Sosyal medyada Anton Çehov'a ait denen bir hikaye dolaşıyor. Aslında bu hikaye yazara ait değil, sonradan yazara atfen paylaşıma sürülmüş bir şehir efsanesi.
Bu hakkı teslim ettikten sonra şehir efsanesi de olsa kıssadan hisse alınması adına hikayeye yer vereceğim. Sizi hikayeyle baş başa bırakmadan önce birkaç hususa değineceğim.
Hikayede alışkanlıklardan bahsediliyor. Alışkanlıkların telafisi mümkün olmayan zararlarına işaret ediliyor. Alışmış kudurmuştan beter sözü de kötü alışkanlıklarımıza binaen söylenmiş olsa gerek.
Bir diğer husus alışkanlıkların büyük, küçük tüm topluma sirayet etmesi.
İşlenen suçun ve yapılan hırsızlığın küçük görülerek suçun meşru görülmesi. Kimsenin sesini çıkarmaması.
Hikayeye dair bir de şunu söyleyeyim. Küçüklerin hocası biz büyükleriz. Çünkü çocuklar bizim eserimizdir. Zira çocuklar bizim ileriye attığımız oklardır. Yani bir çocuk suç işliyor veya hırsızlık yapıyorsa suç çocuğun değil, bizim suçumuzdur. Çünkü çocuklar gördüğünü yapar.
Bu açıklamaların ardından sizi hikayeyle baş başa bırakıyorum.
Rusya’nın ücra bir köyünde, rayların vidalarını sökerken yakalanan bir köylüye müfettiş sorar. Aralarında şu konuşma geçer.
Müfettiş: “Binlerce insanın canına kastettiğinin farkında mısın? Neden söküyorsun o vidaları?”
Köylü: “Sadece bir vida beyim. Oltama ağırlık yapması için lazım. Ben kimseye zarar vermem. Hem tüm köy böyle yapar; bir vidayı sökeriz, birini bırakırız. Fizik dersinde öğrendik, yük dağılır, tren devrilmez.”
Müfettiş: “Delilik bu! Muhtar görmüyor mu bunu?”
Köylü: “Görmez olur mu? Karakolun ve kendi evinin kilitlerini bile bu vidalardan yaptırdı. Bedava sonuçta…”
Müfettiş: “Peki ya maaşınızı artırsak? Vazgeçer misiniz bu hırsızlıktan?”
Köylü: “Mesele para değil beyim, mesele alışkanlık. Adaleti ve ahlakı çocukken öğretmezseniz; büyüdüğümüzde cebimiz para görse de biz o vidaları sökmeye devam ederiz.”
Müfettiş, bu cehaletten dehşete düşerek raporunu yazmak üzere başkente giden trene biner.
Camdan dışarıyı izlerken kendi kendine mırıldanır: “Bu sefalet bir gün felakete yol açacak…”
Tam o sırada ray kenarında elinde iki tane vida tutan küçük bir çocuk görür.
Çocuk gülümseyerek el sallıyor.
Müfettiş dehşetle bağırır:
“Treni durdurun!”
Ama çok geç. Kulakları sağır eden o metal çatırtısı duyulur.
Çocuk ne fizik biliyordu ne de “bir söküp bir bırakma” kuralını. O sadece büyüklerinden gördüğünü yapmıştı; ama yan yana iki vidayı birden sökmüştü.
Tren devrilir.
Cehaletin ektiği tohum, adaletsizliğin suladığı toprakta dev bir felaket olarak biçilmişti.
Suç veya suçlu kim? Asıl suçlu kim?
“Cehaleti normalleştiren toplum, çıkarı ahlakın önüne koyan düzen, ‘Bir şey olmaz’ kültürü ve yanlışa sessiz kalan herkes.”
Çünkü bazı toplumlar bir anda çökmez.
Önce vidaları gevşer.


