1 Ocak 2025 Çarşamba

Beklentisiz Yıl

Her yeni yıl, dünün devamı bugün olsa da tüm umutlarımızı yeni yıla bağlarız, beklentilerimizi, iyi dilek ve temennilerimizi dile getiririz. Mutlu yıllar. Yeni yılın bu yıldan iyi olmasını dileriz deriz.
Tüm bu iyi niyet temennilerimizin çoğu bu yeni yılda da gerçekleşmez. Allah'ın yeni yılı mı biter. Bu yıl yine iyi gitmedi deriz.
Tüm umutlarımızı bir sonraki yıla aktarırız. Her ne kadar perşembenin gelişi çarşambadan belli idiyse de bir umut bizimkisi.
Nasıl bir hayatsa, her yeni yıl bir önceki kötü yılı aratıyor.
Haliyle büyük umutlarla girdiğimiz ve yaşadığımız her yıl bizler için daha doğrusu büyük çoğunluk için hep hayal kırıklığı oluyor.
Aslında hayal kırıklığına uğramamızın nedeni, beklentilerimizdir.
Ne kadar az beklenti ya da hiç beklenti içine girmemek o kadar huzur demektir. Haddi zatında ne beklersek bekleyelim ne istersek isteyelim, istediğimiz huzurdur.
Huzurumuzun kaçmaması da bizim elimizde.
Bunun yolu da her yeni yılın daha kötü geçeceği yönünde kendimizi hazırlamak gerek. Yani en kötü senaryoya hazırlıklı olmak.
Hoş, bu yeni yıl önceki yılları aratacak öngörüsünde bulunsak, aklına kötü şeyler getirme. Hayır dileyelim, hayır olsun uyarısına muhatap oluruz.
Halbuki kötü senaryoya kendimizi hazırlarsak, girdiğimiz yıl çok kötü geçerse, zaten böyle düşünmüştüm. Düşündüğüm gibi oldu deyip şok geçirmeyiz, hayal kırıklığına da uğramayız.
Biraz veya daha iyi olursa yani düşündüğümüz gibi kötü çıkmazsa, oh be, ne ummuştum ne buldum, bundan iyisi can sağlığı deriz.
Şiddetle öneririm kötü senaryo tablosu çizmeyi.
Ne biliyorsun, yaşadın mı demeyin.
Test etmişliğim var.
İlk öğretmen atamamda; terör, hava şartları, ulaşım ve imkan yönünden, Doğu ve Güneydoğu’nun şartları en kötü yerlerini gözümün önüne getirdim. Dedim ki buralar garanti. Kendimi hazırladım buna. Atamalar açıklandı. Gaziantep Nizip çıktı.
Nizip’te 2,5 yıl çalıştıktan sonra zorunlu hizmet için Adıyaman’ı tercih ettim. Adıyaman çıktı. Sırada görev yapacağım yerin belli olması kalmıştı. Bu süreçte bir arkadaş, hafta sonu Adıyaman’ın ilçelerini dolaşıp gelelim. Beğendiğimiz yerin olması için araya birilerini bulalım dedi. Yok, sen dolaş gel. Buna gerek yok dedim. O arkadaş dolaşıp geldi. Hangi ilçeleri iyi, hangileri kötüymüş dedim. Gölbaşı, Kahta, Besni iyiymiş dedi.
İyi-kötü derken yanlış anlaşılmasın, ulaşım, büyüklük, il merkezine uzaklığı, kış şartları ve çalışma imkanları yönüyle.
De hele kötü yerlerini bu vilayetin dedim. Gerger ve Sincik’miş. Ben Gölbaşı ve Kahta için birilerini araya koyacağım dedi. Tamam, sen birilerini araya koy. Ben yerimi buldum dedim. Neresi dedi. Gerger ve Sincik garanti dedim. Güldü. Olur mu öyle şey dedi.
Kardeş, en kötü yerleri buralar ise buralara göre kendimi hazırlayacağım. Buralar çıkarsa, zaten demiştim, bekliyordum derim. Yok, daha iyi yerler çıkarsa, benim için aliyyülâlâ olur dedim. Hadi bakalım, hayırlısı dedi.
İl dağılım yaptı. Sonuçlar açıklandı. O arkadaşa Besni, bana ise Kahta geldi.
Kahta hem büyüklük hem merkeze yakınlık hem yerleşim yeri hem ulaşım hem de gelişmişlik yönünden Besni’den daha iyiydi.
Vay abi, ben araya birilerini koydum. Şu gelen yere bak. Sen ise kimseyi bulmadın, dört ayak üzerine düştün demişti.
Uzatmayayım, gördünüz değil mi huzuru.
Unutmayın, formülü tekrar söylüyorum. Hangi konuda olursa olsun her konuda en kötü senaryoya hazır olmak, beklenti içine girmemek.
Sonuç olarak, bu yeni yıldan hiçbir şey beklemiyorum. Kötü geçti denilen 2024’den daha kötü olacak diyor, buna göre kendimi hazırlıyorum.

31 Aralık 2024 Salı

Yabancılar Sorunu

Suriyeli, Afganlı veya Afrikalı yabancıların normalin üzerinde dikkat çekecek şekilde bu ülkede barındığı bir gerçek.
Kimi bu ülkeye yerleşmiş, bu ülke vatandaşlığın geçmiş kimi de geçici göçmen statüsünde.
Ortadoğu'da huzur olmaz, yarın başka ülkelerde iç kargaşa ortaya çıkarsa, bu ülkeye yeni göçmenlerin gelme ihtimali de her zaman için var.
Statüsü ne olursa olsun yabancıların çoğu birçok sektörde çalışıyor. İçlerinde dilenen kimseye pek rastlamadım. Kendi ekmeklerini kendileri kazanıyorlar.
Burada yabancı seviciliği veya düşmanlığı yapacak değilim. Dikkat çekmenin dışında bugün istisnalar hariç toplumsal bir infiale sebep olacak şekilde pek problem oldukları yok. Yalnız zaman zaman gerginlik yaşandığı ve gerilimin yükseldiği de bir vakıa.
Problem çıktıktan sonra nasıl çözeriz üzerine kafa yoracağımıza, ileride muhtemel yabancı problemine dikkat çekerek tedbir alınması gerektiğini düşünüyorum.
Muhtemel tehlikeye gelirsek, yabancıların yoğun olduğu yerlerde; ırkçılığın, milliyetçiliğin, yabancı nefreti ve düşmanlığının artabileceğini düşünüyorum. Bu da karşı karşıya gelme riskini barındırıyor. Çünkü bu potansiyel farklı uyrukların olduğu yerlerde her zaman olur.
Kürtler her ne kadar bu ülkenin yabancısı olmasa da yüzyıllardır aynı ülkede yaşıyor olsak da birbirimizden kız alıp versek de özellikle terörün azdığı dönemlerde Türk Kürt gerginliği geçmişte eksik olmadı.
İçimizde öyle tipler var ki terör bir can alsa tüm Kürtleri terörist görecek derecede Kürtlere bilemiyor.
Şimdilerde eskisi gibi Türk Kürt gerginliği yok. Çünkü 2011’den bu yana ülkemize bol miktarda gelen Suriyeliler Kürtleri unutturdu. Bu unutmada terörün hız kesmesi de etkili oldu.
Bu tespiti bir Kürt arkadaş yaptı. Bir gün bana, "İyi ki şu Suriyeliler geldi. Buna en fazla biz Kürtler seviniyoruz" dedi. Niye dedim. "Çünkü Suriyeliler gelince biz unutulduk" dedi. Ben de ona siz Suriyelilere göre Sünni imişsiniz. Kıymetinizi geç anladık diye şaka yapıp gülüştük.
Bu dediklerime abartıyorsun, o kadar da değil demeyin. Ortaokul seviyesinde ki çoğu çocuklarda Suriyelilere karşı bir nefretin olduğunu ortaokullarda çalışırken bizzat gördüm. O zamanlar din kültürü ders kitaplarına Muhacir-Ensar kardeşliği de konmuş, bu konu işlenirken Türkiye’dekiler Ensar, Suriyeliler ise Muhacir vurgusu yapılmıştı. Öğrencilere bunu izah ederken o küçücük çocukların olmaz böyle dediklerine bizzat şahit oldum.
Almanya’ya giden, orada kalan, orada çoluk çocuğa kavuşan, iş güç sahibi olmuş, ev bark almış Türklere, Dazlaklar denen Alman gençlerin husumetini bilmeyenimiz yoktur.
Yarın bu ülke gençleri arasında işsizlik artarsa, ara ara Suriye uyruklu kişiler infiale sebebiyet verecek adi suçlara karışırsa, Türk-Suriyeli arasında gerilim yükselir.
Bu aşamaları temenni etmiyorum. İllaki olacak demiyorum. Ama böyle bir risk söz konusu. Bu yüzden bu süreci iyi yönetmek, Suriye’deki olumlu gelişmeleri fırsata dönüştürerek Suriyelileri memleketlerine dönmeye teşvik etmek gerekir diye düşünüyorum.

Suriyeliler Gider mi?

Esed rejiminin yıkılıp Suriye'de meydana gelen yeni durum sonrası, Suriyeliler memleketlerine döner mi, dönmez mi soruları zaman zaman ikili görüşmelerde soruluyor, TV ekranlarında tartışma konusu oluyor.
Gitmezler bunlar diyen çoğunlukta. Giderler ama çoğu kalır diyenler var. Bunlar giderse sanayi işçi bulamaz. O yüzden hepsi gitmesin diyen sayısı da az değil.
Dersine girdiğim sınıflarda tek tük Suriyeli öğrenci var. Lise talebesi bunlar. Suriye'deki gelişmelerin ardından bunlara Suriye'deki gelişmeleri nasıl gördüklerini sordum.
Gelişmelerle ilgili pek bir bilgileri yok. Küçük yaşta gelmişler. İyi oldu, kötü oldu bile demiyorlar.
Ülkelerine dönme düşüncelerinin olup olmadığını sordum. Bir tanesi bilmem dedi. Bir diğeri, "Evimiz yıkıldı. Gitsek bile evimiz yok. O yüzden gitme düşüncemiz yok" dedi. Bir başkası da "Evimiz yıkıldı. Şimdilik buradayız. Babam bir ara gidecek. Orada duracak. Evi yeniden yaptırınca bizi alacak. Biz o zamana kadar burada okullarımıza devam edeceğiz" dedi.
Görüştüklerim ülkemizde yaşayan tüm Suriyelileri yansıtmasa da gözlemlerimi söylersem, Suriyelilerin büyük çoğunluğu bu ülkede kalır. Çünkü önemli oranı Türk vatandaşlığına geçti.
Çoğu bu ülkede kendi işini açtı.
Önemli bir kısmı maaşlı olarak çalışıyor.
Bu ülkede yaşamaktan memnunlar mı bilmiyorum. Ama memnun olmasalar da iyi kötü işi varsa, aldığı ücret evini geçindiriyorsa, başını sokacak bir ev almışsa veya oturduğu evin kirasını verebiliyorsa pek azı hariç gitmezler.
Niye gitmezler? Çünkü Suriye'ye gitseler, hayata ve her şeye yeniden ve sıfırdan başlayacaklar. Bu ülkeye ilk geldikleri zaman çektikleri sıkıntıyı kendi memleketlerinde yaşayacaklar. Kendi doğup büyüdükleri memleketleri olsa da orada kendilerini iş beklemiyor. Çoğunun evi de yoktur. Varsa da yıkılmıştır.
Çoğu bekle gör modunda olacak.
Ne zaman giderler? İleride Suriye imar edilir, konut sıkıntısı olmaz, istihdam ihtiyacı ve imkanı olursa, iç savaş ve terör olmazsa, oradaki imkanlar buradan fazla olursa, belki o zaman gidebilirler.
Gelişme sonucu ülkelerine dönenler İçişleri Bakanı’nın açıklamasına göre 21 günde 6 bin aile (35 bin kişi) dönmüş. Daha önce Suriye’ye dönenlerin sayısı ortalama 338 iken bu sayı, son gelişmeyle birlikte 1700'e yaklaşmış.
 Öyle zannediyorum, eski gayrimenkullerine birileri çökmesin diye gidiyor gidenler. Bir kısmı da bu ülkede umduğunu bulamayanlar olmalı.
Gidenlerin ne kadarı kalıcı olmak için gidiyor, bunu zaman gösterecek. Umduklarını bulamazlarsa, gidenlerin bir kısmının bir şekilde tekrar geri döneceğini düşünüyorum.