gibi akıp gidiyor. 

Yine zirveye çıkıncaya kadar soran herkese girdiğim yalişı söylerdim. Şimdi ise kendimi yaşlanmış göstermemek için bitirdiğim yaşı söylüyorum. Bu da antrparantez kayıtlara geçsin. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder