Adıyaman Kahta'da çalışırken teneffüslerde öğretmenler odasına gelen öğrenci eksik olmazdı. Hele bazı öğretmenler vardı ki onların ardından adeta sınıf öğretmenler odasına girerdi. Öğretmenle görüşmek için odada bekler dururlardı. Beklerken sağı solu seyreder, diğer öğretmenlerin ne yaptıklarına bakarlardı.
Bu durumdan rahatsız olurdum. Çünkü öğretmenler odası öğretmenin beş dakikalık teneffüste rahat edeceği, belki de sigara içeceği, diğer meslektaşlarıyla şakalaştığı bir yerdi. Tüm olup bitenler burada kalmalı. Öğrencinin de bundan haberinin olmaması gerekirdi. Hele öğretmenini sigara içerken görmemeliydi.
Arkasından sürekli öğrencinin geldiği öğretmen sayısı bir elin parmağını geçmezdi. Yani hep aynı öğretmenlerin öğrencileriydi. İşini sınıfta bitirmeyenler diyelim buna.
Birkaç defa şakaya tutturup hocam, müritlerin ve sevenlerin çok maşallah. Bu sevgi ve muhabbet sınıfta kalsa iyi olur dedim ise de aymazlık ve plansızlık parayla mı, hiç oralı olmadılar.
Sonunda bu rahatsızlığımı bir öğretmenler kurulunda dile getirdim. Bazı arkadaşların seveni pek çok. Arkalarından müritleri de geliyor. Öğretmenler odası adeta sınıfa dönüşüyor. Benim pek değil, hiç sevenim yok. Onları kıskanıyorum dedikten sonra birkaç önerimi söyledim. Hatta yer varsa öğrenci-öğretmen görüşme odası ayarlanabilir dedim. Ama bu mümkün değildi. Okul kalabalıktı. Boş hiçbir yer yoktu. Müdür bey de "Ramazan Bey haklı. Öğretmenler odası öğretmenlerin özel yeri. Bundan sonra öğrenci girmesin. Nöbetçi öğretmen odaya kimseyi girdirmesin. Öğretmenle görüşmek için gelen öğrenci hangi öğretmenle görüşecekse, nöbetçi öğretmen öğretmeni koridora çağırsın" dedi.
Çoğu yine bu uygulamaya riayet etmese de nöbetçi olduğum gün öğretmenler odasına hiç öğrenci almadım. Öğretmeni, ziyaretçin var diyerek koridora davet ettim. Kendi öğrencilerime de sınıfta sıkı sıkıya tembih ederdim. Sakın benimle görüşmek için olur olmaz soluğu öğretmenler odasında almayın derdim.
Bu anekdottan milletvekillerine geleceğim. Ne alaka demeyin. Az sabır.
Ne zaman milletvekili maaşları gündeme gelse, fazla alıyorlar dense, birileri, "Efendim, o para onlara yetmez. Meclis lokantasındaki yemeklerin piyasadan çok ucuz olmasına bakmayın. Meclise onların gelen ziyaretçileri pek çok. Her gelen seçmeninin yeme, içme ve barınmasını vekiller karşılıyor." şeklinde gerekçe öne sürüveriyorlar.
Bugüne kadar hiç Meclise gitmedim. Kimseyle de görüşmedim. Gerekçe doğrudur. Vekiller sabahtan akşama memleketinden gelen ziyaretçilerine ikram yapıyor, yüklü miktar ödeme yapıyor olabilir.
Bir vekilin memleketinden gelen hemşerilerinden kaç tanesi ziyaret için gelir? Diyelim ki ilk vekil seçildiğinde memleketinden ve diğer yerlerdeki tanıdıkları hayırlı olsun, tebrik ederiz diye gelsinler. Bu da bir, bilemedin iki, haydi üç ay sürsün. Bu tebrik için gelenlere vekil izzet ve ikramını esirgemesin.
Ya beş yıl boyunca diğer gelenlere ne demeli? Büyük çoğunluğu sorununu arz etmek ve çözmesi için gelir. Yani işi var, ondan gelir. Bu iş için gelenler de vekilin Meclisteki işini tam yapmasını büyük ihtimalle engeller. En azından aksatır.
Vekile işini çözdürmek için seçmenin Meclise gelmesini, bu ülkede taşların daha tam oturmadığı, işleyen bir sistemimizin olmadığı şeklinde anlıyorum. Hala araya vekil girecek de işimizi çözdüreceğiz. Diyelim ki vekilin bir işi de seçmenlerinin halledilemeyen sorununu çözmek. Peki, bunun için tüm işi olan seçmenlerin Mecliste ne işi var? Bu görüntü ve fiili durum vekilin mahallinde seçmenleriyle yeterince hemhâl olmadığı anlamına gelir.
Bildiğim kadarıyla vekiller çok özel durumlar hariç üç gün Mecliste, diğer günler seçmenleriyle ve şehrinin sorunlarını yerinde görmek için seçildikleri şehre giderler. Haftanın diğer günleri yani Mecliste olmadıkları gün şehirlerinde hemşerileriyle görüşüp onların derdini dinlese, hepsini not alsa, Ankara'ya geldikten sonra da sorunun çözümü için ilgili kurum ve kuruluş ile görüşse ya da telefon açıp meramını anlatsa, iş mahallinde çözülmüş olur. Ayrıca hemşerilerinin Meclise akın etmesine gerek kalmaz. Kendi de rahat eder, seçmenleri de. Ayrıca her gelen için Meclis lokantasında masraf etmesine de gerek kalmaz. Aldığı vekil maaşının çoğu da cebinde kalır.
Hâlâ öğretmenler odasına öğrencinin girmesiyle, seçmenin Meclise akın etmesi arasında ne bağlantı var? Biz bir bağlantı kuramadık derseniz, bilin ki kızarım. Çünkü o kadar yazıp çizdim. Meramımı anlattığımı düşünüyorum. Yine de şu kısa açıklamayı yapayım. Nasıl ki sayıları birkaçı geçmese de bazı öğretmenler sorunu sınıfta çözmeyip öğrencileri öğretmenler odasına akın ediyorsa bilin ki bu öğretmen sınıfında yani mahallinde işi çözmeyen kişidir. İşini tam yapmayan kişidir. Vekiller de öyle. Bunlar da hem sılayı rahim hem de seçmenin derdiyle şehirlerinde ilgilenip, çözülecek soruna aynı anda müdahale etse ya da aracılık etse bu seçmen Meclise gelmeyecek. Bu demektir ki bu tip vekiller de işini tam yapmıyor. Kısaca mesleği ve işi ne olursa olsun tüm işler mahallinde çözülmeli. Çözülmeyince yani işler yerinde ve zamanında yapılmayınca gereksiz kalabalıklar oluşuyor. Şekil A ve B'de olduğu gibi.
Sanırım meramımı anlatabildim. Yok, bu işler öyle göründüğü gibi değil derseniz, seçin beni, gönderin Meclise. Görün gününüzü. Bakalım, ziyaret için Meclise gelebilecek misiniz?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder