17 Ocak 2025 Cuma

Aileler Yaşadı

Aile Yılı dolayısıyla devlet, evliliği teşvik etmek ve nüfusun artmasına katkıda bulunmak amacıyla bir dizi teşvik paketi açıkladı. Buna göre;

1.Evlenecek gençlere 48 ay vadeli, 2 yıl ödemesiz ve faizsiz 150 bin lira evlilik desteği verilecek. Bunun için çiftler, e devlet üzerinden başvuru yapabilecek. Başvuru yapabilmek için “başvuru tarihi itibarıyla çiftlerin, 18-29 yaş arasında olmaları, taşınmaz sahibi ya da hissedarı olmamaları, çiftlerin son 6 aylık gelir toplamı ortalamasının ve son aya ait gelirleri toplamının asgari ücretin 2,3 katından fazla olmaması, başvuru tarihi itibarıyla resmi nikah gününe en az 2 ay, en fazla 6 ay kalmış olması şartlarını taşıması gerekiyor”. (Bu durumda bu fona başvuru yapamıyorum. Çünkü yaşım tutmuyor. Oğlum yararlansın istiyorum. Onun da niyeti yok. Bu durumda bahtıma yanayım.)

2. Doğum yardımı desteği de veriliyor. Doğum yardımı alabilmek için 1 Ocak 2025 itibariyle doğacak ilk çocuğa tek seferlik 5000 lira verilecek. (Oğlum evlenmediğine göre bu paradan da nasiplenemiyoruz. Ben ise 2025 öncesi evlendiğinden bu oranda bir paradan yararlanamıyorum. Yeni bir çocuğum olursa diye hanıma bir söyledim. Duvardaki eleği gösterdi. Ne alaka elek dedim. Sen unu eledin, eleği duvara astın dedi. Hasılı bir bardak soğuk suyla hararetimi söndürmeye çalışacağım.)

3 - 1 Ocak 2025'ten sonra ikinci çocuğuna sahip olan bir annenin hesabına her ay 1500 lira yatırılacak. (5 binden geçtim. 1500’den de yararlanamıyorum. Hoş, yararlansam da hanımın hesabına yatacakmış. Hanım bu paradan bana zırnık koklatmazdı.)

4 - İlk ve ikinci çocuğunu 1 Ocak 2025'ten sonra dünyaya getiren bir anneye üç ve üzeri çocuğu dünyaya geldiğinde, 3 çocuk sahibi olan bir annenin hesabına aylık 6 bin 500, 4 çocuklu bir anneye ise aylık 11 bin 500 lira ödeme yapılacak. (Bu durumda 2025 öncesi doğan çocuklar üvey, sonrası doğanlar devletin öz evladı. Aynı şekilde 2025 öncesi doğum yapan kadın üvey anne, sonrası doğum yapan kadın ise öz anne. Hasılı yaşın genç ve 2025’de evlenmek ve çocuk sahibi olmak varmış.)

5. Doğum yardımları, çocuklar beş yaşını dolduruncaya kadar devam edecek. (Anneler yaşadı.)

6. Yardımlarda herhangi bir kriter gözetilmeyecek. (Sanırım, zengine de fakire de bu yardım yapılacak.)

7. Çiftler, 81 ile yaygınlaştırılan Aile ve Gençlik Fonu'na yani 48 ay vadeli ve 2 yıl geri ödemesiz 150 bin lira tutarındaki destek için e devlet üzerinden başvuru yapabilecek. (Bu 150 bin çiftin her birine ayrı ayrı mı verilecek yoksa toplam bu kadar mı? Burası izaha muhtaç. Bir de bu destek 2025 sonrası evlenmek isteyenlere de devam edecek mi? Burası da kapalı. Sanırım 2025’le sınırlı. Şayet böyle ise benim oğlan 2025’den sonra evlenir.)

Hasılı aile yılında aile desteği ve çocuk yardımı bununla sınırlı değil. Devlet çalışan kadını da düşünmüş. O da şu:

8. Kadınların ev ve işleri arasında bir tercih yapmak zorunda kalmamaları için esnek ve uzaktan çalışma modelleri hayata geçirilecek.

9.Halihazırdaki kreşlerin sayısı artırılarak ülke genelinde yaygınlaştırılması sağlanacak.

Haydi gençler, göreyim sizi. Gördüğünüz gibi devlet kesenin ağzını açmış. Sayenizde geriye doğru giden nüfusumuz artacak.

