28 Temmuz 2026 Salı

Kafeye Gidecekleri Mağdur Etmeyelim!

Fî tarihinde öğrenci, öğretmeni ve muhitiyle farklı bir okulda çalıştım.

Okulda mescit yoktu. Ramazan ayının geldiği hiç belli olmazdı. 

10-12 kadar namaz kılan ve oruç tutan öğrencisi vardı. Öğretmenlerin pek azı dindar ve mütedeyyin idi.

Okulda öğle arasında dışarıya çıkış yoktu. Namaz kılacak öğrenciler ya okul sırasında namaz kılardı ya da ihata duvarından atlayarak okulun yakınında inşaati devam eden alt katında namaz kılınan camiye giderek namazını eda ederdi.

Bu öğrencilere, bahçe ve dış kapı nöbetçi olduğum zamanlarda duvardan atlamayın. Gelin çıkmanız için size yardımcı olurum dedim.

Bir defasında dış kapı nöbetçisi iken namaz kılmak için izin istemeye gelen öğrenciyi gören okulun bir görevlisi, "Yalan söyleme. Ne namazı? Bugün cuma mı" dediğine şahit oldum.

Bugün cuma mı denmesi bile okulun, okul çalışanlarının çoğunun dine mesafeli olduğu hakkında bir bilgi verir sanırım. 

Bu böyle olmayacak. Namaz kılan öğrenciler için bir şey yapmalıyım dedim. Biraz hukukum olan müdür başyardımcısına gittim. Hocam, 10-12 kadar namaz kılan öğrenci var. İsimlerini versem de öğle arası bu çocuklara dışarı çıkmaları için izin verilse dedim. "Bunu müdür beyle görüşmem lazım" dedi. Hocam, siz inisiyatif alsanız olmaz mı? Çünkü bu konu müdür beye giderse müdür bey izin vermez. Bu sorun çözüme kavuşmaz dedim. "Müdürle görüşmem lazım" dedi tekrar. Peki dedim. 

Okulun müdürü ise İHL mezunu, daha önce müdür yardımcısı olarak İHL'lerde çalışmış biri. Böyle olmasına rağmen ne namaz kılarken gören var ne cumaya gittiğini ne de oruç tuttuğunu. Kimsenin inancını sorgulama imkanım yok ama gözlemim içeriden biri olmasına rağmen bu konulara mesafeli biri idi. 

Müdür başyardımcısı bu konuyu müdür beye iletmiş. "Namaz kılacaklara izin verirsek, kafeye gitmek isteyenlere de izin vermemiz gerekecek" demiş. Yani olmaz demiş. Ben de hocam, kafeye gidecekler bari mağdur olmasın. Namaz kılacaklar bir şekilde halleder. Onlara izin verilsin dedim. Başyardımcının odasından çıktım. 

Bu anekdotu bırakıp buradan bir başka konuya geçeceğim. Malumunuz bu ülkenin geçmişten günümüze terör meselesi var. PKK, DHKPC, FETÖ gibi.

Bu ülke PKK'den çok çekti. 15 Temmuz 2016 tarihi itibariyle FETÖ ile tanıştı. FETÖ gerçek yüzünü kanlı bir şekilde 15 Temmuzda gösterirken PKK, 1980'lerden beri bu ülkede terör yaptı. Asker, öğretmen, sivil, öğretmen, çoluk çocuk demeden sinsi bir şekilde öldürdü. 

İster PKK ister FETÖ ister başka bir örgüt olsun, elini kana bulaştıran bu tür örgütlerin masumu olmaz, ehven olanı da. Yine de karşılaştırmak gerekirse PKK demek kan ve gözyaşı demek. FETÖ ise 15 Temmuzda darbeye kalkışmış. 252 kişinin ölümüne sebep olmuş bir örgüt. Başarılı olamayınca elebaşıları efendilerinin yanına kaçtılar. Suçüstü yakalananlar ise yargılanıp mahkum oldular. Çoğu kimse de bu terör örgütünün üyesi gerekçesiyle işinden, aşından oldu. 

Devlet, zamanında PKK ile mücadele ettiği gibi elbette FETÖ ile de mücadele edecek. Şu var ki FETÖ kapsamında terörist kabul edilenlerin çoğunu halkın bir kesimi pek ikna edici bulmuyor. Çünkü bu yapının bir cemaat boyutu var, bir de örgüt boyutu. Bu yapı ile irtibatı olanlar için toptancı bir yaklaşım söz konusu. Darbeye kalkışanla, cemaatin içinde yer alanlar aynı kategoride ele alındı. 

Neyse bu konu çok su götürür. En iyisi sadede geleyim. 40 bin kişinin katili dediğimiz Abdullah Öcalan'la şimdilerde bir süreç yürütülüyor. Terör mensupları için düzenleme düşünülüyor. Bu düzenleme içine darbeye teşebbüs etmeyen, darbe şakşakçılığı yapmayan, eline silah almamış FETÖ iltisaklısı ve üyesi kabul edilenleri de dahil etmek gerekir diye düşünüyorum.

Yok bu olmaz, yapının cemaat içinde olanlar da affedilmez denirse en azından vakit kaybetmeden PKK mensupları için bir şey yapılmalı. Onlar salıverilmeli. Çünkü onlar bari mağdur edilmemeli. 

26 Temmuz 2026 Pazar

Her Yeni Eskir

Kadının kocasının adı eşekmiş. Zamanında kendi iradesi olmadan ana babasının verdiği bu isimle yaşamak adama zor gelmiş. Çünkü herkes eşek gel, eşek git demiş durmuş, eğlence konusu olmuş. Hanımı, bu ismi değiştir demiş. Kocası, iyi bildin hanım. Bu isimden kurtulmalıyım demiş.

Zaman kaybetmeden isim değişikliği için muhtarlığa müracaat etmiş. İhtiyar heyeti toplanmış. Şu isim bu isim derken heyet adama yeni bir isim vermiş. 

Yeni ismini alır almaz koca sevinçle koşarak evine gitmiş. Hanım, müjde. İsmim değişti. Artık eşek değilim demiş. Yeni ismin ne oldu diye sormuş hanımı. "İhtiyar heyeti oy birliğiyle yeni adımı sıpa koydu" demiş. Hanımı, "Be akılsız herif be akılsız  kocam! Şu aldığın isme bak. Bu gidişle sen eşeklikten kurtulamayacaksın. Çünkü büyüyünce yine eşek olacaksın" demiş.

*

En büyük hayalimiz sıfır ev alıp oturmak, evin içini birinci sınıf eşya ile donatmak. Gün gelir nasip olur. Aynı şekilde sıfır km araba almak da hedeflerimiz arasındadır. Bu da bir gün nasip olur. Kısaca her şeyi yenileriz. 

Sonra? Aldığımız her yeni ev ve araba bir gün yeni özelliğini kaybeder. Yani eskir. Çünkü her yeni olanın eskime özelliği vardır. O yüzden her yeni eskimeye mahkumdur. O yüzden ne çocuklarımıza ne firmamıza ne herhangi bir şeye yeni adını vermemek lazım.

Burada kurulan Yeni Parti'ye gelmek istiyorum. Çünkü Türk siyasi hayatına yeni bir parti daha eklendi. Adı da Yeni Parti imiş. Yeni Parti adıyla kurulan bu partinin adı Yeni olsa da aslında bu isimle bir parti Turgut Özal'ın kardeşi Yusuf Bozkurt Özal tarafından 1990 yılında kurulmuş, bu parti fazla varlık göstermeyince 1997 yılında Demokrat Parti ile birleşerek hukuki varlığı sona ermişti. 

CHP'den ayrılan 91 vekilin Yeni Parti adıyla kurduğu bu partinin ne derece varlık göstereceğini, başarılı olup olamadığını zaman gösterecek. Şu var ki vekil sayısı yönünden Meclisin 2.büyük partisi. 

Yeni Parti'ye siyasi yönüyle bakmayacağım. İsim yönünden ele alacağım. İsim bana çok sıradan geldi. Her şeyden önce eski tabirle ifade edersek, bu ülkede bakkal dükkanı açar gibi yeni parti kuruluyor. Kurulan yeni yeni partilerin çoğu da tabela partisi olarak kalıyor. Böyle giderse yarın bir başkası yeni bir partiyle karşımıza çıkabilir. Bu durumda mevcut Yeni Parti'den sonra kurulacak bir parti, bu Yeni Parti'nin yeni özelliğini yok eder. Bu durumda bu Parti olur eski bir parti. Yani yeniliği kalmaz. Sadece ismi Yeni kalır. Çünkü her yeni eski olmaya her daim adaydır. Nasıl ki sıpa eninde sonunda eşek olacağı gibi bu Yeni Parti de eski parti olacak. 

25 Temmuz 2026 Cumartesi

Parmak Uçları Burundan Büyük Olsa

Eş dostla oturup hasbihal etmek ve çay içmek için ara ara takıldığım bir çay ocağı vardı. Epeydir uğramazdım. 

Yolum üzeri geçerken eski yerimde nefeslenip bir çay içeyim. Ocak sahibine de bir merhaba diyeyim istedim.

Çay ocağı her zamanki gibi doluydu. Boş yer bulabilir miyim diye bakındım. Boş sandalye olsa da boş masa yoktu. 

Beni gören ocak sahibi sandalye masa arayışına girdi. Ben de ne yapayım diye kenarda beklerken yanında çalışanını kapıda dikilirken gördüm.

Dikilmekle de kalmıyor. Kapının bir kenarına sırtını yaslamış. Eli burnuna gidip gidip geliyor. Belli ki burnunda maden arıyor. İş iştir, ne diyeyim. Daha fazlasını yazmayayım. Çünkü ne sizin mideniz götürür ne de benim. 

Arkama bakmadan uzaklaştım o çaycıdan ve o bölgeden. Bir daha da gelmemeye söz verdim. 

Yaşını başını almış bu çay dağıtandan oldum olası haz almamıştım zaten. Ciddiliği, güler yüzü, güzel çayı, ilgi ve alakası ve temizliğiyle müşteri toplayan bu ocak sahibi bunu nasıl arayıp da buldu. Hiç anlamış değilim. 

Eyyamcı gibi orta yerde dolaşır. Seslenir, çay istersin. Yüzüne bakmaz. Baksa da duymaz ya da duymazdan gelir. Birkaç defa söylersin. Çay getirişi faul, boşları götürüşü faul, yürüyüşü faul. Kimin çay istediğini unutup masa masa dolaşır, bu çay size miydi diye. Uğramadığı tek masa çayı söyleyen kişilerin masası. Bizimdi diyenlere de kulak asmaz. Sonunda elinde çay dolaşa dolaşa, "Sizindi ya" deyip bardağı bırakması görülmeye değer. 

Midemiz götürmese de bu toplumda burunla oynamak, burnun içini çöp sepeti gibi karıştırmak, lavabo işlerini ulu orta yerde yapmak maalesef vakay-ı adiyeden. 

Böyle burnuyla oynayanları görünce şu parmak uçları burun deliğinden keşke büyük olsaydı, böylece elimizi olur olmaz burnumuza sokmaz, burunla bir imtihanımız kalmazdı diyorum. Burun da rahat ederdi, biz de.