31 Ağustos 2026 Pazartesi

Kıssadan Hisse Bir Hikaye

Sosyal medyada Anton Çehov'a ait denen bir hikaye dolaşıyor. Aslında bu hikaye yazara ait değil, sonradan yazara atfen paylaşıma sürülmüş bir şehir efsanesi. 

Bu hakkı teslim ettikten sonra şehir efsanesi de olsa kıssadan hisse alınması adına hikayeye yer vereceğim. Sizi hikayeyle baş başa bırakmadan önce birkaç hususa değineceğim. 

Hikayede alışkanlıklardan bahsediliyor. Alışkanlıkların telafisi mümkün olmayan zararlarına işaret ediliyor. Alışmış kudurmuştan beter sözü de kötü alışkanlıklarımıza binaen söylenmiş olsa gerek. 

Bir diğer husus alışkanlıkların büyük, küçük tüm topluma sirayet etmesi. 

İşlenen suçun ve yapılan hırsızlığın küçük görülerek suçun meşru görülmesi. Kimsenin sesini çıkarmaması. 

Hikayeye dair bir de şunu söyleyeyim. Küçüklerin hocası biz büyükleriz. Çünkü çocuklar bizim eserimizdir. Zira çocuklar bizim ileriye attığımız oklardır. Yani bir çocuk suç işliyor veya hırsızlık yapıyorsa suç çocuğun değil, bizim suçumuzdur. Çünkü çocuklar gördüğünü yapar. 

Bu açıklamaların ardından sizi hikayeyle baş başa bırakıyorum. 

Rusya’nın ücra bir köyünde, rayların vidalarını sökerken yakalanan bir köylüye müfettiş sorar. Aralarında şu konuşma geçer. 

Müfettiş: “Binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?”

Köylü: “Sadece bir vida beyim. Oltama ağırlık yapması için lazım. Ben kimseye zarar vermem. Hem tüm köy böyle yapar; bir vidayı sökeriz, birini bırakırız. Fizik dersinde öğrendik, yük dağılır, tren devrilmez.”

Müfettiş: “Delilik bu! Muhtar görmüyor mu bunu?”

Köylü: “Görmez olur mu? Karakolun ve kendi evinin kilitlerini bile bu vidalardan yaptırdı. Bedava sonuçta…”

Müfettiş: “Peki ya maaşınızı artırsak? Vazgeçer misiniz bu hırsızlıktan?”

Köylü: “Mesele para değil beyim, mesele alışkanlık. Adaleti ve ahlakı çocukken öğretmezseniz; büyüdüğümüzde cebimiz para görse de biz o vidaları sökmeye devam ederiz.”

Müfettiş, bu cehaletten dehşete düşerek raporunu yazmak üzere başkente giden trene biner. 

Camdan dışarıyı izlerken kendi kendine mırıldanır: “Bu sefalet bir gün felakete yol açacak…”

Tam o sırada ray kenarında elinde iki tane vida tutan küçük bir çocuk görür. 

Çocuk gülümseyerek el sallıyor.

Müfettiş dehşetle bağırır:

“Treni durdurun!”

Ama çok geç. Kulakları sağır eden o metal çatırtısı duyulur.

Çocuk ne fizik biliyordu ne de “bir söküp bir bırakma” kuralını. O sadece büyüklerinden gördüğünü yapmıştı; ama yan yana iki vidayı birden sökmüştü.

Tren devrilir. 

Cehaletin ektiği tohum, adaletsizliğin suladığı toprakta dev bir felaket olarak biçilmişti.

Suç veya suçlu kim? Asıl suçlu kim?

“Cehaleti normalleştiren toplum, çıkarı ahlakın önüne koyan düzen, ‘Bir şey olmaz’ kültürü ve yanlışa sessiz kalan herkes.”

Çünkü bazı toplumlar bir anda çökmez.

Önce vidaları gevşer.

Ölenin Kredi Borcunu Tahsil

Karar gazetesinin haberine göre;

*Ülkemizde 56 yaş ve üzeri nüfus 27,5 milyon. 

*Bu nüfusun 9,5 milyonu 65 yaş ve üstü. 

*Emekli olduktan sonra kredi çekip bankalara borçlu olan sayısı, 2,9 milyon kişi. 

*İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği verilerine göre son 15 ayda 65 yaş üzerindeki 145 işçi iş kazası sonucu vefat etmiş. 

Bu verileri değerlendirmek isterim. 

65 yaş ve üzeri yaşlı nüfus olduğuna göre nüfusun 8'de 1'i yaşlı demektir. Bu da ülke nüfusunun yaşlandığına işarettir. 

Emekli olduktan sonra çalışmaya devam edenleri takdir ederim. Boş boş gezmektense, yaşı ne olursa olsun, vücut ve sağlığı el verdikçe insanımızın çalışması taraftarıyım. 

15 ayda iş kazası sonucu ölenlerin sayısı yüksek. Gönül ister ki ülkemizde iş kazası sonucu ölen bir kişi dahi olmasın. Ama ya alınan tedbirler yeterli olmadığı için ya da çalışanlar iş sağlığı ve güvenliğini önemsemediği için ülkemizde iş kazaları olmaya devam ediyor. 

Bankalardan kredi çeken emeklilere gelince, bu oran her 6 yaşlıdan 1'i kredi çekmiş demektir. Kredi çeken herhalde keyfinden kredi çekmiyordur. Büyük ihtimalle emekli maaşı yeterli gelmediğinden kredi çekmek zorunda kalmış emeklilerimiz. 

Kredi çeken yaşlıların aldıkları emekli maaşıyla, çektikleri krediyi ödemek için ömürleri kifayet eder mi, bankalara olan borçlarını kapatır mı ya da ne kadarını kapatır bilmiyoruz. Şu var ki kredi çeken çoğu yaşlının bankalara borçlu olarak vefat edeceğini düşünebiliriz. Eğer böyleyse insanımız borçlu gidiyor demektir. 

Vedat eden kişinin bankalara olan borcu vereselerine rücu ettiriliyor mu? Bunu bilmiyorum. Bildiğim kadarıyla vereselerin ödeme zorunluluğu yok. 

Çekilen kredi borcu geriye dönmediği zaman bankalar zarar ediyor mu? Sanmıyorum. Öyle zannediyorum, bankalar ölen kişinin kredi borcunu kamu zararı göstererek devlete ödeyeceği vergiden düşüyor. 

Buradan cenaze merasimlerine gelmek istiyorum. Bizde vefat eden kişinin cenaze namazı kılınmadan önce helallik istenir. Bu, üç defa tekrarlanır. Hatta çoğu zaman cenaze namazını kıldıracak imam, helallikten önce sağına ve soluna cenaze sahibinin birinci derece yakınlarını alır. "Merhum ya da merhumenin borcu varsa çocukları burada. Ödeyecekler" diye açıklama yapar. Bugüne kadar birileri gelip de merhumun bana borcu vardı diye borç istemişliği var mıdır, bilmiyorum. Belki geri planda vardır. Yine de güzel bir uygulama. 

İslam'da; vereseleri, ölen kimsenin malını paylaşmadan önce, ölenin borcu varsa ödenmesi, vasiyeti varsa yerine getirilmesi, bu ikisi bittikten sonra miras paylaşımı yapılması gerektiği vardır. Kısaca borç ve vasiyete ayrı bir önem atfedilir. 

Şimdi gelelim, kredi borcu olarak vefat edenlere. Merhumun, piyasaya olan borcunun çocukları tarafından ödeneceği cenaze merasimlerinde söylendiğine göre, cenaze merasimlerine, merhumun çektiği ama ödeyemediği kredi borcunu tahsil için banka görevlileri gelse, imamın, çocukları borcunu ödeyecek dediği zaman banka görevlisi, merhumun bize şu kadar borcu vardı dese, ortaya nasıl bir tablo çıkar? Öyle ya babamızın borcu bizim borcumuz diyerek açık çek veren çocukları var merasimde. Acaba merhumun çocukları ne der bu duruma? Cemaat böyle bir durumu nasıl karşılar? İmam nasıl bir tepki gösterir? Bazıları merhumun borcu varmış, borçlunun cenaze namazı kılınmaz diye çekip gider mi? Benimki de merak işte. Merakımı mazur görün. 

Not: Bugüne kadar bankacıların cenaze merasimlerine gelip de ödenmeyen kredilerinin peşine düştüğünü hiç duymadım. 

Her Âfette Ortaya Çıkan Güruh

Nepal, halkının % 80'i Hindu, 8'i Budist, 5'i de Müslüman ve küçük oranlarda diğer dinlerden olan bir Güney Asya ülkesi. 

Bu ülkede 26 Ağustos günü Himalayalardaki bir buzulun büyük bir bölümünün kopması, kopan buz kütlesinin nehir yataklarına düşmesi, düşen buz kütlelerinin nehirlerin önünde geçici setler oluşturması ve su seviyesinin yükselmesiyle birlikte biriken su ve çamur kütlelerinin 10 dakika içinde 20 km yol katederek yerleşim yerlerini adeta haritadan sildiği yazılıp çiziliyor. Önce deprem sanılan ardından sarsıntının buzul, kaya ve buz kütlelerinden kaynaklandığı, büyüklüğün 5,2 şiddetinde olduğu belirtiliyor. 

Afetin bilançosu, ölü ve kayıp sayısı olayın sıcaklığının ardından daha net ortaya çıkar. Maddi kaybı ölçmek ise mümkün değil. 

Gazetelerin ve televizyonların yazıp çizdiği, hepinizin okuyarak ya da seyrederek bilgi sahibi olduğu bu âfeti kısaca özetlemeye çalıştım. 

Şu var ki bu afetin altından kalkmak çok zor. Hiçbir ülke depremden beter böyle bir doğal âfetle karşılaşmak istemez. Nepal'e geçmiş olsun diyorum. 

Nepal bu doğal afeti sarmakla uğraşadursun. Nepal'deki bu doğal âfeti bir sebebe bağlayan yurdum insanına geleyim. Daha doğrusu her doğal âfette âfete maruz kalanlar sıkıntı ve dertle uğraşırken, yani can pazarı yaşarken içimizden bazılarının uğraşısına örnekler vereceğim: 

"Nepalde meydana gelen seli duymayan kalmamıştır. Aynı Nepalde daha 20 gün önce Camiilerin ateşe verilip Kuranı kerimlerin yakıldığını duyan var mı? 
Hiç bir şey sebepsiz değil!

Bu paylaşımdaki yazım yanlışları paylaşan kişiye ait. Belli ki yazıp paylaşan Türkçe düşmanı biri. Sorsan, benim Türkçem iyi diyen biridir. Keşke tüm yanlışlık imla ve yazım hatalarından ibaret olsa. Bu paylaşıma göre Nepal'in bu başına gelen, camileri ateşe vermelerinden ve Kur'an'ı Kerimleri yakmalarından. 

Paylaşımın sahibini bilmiyorum. Ama bu paylaşımı paylaşanın bir ilahiyatçı olması beni düşündürdü. Bu ilahiyatçı kardeşe, sende mi Brütüs ya da atma Recep demek lazım. 

Tek paylaşım bu olsa, İçimizden çıkıyor böyle diyeceğim. Aha bir tane daha. Bu yorumu yazan da âfet videosunun altına yazmış. Bakalım bu ne yumurtlamış: 
"Kedi köpek uçan kaçan ne varsa yersiniz müslümanlara işgence eziyet edip camileri ateşe verirsiniz allahın Yüce kitabı kuranıkerimi yırtıp yakıp alay edersiniz bu uyarıyı dikkate alıp kendimize gelin insan olun. Yinede geçmiş olsun Allah ıslah etsin

Bu yorumcu da bir Türkçe canavarı. İçerik ise yukarıdakini aratmıyor. Aynı gerekçe. Tek ilavesi kedi, köpek, uçan kaçan ne varsa yemelerini eklemesi. Nepallilere insan olun diyen bu yorumcu bir insanlık örneği gösteriyor: Yine de geçmiş olsun diyor. Oldu olacak, geberin, beter olun de. Çünkü bu kafa yapısındaki insana böyle demek yakışır. 

Haydi ilk iki örneği geçtim. Şu paylaşıma bakalım:
"Korkunç sel felaketine sahne olan Nepal'de Allah'ın gazabı ağır oldu. 
Nepal'deki putperestler, bir ay önce Müslümanlara inanılmaz zulümler yaptılar, Allah'ın gazabını celbettiler! 
Evleri, camileri, ekinleri yaktılar, kadınları ve çocukları katlettiler."

Yusuf Kaplan gibi birinin de doğal âfeti aynı gerekçeye dayandırması kabul edilir gibi değil. Okumuş, aydın da olsa demek ki aynı kafa yapısına sahip olduktan sonra bakış açısı değişmiyor. Kaplan'ın tek farkı Türkçe yazım kurallarına uyması. Yine de Kaplan'ın da bu familyada yer alması, olacak şey değil. Kaplan böyleyse var ötekini sen düşün. 

Hasılı, al birini, vur ötekini. Görünen o ki Aydınlanma'nın bu kafa yapısına uğrama ihtimali hiç yok. Bu kafadakiler ülkemizde olup biten depremlerde de kendilerini gösterirler. Millet can pazarı yaşarken bunlar, depremin şundan dolayı olduğunu, oradakiler şunu yaptı, bunu yaptı, bundan başlarına geldi" diyerek biz daha ölmedik, bitmedik derler. 

Dünyanın her neresinde olursa olsun, büyüklüğü ne kadar olursa olsun, her türlü âfetin yaraları bir şekil sarılır ama dini silah gibi kullanan ve Allah'a iftira atan bu kimselerin söylemleri unutulmaz.