30 Aralık 2024 Pazartesi

Yükselmenin Hududu

•⁠ ⁠IMEI kayıt ücreti, 31.692 TL’den 45.614,20 TL’ye,
•⁠ ⁠3 yıl üzeri pasaport harcı, 7.833 TL’den 11.274 TL’ye,
•⁠ ⁠Yurtdışına çıkış harcı, 500 TL’den 710 TL’ye,
•⁠ ⁠Araç muayene, (otomobil) 1.821,60 TL’den 2.621,80 TL’ye,
•⁠ ⁠Telsiz kullanım ücreti, (aylık) 14,94 TL’den 21,50 TL’ye,
•⁠ ⁠1.6 motor, 1-3 yaş arası MTV, 5.851 TL’den 8.421 TL’ye,
•⁠ ⁠B sınıfı ehliyet harcı, 3.945,40 TL’den 5.678,60 TL’ye,
•⁠ ⁠En düşük trafik cezası, (radar) 1.506 TL’den 2.167 TL’ye,
•⁠ ⁠Gelir vergisi ilk dilimi, 110.000 TL’den 158.000 TL’ye,
•⁠ ⁠Aylık beyanname damga vergisi, 308,30 TL’den 443,70 TL’ye yükseltildi.
Yukarıda yer verdiğim harç, vergi ve ücret listesi Resmi Gazetede yayımlanan 2025 yılına ait vergi zamlarıdır.
Matematik bilginiz iyi ise harç, vergi ve ücret oranlarının ne kadar olduğunu en iyi siz bilirsiniz.
Ben orandan ziyade fiyatların füze gibi havaya yükseldiğini gördüm. Vergi listesinin sonundaki “yükseltildi” fiili de buna işaret eder.
Yükselmek demek göğe yükselmek demek.
İstikbal göklerde değil miydi?
Göğe yükselince arşı âlâyâ da kadar yolu var.
Yükselmenin bedeli olmayacak mı?
Olacak elbet.
Ne de olsa şahlanış dönemindeyiz.
Şahlanırken birileri üzerimize basacak, birileri de yükselecek veya yükseltecek.
O yüzden yükselmekten ve yükseltilmekten korkmamak lazım.
Ne demişler? Yüksel Türk! Senin için yükselmenin hududu yoktur.
Kartallar da yükseklerden uçar. Dipte kalsak daha mı iyiydi?
Maaşlar, ücretler yerlerde sürünüyor diye ayrıca hiç yükselemedik diye vergiler de mi yükselmesin. Bırakın da o bari yükselsin. 
Kıskançlığın zamanı değil.
Lütfen! Bardağa dolu tarafından bakalım.
Ne diyelim? Sebep olan müsebbiplerden Allah razı olsun.

Bir Başarı Hikayesi (4)

Hülasa, sermaye ile başladığı ticaret hayatında büyüdü de büyüdü. Holding sahibi oldu. Çoğu sektörlerde var. Bu noktaya, tırnaklarıyla kazıyarak geldi. Bildim bileli çalışır. Çoğu geceler plan yapmaktan, iş koşturmaktan uyumamıştır. Pandemide yurtlar kapalı olmasına rağmen ayakta kalmayı becermiştir.

İşler nasıl diye sorsam, her defasında şükür der.

Geldiği noktayı, gözü karalığını, başarısını, merdivenleri basamak basamak çıkmasını hep takdir etmişimdir.

Acı tatlı hayatını yaz yaz bitmez. Çünkü bu ömrüne çok şey sığdırdı.

İşte tüm bunlar gözümün önüne sinema şeridi gibi geldi.

Ama o kadar yükün altından alnının akıyla kalkan, anasından doğduğu andan itibaren koşuşturan, gücüne güç katan bu arkadaş, annesinin beklenmedik ölümünü unutamadı. Nasıl unutsun ki. Ana gibi yar olmaz dedikleri bu olsa gerek.

Anasıyla birlikte çıktı bu yola. Her türlü sıkıntıyı birlikte göğüslediler. Duasını hep arkasında hissetti. Tabir yerinde ise çıktığı bu yolda yol arkadaşı idi annesi.

Ama annesi, çok çektin. Artık her şeyi yoluna koydun, gözüm arkada kalmayacak. Benden bu kadar deyip çekip gitti.

Annesinin bu ani ölümüne belli ki hazır değildi. Yanına gidip onu teselli etmek istedim. Sonra da rahatsız etmeyeyim deyip oturup şu metni yazıp kendisine gönderdim:

“Kardeş, kayınvalidem beş yıldır yatalak. Bakım ve her şeyini beş yıldır beş çocuğu günlük sıra ile nöbet tutarak yerine getirir.

Dile kolay beş yıl. Yatan için de zor bakan için de.

Zaman zaman bakımda sıkıntı olsa da güç bela devam ediyor nöbet.

Ölüm temenni edilmez ama kayınvalidemin kurtuluşu ölümdür. Çünkü ayağa kalkacak durumu yok. Mama ile beslenir. Yatağa bağlı olarak odadan dışarı çıkmadığı için geleni gideni tanıyamaz oldu. Hasılı ölü bir ceset gibi.

Çocukları dile getirmese de ölüme sevinilmese de annelerinin ölümüne en fazla çocukları ve kocası sevinecek.

*

Annemin resmi yaşı 85 ama beş altı yaş küçük yazılmış. 90 yaşında var. Aşırı kilo var. Oturduğu yerden tuvalete güç bela gider gelir. Çoğu zaman düşer. Son düşüşünde burnuna beş altı dikiş atıldı.

Hareketsiz olduğu için kabızlık sorunu var. Nefes almada zorlanır, tansiyon, şeker var. Vücudunun her yeri, kemikleri sızlar. Durmadan ağrı kesici iğne yaptırır, krem sürer vücuduna. Günlük bir poşet ilaç kullanır. Sabahtan akşama oturduğu için sıkılıyor. Sıkıldığı için memnun da edemiyoruz.

Üç oğlanın arasında yaşar annem.

Şu anda banyo dışında kendi işini kendi halletse de düşe düşe bir gün annemin de kalkamayacağı beni endişelendiriyor.

Ölümünü temenni etmesem de her fani gibi kayınvalidem de annem de vefat edecek. Ama gönül ister ki yatağa bağlı kalmadan, kimseye yük olmadan, hayattan bezmeden emanetin alınması.

Ben yatağa mahkum olmadan ve kimseye yük olmadan darı bekaya gitmeyi ömrün ve ölümün hayırlı olanı görürüm.

Niyetim sana vaaz vermek değil. Ama toparlanman gerek. Çünkü ölenle ölünmez. Ki annen hayırlı ölümle vefat etti. Daha ayakta iken kimseye yük olmadan gitti. Bir düşün yatağa mahkum olmasını.

Sen, her zaman yanında olan annenin duasını bol bol aldın ki Allah sana yürü ya kulum dedi. Elindeki imkanlar dolayısıyla annen de hiç maddi sıkıntı çekmedi. Evlatlık görevini en iyi şekilde yerine getirdin. Annen senin başarılarını gördükçe seninle hep gurur duymuştur. Nereden nereye demiştir.

Giderken de gözü arkada gitmemiştir. Çünkü oğlu işinde gücünde. Çoluk çocuk sahibi oldu. Sizin mutluluklarınıza şahit oldu.

Şimdi dönse, senin kendi ölümünü atlatamadığını görse annen bu duruma çok üzülür. Onu üzmemek için kendini toparlaman ve işine yoğunlaşman gerek.

Geçen telefonla görüştükten sonra durumun beni üzmüştür. Bu yazdıklarımı yüzüne sohbet arasında söylemek isterdim. Rahatsız etmemek için yazmaya karar verdim. Hangi konuda ihtiyaç duyarsan, elimden geleni yaparım.

Toparlaman, hem anneni hem de beni memnun edecektir.

Bir piknik dönüşü sizin evde kalmıştım. Fatma Teyze mükellef bir kahvaltı sofrası hazırlamış., birlikte kahvaltı yapmıştık. Hiç unutamam. Ellerine sağlık. 

Allah, annene rahmet eylesin. Size sabırlar versin. 

Baki selam”.

