24 Eylül 2024 Salı

Şeyda Polisin Ardından *

Çiçeği burnunda polisi şehit eden katilin suç dosyasını okudum. Uyuşturucu ticareti, uyuşturucu kullanma (8), kasten yaralama (2), cinsel taciz, yağma (2), gasp, çocuğa cinsel istismar (2), hırsızlık, mala zarar verme (2) gibi 26 suçtan kaydı varmış. 

19 yaşındaki biri daha bu yaşta suç makinesi olup çıkmış. Yok yok.

Bu kadar çok suç kaydına rağmen bu kişi hiç cezaevinde yatmamış. Öyle görünüyor ki her bir suç sonrası adli kontrol şartı ile salıverilmiş olmalı. 

Polisin şehit olmasının ardından, katil zanlısının annesinin yaptığı açıklamaya göre anne, “madde bağımlısı, madde satıyor” diye çocuğunu kaç defa şikayet ettiğini söylüyor. 

Polisin şehit olmasında öyle anlaşılıyor ki karakolda görev yapan polislerin ihmali söz konusu. 26 suçtan sabıkalı olan biri elini kolunu sallayarak bahçeye çıkarılmamalıydı. Çıkarıldı diyelim. Elinde kelepçe olmalıydı. Bahçeden kaçırılmamalıydı.

Kovalamaca esnasında katil zanlısı polisin belinden tabancayı alması da enteresan. Polisin belinden tabancayı alıncaya kadar bu kadar yakın temas olacak şey değil.

Burada polisleri suçlayacak değilim. İşleri zor bilirim. Suçluyla mücadelede hep kelle koltukta görev yapıyorlar. Bir kör kurşunun onları ne zaman götüreceği an meselesi. Bunu en iyi de polislerin bilmesi gerekir. Çünkü normal insanlarla değil, problem insanlarla işleri. Bu kadar zor ve kutsal bir görevi ifa eden polislerimizin en ufak bir ihmalleri hayatlarına mal olabiliyor. Nitekim bu katil zanlısında olduğu gibi. Ki bu zanlının ne tür suçlara karıştığının dosyası polis kaydında olduğunu yine en iyi polisler bilir. Suçu işlemeyi seriye bindiren bu tip için çok özel ve olağanüstü tedbirler almaları gerekirdi. Maalesef karakolda ki bu ihmal gencecik meslektaşlarının ölümüne neden oldu.

Polise gelinceye kadar katilin hiç mi suçu yok diyebilirsiniz. Elbette katil zanlısı suçlu. Ama bu zanlı, paranoya derecesinde suç işlemekten zevk alan biri. Bu tiplere fırsat verilmemeliydi, gözlerini dört açmalıydılar. Çünkü ne laftan anlar ne sözden.

Burada sorgulanması ve suçlanması gereken adli kontrol şartıdır. Çünkü her türlü suçta imzası olan 19 yaşında 26 sabıkası olan bu zanlının polisi öldürmesinde, uygulanan bu tedbir kararının payı büyüktür. Hatta ta kendisidir. 

Açıkçası bu adli kontrol şartına oldum olası sıcak bakamadım. İfadesini alıp haydi git demek, "Bu yaptığın suçu yeterli görmedim. Çünkü yarım yapmışsın. Ben işini yarım yapanı sevmem. Şimdi salıyorum. Git işini sağlam ve tam yap gel" demektir. Kanun koyucunun böyle bir kastı olmasa da sonuç bu kapıya çıkıyor ve bu anlama geliyor. Halbuki suçun karşılığı bir gün bile olsa suçlu o bir günü yatmalıdır.

Adli kontrol şartı ile salıverilenlerden kaç tanesinin tekrar suça bulaştığı ve kaç tanesinin hiç suç işlemediği bilgisi devletin elinde vardır. Pek azı hariç tekrar suç işlemiştir zannımca. Bu durumda kanun koyucu,  bu adli kontrol şartı uygulamasını yeniden ve acilen gözden geçirmelidir. 

*27.09.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

22 Eylül 2024 Pazar

Pazar Günlüğüm

Sorumluluk sınavı vardı pazar günü. Belirtilen saatte kuruma giderek soru, cevap, sınav, sınav okuma ve evrakları doldurup teslim ettik.
Dönüşte markete uğrayıp birkaç kalem alışveriş yaptım. 
Eve geldikten sonra kahvaltımı yapıp çayımı içtim. 
Git gel kaç adım olmuş diye adımsayara baktım. 6 bin küsur olmuş. Azdı. En az 8-10 bin adım olmalıydı. 
Aldığım zeytin ve tereyağını beğenince biraz daha alayım, hem biraz daha adım atayım hem de ekmek alayım dedim.
Çıktım evden. Önce ekmeği mi alayım, markete mi gideyim derken önceliği ekmeğe verdim. 
Ekmek olarak kepeği alınmamış ekmek tüketiyorum. Aldım mı on tane birden alıyorum.
Bu ekmeği de her fırın yapmıyor.
Bir ara tam buğday ekmeğine yöneldim. Unu alıp bir fırına yaptırmaya başladım. Unu al, fırına ver, bir gün sonra yapılan ekmeği al biraz meşakkatli oldu. Her fırın bu ekmeği yapmadığı için fırıncı da beher ekmek başına baya tuzlu para aldı. Bu fırını bıraktım. 
Ali Kemal Sivaslı Caddesi üzerinde, unu verip ekmek yapan bir fırın olduğunu duydum. Bir ara uğradım. Un versek yapar mısınız dedim. Kendimiz yapıyoruz. Ayrıca dışarıdan un getirene ekmek yapmaya vaktimiz kalmıyor. İşte şunlar bizim yaptığımız ekmek dedi. Birkaç tane alıp tadına baktık. Beğenince un alıp ekmek yaptırmaktan vazgeçtik. Evde ekmek bittikçe bu etliekmek fırınına gidip sıcacık ekmeğimi alıyorum. Ev-fırın mesafeli olunca fazla fazla alıyorum. 
Ev ortada, market ile fırın ters mesafeli. Ama olsun. Yürüyüş için ideal. 
Ekmek almaya giderken ben de yürüyüş yapayım diye hanım da takıldı peşime. Yan yana yürüyoruz. Tam kolkola girme zamanı ama nasıl yapardım bunu. Yapmadık bugüne. Gören ne derdi ayrıca. 
Hanım en son koluma bir kış günü Ankara'daki girmişti. Yabancı memleketteydim. Kim görecekti sonra. Yine de bilinçaltıma işlemiş ki ne yapıyorsun demeye hazırlanırken ne yapayım, ayağım kayıyor dedi. Meğerse o da alışmış, koluma girmemeye. Ama işin ucunda yaban elde düşüp ayağı kırmak da var. Sende mi demeyin. Güvenlik amaçlı oldu. 
Yan yana iki yabancı gibi yürürken, güç bela yürüyen yaşlı bir teyze bize doğru yaklaştı. Evladım, şu sokak nerede bir bakar mısınız, daha önce geldim ama bulamadım, bir yardımcı olur musunuz, kulağım da ağır duyar, gözlerim de net görmüyor dedi. Bereket adresi yazıp eline vermiş teyzeyi bir başına gönderen. Sorduğu Ağırbaş Sokağı görmüştüm ama neredeydi? Buralarda olmalı ama dur teyze haritadan bakayım dedim. Ben haritaya bakarken sokaktan geçen bir gence daha sordu teyze. Ne kadardır arıyor bu sokağı, kimse bilmiyor. 
Gel teyze, yakın buraya dedim. Geriye dönüp aradığı sokağa teyzeyi bıraktım. Ardından fırına yöneldim tekrar. 
Yolda giderken şu belediyeler sokak isimlerinin yanına parantez içinde bir de sokak numarası yazsa ne iyi olur dedim. Çünkü Konya'da cadde isimleri bile bilinmez. Değil ki sokak bilinsin. Halbuki sokaklara numara verilse, harita kullanmayı bilmeyenler için numarayı takip ederek aradığı sokağı bulması daha kolay olur. 
Fırına girdim. Her zamanki gibi fırın faal. Küçücük fırında çalışan 4-5 kişi var. Bir lokantaya özel sipariş tırnaklı ekmek yapıyormuş. Benim aldığım ekmek ise az önce yapılmış, soğuması ve satışı için raflara konmuş. 
Selam verdim. Kolay gelsin. On ekmek alana on bir ekmek mi veriyorsunuz dedim şakasına. Senin canın sağ olsun dedi. 
Eleman ekmeği kağıda sarıp poşetlerken ekmek yapan ustaya, sizde çalışan MESEM öğrencisi yok mu dedim. Yok, çalıştırmıyoruz dedi. Niye dedim. Bir ara aldık. Bir gün geldi bir gün gelmedi. Geldiği zaman da doğru dürüst iş yapmadı. Diğer çalışanlara da kötü örnek oldu. O yüzden almıyoruz dedi. 
Bu arada ekmeklerimizi iki poşette uzattı görevli. Ben de parayı uzattım. Teşekkür edip çıkarken on bir ekmek koydum dedi. Olur mu? Ya ekmeğin birini geri al ya da parasını vereyim. Ben az önce şaka yapmıştım dedim. Olmaz, helali hoş olsun dedi. Israr ettim ise de yine olmaz dedi. Yaptığım şakaya mahcup oldum ama hoşuma gitmedi değil hani. Hasılı bir şaka benim için kısa günün kârı oldu. İlaveten bir ekmeğe daha sahip oldum. 
Ekmeği aldıktan sonra markete doğru yürüdük. Market de Ahmet Öksüz üst geçidinin orada. 
Biraz zeytin, biraz yağ daha aldık. Ödemeyi yapıp çıktım. 
Çıktım ama iki parça ürün elde zor taşınırdı. Çünkü biraz değil baya almışım. Ne yapacaktım şimdi? Ya eve telefon açıp araba gelecekti ya da güç bela elde götürecektik. Ev-market mesafesi de bin adım kadar. 
Sonunda market arabasının içinde götürmeye karar verdim. Ben götüreyim, oğlan geri getirsin dedim. 
Eve gelince, boş ver oğlanı. Şu emaneti teslim edeyim, bu vesileyle bir iki bin adım daha adımlarım dedim. 
Dediğimi de yaptım. 
Eve girdiğimde 14630 adım attığımı gördüm. Şura, bura derken oturunca yorulduğumu anladım. Hasılı hem pazarı değerlendirdim hem alışverişimi yaptım hem soyuldum hem de bir ekmek kazançlı çıktım. 
İyi pazarlar. 

21 Eylül 2024 Cumartesi

Eşeğimi Buldum Nihayet

"Çoğumuzun Parayla İmtihanı" başlıklı yazımda çoğumuzun TL yerine dolar ya da avro hesabı taşıdığından, benimse hiç böyle hesaplarım olmadığından, param olursa genelde altın aldığımdan bahsetmiştim.

Herkesin dövizi ve döviz hesabı olur da benim olmaz mı? Sende mi Brütüs demezseniz ben de bu kervana katıldım. Nihayet şeytanın bacağını kırdım.  Bu yazımda buna değineceğim.

Çocuk yurtdışına giderse lazım olur diye beş yüz dolar aldım. Cüzdanın bir tarafına koydum. 

Bir zaman geldi. Bir düğüne hediye olarak 200'ünü verdim. Kaldı 300 dolar.

Gel zaman git zaman dövizi yeniden beş yüze çıkarmak için tekrar bir iki yüz dolar aldım. 

Aldığım bu iki yüz doları, cüzdandaki diğer üç yüz doların yanına koymak için cüzdanı açtım. Yoktu para. Yandım Allah demeye kalmadan can havliyle cüzdanın bütün gözlerine, içine, dışına baktım. Baktığım yerlere tekrar tekrar baktım. Yoktu.

İyi de nereye gitti bu para. Eve koymuş olabilir miyim diye düşündüm. Sanmam. Hanım almış olabilir mi? Zannetmem. Birine borç vermiş olabilir miyim. Değil. O zaman cüzdandaki para nereye giderdi. Gel de çık bu işin içinden. Zenginlik böyle işte.

Eve koyduğumu hiç hatırlamasam da tek umudum ev kaldı bir de hanım.

Eve geldim, hanıma sordum. Ben görmedim dedi. Oğlana sordum. Yapma baba dedi. O zaman şuraya koymuş olabilir miyim, buraya koymuş olabilir miyim dedim. Her birine tek tek baktım. Yoktu.

Baktığım yerlere tekrar baktım. Uçup gitmişti. 

Üç yüz dolar yoktu. Geri de gelmeyeceğine göre geriye kendi kendimi ikna etmek kaldı. Zaten gavur parası değil mi, giderse gitsin. Daha önce yoktu zaten. Farz et ki almadın dedim ise de çaktırmadan TL'ye vurdum. Nereden baksan bir on bini geçiyordu o üç kağıt. İkna adına ne dedim ise de kendimi ikna edemedim.

Sofra hazırmış bu arada. Oturdum. Yiyorum ama belli etmesem de hiç tadı yok. O güzelim yemekteki lezzet de gitti. 

Yemekten sonra şuraya koymuş olabilirim dediğim, daha önce baktığım yere tekrar geldim. Oradaki olan zerzevatı bir kez daha alt üst ettim. Yine yoktu. Böyle alt üst etmekle olmaz. Burada ne var ne yok, hepsini tek tek elden geçirmeliyim dedim. Elime alıp yere koyarken benim üç yüz dolar önüme düştü. Gördünüz, tek tek bakacağım demem yetti de arttı bile.

İşte şu dedim üç para önüme kayıp gelince. Sevincimi sormayın. Anlatılmaz yaşanır bu. Nasrettin Hocanın eşeğini kaybettikten sonra bulması gibi bir şey oldu bu. Ha eşeği bulmuşum ha parayı.

Şu parayı ha yemekten önce bulsaydım da ağzımın tadıyla yemeğimi yeseydim dedim ama varsın olsun. 

Odadan çıkıp oğlanın yanına geldim. Babam, cüzdanımdan bu parayı sen almış olabilir misin dedim ciddi ciddi. Oğlan yüzüme bakmadan gülünce devam ettiremedim sorguyu. Bu işi anneyin üzerine yıkalım dedim. Hanıma, hanım, bu evde sen, ben, bizim oğlan var. Bu parayı ya sen ya ben ya oğlan aldı dedim. Bu söz bana tanıdık geldi dedi. Ardından parayı şuraya koymuşum dedim.

Hasılı ilk defa aldığım doları önce kaybettim. Sonra buldum. Siz buna eşeğini bulmuşsun deyin. 

Yalnız şu var ki zenginlik başa bela. 

Aklıma, bir ara hazinenin başına göz kırptığım geldi. Mübarek üç yüz dolara sahip çıkamıyorsun. Koca hazineye nasıl sahip çıkacaktın geldi.