Düşünme Kapasitesini Artırmanın Yolu ve Sonuçları

"Düşündükçe; itiraz etme, uyumsuz olma, huzursuz olma ve huzursuz etme kapasiteniz de artar. Kendi başınıza kararlar almanız, kendi başınıza düşünmeniz; kendi başına düşünme kabiliyeti olmayanları çileden çıkarır."
Bu söz Dücane Cündioğlu'na ait. Bu söze katılır veya katılmazsınız, bu sizin bileceğiniz bir iş. Hatta sözün içeriğine bakmadan, sözün kim tarafından söylediğine bakarak ben bu adamı sevmem ve görüşlerine katılmam, benim için güvenilmez biridir de diyebilirsiniz. Burada bize düşen hikmetinden sual olmaz demektir. Öyle ya sevmek bir gönül işidir. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Aynı şekilde görüşüne de katılmak zorunda değil.
Şimdilik sizi bir tarafa bırakarak ben kendime bakayım. Çünkü söz ortada kalmasın. Bakalım bu sözün neresindeyim. İçinde miyim, dışında mıyım?
Şu bir gerçek ki bu cümlede kapasite artışından bahsediyor. Bakalım bende bu kapasite ve potansiyel kapasite artışı var mı?
Müsaadenizle kendimi test edeyim. Sanki bende bu kapasite var gibi. Çünkü itiraz yönüm olduğunu eş dost söylüyor. Aristo mantığından hareket edersek, itiraz ettiğime göre sanki düşünüyorum. O halde varım.
İtiraz yönüm olduğuna göre uyumsuz olduğum, nevi şahsına münhasır biri olduğum da doğrudur. Zaten fiziki rengime de vurmuş bu uyumsuzluğum. Çoğunluğun saç rengi siyah iken bendenizde turuncu renk hakim. Bakmayın şimdi ağardığına.
Uyumsuz olunca, haliyle huzursuz olduğum ve huzursuz edildiğim de doğrudur. Çünkü zannımca huzursuz ettiğim bir gerçek. Huzursuz etmek derken birilerinin suyunu bulandırma, kuyruğuna basma, fincancı katırlarını ürkütme gibi bir yönüm var. Haliyle huzursuz edince huzursuz olmam doğaldır.
Hasılı, sonuçları itibariyle bakarsak, bende itiraz etmek, uyumsuz olmak, huzursuz olmak ve huzursuz etmek olduğuna göre sanki bende düşünme kapasitesi var gibi.
Şayet böyle isem -sonucunu düşünmeden- kararlar almam, kendi başıma ve bir başıma düşünmem de olası. Bu olası durum kendi başına karar alma kabiliyeti olmayanları, bu kabiliyetleri varsa da bu potansiyeli kullanmayanları çileden çıkarırmış. Çok da tın. Birileri bu kapasitesini kullanmadığı için çileden çıkacak diye yarım yamalak da olsa tüm bu özelliklerimi kullanmayayım mı?
Varsın, birileri hesap kitap yaparak itiraz etmesin. Uyumsuzluk yolunu seçmesin. Kimseyi huzursuz etmediği için kendisi de huzurlu olsun. Ne huzursuz etsin ne de huzursuz olsun. Kendi başına kararlar almasın. Kendi başına düşünmesin. Yani birey olmasın. Sürü olmayı, sürüden ayrılmamayı, ağrımaz başını ağrıtmamayı seçsin. Böylece huzur bulsunlar.
Ama hep mi huzur bulsunlar? Tamam sürünün içinde yer alarak huzur bulsunlar da akıllarının bir köşesinde birey olmadıkları bir ukde olarak kalsın. Bu da onları huzursuz etmek için yeter de artar bile.
Olur mu demeyin. O kadar huzurun içinde biraz da lütfen huzursuz olsunlar.
Bir de itiraz etmedikleri ve uyumsuz olmadıkları için huzursuz olmadıklarından, huzur bozmadıklarından, bir başına karar almadıklarından ve düşünmediklerinden dolayı düşünüyorum, o halde varım demesinler. Çünkü hiç yakışık almıyor ve üzerlerinde sırıtıyor.

Tutkularımız

Resimde tutku kelimesine TDK'nin verdiği anlamlar ve tutkunun cümle içerisinde kullanılışı yer almaktadır.

Buna göre kısaca tutku güçlü bir coşku, ihtiras, güçlü istek, aşırı düşkünlük anlamlarına geliyor.

Başka milletlerin tutkusu var mı, varsa da ne kadardır bilmem ama millet olarak bizim tutkularımız çoktur. Bu tutkulara öyle bir bağlanırız hatta kendimizi öyle bir kaptırırız ki bu tutkulardan bizi ancak ölüm ayırır.

Mesela herhangi bir kişi, alan, düşünce, fikir ve görüş vs. hususlarında tarafgirliğimiz, fanatikliğimiz, kutuplaşmamız, ölümüne savunmamız, rekabet ve husumetimiz bir nevi tutku ve bağımlılıktır. Her ne olursa olsun bu tutkularımızdan vazgeçmeyi, vazgeçemeyiz. Tutkularımızı eleştirenlerle tartışmaktan, kavga etmekten, gerekirse küsmekten geri kalmayız. Kısaca tutkularımızın hepsi olmasa da çoğu bizim için kırmızı çizgidir.

Ne demek isteğimin anlaşılması için tutkumuz olan bazı örneklere yer vereyim:

Siyasi partiye tutkunluğumuz. Bu tutkunluğumuz tuttuğumuz futbol takımı gibidir. Kolay kolay değiştirmeyiz.

Dini veya siyasi lidere bağlılığımız. Bağlandıklarımızın her yaptığında hikmet aramamız. Onları ölümüne savunmamız. Eleştirenleri düşman bellememiz. Kendimizi Atatürkçü, Menderesci, Demirelci, Özalcı, Erbakancı, Türkeşçi, Baykalcı, Erdoğancı; solcu, sağcı, milliyetçi, İslamcı, milli görüşçü, Kemalist, sosyalist vs. görmemiz. Dinî yapılara bağlılığımız varsa, Nakşi, Kadiri, Nurcu, Süleymancı, İskenderpaşa, Menzilci, İsmailağa vs. gruplarından birine mensup görmemiz.

FB, GS, BJK ve TS gibi büyük takımlara olan tutkunluğumuz. Maç öncesi ve sonrası maç kritiklerimiz, hakem değerlendirmelerimiz, maça gitmemiz, ekrandan maç seyretmemiz, futbolcularının hepsinin isim ve mevkilerini bilmemiz vs. gibi durumlar da tutkumuzun bir göstergesidir.

Aynı şekilde tarihi şahsiyetlerde de bir tutkumuz söz konusu. Fatih, Yavuz, 2. Abdülhamit gibi.

Sigara, alkol veya uyuşturucu bağımlılığını da tutkumuz olarak görebiliriz.

Tutkumuza dair örnekleri çoğaltabiliriz. Fazlasına da gerek yok.

Şu var ki hangi alan olursa olsun tutkularda bir seviye tutturulamazsa bu tür tutku aşırılıktır, fanatikliktir, bağnazlıktır.

Bu tutkuya yakalanan kişiden, objektif olması ve davranması beklenemez. Hayata çok yönlü değil, tek yönlü bakar. Çünkü taraftır. Maçtaki taraftarda duygu ve coşku hakim olunca nasıl ki bu taraftar grubunda akıl değil, duygular hakim olduğu gibi diğer tutkularda da akıl ön planda olmaz. Duygular aklı bastırır. Farkına varmadan bu tutkuların esiri oluruz.

Bu tutkularda sevgi vardır, aşırı sevgi vardır. Hem de ölümüne sevgi. Bir yerde aşırı sevgi varsa aşırı nefret de vardır. Bu yönüyle aşk derecesinde olan bu aşırı sevgi gözleri kör eder. Bu aşırı sevginin oluşmasında, aşırı nefretin payı büyüktür. Çünkü bir taraftan nefret eden, diğer tarafa yani zıddına bağlanmada bulur kurtuluşu. Birinden kaçar, diğerine sığınır.

Bilelim ki bu tutku kendimiz için esarettir, sağlıksız düşünmektir, aklımızı başımızdan almaktır, birey olmaktan ziyade sürünün içinde yer almaktır, kendimizi ve özgürlüğümüzü sınırlamaktır, sırtımızda yumurta küfesi taşımaktır, kendimize güvenmediğimiz için kendimizi bir yere ait hissetmektir, bir özgüven eksikliğidir; kişinin beynini, aklını, fikrini kullanmamasıdır, tüm bunları kiraya vermesidir. Çünkü nasıl ki aşk gözü kör ederse, bu tutkular da bizi bizden eder, bizi esir alır. Tutkularla yatar, tutkularla kalkarız. Tutkular için yaşar, tutkular için ölürüz. Çünkü sürünün görevi budur. Bireycilik ve bireyselleşme mi? Ruhuna Fatiha.