3 Ekim 2025 Cuma

Vergi Karnemiz *

Kısa videolara bakarken önüme Cüneyt Özdemir'in 7 dakikalık bir videosu düştü. Emlak vergisi idi konu. Misafiri kimdi bilmiyorum. Daha önce gördüğüm biri değildi. Konu emlak vergisinden diğer vergilere geldi. AB ve OECD ülkelerindeki vergileri karşılaştırdı.

"Bizde vergi sayısı elli üç, vergide AB ortalaması on beş".

"Bizde vergi kaması, % 40, OECD ülkeleri ortalaması ise % 35". (Vergi takozu, çalışanın işverene toplam maliyeti ile çalışanın eline geçen net ücret arasındaki farkı ifade etmektedir.)

"Bizim maaşlar ödemeden maaşımızdan brüt vergi kesiliyor. Bu vergiyi biz kendimiz yatırsak vergi konusunda daha bilinçli oluruz. Brüt maaşın yüzde 40’ı kesiliyor. ABD'de ise brüt maaş ödenir. Çalışan vergisini kendisi yatırır".

"Belediyelerin aldığı emlak vergilerinde de dört yılda bir belirlenen rayiçler, anormal bir şekilde yükseltildiği için emlak vergileri de şayet bir düzeltme yapılmazsa, haliyle daha yüksek ödenecek".

"KDV ve ÖTV payı bizde % 52-53 iken, OECD ülkeleri ortalaması % 30'dur.

"Avrupa’nın finansmanı, şirketler kârlılık üzerinden, zenginler ise servet vergisi veriyor. Eşitlik böyle sağlanıyor. Bizde böyle olmayınca en zengin ile en fakir arasındaki uçurum 7,5 kat artıyor. Bu durum tüm Avrupa’nın gelir eşitsizliği yönünden bir numaralı ülkesi olmamıza sebebiyet veriyor".

"Şu anda çalışan, işçi ve beyaz yaka vergi yükünü tek başına çekiyor".

Aldığım notlar bu kadar. Anladığım kadarıyla bizdeki vergi çeşidi ve oranıyla AB ve OECD ülkeleri arasında uçurum var.

Devlet elbette bizden aldığı vergi ile hizmet yapar. Vergisiz bir devlet ayakta kalamaz. Ama vergi oranlarının makul seviyede olması gerekir.
Öyle zannediyorum, Vergide adaleti de gözetmek gerek. Maalesef vergide adalet de gözetilmiyor. Hazinenin en büyük vergi payı olan KDV ve ÖTV adaletsizlikte başı çekiyor. Çünkü alışverişlerde zengin de aynı oranı ödüyor, güç bela geçimini sağlayan da hatta sosyal yardımla geçinen de aynı oranı ödüyor. Halbuki insanlar gelirine göre KDV ve ÖTV ödemeli. Alışverişlerde bu ayrımı yapmak zor denebilir. Zor olduğunu ben de biliyorum. Yalnız üzerinde kafa yorulursa yani KDV ve ÖTV adaletsizliği dert edinilirse mutlaka çözümü bulunur. ÖTV ve KDV'deki bu eşitlikçi anlayış zulmün en büyüğüdür.

Devlet vergi çeşidi ve vergi oranları yönünden yüksek vergi alsa da herkesten vergi alabildiğini de düşünmüyorum. Çünkü vergi oranlarının çok yüksek olması ister istemez vergi kaçırmayı da beraberinde getiriyor. Geçen gün kreş işleten biri, "Hocam, vergiler o kadar ağır. Siz bunu bilmezsiniz. İster istemez yan yollara giriliyor" dedi. Bir diğer örnek, özel sektörde çalışan çoğu kimsenin hesabına, asgari ücret miktarı kadar maaş yatıyor. Üzerini ise işletmeden elden alıyor. Bunu da anlamış değilim. Bir işletme çalışanına ne kadar yüksek maaş verirse o kadar az vergi ödemeli bence. Halbuki tam tersi olunca, işletmeler ister istemez bu yola başvuruyor.

Hasılı, devlet bizden vergi alsın ama makul vergi alsın. Vergide adalet mutlaka sağlansın. Toplanan vergilerin de yetim malı kabul edilip yerli yerinde kullanılması gerekir. Çünkü Avrupa’nın gelir eşitsizliği yönünden başı çekmemiz bize yakışmıyor.

*14.10.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

2 Ekim 2025 Perşembe

ABD Yönetim Şekli *

Dünyada başkanlık sistemini en iyi uygulayan ülke ABD dense yeridir. Çünkü seçimlerin ne zaman yapılacağı, başkanın kaç dönem seçileceği, görev başında iken başkan ölürse, yeni seçime kadar ülkeyi kimin yöneteceği belli.

Aynı zamanda görev, yetki ve sorumluluklar kurumlar arasında dağıtılmış, kendi içinde güç dengesi kurulmuş. Başkanlık sistemi diye tüm yetki ve sorumluluklar başkana verilmemiş. Başkan he dese, pentagon, Beyaz Saray, dış işleri, kongre devreye giriyor. Birçok önemli kararlar ABD Kongresinden geçmesi gerekiyor. ABD kongresinde ise başkanın partisinin üye sayısının fazla olması o kararın geçmesi anlamına gelmiyor.

ABD başkanı kendisinin atadığı kurumlara sözünü geçiremiyor. Atanan kimse özerk kurumun gereğini icra ediyor. Yargısı da böyle merkez bankası da böyle. Kısaca emir, talimat ve beklentiyle iş yapılmıyor.

Özellikle ABD kongresi supap görevi görüyor. İşleyiş belki biraz zaman alır, devlet ağır işler ama ABD’nin menfaati neyi gerektiriyorsa o yönde karar alıyor.

Bizim ülkemize uygulanan CAATSA adı verilen ambargo ve yasakların kalkması da ABD kongresinin uhdesinde. ABD bu kongre sayesinde gücüne güç katıyor, masaya ve zirvelere güçlü bir şekilde oturuyor ve pazarlık gücünü artırıyor. Görünen o ki başkanların icraat ve tasarrufu kongrenin onay ve denetimine tabi. Başkanlar bu şekilde kontrol altında tutuluyor. Çünkü tüm yetki ve sorumlulukların tek kişi elinde toplanması hata ve yanlış riskini artırır.

Sen neymişsin ey ABD kongresi deyip ABD kongresinin işleyişine baktım: Temsilciler ve senato olmak üzere iki bölümden oluşan yasama organı imiş. Toplam 535 üyeden oluşan üyelerin 435’i temsilciler, 100’ü ise senatörden oluşuyor. Temsilciler meclisi üyeleri dar bölge sistemine göre iki yıllığına seçiliyorlar.

Toplam 565 üye sayısını görünce, şaşkınlığım arttı. 2024 rakamlarına göre 340 milyon nüfuslu ABD meclisinde vekil sayısı 565 iken, 85 milyon nüfuslu bizde ise vekil sayısı 600 kişi. Bunun izahı mümkün değil.

Vay be! Dünyaya hükmeden koskoca ABD’nin vekil sayısına bakın bir de bizdeki vekil sayısına. ABD dediğimiz ülke ve kongresi, aldığı kararlarla dünyayı etkilerken bizdekilerin etkisi ise ülke sınırlarıyla sınırlı. ABD kongresi, başkanlarının isteğinin tersine karar alabiliyorken bizde başkan, başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın isteğinin Meclisten geçmemesi mümkün değil. Çünkü çoğunluk iktidar partisinde ise her kanun ve karar parmak hesabıyla ve jet hızıyla geçer. Yeter ki başkan istemiş olsun.

Gönül ister ki adı başkanlık olmasa da başkanlık sisteminin uygulandığı ülkemizde de ABD kongresinin işlev, sorumluluk, yetki ve ağırlığı olsun. Mecliste her kanun enine boyuna tartışılarak karar alınsın. Karar alma gecikse de devletin hata ve yanlış yapma riski en aza indirgenir, Meclisin ağırlığı artar, devletin başka ülkelere karşı pazarlık gücü artar, vekillere ve Meclise itibar gelir. Kısaca ABD meclisinin denetim, güç ve işlevi benim ülkemde niye olmasın. Böyle olmayacaksa bu kadar vekile hiç gerek yok. Vekil sayısını bari azaltarak tasarruf edelim.

*23.03.2026 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Düzelmemizin Yolu *

Bu toplumun mayasında dürüstlük başta olmak üzere tüm ahlaki ve etik değerlerin olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu, her insanın fıtratının bir gereğidir.

Mayamız böyle olmakla beraber toplumda her alanda bir yozlaşma ve kokuşmanın olduğu da bir gerçek. En azından bozulduğumuza dair serzenişlerimiz var. Mesela yeni neslin gidişatından dem vuruluyor sürekli.

Mayamıza, fıtratımıza veya özümüze dönmek için eğitim, ahlak, etik, örf, nasihat yollarını izlediğimiz hepimizin malumu. Fakat bunca çabaya rağmen toplumda iyiye gidiş yönünde emareler yok.

Toplum nasıl düzeltilebilir ya da biz nasıl yola gelir ve mayamıza döneriz? Düzelmenin tek yolu olmaz. Bu konuda çok yönlü düşünmek lazım.

Gençlerden şikayetçi olmaya gerek yok. Çünkü bu şikayet topu taca atmak ve işin kolayına kaçmak demektir. Bir problemi birilerinin üzerine atmak belki bizi rahatlatır ama sorunu çözmez. Bir defa çocuk ve gençler bizim ileriye attığımız oklar gibidir. Gençlere kızmaktan ziyade o oku atan biz büyüklere kızmak, büyüklerin kendisini düzeltmesi gerekir. Biz düzgün olursak gençler de düzgün olacaktır. Çünkü üzüm üzüme baka baka kararır.

İkincisi, insanımızdaki açlığı, açgözlülüğü ve gelecek endişesini gidermek gerek. Çünkü gençlerimizde istihdam sıkıntısı var. Her okuyan ya da büyüyen, iş bulamayacağım endişesi taşımaktadır. Bunu gidermek, bunun planlamasını yapmak devletin görevi. Devlet her on sekiz yaşını dolduranı özel ya da kamuda istihdam edilmesini sağlamalıdır. İş veremediğine iş verinceye kadar ihtiyacını giderecek işsizlik maaşı vermelidir. Bu ihtiyacı bugünden yarına gidermek, birikmiş işsiz oranını düşürmek zor ve zaman ister. Ama devlet bu işi dert edinir, insan kaynağı planlaması yaparsa bu sorun zamanla çözülür. İşi olup geçim derdine düşmeyen ve yarın endişesi taşımayan insanımız kendini işine verecek, hayatına yön verecektir. Devlet sosyal devletin gereği olarak bu işi sahiplenirse anne, babalar ve gençler ne olacak çocuğumun durumu veya ben ne olacağım endişesi taşımayacak. Kimse işe girmek ve iş bulmak amacıyla başka yollara tevessül etmeyecek.

Kamu, özel çalışma şartları eşitlenmeli, aradaki maaş ve özlük uçurumu kaldırılmalıdır.

Kamuya her türlü alımlarda liyakat ve ehliyet esas alınmalı. İşini beceremeyen, işinde hata yapanlar istifa müessesesini işletmeli. Bu konuda toplumsal bir baskı olmalı. İstifa müessesesi bu topluma yerleşmeli.

Sahibine göre kişneyen kişi ya da kişilere bağlı bir sistem kurmaktan ziyade işleyen bir sistem kurmak gerekir. Kurumlar ön planda olmalı. Yetki ve sorumluluk kurumlara dağıtılmalı. Siyaset kurumu aksayan yönleri iyileştirmek ve gidermek için seferber olmalı, denetimi eksik etmemeli. Yönetimde şeffaflık ve hesap verebilirlik esas olmalı. Hata ve yanlış yapandan hesap sorulmalı.

Çıkarılan kanunlar ve konan kurallar yazıldığı gibi kalmamalı. Devlet, işleyişi takip etmeli. Kurallara uymayanlara ağır yaptırımlar uygulamalı. Verilen cezalar caydırıcı olmalı. Suçlulara af ve ceza indirimi yapılmamalı. Yapanın yanına kâr kalmamalı. Yapılandırma türü siyasi icraatlara geçit verilmemeli.

Düzeltmenin ya da düzeltmenin başka yolları da vardır ama bu kadarla yetiniyorum. İnanın, biz büyükler kendimizi düzeltirsek çocuklarımız da düzelecektir. Geçim ve gelecek endişesi giderilir, sosyal devletin gereği yapılırsa açgözlülük ve tamahkarlığımız kalmaz. Kimse yan yollara sapmaz. Her türlü denetimin yapıldığı ve cezai müeyyidenin uygulandığı, işleyen bir devlet sistemi, kurallara uyan bir toplumu inşa edecektir.

*27.11.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.