19 Eylül 2026 Cumartesi

Ölenin Ardından Okunan Hatimler


Milli Şairimiz Akif, Kur'an'ın yanlış yerde okunduğuna işaret eden dizeleri şöyle: 

"Ya açar nazm-ı celilin bakarız yaprağına
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına

İnmemiştir hele Kur'an şunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak ne fal bakmak için"

Kur'an'ın ölünün toprağına üflendiğinden, mezarlıkta okunduğundan dert yanıyor Akif. Kur'an'ın ölüler için değil, diriler için olduğuna işaret ediyor. 

Demek ki Akif'in yaşadığı dönem de günümüzden farklı değilmiş. Bugün Kur'an'ı fal için kullanmıyorsak da mezarlıkta ve yeni ölenlerin ardından okuma geleneğimiz hız kesmeden devam ediyor. 

Burada, Kur'an diriler için olsa da ölülerimiz için okunmasında ne zararı var denebilir. Mesele kar, zarar hesabı değil, önemli olan Kur'an'ı amacına uygun okumaktır. 

Her ne kadar Kur'an diriler için olsa da öleni hayırla anmak, taziyedekileri teselli etmek, ölen kimseye hediye babından Kur'an'dan aşrı şerif okumak olabilir. Bu şekil okumanın, dinleyen dirilere fayda sağlayacağı, ortama manevi bir havanın geleceği murat edilebilir. Hele okuyanın sesi güzel, üzerine bir de makamlı okursa dinleyenlere güzel bir ziyafet çekilmiş olur. 

İşi aşrı şerif okuyarak tadında ve kıvamında bırakmak varken daha cenaze defnedilmeden WhatsApp grupları harekete geçiyor. Bilgi ve haber verme amaçlı cenaze duyuruları elzem. Buna amenna. Yalnız bu tür gruplarda, perşembeden cuma akşamına kadar resim formatında cuma mesajları da yağmur gibi yağıyor. Çoğu zaman vefat mesajı cuma mesajlarının arasında kaynayıp gidiyor. 

Hatim okumanın ve cuma mesajının dinde bir vecibesi olmamasına rağmen geleneğimizde sevap olur, iyi olur düşüncesiyle devam ediyor. Ha kişinin kendisi okur, eyvallah. Gönüllüleri okur, eyvallah. Buna kimsenin diyeceği olmaz. Fakat WhatsApp gruplarında vefatın ardından hatim başlatmak, hatim okuyalım demek, haydin şu kadar cüz kaldı alan yok mu demek biraz mahalle baskısı oluyor. 

Cüz alan da sağ olsun, almayan da okuyan da sağ olsun, okumayan da. Yalnız eskiden hevesle, ibadet aşkı içinde okunan cüzler son yıllarda giderek azalmaya başladı. Kalan cüzleri birileri alsın diye bekliyorsun. Olmadı. Kalan cüzleri nazın geçen kişilere veriyorsun. Durum bu iken bir, iki kişinin hatim başlansın demesiyle sil baştan başa dönülüyor. Bu başlanan hatim nasıl bitecek diye uğraşıp duruyorsun. 

Durum bu iken âdet yerini bulsun, öncekilere okuduk, buna da okuyalım, zaten yaptığımız bir şey yok. Bu vesileyle Kur'an okumuş oluruz düşüncesiyle hatim okumaya, okutmaya ve beklenti içerisine girmeye bir son vermek lazım. Çünkü istek ve iştah yok. Zorla güzellik olmuyor. Gruplarda olan kişilerin elini de rahatlatmak lazım. 

Cenazenin ardından yaptıklarımız sadece hatimden ibaret değil. Ölenin altını üstünü görme diyebileceğimiz iskatı salat da özellikle Konya'da dini bir vecibeymiş gibi yapılıyor. 

İskatı salatı ilk defa duyanlar için kısaca değineyim: "Vefat eden bir kişinin kılmadığı farz ve vitir namazı borçlarını, geride bıraktığı malın üçte birinden fidye (sadaka) ödenerek düşürülmesi ve bağışlanması umuduyla yapılan dini bir uygulamadır". (Sorularla İslamiyet) 

Hatim ve iskatı salat yerine cenazeyi duyurmak, cenaze yakınlarına telefon açarak veya mesaj göndererek başsağlığı dilemek, vefat edenin cenazesine katılmak, imkan varsa taziye yerine yemek ya da ikramlık götürmek, orada rahmet dilemek, gerekirse Kur'an'dan bölüm okumak, taziyede vefat edenin ardından iyi şeyler konuşmak, cenaze yakınlarını teselli etmek daha uygun olanı. Cenaze sahibi de "Sağ olsun, üzüntülü günümüzde hep yanımızda idi. Sayıp geldi. Kara gün dostuymuş diye düşünür. 

Bu yazdıklarım kendi gözlemlerim ve değerlendirmem. Katılır veya katılmazsınız. İsteyen hatim okusun, isteyen de iskatı salatı ifa etsin. 

Kıyas-ı Bâtıl

Mart ayında Berlin'de iken bir petrol istasyonunun önünden geçerken yanımdaki arkadaş dizelin fiyatını gösterdi. 2 küsur avro idi. "Bak, burada yakıt pahalı. Bizim ülkemizde daha uygun" dedi. Arkadaşa, TL'ye vurursan öyle. Ama TL'ye vurmak doğru değil. Ona bakarsan burada tuvalet fiyatı da 1 avro. Bizim paraya vurursan, bir wc 55 liraya tekabül ediyor. Bu durumda insanın ihtiyacı olmasına rağmen tuvalete gidesi gelmez. Bizim ülkemizde paralı olan wc'ler 10-20 lira arasında değişiyor. WC'yi de böyle kıyaslarsak wc fiyatları bizde ucuz, Avrupa'da pahalı deriz. 

Ardından devam ettim. Daha dün burada markete girerek kaç poşet yiyecek aldık. Hepsine 50 avroya yakın para verdik. Bizde bunun karşılığı 3 bin liraya yakın. Burada düşünmemiz gereken Avrupa pahalı, bizde uygun demek değil, paramızın değerinin olmaması esas büyük sorun. Burada 50 avro tek para uzatıyorsun. Bunun karşılığında bizim en büyük paramız olan 200 liradan 14 adet vermemiz gerekiyor. Bizim ülkemizde fazla parayı saymak için para sayma makinesi gerekir. Çoğu zaman cüzdana girmez, cepte taşınmaz. Ev, bark alırken elden nakit  vereceğin zaman poşetle balya balya para taşımak lazım. Bir parayı para yapan bir ülkeyi ülke yapan bir ülkeyi değerli kılan parasının değeridir, alım gücüdür. Maalesef paramızın değeri yok. Burada ucuz, şurada pahalı demek yerine paramızı değerli kılacak adımlar atmak gerekiyor. 

Ayrıca piyasayı değerlendirmenin yolu alım gücüdür. Dizelin 2 küsur olduğu burada, bir Alman, asgari ücretiyle kaç litre yakıt alabiliyor, bizim ülkemizde asgari ücretli kaç litre alabiliyor? Kıyas böyle yapılmalı dedim. "Haklısın, paramızın değeri yok" dedi. 

Arkadaşın yaptığı bu kıyası, yetkili, yetkisiz herkes, özellikle savunmaya geçenler yapıyor. Buna züğürt tesellisi mi, suç bastırmak mı, savunma psikolojisi mi, gerçekleri örtmeye çalışmak mı, insanımızın ve milletin aklıyla dalga geçmek mi demek lazım? Bilemedim gitti. 

Kıyas yapalım yapmaya ama insafı elden bırakmayalım. Zamana, zemine ve ortama göre farklı kıyas yapmayalım. Kıyas yaparken sapla, samanı karıştırmayalım. Gülünç duruma düşmeyelim. Çünkü adı üzerinde kıyas yapıyoruz. Kıyas dediğin cuk oturmalı, taşı gediğine koymalı. Muhatap ama, fakat, lakin dememeli. Kıyasa hak vermeli. 

Burada yakıt bizde pahalı, Avrupa'da uygun diye bir iddiam yok. Eğer ülkemizde yakıt pahalıysa akaryakıtta dışa bağımlı olduğumuzdan ve yakıtı dolar karşılığında aldığımızdandır. Petrolün varili yükseliyor, bizi buluyor, döviz yükseliyor, daha doğrusu paramız eriyor, bize zam olarak yansıyor. 

Hasılı, paramız döviz karşısında erimesin, bizim paramız da avro gibi değerli olsun, varsın bizde de dizel 2 hatta 3 avroyu geçsin. Kıyas yapalım ama kıyasımız kıyas-ı bâtıl olmasın. Çünkü bu şekil kıyas, "görünüşte doğru ve mantıklı gibi duran ancak temelde veya mantık yürütme sürecinde yanlış olan kıyaslama ya da mantık hatası" demektir. Lütfen mantık hatası yapmayalım. 

Birilerini Gönülleme İnadımız

Okulların açıldığının ilk haftası bir sınıfın ilk dersine girdim. İsimleri okuyarak yoklama yapıyorum. İki isimli bir öğrenci, "İlk ismimi kullanmıyorum. Onu okumasanız" dedi. Kullanmadığın isim babaannenin ismi mi dedim. "Evet" dedi. Bu isim söylenince rahatsız mı oluyorsun dedim. "Hem de nasıl" dedi. Bu durumda, ister 18 yaşını doldurunca ya da babanın mahkemeye dilekçe vermesiyle ismini teke düşürebilirsin dedim. "Öyle yapacağım" dedi. Baban, annesinin adını koyarak babaannenin gönlünü yapmış. Ama bu ismi koyarken senin gönlünün olup olmayacağını düşünememiş dedim. "Onun gönlü olacak diye bunu yapmamaları gerekirdi. Yanlış" dedi.

Öğrencinin bu derdine yanındaki arkadaşları da eşlik ederek onun derdine tercüman oldular. Öğrencilere, çift isimlilerin çoğunun hikayesi sizinki gibi. Annemin, babamın gönlü olsun diye veriliyor. Çocuğuna annesinin, babasının ismini verme konusunda anne babalar beklenti içerisine giriyor. Konmayınca gönül koyan olabiliyor. Anne, baba da mecburen koyuyor dedim. "Olur mu öyle şey, bizim günahımız ne" dediler. Anne, babanıza kızıp gönül koymayın. Toplumda da böyle bir beklenti var. Yarın siz de babaanne olduğunuzda belki böyle bir beklentiye girersiniz dedim. "Biz asla öyle yapmayız" dediler.

Aynı gün bir başka sınıfa girdim. 32 kişilik mevcuttan sadece 4 öğrenci vardı. 2 tanesi çift isimli idi. Yoklama yaparken şu isim babaanneniniz adı mı dedim. "Evet" dediler. Adımı taşıyorsun diye babaannen fazladan harçlık veriyor mu dedim. "Yok, vermiyor" dediler. Niye dedim. "Kendinde yok ki bize versin" dediler.

İkinci girdiğim sınıftaki çift isimli öğrencilerde babaannelerinin isimlerini taşımada bir rahatsızlık duyduklarını sezmedim ama ilk girdiğim sınıftaki öğrenci, öyle anlaşılıyor ki babaannesinden nefret ediyor. Bu öğrencinin bu konuda tek olduğunu sanmıyorum. Daha önce çalıştığım bir başka okulda da isim listesinde babaannesinin ismini karalayan öğrenci bilirim. Yine bir başka öğrenci, "Şu ismimi lütfen okumayın. Nefret ediyorum" demişti.

Elbette, çift isim taşıyıp bir tanesi babaannesinin ismi olanların tümü, taşıdıkları bu isimden nefret ediyor değildir. Babaannesiyle arası iyi olanların, taşıdığı isminden mutlu olanları da vardır.

Yalnız şu bir gerçek ki çocuğa iki isim vermek doğru değil. Ne yapıp ne edip tek isim vermek gerekiyor. Özellikle kız çocuklarına tek isim vermede daha bir özen gerekir diye düşünüyorum. Çünkü son yılların modası, evlendikten sonra bazı kızlar kızlık soyadını da kimliğe ekletiyor. Bu durumda kadının hem ismi hem de soyadı çifleniyor. Upuzun bir isim olup çıkıyor. Bir de soyadların biri ya da her ikisi birleşik kelimeyse eyvah ki eyvah. Çoğu okullarımızın ismi de çift isimlilerden farklı değil. Özellikle hayırseverler tarafından yapılan okul isimleri maalesef çok uzun.

Çift isim vermede bir başka sorun, ismin biri kullanılırken diğeri kullanılmıyor. Kullanılmayacaksa niye veriliyor o zaman? 

Çift isimlerde bir başka sorun, iki ismin uyumlu olmaması. Uyduracaksak da zorlamamak ve yakışanı vermek lazım. 

Hem okullara hem de çocuklarımıza isim verme konusunda yetkililerin ve anne ve babaların özen göstermesinde fayda var. Büyükanne ve büyükbabalar da çocuklarını rahat bırakmalı, beklenti içerisine girmemeli, ismi konmayınca gönül koymamalı. Hatta oğul ve gelinine, "Dilediğiniz ismi verin. Asla benim ismimi koymayın" demeli. Anne ve babanın elini rahatlatmalı. Çünkü ismi kendileri değil, torunu taşıyacak. Bırakalım da çocuklarımızın isimleri tek olsun. Çift isim vererek onlara yük yüklemeyelim. Zaten kendi dertleri kendilerine yeter. Hele bir ailede kaç torun olursa olsun, her bir oğlana büyüğün adını vermek ve yanına ikinci bir ismi eklemek olacak şey değil. Karışıklığa sebebiyet veriyor. Ondan sonra da Mehmet dendiği zaman hangi Mehmet diye soruluyor.

Hasılı, farklı, telaffuzu kolay, yanlış yazıma sebebiyet vermeyen, anlamı güzel, ismiyle müsemma kısa isimler vermek en doğru olanı olsa gerek.