Yıllardır özel sektörde işçi olarak çalışan kardeşim, EYT'den emekli olmasına rağmen aynı işinde çalışmaya devam ediyor. Eli mahkum çalışmaya. Çünkü kirada oturuyor.
Sadece kendisi çalışmıyor. Aynı zamanda eşi ve üç çocuğu da hizmet sektöründe çalışıyor.
Arta kalan üç beş kuruşu kenara ata ata nihayet bir ev alacak duruma geldi.
3,5 milyona bir ev buldu.
Parayı denkledi ama mesele sadece evi satın almada değil. İşin içine bir de tapu harcı giriyor. Şimdilerde tapu harcı eskisi gibi değil. Adeta cep yakıyor. Belediyeler rayici yükseltti. Devlet bir taraftan son beş yılda konut alanların tapuya ödedikleri tapu harcını mercek altına aldı. Eksik beyanda bulunmuşsun diyerek çoğu kimseye "eksik gösterilen miktar, üzerine ceza ve ilaveten faiz" işletmek suretiyle bütçeye yeni bir kaynak buldu.
Düşük harç ödemek için alınan ve satılan evi düşük göstermek doğru değil. Bile bile düşük göstermek yüz kızartıcı bir eylem. Vatandaşın düşük gösterdiğini bilen devlet son yıla gelinceye kadar sesini çıkarmadı. Adeta vatandaşın vergi kaçırmasına göz yumdu. Devlet şimdi gözünü açtı. Müflis tüccar misali eski defterleri karıştırarak son beş yılın incelemesini yapıyor. İncelemenin ardından eksik beyan tespit ettiğine, ceza ihbarnamesi gönderiyor. Vatandaşa bu yolla ceza yazan devlet, nedense rayici düşük gösteren belediyelere ceza kesmediği gibi niçin düşük gösteriyorsun bile demiyor. Halbuki ceza verilecekse bu işin taraflarının sorumluluğuna göre ceza tevdi edilmesi gerekirdi. Belediyeler devletin maliyesini zarara uğratmasına rağmen ceza sadece vatandaşa kesiliyor. Bunun da hakkaniyete uygun olmadığı bir gerçek.
Düşük rayiç ve eksik beyan ayrı bir garabet. Ben başka bir garabete değineceğim.
Bildiğiniz gibi tapu devri esnasında konut alan ve satana eşit bir şekilde tapu harcı ve döner sermaye masrafı çıkmaktadır. Bu borcu gayrimenkulü alan ve satan ödemesi gerekir.
Kardeşime, 70.000+6681=76.681 TL tapu harcı ve döner sermaye borcu çıkmış. Bir o kadar da evini 3,5 milyona satana çıkmış.
Kardeşim, tapu harcını ödemek için uygun kart var mı diye aradı. Var dedim. Karta geçireyim diye tapuya gittim. Evi alan kardeşim, satanın üzerine çıkan tapu harcını ve döner sermayeyi de ödedi. Yani toplamda 76.681 TL ödeyeceği yerde 153.362 TL ödedi.
Biradere, bu borcun yarısı seninse yarısı da karşı tarafın. Bunu bir söyle dedim. Satan hiç oralı olmamış. Oralı olmamasını garipsemedim. Çünkü başka şehirleri bilmem ama Konya'da evi satan ödemez tapu harcını ve döner sermayeyi. Yıllardır gelen âdet böyle. Devlet istediği kadar alan bu kadar satan bu kadar tapuya masraf edecek desin. Hem alanın hem satanın üzerine borç çıkarsın. Konya'da tüm tapu masrafını evi alan öder. Bu âdet farz değil, vacip değil, sünnet değil. Ama bu şehirde tapu masrafının tümünün alıcıya ait olduğu âdeti farzdan daha kuvvetli ve acımasız bir şekilde bilfiil uygulanıyor. Bir yolunu bulur, farzı ve vacibi esnektir, kitabına uydurursun da tapu masrafının alıcıya ait olduğu asla esnetilmez ve devredilemez bir hak adeta.
Haydi diyelim ki tapu masrafı eskiden pek cep yakmazdı. Şimdi cep yakmasına rağmen Konyalı kılını kıpırdatmıyor. Bunu alan öder deyip çekiliyor kenara. Tüm payını vermese de birazını da ben karşılayayım demiyor.
Bu yönüyle Konyalıyı anlamak zor. Desen ki başka şehirlerde bu tapu harcı ortak karşılanır. "Konya'da böyle" deyiveriyor insanımız. Öyle ya biz değişeceğimize yani biz diğer şehirlere uyacağımıza, diğer şehirler bize uysun. Zira biz halimizden memnunuz. Ne yapalım, âdet böyle deyiveriyoruz. Bizim bu halimiz otobanda ters yoldan giden Temel'in durumuna benzer. Hani Temel trafikte ters yolda araç sürerken, polisin, "Dikkat dikkat. Ters yoldan hızla gelen bir sürücü var. Sürücülerin dikkatli olması" şeklindeki anonsunu, Temel hiç iplemez ve üzerine almaz: "Hangi biri? Hepsi ters yoldan geliyor" deyip yoluna devam eder. İşte tapu masrafında herkes Mersin'e giderken biz tersine gidiyoruz.
Bu âdeti kim başlattı, bunu Konya'ya kim yerleştirdi bilmiyorum. Ama iyi yapmamış. Bu yanlışın neresinden dönülürse kâr diyeceğim ama mevzubahis olan bu şehrin âdeti ise kıyamet kopsa bile bizi bu âdetten kimse vazgeçiremez. Zira kapalı havza bu şehrin töresi bu. Bu konuda ölmek var, dönmek yok. Bu şehrin nevi şahsına münhasır özelliklerinden bir tanesi de pazarda sebze ve meyvenin seçilmemesi. Bu yönüyle var mı bizim gibisi diyesi geliyor insanın.
Kimse, ne biçim Konyalısın. Oturduğun şehri eleştiriyorsun demesin. Konya'ya ve Konyalıyı eleştirme gibi bir niyetim yok. Bu yanlış âdet son bulsun istiyorum.
Yazımı uzatmadan bir başka hususa daha değineceğim. Biliyorsunuz, çevremizde biri evleneceğinde ya da ev bark sahibi olacağında, "Ev alanla, evlenene Allah yardım eder" sözünü çok söyleriz. Çünkü bu devirde evlenmek de zor, ev sahibi olmak da. Zira her ikisi de yüksek maliyet. Bu durumda "Evlenenle, ev sahibi olana Allah yardım eder" sözünü nasıl anlamalıyız? Mesela tapu harcında olduğu gibi tüm masrafı ev alana yıkarak bu söze uygun hareket ediyor muyuz? Allah kimseye para yardımı yapmadığına göre herhalde bu söz, yardım yapmak istemediğimiz dilenciye ya da tanıdığımıza, "Allah versin-Allah yardımcın olsun" demeye benzer. Yani ne halin varsa gör demek gibi bir şey ya da "Benden yardım gibi bir şeyler bekleme" diyerek yardımı Allah'a havale etmek gibi bir şey. Öyle ya biz hiç kılımızı kıpırdatmayalım. Sadece Allah yardım etsin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder