30 Ocak 2025 Perşembe

Niçin Böyle Olduğumuzun Fotoğrafı *

Habertürk TV ana haber sunucusu Mehmet Akif Ersoy'un kısa bir videosu önüme düştü.

Videoda şöyle diyor: "İki, üç hafta önce bir üniversiteye konferans vermek için gittim. Salonda 700 öğrenci vardı.

Öğrencilere, 'Kendisini bu ülkede istediği gibi ifade edebiliyor mu? İstediğinizi, düşündüğünüzü söyleyebiliyor mu' diye sordum.
Üç kişi el kaldırdı, isteğimizi söyleyebiliyoruz diye.

700 kişilik salonda 'söyleyemiyoruz' diyenler el kaldırsın dedim.
600 kişi elini kaldırdı.
Hayırlısı dedim.
Bir 10-15 kişi daha kaldırdı diyor.

Sonrasında Mehmet Akif konuşmasına şöyle devam ediyor: Eğer bir üniversitede 700 kişiden 600 kişi fikrimizi ifade edemiyoruz diyorsa, burada bir sorun var. Yetkililerin bu sorunu gidermesi gerekir. Eğer böyle bir şey yoksa bile yani fikir açıklamanın önünde bir engel yok da üniversiteli gençler böyle bir algıya sahipse bu daha büyük bir sorundur. Üzerine gidilmesi gerekir" açıklamasını yapıyor.

Ersoy'un başından geçen bu anekdot düşündürücü. Zira vahim bir tablo ile karşı karşıyayız. Bir ülkenin gözü pek genç ve delikanlısı ve de kanı deli olanı yani üniversite öğrencileri görüş açıklayamıyoruz endişesi taşıyor ve bu psikoloji ile yaşıyorsa varın öbür kuşakları bir düşünün. Zaten bu ülkenin önemli bir oranı çocuk. Yaşlı olanlar da azımsanamaz. Çalışan nüfustan işçi ve memurun sesi çıkmaz. Makam sahibi bürokrat zaten konuşmaz. Serbest iş yapanların çoğunun böyle bir derdi olmaz. Gazete ve TV'ler bir el tarafından parsellendiği için buralarda görev yapanlar da sahibinin sözünün ve görüşünün dışına pek çıkmaz. Ancak birilerinin borazanı olur. Geriye sadece siyasiler kalıyor görüş açıklayacak. Onların da durumu malum.

Bu durumda bu ülke siyasiler dışında bir sessiz yığından ibaret olur. Bu sessiz yığınlık dilsiz şeytan olmaktır ki b sessiz yığın ordusu ile de yola çıkılmaz, görüş ortaya çıkmaz, orijinal fikir ortaya konmaz, eleştiri yapılmaz. Bu kadar sessizin ortasında görüş ortaya koyanlar bir şekilde malı götürür.

Eğer bir ülkede eleştirel düşünme, görüş açıklama yoksa, olumsuzluklara tepki verilmiyorsa o ülkede hak arama mücadelesi verilmez, bilimsel gelişme başta olmak üzere hiçbir alanda gelişme, değişme ve dönüşüm olmaz. O toplum hep yerinde sayar. Yerinde saydıkça gerisin geri gider. Her gün bir önceki günü aratır.

Hasılı eğer bu ülke her alanda gelişmek istiyorsa, Mehmet Akif Ersoy’un ortaya koyduğu bu problemin üzerine gidilmesi gerekir. Bu bir problem görülmez, biz uslu çocuğu severiz, zira bunların yönetilmesi daha kolaydır denirse, sanırım birilerinin ekmeğine yağ sürülmüş olur. Sanki istenen de bu gibi.

*03.03.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Sırplar Hem Öğretmenim Hem Değil *

Sırbistan, Yugoslavya'nın dağılmasının ardından 2006 yılında kurulan devletlerden bir tanesi.

Yüzölçümü 77.500 km²

Daha 19 yıllık genç bir cumhuriyet olmasına rağmen 6.700 bin nüfuslu bu ülkenin, fert başına düşen milli geliri, 20.545 dolarmış. Geçim kaynakları neyse artık. Şapka çıkarıyorum.

Bu yazımda Sırbistan’ı konu edinmemin sebebi, başbakanlarının istifası. Başbakanı istifaya götüren sebep ise “Novi Sad kentindeki tren istasyonunun beton sundurmasının çökmesi sonucu 15 kişinin ölmesi”.

Ne olmuş öldüyse. Adı üzerinde kaza. Bizde de 78 kişi otel yangınında yanarak öldü demeyin.

1 Kasım 2024 günü meydana gelen bu ölümlü kazanın ardından, üniversite ve lise öğrencilerinin, “Dur Sırbistan” sloganıyla başlattıkları protesto eylemleri, ülke geneline yayılır.

Protestocu gençler hükümetten;

1.Tren istasyonundaki ölümlü kazaya ilişkin sorumluların cezalandırılmasını,

2.İhmal şüphesi bulunan istasyonun yapım onarım çalışmalarına ilişkin tüm belgelerin yayımlanmasını,

3.Önceki gösterilerde gözaltına alınan öğrenci ve akademisyenlerin serbest kalmasını,

Talep eder.

Sırbistan hükümeti, öğrencileri bu isteklerini yerine getirdi mi, getirmedi mi bilmiyoruz. Yalnız başbakan istifa etmeden önce iki bakan istifa eder. Kendisinin istifasının ardından belediye başkanının da görevi bırakacağı açıklamasını yapar.

1 Kasım 2024 gününden bugüne devam eden protesto gösterilerinin başbakanı istifaya götürmesinde, protestocu gençlerden bir grubun saldırıya uğramasını ve bir öğrencinin yaralanmasını kabul edilemez bulması etkili olur.

Kısaca, 15 kişinin ölümü sonucunda iki bakan, şehrin belediye başkanı ve başbakan istifa eder. Gençlerin tüm istekleri de yerine getirilerek gençlerin eylemleri üç ay gibi kısa bir zaman diliminde sonuç verir.

Bu duruma siz ne dersiniz bilmiyorum ama Sırp ismi bana itici gelse de ben bu ülkenin demokrasi anlayışını, hak arama mücadelesini, eyleme katılan gençleri, eylemlere destek veren ülke insanını, eylemlere sessiz kalmayıp gereğini yapan Sırp hükümetini pek sevdim.

Bu mücadeleye demokrasinin zaferi diyorum. Özellikle koltuğuna yapışıp kalmayan, ben sandıkla geldim sandıkla giderim demeyen Sırp hükümet ve başbakanını tebrik ediyorum.

Ve diyorum ki bu Sırplar örnek alınır. Zira ben bu Sırpları öğretmenim kabul ederim.

Abartma bu kadar da demeyin. Bu ülkede 78 insan bir ihmalin sonucu ya yanarak ya da yüksek katlardan atlayarak can verdi. Ölenlerin yarısı da çocuk üstelik. Bu acı olay sonrası bu ülke, büyük veya küçük, etkili ve yetkili ve de sorumlu bir kimsenin istifasını duymadı.

Nedense bu istifa denen tek taraflı mekanizma bizde pek değil, hiç işlemiyor. Çünkü bizde istifa demek mevcut statüyü kaybetmek, suçu kabul etmek ve kaçmak olarak değerlendirilir. Artık şu kanaate vardım. Bu ülke elden çıksa, bela üzerine belaya uğrasa, hepimiz yanıp kül olsak, olmayacak istifa edeyim diyen çıkmaz. Niye çıksın? Sırplardaki hak arama mücadelesi, demokratik hakkı kullanma bizim insanımızda yok.

Niye olmadığını da bugünlerde önüme düşen Habertürk spikeri Mehmet Akif’in şu videosuyla daha iyi anladım: “Bir üniversiteye konferansa gittim. 700 dinleyici vardı. Bu ülkede kendinizi ifade edebiliyor, düşündüğünüzü söyleyebiliyor musunuz diye sordum. Üç kişi evet dedi. İfade edemiyoruz diyenler el kaldırsın dedim. 600 kişi el kaldırdı. Burada bir sorun var. Bu sorun yetkililer tarafından görülmeli ve gereği yapılmalı. İlla bu sorunun olması gerekmiyor. İnsanlar böyle algılıyorsa, bu bile bir sorundur” diyor.

Mehmet Akif’in bir üniversiteden verdiği bu örnek genele teşmil edilemez ise de bize bir veri verir. Belki de tepkisiz toplum olmamızın bir sonucudur istifa mekanizmasının işlememesi.

Bir gün biz de Sırplar gibi oluruz temennisinde bulunuyorum. En azından bu konuda.

Sırpları öğretmenim kabul ediyorum derken Sırpları her yönüyle öğretmen kabul ettiğim anlaşılmasın. Buna da Bilge Kral Aliya Izzetbegoviç’in sözüyle cevap vereyim:

"Sırplarla savaşırken bir komutan Aliya’ya gelir ve şöyle der: 'Efendim, Sırplar bizim kadınlarımıza tecavüz etti. Çocuklarımızı öldürdü. Köylerimizi yaktı. Şimdi biz de Sırpların bir köyünü kuşatma altına aldık. Biz de onlara bize yaptıklarının benzerini yapacağız.'

Aliya şöyle cevap verir: 'Onlar gibi davranamayız. Çünkü onlar bizim öğretmenimiz değildir”.

*03.02.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

29 Ocak 2025 Çarşamba

Futbolda Kaht-ı Rical *

İthalat ve ihracat ürünlerinde ithalatın daha fazla olduğu, gelir ve gider tablomuzun denk olmadığı, bu yüzden sürekli cari açığımızın olduğu bir gerçek.

Gelir gideri karşılamadığından sürekli borç almak suretiyle devamlı faiz borcu ödemek durumunda kalıyoruz. Yani boyumuzdan büyük harcıyoruz ama boyumuz kadar üretmiyoruz. Ayağımızı da yorganımıza göre uzatmayınca ekonomik yönden iki yakamız bir araya gelmiyor.

Bu durum sadece ekonomide değil, hemen hemen her alanda böyle. Mesela futbolumuzu ele alalım.

Süper Lig kulüplerinin;

Çoğu futbolcuları yabancı,

Çoğu teknik direktörleri yabancı,

2024-2025 sezonunun ilk yarısında bazı kritik maçlarda görev yapan VAR hakemleri yabancı,

Sezonun ikinci yarısından itibaren tüm maçlarda görev yapacak VAR hakemleri yabancı.
Orta hakemlerin de yabancı hakem olması dillendiriliyor.

Hele şuna bakar mısınız. Süper Lig kulüpleri 14 yabancı alabiliyor. İki tanesi tribünde olmak şartıyla 12 tanesi oynayabiliyor.

Bu kadar yabancının içinde bu ülke futbolcusunu bulmak için mumla aramak gerek.
Adeta Süper Ligi, futbolcusundan teknik direktörüne ve VAR hakemlerine varıncaya kadar ülke futbolu yabancı işgali altında dense yeridir.

Kısaca futbolumuz yabancı futbolcu ve teknik adamların para kazandığı bir cennet. Cennet ülkede yaşıyoruz dedikleri bu olsa gerek. Bir farkla. Yabancılar için cennet bu ülke.

Bu yabancı futbolcu bu yabancı teknik direktörler bu yabancı VAR hakemleri bizimkilerden daha mı ucuza görev yapıyor? Böyle olsa hiç gam yemem. Adeta yabancılara ödenen paralar bizimkilere ödenenin kaç katı. Üstelik avro cinsinden.

Yabancı futbolcu ve teknik direktörler hedeflenen başarıyı yakalayamadığı zaman imzalanan sözleşme bitinceye kadar kuruşu kuruşuna parasını alıyor. Öncesinde gönderilenler ise tazminatlarını alıyorlar. Maaşı gecikti mi kıyameti koparıyorlar. Kulübü şikayet ediyorlar ve kulübü mahkûm ediyorlar.

Süper Ligimiz futbolcu ve teknik adamı yönünden bu bolluğu yaşarken Avrupa ve dünya kupasında ise gözle görülür bir başarımız yok. Ligde aslan kesilen takımlar Avrupa maçlarında tel tel dökülüyor. Yabancı bolluğundan milli takıma seçecek alternatif futbolcumuz pek yok. Seçilenlerin çoğu da Avrupa kulüplerinin alt yapısından yetişenler.

Bizde alt yapıya önem verme yok. Alt yapıdan doğru dürüst futbolcu yetişmiyor. Halbuki yabancıya çuval dolusu para verip borç batağına saplanmaktansa alt yapıdan yetişen futbolcularla başarıyı kovalamak daha kolay. Unutmayalım ki GS’nin 2000’li yıllardaki UEFA ve Süper Kupa başarısında GS alt yapısından yetişen futbolcuların payı büyüktü. GS’nin o zamanki kadrosunda üç, dört yabancı var idi. Diğerleri kendi çocuğumuz idi.

Ülkenin milli takımının teknik direktörü b12e yabancı diyeyim de ne demek istediğim daha iyi anlaşılsın. Her alanda olduğu gibi futbol alanında da durumumuz bu.

Sanırım, futbolumuzda yabancı olmayan bir Federasyon başkanı bir de kulüplerin başkanları kaldı. Onları da yabancılardan seçelim, olsun bitsin. Belki de başarısızlığımızın sebebi bunlardır.

Sahi futbolda da bu kaht-ı ricali neye borçluyuz?

*12.02.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.