19 Eylül 2025 Cuma

Ya Hep Ya Hiç

Bir yerdeyiz. 7-8 kişi varız aynı ortamda. Aramızda miras paylaşır gibi paylaşım yaptık.

Bir ara dışarı çıkıp geldim.

Dediler ki on fazlalık var. İkiniz de fazlalığa talipsiniz. Aranızda pay edin.

Kolaydı aramızda pay etmek. Tam eşit bir şekilde bölünemezse de altı birimiz, dört öbürü alabilirdi.

Birbirimize bakıştık. Gönlümden geçen, dört ben alayım, altı da siz alın. Ama benim gönlümden geçen ne ki esas önemli olan onun gönlünden geçenmiş. Daha ağzımı açmadan ya hep ya hiç dedi.

Garibime gitti bu üslup ve istek. Ama erkekliğe halel gelsin istemedim. Hepsi senin olsun dedim. Böylece hep ona gitti, hiç ise bana kaldı.

Belli ki paylaşımdan yana değil. Ya hep onun olacak ya da hiç onun olacak. Hoş, hiçe razı olacağını sanmıyorum. Böylelerine fedakarlığı sen yapacaksın. Sen hiçe razı olurken o da nimete konacak.

Ne belli? Niyet okuma demeyin. Az buçuk bilirim böylelerini. Ya hep ya hiç derken “Rabbena hep bana” olsun niyetini güderler. O yüzden ya hep ya hiç dendi mi bilin ki bahtınıza hiç kalır.

Ya hep ya hiçten devam edelim. İki ortak vardır. Birlikte ortaklaşa bir yer açarlar. İşe başlarken anca beraber kanca beraber derler. Bunlar enişte-kayın, kardeş, dayıoğlu-halaoğlu veya iki arkadaş ya da iki tanıdık olabilir.

Bir zaman gelir ki işler pek iyi gitmez. Birbirlerinden soğurlar. İçlerinden imkanı ve de bu işten anlayan biri, “Böyle gitmeyecek. Ayrılalım. Birbirimize devredeyim. Ya sen al ya da ben” der. Ortağı bakar ki istenmiyorum. Sen al der. Zaten almak istese de alacak imkanı yok. İmkanı olsa da öbürü gibi atılmaz. Tüm dükkanı ortağına bırakır, alacağını alır, çeker gider.

Bu ortaklıktaki ya al ya ver de bir nevi ya hep ya hiçten başka bir şey değil.

Devam edelim. Adam aşıktır ya da evlenmişlerdir. Cicim ayları bir süre sonra başka aylara dönüp, kız, ben seni istemiyorum ya da ayrılalım dediği zaman, bizim Türk erkeği burada devreye girer: Ya benimsin ya kara toprağın”. Kısaca aba altından sopa gösterilir. Çünkü Bburadaki kara toprak mezardır. Seni başkasına yar etmem. Eğer bu sevdadan vazgeçmezsen ölümün benim elimden olacak demektir.

Başka örnekler de verilebilir. Ama bu kadarı kafi.

Hasılı,

Ya hep ya hiç,

Ya al ya ver,

Ya benimsin ya da kara toprağın...

Demek, “Rabbena hep bana demenin Türkçesidir. Bu tiplere kendine Müslüman dense nasıl olur.

Şu var ki böylelerini yola getirmenin yolu;

Hep, benim olsun,

Al, benim olsun,

Kara toprak senin olsun demektir sanki.

Tiksinti Veren Bir Hareketimiz *

Cuma için mahalle camimize girdim. Şuraya, buraya oturayım derken imamın cumanın ilk sünnetini kıldığı minberin önündeki üçüncü safa kadar ilerleyip oturdum.

Önümde, sırtını minbere dayamış hutbe dinleyen 12 yaşlarında küçük bir çocuk var.

Kendi halimde hutbeyi dinlerken önümdeki çocuğun sağ elini hareket ettirdiği dikkatimi çekti. Allah vere de burnuyla oynamasa bari dedim. Kendi kendime, her neyse ne. Ramazan! Ne olur başını kaldırma dedim. Bir güzel kendimi dinledim. Ama nereye kadar. Çocuk durmadı bir türlü. Gözlerim yarı açık yarı kapalı neler oluyor diye başımı kaldırdım. Vara kaldırmaz olsaydım. Çocuk burnundan çıkardığını eliyle bir güzel topladı. Sonra şehadet parmağıyla halının üzerine fırlattı.

Bu eziyet, bu mide bulandıran hareket çekilir mi, ne yapmam lazım. Az sonra namaza kalkınca bu çocuk ön safta yer bulur. Onun boşalttığı yere de ben geçerim. İyi de nasıl olacak bu? Ya çocuğun kendi emeği, kendi mahsul, secdeye varınca alnıma gelirse... Ramazan, aklına böyle şeyler getirme dedim.

Hutbeyi dinlemekten vazgeçtim. Çünkü önümdeki çocuk hutbenin önüne geçti.

Ben bu durumun kendi içimde mücadelesini verirken burnunun sağ tarafının temizliğini yapan çocuk bu sefer sol tarafın temizliğine kalktı. Parmağını burnunun sol tarafına girdirdi. Çöp sepeti gibi karıştırmaya başladı. Ben ne yapıyorum, şu işi biraz gizli yapayım da demedi. Aman ya Rabbi, çekilir mi bu cuma vakti bu çile derken, orta ikinci sınıfta sosyal bilgiler dersinde dersi işlerken, kafasını hafifçe yukarı kaldırarak, "Oğlum, çöp sepeti gibi burnunu karıştırma" uyarısını aşağı yukarı her derste yapan Recai Gümüş zihnimde belirdi. Bir kez daha hak verdim Hocama. Garibim, ne çile çekmiş demek ki dersi işlerken burnuyla oynayanlardan. Kimin oynadığını da söylemezdi. Kimseyi rencide etmezdi. Gözleri yumulu, kafasını kaldırır, ortaya söylerdi. Ne kadar faydası olurdu bilmem. Kim karıştırıyor, diye sağa sola bakışlar olunca, “Önümüze bakın, kimse değil” derdi. Kulakları çınlasın.

Olmayacak böyle deyip kafamı arkaya çevirdim. Hutbe okunurken herkesin bakışları arasında arka saflardan boş bulduğum bir yere geçtim. Hutbenin geri kalan kısmını orada dinledim.

Biliyorum mideniz bulandı. Bu da yazılır mı dediniz ve bu yazdıklarımdan tiksindiniz. Kusura bakmayın ama bu yazdığım toplumsal bir yaramız. Bu çocuk daha küçük ama bu toplumun çoğu büyüğü de bu çocuktan farklı değil. Alenen burnuyla oynayan insanımızın sayısı az değil; otobüste, çarşı, pazarda...

Küçük, büyük toplumun bu burnuyla imtihanı ne zaman sona erecek bilmem. Ya her şeye burnumuzu sokarız ya çöp sepeti gibi alenen burnumuzu karıştırırız. Toplumun içinde elinde mendil olmadan sümkürüp burun temizliği yapanları, bu haltı işledikten sonra lavaboya el yıkamaya gitmeyenleri saymıyorum bile.

Bizim bu çilemiz ne zaman bitecek? Bu burnuyla oynayanlar mide bulandırıcı bu hareketleri nasıl terk edecekler bilmem. Bilinen bir şey varsa tiksindirici. Ve biz bu tiksinti veren kişilerin içinde yaşamak zorundayız vesselam.

*23.09.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Bu Esnafların İnsafı Yok

Fi tarihinde 9 m² kare bir halı ihtiyaç oldu. Şu mağazada bulabilirsiniz dediler. Biz de o mağazaya gittik.

Üst kata çıkıp bir rengi beğendik. Daha doğrusu hanım beğendi. Bense şu halı beğenme işi bitse, borcumu öğrenip ödemeyi yapıp bir çıksam diye yanında durdum.

Beğendiğimiz halının fiyatını sordum. Dur bir hesap makinesi getireyim dedi çalışan. Al cep telefonunu hesap numarasından yap diye cep telefonunu uzattım.

Yanlış hatırlamıyorsam, "1502 lira. Ama 1250 lira olur" dedi. Sen bunu 1000 yaparsın dedim. "Olur, yaparım" dedi.

Ödeme için aşağıya indik. Kasaya yöneldim. Şuradan bin lira çekeceksin. Yalnız bize halı gösteren elemanının cezası var. Ne çay söyledi ne otur amca şuraya, yorulma" diye altıma bir sandalye verdi dedim. Kasada duran, "Bir 50 lira daha almayalım, dedi. 1502 liralık halıyı 950 liraya almış oldum.

1502 lira nere, 950 lira nere?

*

Market ve baharatçıdan alışveriş yapmak için hanımla evden çıktım. Önce markete uğradık. Alacağımız ürünlerden bir tanesi de nar ekşisi. Markette 119 lira imiş alacağımız nar ekşisi. Bunu buradan mı alalım, baharatçıdan mı ikilemi yaşadık. İyi, buradan al dedim.

Ödemeyi yapıp aldıklarımızı arabaya koydum. Markete 300 metre mesafedeki baharatçıya geçtik. Buradan da alacaklarımızı aldık. Eşyalarımız poşete konurken hanımın gözüne az önce marketten aldığı nar ekşisi çarpmış. Fiyatını sordu. "Abla, nar ekşisi yüzde yüz doğal. Fiyatı 250 lira olması lazım. Yine de bir bakayım" dedi. Bakar bakmaz "Evet, 250 imiş" dedi.