Bir Başarı Hikayesi (3)

Kayseri'den Konya'ya geçiş yaptım. Konya'da okula devam ediyorum. Babasının gelip benden aylık 50 lira alacaksın vebaline rağmen arkadaşımın evine bir daha gitmedim. Aylar sonra arkadaşım beni buldu. Şu kadar aylık paran birikti. Babam bana verdi deyip söz verilen burs toplamını vermişti.

Arkadaşın annesiyle babası ayrıldı. Babası arkadaşıma, "Annen mi, ben mi? Tercihini yap" demiş. Arkadaş da annem diyerek ceketini alıp evden çıkar.

Bir hafta kadar annesiyle birlikte bir arkadaşının evinde misafir olur. Daha fazla kalamaz.

Güç bela bir ev tutar kiralık. Ev tutmakla iş bitmez. Eve eşya lazım. Bir şekilde halledilir. Bir hafta on gün kadar perde yerine camları yer sofrasıyla kapatırlar. Bu kadar zor durumda olduğunu bilmiyordum. Çünkü belli etmezdi. Taziyede fırsat bulup anlatmıştı.

Ev tutmakla iş bitmez. İş de lazım. Birinden bin mark borç alır. Bu paraya bir Anadol satın alır. Bunun arkasını açtırarak pikap yapar. Pazarların girişine, çıkışına birer eleman bulmak suretiyle yumurta satmaya başlar.

Araba eski olduğu için çoğu zaman yolda kalmıştır.

Ticarete bu şekil yumurta satma işiyle atılır. Bu işi de tek kuruş sermayesi olmadan yapar. Çünkü babadan tek kuruş faydalanmadı. Bir ara babamın bana faydası, "Yumurtacı arkadaşlarından toptan veresiye yumurta aldım. Bunları sattıktan sonra borçlarımı ödedim" demişti.

Pazarlarda yumurta satmakla başladığı ticaretini geliştirir. İthalat ve ihracat işine de girer.

Doksanlı yıllar sanırım. Askeriyenin kuru bakliyat ihalesine girer. Her yıl bu ihaleye bir kişi girer, ihale de onda kalırmış. Arkadaşı çekil diye tehdit ederler. Çekilmezsen ihale sende kalsa bile teminatı yaktırırız denir. Arkadaş, buna pabuç bırakmaz. İhalede en uygun teklifi verir ama dendiği gibi ihalesi iptal edilir, teminat olarak yatırdığı 90 bin de (milyon da olabilir. 90'lı yıllar) yanar.

Bir ara yurtdışından ikinci el araba getirip piyasaya sürdü. Tüp beyni getirtti.

Yüksek öğretim kız ve erkek öğrenci sektörüne girdi. Konya, Ankara, Aksaray, İstanbul olmak üzere 30’a yakın yurt işletiyor.

Pandemide temizlik ve sağlık sektörüne de girdi.

Pazar hariç Konya, Aksaray ve Karaman bölge gazetesi çıkarmakta.

Bir ara evin nerede, nerede oturuyorsun diye sordum. Hangisini soruyorsun dedi.

Çoğu yıl aramızda yaptığımız sınıf toplantısına ev sahipliği yapmakta.

Her ramazan ayında Konya eşrafına, çalışanlarına, eş ve dostuna iftar vermekte.

2005 yılında Adana'dan Konya'ya dönüş yaptığımda bir arkadaş, "Kirada oturmaktansa sana bir ev satın alalım" dedi. Ben bir ev buldum. Arkadaş, diğer sınıf arkadaşlarından 1, 2, 3 biner lira borç buldu. Bu arkadaştan da istemiş. 2000 lira vermiş. Bin lirası ev hediyem demiş.

Gazetesinde, kendisinin ısrarıyla 2009'dan beri haftada 3-4 gün yazıyorum. Bir gün aradı, gazeteciler için Bakan bey, TOKİ evleri yapacak. Bir tanesi de senin dedi. 2+1 evim çıktı. Ödemesini yapıp tapusunu aldım. Sayesinde ikinci bir evim oldu.

Yaptığı dokunuşlarını ve desteklerini unutamam. (Devam edecek)