5 Eylül 2026 Cumartesi

Devlet Adamı mı, Siyasetçi mi?

Ülke olarak yediden yetmişe politik davrandığımız, akşam sabah kimimiz amatör kimimiz profesyonel siyaset yaptığı, bilir bilmez siyaset konuştuğumuz, kutuplaştığımız, siyasetin hep gündemi belirlediği, ülkenin geleceğini ilgilendiren kararlar aldığı bir gerçek.

Siyaseti profesyonel yapanları bir tarafa bırakıp işi ve gücü siyaset olmayan insanımızı siyasetten uzak tutmak, hatta koparmak gerek. Herkes işine odaklanmalı. Siyaseti de profesyonel siyaset yapanlara bırakmalı. 

Profesyonel siyaset yapanlara da siyasetçi ve politikacı rolü yerine devlet adamı misyonu yüklemek lazım. Siyaset yapan herkeste aranan tek kriter devlet adamı ciddiyeti olmalı. Devlet adamlığını öncelemeyen siyasetten el etek çektirilmeli.

Siyasetçi ve devlet adamı ne fark eder, aynı şey diyebiliriz. Nazarımda siyasetçi ile devlet adamı arasında dağlar kadar fark var:

Siyasetçi bir sonraki seçimi düşünürken devlet adamı memleketin geleceğini düşünür. 

Siyasetçi oy ve seçmen endişesiyle radikal karar alamazken devlet adamı radikal kararlar alır.

Siyasetçi beş yılı hesaba katarken devlet adamı devletin yüz yıllık planını yapar. 

Siyasetçi günü kurtaran siyaset yaparken devlet adamının böyle bir günü olmaz. 

Siyasetçi seçime giderken seçim ekonomisi uygularken devlet adamı böyle bir şeye tevessül etmez. 

Siyasetçi hep konuşur hep reklamını yapar hep öncesini kötülerken, öncekilerin yapıp ettiğini kırıp dökerken devlet adamı hep düşünür, soğukkanlı hareket eder, icraat yapar, yaptığının önünü arkasını, yarınını hesaba katar, devlette devamlılık esas düşüncesiyle geçmişi kötülemez, reklam yapmaz, üzerine ek yaparak katma değer üretir.

Siyasetçi baht uğruna ülkenin geleceğini tehlikeye atma riski taşırken devlet adamı devletin geleceğine halel getirmez. 

Siyasetçi bedel ödemezken devlet adamı bedel öder. 

Siyasetçi demagoyi yaparken, gerekçe üretirken, yapamayacağının sözünü verirken devlet adamı bunlara yüz vermez. 

Siyasetçi bir ülkeyi batırır da çıkarır da. Devlet adamı için ülkeyi batırma söz konusu değildir.

Siyasetçi tekrar seçim kazanmak için kalan son kurşunu da atarken devlet adamı son kurşunu kötü günler için saklar. 

Siyasetçi her şeyi kendine bağlamaya çalışırken devlet adamı ülkeyi kurumsallaştırmaya çalışır.

Siyasetçi taşları oynatırken devlet adamı taşları yerinden oynatmaz. 

Hasılı, ülkenin geleceği siyasetçilerde değil, devlet adamlarındadır. Bol bol siyasetçi yetiştireceğimize devlet adamı yetiştirelim. 

Şehir Yönetimine Neşter

Belediyelerin:

Devlet içinde ayrı birer cumhuriyet, 

Devlet içinde devlet, 

Devletin kara deliği, 

Adeta tek kişi yönetiminden ibaret,

Paranın en kolay harcandığı,

Paranın çarçur edildiği, 

Partilerin arpalığı, 

Borç içerisinde yüzdüğü,

Her şeyin kılıfına uydurulduğu... 

Yerler olduğuna dair doğru ya da yanlış bir anlayışa sahibim. 

Belediyelerle ilgili yapılan yolsuzluk, rüşvet vb. operasyonların yapıldığı ve bu operasyonların sayısının çok olduğu göz önüne alındığında, belediyelere dair kanaatimin yersiz olmadığı anlaşılacaktır. 

Görünen o ki belediyelerimizde bir tükenmişlik söz konusu. Tedbir alınmaz, belediyeler kendi haline bırakılırsa işin içinden çıkılmayacaktır. Ne yapıp ne edip belediyeleri şeffaf, hesap verebilir ve hesap sorulabilir yerler haline getirmemiz gerekir. Öyle bir denetim mekanizması kurulmalı ki belediyeler hukuk ve kanun dışına çıkamamalı. Öyle yapılandırmalıyız ki belediyeler sadece hizmet yapan kurumlar olarak anılmalı. Ötesi kimsenin aklına gelmemeli. Rantın döndüğüne dair en ufak bir kıvılcımda belediye yetkililerinin yakasına yapışılmalı. Öyle bir belediye sistemine imza atmalıyız ki ne tutuklanan belediye başkanı olsun ne kayyıma devredilsin ne de yeni başkan vekili seçimi yapılsın. 

İşe, hazır PKK tehlikesi bitmişken şehirdeki iki başlılığa son vererek başlayabiliriz. Güvenlik ve asayişten biri, diğeri de alt yapı ile uğraşmamalı. Hepsi tek elde toplanmalı. Yani illerde ya valiler ve kaymakamlar ya da belediye başkanları şehri yönetmeli. 

Vali ve kaymakamlar yönetecekse atama yoluyla geleceği için ayrıca mahalli idareler seçimine gerek kalmaz. Devlet atar, beceremeyen vali ve kaymakamı alarak yerine bir başkasını atar. Vali ve kaymakamlar da mevzuata göre iş ve işleyişlerini yerine getirir. Bu durumda belediyelere operasyon olmaz, kayyım da atanmaz. 

Burada vali ve kaymakam seçilmiş değil, atanmış denebilir. İllerde o kadar atanmış müdürler var. Merkez teşkilatta genel müdür ve daire başkanları var. Bunlar da işlerini mevzuata göre yapıyorlar. Hepsi de denetime tabi. 

Şehirleri seçimle gelen belediye başkanları yönetecekse belediye başkanları, vali ve kaymakamların üstlendiği güvenlik ve asayişten de sorumlu olmalı. Şehri yönetirken belediyeyi partisi ve teşkilatının emrine veren değil, bir vali mantığıyla yönetmeli. Gerekirse yanında yardımcı olarak devletin atadığı vali yardımcıları görev yapabilir. Bu vali yardımcıları işleyin mevzuata göre yürütülmesinden ve asayişten sorumlu olabilir. Belediyelerde kurumsallaşma yerleşinceye kadar vali yardımcıları geçici olarak görev yapabilir. 

Kısaca, şehirlerin yönetiminde siyaset olmamalı. Tek ölçü, şehrin sorunlarını çözmek ve güvenli bir şehir ortamı oluşturmak olmalı. 

Şehirleri büyük, küçük şehir olarak tasnife son verilmeli. Bir şehir merkezinde merkez ilçe belediyesi ya da kaymakamlık olmamalı. İlçelerde ayrıca seçim yapılmamalı. Hepsine belediye başkan yardımcısı atanmalı. 

Kısaca, şehirlerde çift başlı yönetim istemiyorum, şehirlerde şehir siyaseti istemiyorum, şehirlerde rant istemiyorum, şehirlerde operasyon istemiyorum, şehirleri birilerine makam ve mevkii dağıtılan yerler görmek istemiyorum, şehirlerde huzur istiyorum huzur. 

Siyasetimizin İtibar Kaybı

2024 mahalli idareler seçim sonuçlarına göre seçimi kazanan belediye başkanlarının başına gelen, pişmiş tavuğun başına herhalde gelmemiştir. 

Bu dönemde görev yapan belediye başkanları kelle koltukta belediye başkanlığı yapıyor dense yanlış olmaz. Çünkü, 

Suç işlediği iddiasıyla çok sayıda il ve ilçe belediyesine operasyonlar yapılıyor. Her güne yeni bir belediyeye yapılmış operasyonla uyanıyoruz desek yanlış ve abartı olmaz. 

Suç isnadıyla operasyon yapılan belediye sayısı o kadar çok ki “bana ne zaman operasyon yapılacak” diye gününü bekleyen belediye başkanı sayısı da öyle zannediyorum az değildir. 

Bu dönemde belediye başkan adayı olup da seçilince sevinen ama sevinci kursağında kalan ve yanlış zamanda belediye başkanı seçilmişim, kör talihime yanayım diyen belediye başkanı sayısı da az değildir. 

Öyle zannediyorum, hiçbir belediye başkanı rahat çalışıyor değildir. Şöyle yaparsam operasyon yer miyim korkusu yaşıyordur. 

Operasyon yapılan belediyelerle ilgili iddialar gerçekse vahim bir durum söz konusu. Çünkü suç ve pislik hem paçadan akıyor hem de belediyelerin çoğuna suç ve pislik sirayet etmiş demektir. İddiaların aslı astarı yoksa bu da vahim bir durumdur. 

İş, suç isnadıyla belediyeye operasyon yapmakla bitmiyor. Belediye başkanı başta olmak üzere belediye üst düzey görevlileri için gözaltı, tutuklama, yargılama süreci başlıyor, belediye başkanı görevden el çektiriliyor. 

Ardından belediyede yeni başkan vekili seçimi yapılıyor. Seçim öncesi ittifaklar kuruluyor, hesap ve kitap yapılıyor. Gerekirse transfer yoluna gidiliyor. 1,2,3,4 tur yapılan seçim sonrası tartışma bitmiyor. Seçimi kaybeden soluğu mahkemede alıyor. Mahkeme iptal kararı verince seçim yenileniyor. 

Yeni başkan vekili, tutuklanan belediye başkanının partisinden olduğu gibi bir başka partinin adayı da kazanarak belediye el değiştirebiliyor. Yani zamanında kaybettiği belediyeyi iki yıl sonra yeniden kazanmış oluyor. 

Yeni başkan vekili seçiminde, her il ve her ilçe için olmasa da bazısında Güneş Motel modelinin izlerini görmek mümkün. 

Kısaca, bu kadar belediyeye operasyon yapılması, belediyelere kayyım atanması, belediye başkanlarının tutuklanması, yeni başkan vekilliği seçimleri, bu seçim öncesi belediye meclisi üyeleri arasından istifalar ve parti değiştirmeler hiç normal değil. 

Her şeyden geçtim, yeni başkan vekili seçimlerinde etik değerler ve teamüllerden eser göremedim. Çünkü kazanmak için her yol mubah sözü bu seçimlerin geçer akçesi oldu. 

Ne demek istiyorum? Diyelim ki bir belediye başkanı suç isnadıyla tutuklandı ve görevinden el çektirildi. Bana göre başkanın yerine seçilecek yeni başkan vekili seçimi formalitenin yerine getirilmesinden ibaret olmalıydı. Tutuklanan belediye başkanı hangi partidense o partiden yeni başkan vekili seçilmeliydi. Diğerleri aday göstermemeliydi. Aday gösterse bile bu aday formaliteden ve sembolik olmaktan öte bir anlam taşımamalıydı. İlk iki turda oylamaya katılan adayların ikinci turun ardından adaylıktan çekilmeliydi. Gerekirse oy vererek yeni başkan vekilinin salt çoğunlukla seçilmesi yönünde centilmenlik yapılmalıydı. Çünkü belediye seçimlerinde seçilen adayın kişiliği önemli olsa da seçmen partiye oy verir. Yeni başkan vekili seçiminde de seçmenin bu tercihine saygı gösterilebilirdi. 

Hasılı, partiler mahalli seçimlerde kazanamadığı belediyeyi yeni başkan vekili seçimi sonrasında kazanabilir ama bu kazanmayı ben kazanma olarak görmem. Bu kazanma, kazanırken kaybetmektir. Siyasette bazen kaybederken kazanmayı prensip edinmemiz lazım. 

Ne zaman ki her türlü seçimde ahlak, etik değerler, centilmenlik ve teamüller çiğnenmez, o seçimler bir fazilet ve erdem yarışması olur. Siyasetin itibar kazanması da bu ilkelere uygun hareket etmekle olur. Değilse, herkes birbirini aşağıya çeker, siyaset itibar kaybına uğrar. Ki siyasetimizin tutulacak tarafı kalmadı. Neresinden tutarsan elinde kalır. Bunda ilkesizliğimizin payı büyüktür.