Ödemeyi yapıp çıktık. Yolda hanıma, marketteki nar ekşisi ile buradaki farklı mı dedim. "Aynı marka aynı ebat aynı ambalaj" dedi. Ama buradaki yüzde yüz doğalmış dedim. "Marketteki de doğal hem de yüzde yüz" dedi.

119 lira nere, 250 nere?

*

Bir arkadaş anlattı. "Oğlanın düğününde oğlan ile gelin mobilya bakmaya gitti. Beğenmişler. 17500 demiş mağaza sahibi. 'Ben gittim arkalarından. Pazarlık yaptım. '16500 olur' dedi. 'Ödeyemem. Tek maaşlı biriyim. Fiyat yüksek' dedim. '6500 lira" demiş.

17500 TL nere, 6500 lira nere?

*

Bir arkadaş kamelyada kullanmak üzere aynı mobilyacıya gider. 28 bine bırakır. Elinde olmadığı için evine sonra göndermek üzere anlaşırlar.

Siparişin gelmesini beklerken bir başka arkadaşın pahalı demesiyle aynı mobilyanın fiyat araştırmasını yaparlar. 18-19 bine bulurlar.

Sonunda siparişi iptal ettirip bir başka yerden daha iyisini 23500’e alır arkadaş.

*

Bir esnafın yanında otururken, müşterinin biri, dükkanın önündeki tezgahtan aynı üründen renkleri farklı birkaç parça getirdi. Dükkan sahibine "Bunlar kaça" dedi. "90 lira" dedi. "Bunları hayır için falan yere alacağım. Kaç olur" dedi. "Toptan fiyatına yazayım. 40 lira" dedi.

Ürünün toptan fiyatı ile perakende fiyatı arasındaki fark dikkat çekici. 90 lira nere, 40 lira nere?

*

Bir esnaf arkadaş iki arkadaşının yanında bir esnafın yanına giderek tanışır. Çaylarını yudumlarken evine lazım olan bir şey almak ister. 150 lira öder çıkar.

Aynı ürünü oğlu, bir başka yerden 50 liraya aldığını öğrenen esnafın, bu fiyat farklılığından kafası karışır. Rastgele iki yere sorar. Birinde 50 TL, diğerinde 70 TL imiş.

50 nere, 150 nere? Bu alışverişin adı tanıdık kazığı olsa gerek.

*

Yine iki tanıdık oturup kalktığı esnaf arkadaşa giderken alacakları şeyin fiyatını iki farklı esnafa sorar. Biri 170 lira, diğeri iki yüz demiş. Ardından tanıdıklarına gelmişler. Tanıdık 250 lira demiş. Tanıdığa sorunca almazlık yapamazsın. Eli mahkum almış.

*

Radyatör vanası bozulmuş. Yan taraftaki komşuya tadilat için gelen çeşmeciye, bizim vanayı da değiştiriversen dedim. “Üç çeyrek vana al, hazır olsun. Müsait olunca gelirim. Bu vanayı her yerde bulamazsın. Falan tesisatçıya git” dedi.

Birkaç kişiye sordum. Yoktu. Dediği firmaya gittim. “Üç yüz lira” dedi. İkramımız olur mu dedim. “Biz toptancıyız. Toptan fiyatına verdik” dedi.

Tesisat öğrencilerine üç çeyrek vananın fiyatı ne kadardır dedim. Baktılar. 200 lira dediler.

İyi ki toptancısından almışım. Bir de perakendeciden alsaymışım, yanmıştım. 300 nere, 200 nere?

Çeşmeci, “kaça aldın” dedi. 300 lira imiş dedim. 5 dakikada vanayı değiştirdi. 250 lira işçilik aldı.

İkidir, tamir için aldığım malzemenin fiyatını ustalar soruyor. Meraktan soruyorlar sandım. Malzeme kadar işçilik aldıklarına göre zannedersem, malzeme kadar işçilik alıyorlar. Bir zamanlar işçilik malzemenin yarısı idi sanırım.

*

Alavere yapan herkesin farklı farklı hikayesi vardır. Bu kadar örnekle yetiniyorum. Anlattığım yaşanmışlıklardan benim anladığım, çoğu esnafta oturmuş bir fiyat ve kâr marjı yok. Hiç insafları da yok. Çoğu tutturabildiğine satıyor. Sanırım, parolaları, “Mal müşteriye satılır” anlayışı. Gözün kapalı ise hele gittiğin bir tanıdık ise ya da bir tanıdık vasıtasıyla alavereye gelmişsen, bil ki bu mal sana satılacaktır. Hiç kaçarın yoktur.

Hele bir de ben çok cömertim. Yedirir içiririm demeleri yok mu?

Doğrudur. Çok cömertler. Bu kadar kâra ben de çok cömert olurum be esnaf kardeş. Nasılsa müşteriden çıkıyor izzet ve ikramlarda.

Ha her esnaf böyle fahiş fiyata mı satar? Sanmıyorum. İçlerinde mutlaka insaf sahibi olanları da vardır.