5 Eylül 2026 Cumartesi

Konyalıdaki Etli Ekmek Sevdası

Konya dendiği zaman ilk başta etli ekmek akla gelir.

Her bir yerde, mahalle aralarında dahi etli ekmek yapan fırınlar var.

Etli ekmek yapmayan lokanta yok gibi.

Konyalı olup da etli ekmek yemeyen, dışarıdan gelip de etli ekmek yemeyen yoktur. 

Bir zamanlar ana menümüz ve milli yemeğimiz bulgur pilavı iken şimdi etli ekmek oldu. Bazen canımız çektiği için keyiften bazen de öğünü baştan savmak için.

Veriyoruz kendimizi etli ekmeğe. 

Kah malzemesini hazırlayıp fırına veriyoruz bazen de lokantaya atıyoruz kendimizi. 

İyi etli ekmek yapan yeri aradığımız da bir realite. 

Sıcağı sıcağına yeriz. Yanında da ayran eksik olmaz. Etli ekmek sıcak, ayran da soğuk. İkisi midede buluşuyor. Mide bu menüden ne derece memnun, bilinmez. 

Sıcağı sıcağına yiyince insan ne yediğini de unutuyor. Tek yiyeni olduğu gibi 1,5'tan ödün vermeyen hatta duble yiyenler bile var. 

Kısaca, etli ekmek bizim can simidimiz. Her yerde her zaman imdadımıza yetişir. Kendimizi kolay yoldan lokantaya attığımız gibi gelen misafiri de etli ekmek yedirmeye götürürüz. 

Eve misafir gelecekse ilk ve son akla gelen menü etli ekmektir. 

İftara bile etli ekmek yaptırıyoruz. 

Ev mi taşıyoruz. Taşıyıcılara etli ekmek yaptırırız. İnşaatta çalışanlara ekmek vermeyiz ama nedense ev taşıyanlara etli ekmek yedirmek evini taşıtan için bir zorunluluk oldu. Taşıma bedeli dışında bahşiş de cabası. Günde kaç ev taşıyorlarsa taşıyıcıların hiç tok olduklarını görmedim. Nereleri yer, bilemedim gitti. 

Hasılı, içimiz, dışımız, öğle ve akşamımız, hafta içi ve hafta sonumuz, taziyeye götürdüğümüz, taziyede yediğimiz etli ekmek. 

Fazlası dokunurmuş, kilo yaparmış, şekeri yükseltirmiş No problem. Atın ölümü arpadan olsun.

Yeter ki öğün savsın. Biz etli ekmek kafalı Konyalılara bir şey olmaz. 

Dertsiz İnsanı Ara ki Bulasın

Cuma namazı öncesi market önünde biriyle karşılaştım. Hal hatır, şura bura derken memlekete gider gelir misin dedim. "Gitmem. Nere gideceğim, kime uğrayacağım. Abilerimin hepsi vefat etti. Yeğenlerle de araya mesafe koydum" dedi. 

Sizin durumunuz iyi bildiğim kadarıyla. Atadan kalma yerleri paylaşmadınız mı dedim. "Var da paylaşamıyoruz. Öylece kaldı. Veresenin ikisi reddi miras talebinde bulundu" dedi. Borç mu var dedim. "Abimden kaynaklı borç var. Satalım diye harekete geçiyoruz. Biri bizden habersiz bir alıcı ayarlıyor, kalıyor. İşin içine miras girince 'Babamdan sonra yeni babam sensin' diyen yeğenlerim bile değişti" dedi.

Sonra anamgil yedi kardeşmiş. Dedemin 7 bağı varmış. Daha ölmeden 'Şu bağ senin, bu bağ senin" diyerek herkese paylaştırmış. Bağı bari alayım diye bağın peşine düştüm. Bize düşen bağı falanın deyip falan teyzemin üzerine geçirmişler. Teyzem öldü. Oğluna kaldı. Oğlu da öldü. Yeğeni aradım. Yeğenim, sizdeki falan bağ bizimmiş. Şahitler de var. Uygun bir zamanda üzerime alayım dedim. Yeğen pek oralı olmadı". 

Gel zaman git zaman yeğeni tekrar aradım. Yeğenim, iki şahit var. Şu bağı alayım dedim. "Dayı, şahitler falan falan mı" dedi. "Evet" dedim. Ardından, "Dayı, ben bağ falan vermem. Tapu bizim üzerimizde. Eğer dediğin gibiyse öbür dünyada babamla konuşur, halledersiniz. Ben veremem" dedi. "Ben de bırakıverdim peşini. Varsın onların olsun dedim" dedi.

Ardından "falanla ara ara şurada otururuz" dedi. O dediğin sosyal medyada çokça paylaşım yapıyor dedim. "Tuzu kuru da ondan. Ben yapamam onun yaptığını. Benim de çok söyleyeceğim var o alemde ama hiçbir şey paylaşmadığım gibi emoji bile bırakamıyorum" dedi. Emeklisin. Görüşlerini rahatça paylaşabilirsin dedim. "Emekli olmaya emekliyim ama iki çocuğumun ikisi de öğretmen. Yazdıklarımdan dolayı onların başına halel gelsin istemem" dedi.

Bu ayaküstü konuşmadan anladığım, her işimiz gibi miras işimiz ve paylaşımımız da sorun. Birimizin borçlu olması paylaşımı engelliyor. Zamanında sözle yapılan paylaşım kayda geçirilmediği için vereseler arasında anlaşmazlıklar ortaya çıkıyor. Hakkı olmadığı halde tapuyu bir şekil üzerine geçiren de tapuyu devretmeye yanaşmıyor. Anlaşılan o ki helal ve haramdan anladığımız domuz eti yememekten ibaret. İşin içine miras girince yeğen amcayı saymıyor.

Sosyal medya çekincesi ise çoğumuzun elini, kolunu ve dilini bağlıyor. Daha emekli değilim diyor, emekli olunca da çocuklar ve torunların geleceği için insanımız her şeyi içine atıyor.

İlk defa tanıştığım hemşerim ayaküstü içini böyle boşalttı belli ki derdi çok. Ben de uzaktan gözlemlediğime göre ne kadar sakin ve güleç sanırdım. Belli ki bu dünyada dertsiz insan herhalde yoktur. 

Operasyonlara Dair

Neredeyse operasyonsuz günümüz geçmiyor. Adeta baş döndüren bir operasyon hali yaşıyoruz. Operasyon ülkesi olduk dense yeridir: Belediyelere, holdinglere; suç, terör, uyuşturucu, kişilere; tarikat liderlerine, gazetecilere, siyasetçilere vb.

Operasyonların kimi yeni kimi eski defterler. 

Hepsi de mahkemede bitiyor. Kiminin davası yıllar yılı sürüyor, kimininki başlar başlamaz bitiyor kimininki çorap söküğü gibi yeni operasyonlara yelken açıyor. 

Mahkemelerin işi eskiden beri çok. Herhalde bu devirdeki gibi yoğun olmamıştır. Öyle zannediyorum, hakim ve savcıların elinde çözümlenmesi gereken yüzlerce dosya vardır. Çözüm bekleyen dosya çokluğu gecikmiş adalet, adalet değildir anlayışına zemin hazırlar. 

Ortada suç ve suçlu varsa elbette operasyon yapılsın. Yapılan operasyon sonuçlarıyla birlikte kamu vicdanında makes bulsun. Bir daha olmayacak şekilde suçun kökü kurutulsun, suçlu cezasını çeksin, kurumlar temizlensin, kimsenin yaptığı yanına kâr kalmasın, mahkemeler herkese adalet dağıtsın.

Adamına göre kişiye veya bir zümreye özel had bildirmeye yönelik operasyon olmasın. Öyle operasyon yapılmalı ve sonuç alınmalı ki bu yolun yolcularına darbı mesel olmalı. Herkes kendisine çekidüzen vermeli. 

Fakat yapılan operasyonların çokluğundan anlaşılıyor ki kimsenin ders aldığı falan yok. Adeta suç içimize ve işimize işlemiş. Yapılan operasyonlardan sonuç alınmış olsaydı başka başka yerlerde yeni yeni operasyonlara gerek kalmazdı. 

Görünen o ki herkes işinde ve gücünde malzeme vererek iş yapıyor. Hiçbir kurum ve yerimiz yönetimde kurumsallaşmamış. 

Bir suç toplumun hemen hemen tüm kurum kuruluş ve kişilerine sirayet etmişse toplum olarak kokuşmuşuz demektir. Bu kokuşmanın operasyonlarla da önüne geçilmez. 

Görünen o ki kurum ve kuruluşlarda yönetim açıklığı var. Açıklığı bulan buraları bir şekil dolduruyor ve kendine doğru yontuyor. 

Yapılan operasyonlardan sonuç almak için yapılan operasyonların siyasi ve had bildirmeye yönelik olduğuna dair belleklerdeki izi silmek lazım. Operasyonun ucu kime uzanırsa sonuca gitmek lazım. Bazılarını görüp bazılarını sumen altı etmemek lazım. 

Hele eski defterleri yeniden açılmasını hiç anlamış değilim. Eğer çözülemeyen eski defterler açılacaksa önünde deliller olduğu halde bu dosyayı sonuca götürmeyen yargı mensuplarından ilk önce hesap sormak lazım. Onlara bu dosyayı niçin sumen altı ettin denmeli ve bedelini en ağır şekilde ödemeli. Sonra dosya açılmalı. 

Kısaca operasyonlar vakayiadiyeden olmamalı. Kimi operasyonlar sadece gaz almak için açılmamalı.

Operasyon yapılırken de suçlu bile olsalar zanlıların masumiyetine halel getirilmemeli. Daha ortada mahkeme kararı yokken ifadeler çarşaf çarşaf gazetelerde yer almamalı. Davanın gizliliğine azami gayret gösterilmeli. Topluma mal olmuş konularda başsavcı; yerinde, zamanında ve kıvamında bilgilendirme yapmalı. Kişilere itibar suikastı yapılmamalı. Hele itibar suikastını bazıları için elzem görürken bazılarını el üstünde tutmamalı. Suç ve suçlu korunmamalı. Hakim, savcı, avukat ve taraflar arasında kalması gereken mahrem bilgiler ortaya servis edilmemeli. 

Devlet dediğin operasyonları zamana bırakmaz. Kurum, kuruluş ve kişiler suça belenmeden sıcağı sıcağına müdahale ederek olaya el koyar. Devletin görevi, insanının suça bulanmasını önlemek, suç kişi ve kişilere sirayet etmeden onları o badireden kurtarmak olmalı. Temiz toplum da böyle olur.

Operasyona maruz kalanlar da haklarını arasın. İpe un serer ek, manipüle yoluna gitmesin. Suça karışmış insanını anası ve babası olsa da korumaya ve savunmaya kalkmasın. Çünkü her korunma ve savunma yeni suç işlemeye kapı aralar.