Fî tarihinde öğrenci, öğretmeni ve muhitiyle farklı bir okulda çalıştım.
Okulda mescit yoktu. Ramazan ayının geldiği hiç belli olmazdı.
10-12 kadar namaz kılan ve oruç tutan öğrencisi vardı. Öğretmenlerin pek azı dindar ve mütedeyyin idi.
Okulda öğle arasında dışarıya çıkış yoktu. Namaz kılacak öğrenciler ya okul sırasında namaz kılardı ya da ihata duvarından atlayarak okulun yakınında inşaati devam eden alt katında namaz kılınan camiye giderek namazını eda ederdi.
Bu öğrencilere, bahçe ve dış kapı nöbetçi olduğum zamanlarda duvardan atlamayın. Gelin çıkmanız için size yardımcı olurum dedim.
Bir defasında dış kapı nöbetçisi iken namaz kılmak için izin istemeye gelen öğrenciyi gören okulun bir görevlisi, "Yalan söyleme. Ne namazı? Bugün cuma mı" dediğine şahit oldum.
Bugün cuma mı denmesi bile okulun, okul çalışanlarının çoğunun dine mesafeli olduğu hakkında bir bilgi verir sanırım.
Bu böyle olmayacak. Namaz kılan öğrenciler için bir şey yapmalıyım dedim. Biraz hukukum olan müdür başyardımcısına gittim. Hocam, 10-12 kadar namaz kılan öğrenci var. İsimlerini versem de öğle arası bu çocuklara dışarı çıkmaları için izin verilse dedim. "Bunu müdür beyle görüşmem lazım" dedi. Hocam, siz inisiyatif alsanız olmaz mı? Çünkü bu konu müdür beye giderse müdür bey izin vermez. Bu sorun çözüme kavuşmaz dedim. "Müdürle görüşmem lazım" dedi tekrar. Peki dedim.
Okulun müdürü ise İHL mezunu, daha önce müdür yardımcısı olarak İHL'lerde çalışmış biri. Böyle olmasına rağmen ne namaz kılarken gören var ne cumaya gittiğini ne de oruç tuttuğunu. Kimsenin inancını sorgulama imkanım yok ama gözlemim içeriden biri olmasına rağmen bu konulara mesafeli biri idi.
Müdür başyardımcısı bu konuyu müdür beye iletmiş. "Namaz kılacaklara izin verirsek, kafeye gitmek isteyenlere de izin vermemiz gerekecek" demiş. Yani olmaz demiş. Ben de hocam, kafeye gidecekler bari mağdur olmasın. Namaz kılacaklar bir şekilde halleder. Onlara izin verilsin dedim. Başyardımcının odasından çıktım.
Bu anekdotu bırakıp buradan bir başka konuya geçeceğim. Malumunuz bu ülkenin geçmişten günümüze terör meselesi var. PKK, DHKPC, FETÖ gibi.
Bu ülke PKK'den çok çekti. 15 Temmuz 2016 tarihi itibariyle FETÖ ile tanıştı. FETÖ gerçek yüzünü kanlı bir şekilde 15 Temmuzda gösterirken PKK, 1980'lerden beri bu ülkede terör yaptı. Asker, öğretmen, sivil, öğretmen, çoluk çocuk demeden sinsi bir şekilde öldürdü.
İster PKK ister FETÖ ister başka bir örgüt olsun, elini kana bulaştıran bu tür örgütlerin masumu olmaz, ehven olanı da. Yine de karşılaştırmak gerekirse PKK demek kan ve gözyaşı demek. FETÖ ise 15 Temmuzda darbeye kalkışmış. 252 kişinin ölümüne sebep olmuş bir örgüt. Başarılı olamayınca elebaşıları efendilerinin yanına kaçtılar. Suçüstü yakalananlar ise yargılanıp mahkum oldular. Çoğu kimse de bu terör örgütünün üyesi gerekçesiyle işinden, aşından oldu.
Devlet, zamanında PKK ile mücadele ettiği gibi elbette FETÖ ile de mücadele edecek. Şu var ki FETÖ kapsamında terörist kabul edilenlerin çoğunu halkın bir kesimi pek ikna edici bulmuyor. Çünkü bu yapının bir cemaat boyutu var, bir de örgüt boyutu. Bu yapı ile irtibatı olanlar için toptancı bir yaklaşım söz konusu. Darbeye kalkışanla, cemaatin içinde yer alanlar aynı kategoride ele alındı.
Neyse bu konu çok su götürür. En iyisi sadede geleyim. 40 bin kişinin katili dediğimiz Abdullah Öcalan'la şimdilerde bir süreç yürütülüyor. Terör mensupları için düzenleme düşünülüyor. Bu düzenleme içine darbeye teşebbüs etmeyen, darbe şakşakçılığı yapmayan, eline silah almamış FETÖ iltisaklısı ve üyesi kabul edilenleri de dahil etmek gerekir diye düşünüyorum.
Yok bu olmaz, yapının cemaat içinde olanlar da affedilmez denirse en azından vakit kaybetmeden PKK mensupları için bir şey yapılmalı. Onlar salıverilmeli. Çünkü onlar bari mağdur edilmemeli.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder