16 Şubat 2026 Pazartesi

Hac Ücretleri

Eskiden kara yoluyla hacca gitmek mesele idi. Çünkü uzun ve meşakkatli bir ibadet idi. Otobüsle gidilip gelinirdi. Dönüşte karşılamaya yakınları giderdi. Tam günü belli olmadığı için günlerce beklerlerdi. Bu yüzden, biri uzun süre beklendiği zaman "Hacı bekler gibi bekledik" tabiri kullanılır. 

Hacca gidip gelenin çevresinde ayrı bir yeri vardı. Hemen isminin başına hacı eklenir, bu şekilde hitap edilirdi.

Her kişi hacca gidip gelemezdi. Gidip gelenin sayısı parmakla gösterilirdi. 

Aynı zamanda hacca gidip gelmek zenginliğin işareti idi. Çünkü her ne kadar 'gitmeye yol bulanlar' denilse de Türkiye'den hacca gitmek maddi imkana sahip olmak demekti. 

Irak'ta meydana gelen savaş dolayısıyla kara yolu yasaklanınca hacca gidip gelenler uçakla gidip gelmeye başladı. Hacca gidip gelmek daha kolaylaştı. Bir ara 3 bin dolara gidip gelmeye başlanınca herkes hacca gidebilme imkanına kavuştu. Çünkü hac zengin ibadeti olmaktan çıktı.

Hacca gidip gelenler artınca yoğunluğu azaltmak gerekçesiyle Suudi Arabistan her ülkeye kota uygulaması getirdi.

İşin içine kota girince her müracaat edene hac çıkmıyor. Nasılsa çıkmıyor, en azından sıraya gireyim diye çoğu kimse hac başvurusu yapıyor.

Paramızın pul olmasıyla birlikte bir zamanlar 3 bin dolar maliyetli hac şimdilerde 8-9 bin dolara çıktı. Böylece hac yeniden zengin ibadeti oldu.

Hacca gidip gelmek Diyanet İşleri Başkanlığının tekelinde. Her ne kadar özel firmalara kontenjan verilse de hacı adaylarının büyük çoğunluğu Diyanet eliyle gidip gelmekte. 

Hacla ilgili hepinizin bildiği bazı hususlara kısaca değindim. Esas gelmek istediğim nokta ise hac kurasının ardından hacı adaylarından alınan hac parası. 

Bildiğim kadarıyla 2026 hac kurası 5 Kasım 2025 günü çekildi. Çekilen kurada asıldan çıkan hacı adayları kesin kayıtlarını 11-21 Kasım arası yaptırdı. Hac ücretleri ise taksitli veya peşin olmak üzere 21 Kasıma kadar anlaşmalı bankalara yatırıldı. 2.ve 3.taksitler ise 22 Aralık 2025 ve 19 Ocak 2026 tarihinde yatırıldı. 

2026 ilk hac kafilesi ise 18 Nisan 2026 günü hareket edecek, son kafile ise 22 Mayısta gidecek. 

Niyetim tarihlere boğmak değil. Dikkatimi çeken husus hac ücretlerinin üç dört ay öncesinden tahsil edilmesi. Kasım 2025'de peşin yatıran için bu süre 5 ayı bulmakta. 

Burada ister istemez bazı sorular aklıma geliyor. 

Daha önce üç bin dolara mal olan hac şimdilerde nasıl 8-9 bin dolara çıktı? Döviz bazında Suudi Arabistan zam mı yaptı ya da hac üzerinden kâr elde etmek mi amaçlanıyor. 

Hac ücretleri niçin üç-beş ay öncesinden tahsil ediliyor?

Belirtilen bankalara yatırılan hac ücretlerini Diyanet, masraflara hemen kullanıyor mu yoksa bu paralar bankalarda bu kadar ay bekletiliyor mu? 

Bu ücretler faizde mi değerlendiriliyor? Bu paralara faiz işletiliyorsa bu faizi banka mı alıyor yoksa Diyanet mi ya da devlete mi gidiyor? 

Aylar öncesinden alınan bu hac ücretlerine faiz işletiliyorsa çoğu hacı adayının buna razı olacağını düşünmüyorum. Aynı şekilde bu paraların aylar boyunca atıl durması da doğru değil. 

Diyanet otel, yemek, uçak vs. gibi birçok hizmeti peşin ödemek suretiyle bu hizmetleri daha ucuz ve uygun fiyata hallediyorsa hac ücretinin aylar öncesinden alınması makul olabilir. 

Sorduğum sorular belki cevabı bilinen sorular olabilir, belki Diyanet bu konuda daha önce açıklama da yapmış olabilir. Bu konuda bilgi sahibi değilim. Bu durumu bilen var da açıklarsa memnun olurum. 

15 Şubat 2026 Pazar

Mesaisiz Hayat

Geceleri gündüz, gündüzleri gece olan tipler var. Bunların mesai kavramları yoktur. Haliyle planlı hayatları da.

Hayatı ve zamanı planlayalım, zamanında yatıp zamanında kalkalım diye bir dertleri olmaz. Belki tek planları, gece uyanık olmak, gündüzleri de uyumak.

Kastım, mesaisi gece olan ya da vardiya usulü çalışanlar değil. Bunlara işsiz tayfa dense yeridir.

Çıktılar mı eve girmezler. Girdiler mi evden çıkmazlar. Çarşı pazar dolaşmazlar. Toplu taşıma nedir bilmezler. Pek yürümezler de. Gidecekleri yere mutlaka arabayla giderler.

Toplum içine pek girmezler.

Dışarıda toplanma yerleri kafelerdir.

Yanlarında kulaklık hiç eksik olmaz. Bir başına kaldılar mı kendilerini dünyaya kapatırlar. Bol bol müzik dinlerler.

Geç vakte kadar kafede vakit geçirdikten sonra evde bilgisayarın başına otururlar. Saatlerce dijital oyun oynarlar. Gözler kapanıncaya kadar devam eder bu oyun sefası.

Şafakla beraber yatağa girerler. Vücut uykuyu alıncaya kadar mışıl mışıl uyurlar.

Saatlerce uyusalar bile akşama kadar uyuşuklukları devam eder. Uyanıkken esner dururlar.

Aşırı üşengeçtirler. Yatmaya, kalkmaya dahi üşenirler.

Eve, büyüklere, çevreye karşı bir sorumluluk taşımazlar. Nasılsa her şeyi büyükler yapıyor.

İyi birer hazır yiyiciler. Yemekleri önlerine, ceplerine harçlığı konur.

Kendilerinden başka kimseyi de beğenmezler. İşi ve maaşı beğenmezler.

Dedikleri ve istedikleri her şeyi yapsan yine memnun ve mutlu edemezsin.

Ne kendileri huzur bulur ne de çevrelerine huzur verirler.

Küçük dünyalarına dair küçük bir eleştiri getirmeye kalksan, sana yığınla verecekleri cevapları vardır. Seni suçlu çıkarırlar. Dediğine, diyeceğine seni pişman ederler. Çünkü mazeret ve gerekçeleri bol.

Ne sen onları anlayabilirsin ne de bunlar seni.

Hasılı, boş ve işsiz insanı memnun etmek kadar zor bir şey yok. Çünkü dünyalarında mesai kavramı yok. Mesaisi olmayan insanın hayatı olmaz, ağzının tadı da.

13 Şubat 2026 Cuma

Hep Allah mı Yardım Edecek?

Yıllardır özel sektörde işçi olarak çalışan kardeşim, EYT'den emekli olmasına rağmen aynı işinde çalışmaya devam ediyor. Eli mahkum çalışmaya. Çünkü kirada oturuyor.

Sadece kendisi çalışmıyor. Aynı zamanda eşi ve üç çocuğu da hizmet sektöründe çalışıyor.

Arta kalan üç beş kuruşu kenara ata ata nihayet bir ev alacak duruma geldi.

3,5 milyona bir ev buldu.

Parayı denkledi ama mesele sadece evi satın almada değil. İşin içine bir de tapu harcı giriyor. Şimdilerde tapu harcı eskisi gibi değil. Adeta cep yakıyor. Belediyeler rayici yükseltti. Devlet bir taraftan son beş yılda konut alanların tapuya ödedikleri tapu harcını mercek altına aldı. Eksik beyanda bulunmuşsun diyerek çoğu kimseye "eksik gösterilen miktar, üzerine ceza ve ilaveten faiz" işletmek suretiyle bütçeye yeni bir kaynak buldu.

Düşük harç ödemek için alınan ve satılan evi düşük göstermek doğru değil. Bile bile düşük göstermek yüz kızartıcı bir eylem. Vatandaşın düşük gösterdiğini bilen devlet son yıla gelinceye kadar sesini çıkarmadı. Adeta vatandaşın vergi kaçırmasına göz yumdu. Devlet şimdi gözünü açtı. Müflis tüccar misali eski defterleri karıştırarak son beş yılın incelemesini yapıyor. İncelemenin ardından eksik beyan tespit ettiğine, ceza ihbarnamesi gönderiyor. Vatandaşa bu yolla ceza yazan devlet, nedense rayici düşük gösteren belediyelere ceza kesmediği gibi niçin düşük gösteriyorsun bile demiyor. Halbuki ceza verilecekse bu işin taraflarının sorumluluğuna göre ceza tevdi edilmesi gerekirdi. Belediyeler devletin maliyesini zarara uğratmasına rağmen ceza sadece vatandaşa kesiliyor. Bunun da hakkaniyete uygun olmadığı bir gerçek.

Düşük rayiç ve eksik beyan ayrı bir garabet. Ben başka bir garabete değineceğim.

Bildiğiniz gibi tapu devri esnasında konut alan ve satana eşit bir şekilde tapu harcı ve döner sermaye masrafı çıkmaktadır. Bu borcu gayrimenkulü alan ve satan ödemesi gerekir.

Kardeşime, 70.000+6681=76.681 TL tapu harcı ve döner sermaye borcu çıkmış. Bir o kadar da evini 3,5 milyona satana çıkmış.

Kardeşim, tapu harcını ödemek için uygun kart var mı diye aradı. Var dedim. Karta geçireyim diye tapuya gittim. Evi alan kardeşim, satanın üzerine çıkan tapu harcını ve döner sermayeyi de ödedi. Yani toplamda 76.681 TL ödeyeceği yerde 153.362 TL ödedi.

Biradere, bu borcun yarısı seninse yarısı da karşı tarafın. Bunu bir söyle dedim. Satan hiç oralı olmamış. Oralı olmamasını garipsemedim. Çünkü başka şehirleri bilmem ama Konya'da evi satan ödemez tapu harcını ve döner sermayeyi. Yıllardır gelen âdet böyle. Devlet istediği kadar alan bu kadar satan bu kadar tapuya masraf edecek desin. Hem alanın hem satanın üzerine borç çıkarsın. Konya'da tüm tapu masrafını evi alan öder. Bu âdet farz değil, vacip değil, sünnet değil. Ama bu şehirde tapu masrafının tümünün alıcıya ait olduğu âdeti farzdan daha kuvvetli ve acımasız bir şekilde bilfiil uygulanıyor. Bir yolunu bulur, farzı ve vacibi esnektir, kitabına uydurursun da tapu masrafının alıcıya ait olduğu asla esnetilmez ve devredilemez bir hak adeta.

Haydi diyelim ki tapu masrafı eskiden pek cep yakmazdı. Şimdi cep yakmasına rağmen Konyalı kılını kıpırdatmıyor. Bunu alan öder deyip çekiliyor kenara. Tüm payını vermese de birazını da ben karşılayayım demiyor.

Bu yönüyle Konyalıyı anlamak zor. Desen ki başka şehirlerde bu tapu harcı ortak karşılanır. "Konya'da böyle" deyiveriyor insanımız. Öyle ya biz değişeceğimize yani biz diğer şehirlere uyacağımıza, diğer şehirler bize uysun. Zira biz halimizden memnunuz. Ne yapalım, âdet böyle deyiveriyoruz. Bizim bu halimiz otobanda ters yoldan giden Temel'in durumuna benzer. Hani Temel trafikte ters yolda araç sürerken, polisin, "Dikkat dikkat. Ters yoldan hızla gelen bir sürücü var. Sürücülerin dikkatli olması" şeklindeki anonsunu, Temel hiç iplemez ve üzerine almaz: "Hangi biri? Hepsi ters yoldan geliyor" deyip yoluna devam eder. İşte tapu masrafında herkes Mersin'e giderken biz tersine gidiyoruz.

Bu âdeti kim başlattı, bunu Konya'ya kim yerleştirdi bilmiyorum. Ama iyi yapmamış. Bu yanlışın neresinden dönülürse kâr diyeceğim ama mevzubahis olan bu şehrin âdeti ise kıyamet kopsa bile bizi bu âdetten kimse vazgeçiremez. Zira kapalı havza bu şehrin töresi bu. Bu konuda ölmek var, dönmek yok. Bu şehrin nevi şahsına münhasır özelliklerinden bir tanesi de pazarda sebze ve meyvenin seçilmemesi. Bu yönüyle var mı bizim gibisi diyesi geliyor insanın.

Kimse, ne biçim Konyalısın. Oturduğun şehri eleştiriyorsun demesin. Konya'ya ve Konyalıyı eleştirme gibi bir niyetim yok. Bu yanlış âdet son bulsun istiyorum.

Yazımı uzatmadan bir başka hususa daha değineceğim. Biliyorsunuz, çevremizde biri evleneceğinde ya da ev bark sahibi olacağında, "Ev alanla, evlenene Allah yardım eder" sözünü çok söyleriz. Çünkü bu devirde evlenmek de zor, ev sahibi olmak da. Zira her ikisi de yüksek maliyet. Bu durumda "Evlenenle, ev sahibi olana Allah yardım eder" sözünü nasıl anlamalıyız? Mesela tapu harcında olduğu gibi tüm masrafı ev alana yıkarak bu söze uygun hareket ediyor muyuz? Allah kimseye para yardımı yapmadığına göre herhalde bu söz, yardım yapmak istemediğimiz dilenciye ya da tanıdığımıza, "Allah versin-Allah yardımcın olsun" demeye benzer. Yani ne halin varsa gör demek gibi bir şey ya da "Benden yardım gibi bir şeyler bekleme" diyerek yardımı Allah'a havale etmek gibi bir şey. Öyle ya biz hiç kılımızı kıpırdatmayalım. Sadece Allah yardım etsin.