2005-2006 yılları olsa gerek. Doğu ve Güneydoğu'da polis ve askerimizi teröre kurban verdiğimiz, Türk-Kürt geriliminin yaşandığı yıllardı. Zaman zaman da bayrağımıza saygısızlık eksik olmuyordu.
Nüfusu 8-9 bin olan küçük bir ilçede bir lisede görev yapıyorum.
İlçe milli eğitim müdürü telefonla ya da telefon zinciri aracılığıyla acil toplantıya çağırdı. Tüm müdürler ilçe milli eğitim müdürü başkanlığında toplandık.
Sabahın ilk saatlerinde bu acil ve önemli toplantı ne olabilir diye beklerken, ilçe milli eğitim müdürü “bir ilköğretimde görev yapan okul müdürü sabah mesai başlar başlamaz aradı. Toplantının sebebi de bu. Ben sözü müdürümüze bırakıyorum” dedi.
İlköğretim müdürü sözü aldı. "Arkadaşlar, ben 4. ve 5. sınıf öğrencilerini okulda tutamıyorum. Sabah derse zor girdirdim. 'Biz elimize bayrağı alıp ilçe sokaklarında eylem yapacağız' dediler. Arkadaşlar, ben öğrencileri zor zapt ediyorum. Bir şeyler yapmamız gerek. İlçede ilköğretim ve lise öğrencilerinin katıldığı bir yürüyüş yapalım. Öğrenciler ellerine bayrakları alsınlar. Slogan atsınlar, terörü lanetlesinler. Bayrağımıza uzanan eller kırılsın desinler. Tüm Türkiye'ye sesimizi duyuralım" türünden bir şeyler söyledi.
Milli eğitim müdürü diğer müdürlerin de tek tek görüşünü sordu. Görüş bildirenlerin hepsi, bu öneriyi çok uygun ve yerinde buldular. Yürüyüş yapalım diyerek görüş bildirdiler.
Öğrencilerin nerede toplanacağı, hangi güzergahlarda yürüyüş yapılacağı bile belirlendi. Öğrencilerin ellerine de bayraklar vereceğiz.
Milli eğitim müdürü, "Yürüyüşü biz organize edeceğiz ama ön planda görünmeyeceğiz. Kaymakam’ın bilgisi var ama izinsiz bir yürüyüş olacak" dedi.
O zamana kadar görüş bildirmeyip sessizce konuşanları ve dile getirilen önerileri dinledikten sonra sözü ben aldım: Pişmiş aşa su katmak istemiyorum. Elbette terör başımızın belası. Nice canları bu terör belasına kurban veriyoruz. Zaman zaman bayrağımıza da saygısızlık yapılıyor. Bu konuda hepimiz çok üzgünüz. Yalnız bu iş bizi aşar. Öğrencileri dersten çıkarıp sokağa çıkarmayı uygun bulmuyorum. Hele ki organizeyi biz yapacağız ama ön planda görünmeyeceğiz gibi bir yaklaşıma da sıcak bakmıyorum. Bir okul müdürü 4.5.sınıf küçücük çocukları nasıl zapt edemez? Bu çocuklar eylemi ne bilir, protestoyu ne bilir. Daha süt çocuğu bunlar. Bu çocukları diyelim ki cadde ve sokaklara çıkardık. Velilerin gönlü olacak mı? Haydi gönülleri var diyelim. Burası kasaba gibi küçük bir ilçe. Bu ilçede Kürt uyruklu insanlarımız da yaşıyor. Çocuklar hangi evde Kürt ailelerin yaşadığını da bilir. Yürüyüş yaparken bir liseli, 'Arkadaşlar, işte şu evdekiler terörist, haydi bu evi taşlayalım dese, geri planda biz bu çocukları zapt edebilecek miyiz? Topluluk psikolojisi çok farklıdır. Bu konuda biraz soğukkanlı düşünmemiz gerekir. Hazırında ilçe barışını bozmayalım. Ayrıca bu küçük ilçede 8-10 okul öğrencisinin katılımıyla sesimizi ilçe dışında kimse duymaz. Polis ve askerimiz görevinin başında. Kendisine silah doğrultanların hakkından gelmek için mücadele veriyor. Devlet de gereğini yapıyor. Bana kalırsa biz çocukları meydanlara indirmeyelim. Üstelik izin alınmadan yapılmasını da uygun görmüyorum. Yürüyüş yapacaksa siviller, anne babalar yapsın dedim.
Ben görüşümü serdettikten sonra az önce "Ülke bizim, vatan bizim. Bayrak bizim her şeyimiz. Yürüyüş yapalım. Varız" diyen müdürlerin çoğu, görüşlerinden vazgeçerek bana hak verdiler. Yapılması planlanan yürüyüş kaldı.
Toplantıdan kalkıp okullarımıza doğru giderken milli eğitim müdürü beni kenara çekti. "Ramazan Hocam, niye böyle konuştun? Şimdi herkes seni bayrağa karşı sanacak. Ha katılsan ne olurdu" dedi. Hocam, görüşümü söyledim. Onlar da görüşlerini söylediler. Ayrıca kimse benim bayrak sevgimi sorgulayamaz. Bu kimsenin ne hakkı ne de haddi. Ayrıca bu ilköğretim müdürünü siz benden iyi biliyorsunuz. Aklın önüne duygularını geçirmede, sonrasını hesaba katmamada, sağlıklı düşünmemede üstüne yok. İşi heyecan, stres, hamaset. Ayrıca 4. 5. sınıf öğrencilerine de hakim olamıyorsa, sınıfa geçiremiyorsa müdürlük falan yapmasın dedim. Okuluma geçtim.
Bu anekdot 20 Ocakta Mardin Nusaybin sınıfındaki bayrağımızı indirme olayı üzerine aklıma geldi.
Bir avuç kendini bilmez sınırda dalgalanan bayrağımızı indirmiş. Devlet gereğini yapıp bu menfur olaya imza atanları tek tek toplamış. Yani birkaç çapulcunun yaptıkları yanlarına kâr kalmadı. Devlet gereğini yaptı. İyi de yaptı. Zira olması gereken budur. Ötesi hamaset olur. Ama görüyorum ki içimizdeki hamaset hiç dinmiyor. Bir şekilde dilimize ve fiilimize malzeme yapıyoruz. Hem büyüğümüz hem küçüğümüz hem etkili ve yetkili ve de sorumlu kişilerimiz hamasetten geri kalmıyor. Hamaset iyidir ama bu hamaset yemeğin içindeki tuz kadar kararında olmalı. Fazlası zarardır. Yemekte hiç tuz olmazsa yemek yavan olur, fazla olursa da o yemek yenmez. Üç beş densizin seslerini duyurmak amacıyla yaptıkları, gereğinin yapılarak mahallinde kalması gerekirken bunu tüm Türkiye'ye yaymak, bayrak sevgisini işlemek bu menfur eyleme imza atanların ekmeğine yağ sürmektir. Çünkü onların amacı reklam ve propaganda. Biz ise bunu yazılı ve görsel basına yayıyoruz. Yetmedi. Başka yerlere taşıyoruz.
Hasılı, görüyorum ki benim bir zamanlar heyecan ve hamaset denince ilk aklıma gelen ilköğretim müdürüyle hamasette yarışan başkaları da varmış.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder