22 Eylül 2024 Pazar
Pazar Günlüğüm
21 Eylül 2024 Cumartesi
Eşeğimi Buldum Nihayet
"Çoğumuzun Parayla İmtihanı" başlıklı yazımda
çoğumuzun TL yerine dolar ya da avro hesabı taşıdığından, benimse hiç böyle
hesaplarım olmadığından, param olursa genelde altın aldığımdan bahsetmiştim.
Herkesin dövizi ve döviz hesabı
olur da benim olmaz mı? Sende mi Brütüs demezseniz ben de bu kervana katıldım.
Nihayet şeytanın bacağını kırdım. Bu yazımda buna değineceğim.
Çocuk yurtdışına giderse lazım olur
diye beş yüz dolar aldım. Cüzdanın bir tarafına koydum.
Bir zaman geldi. Bir düğüne hediye
olarak 200'ünü verdim. Kaldı 300 dolar.
Gel zaman git zaman dövizi yeniden
beş yüze çıkarmak için tekrar bir iki yüz dolar aldım.
Aldığım bu iki yüz doları,
cüzdandaki diğer üç yüz doların yanına koymak için cüzdanı açtım. Yoktu para.
Yandım Allah demeye kalmadan can havliyle cüzdanın bütün gözlerine, içine,
dışına baktım. Baktığım yerlere tekrar tekrar baktım. Yoktu.
İyi de nereye gitti bu para. Eve
koymuş olabilir miyim diye düşündüm. Sanmam. Hanım almış olabilir mi?
Zannetmem. Birine borç vermiş olabilir miyim. Değil. O zaman cüzdandaki para
nereye giderdi. Gel de çık bu işin içinden. Zenginlik böyle işte.
Eve koyduğumu hiç hatırlamasam da
tek umudum ev kaldı bir de hanım.
Eve geldim, hanıma sordum. Ben
görmedim dedi. Oğlana sordum. Yapma baba dedi. O zaman şuraya koymuş olabilir
miyim, buraya koymuş olabilir miyim dedim. Her birine tek tek baktım. Yoktu.
Baktığım yerlere tekrar baktım.
Uçup gitmişti.
Üç yüz dolar yoktu. Geri de
gelmeyeceğine göre geriye kendi kendimi ikna etmek kaldı. Zaten gavur parası
değil mi, giderse gitsin. Daha önce yoktu zaten. Farz et ki almadın dedim ise
de çaktırmadan TL'ye vurdum. Nereden baksan bir on bini geçiyordu o üç kağıt.
İkna adına ne dedim ise de kendimi ikna edemedim.
Sofra hazırmış bu arada. Oturdum.
Yiyorum ama belli etmesem de hiç tadı yok. O güzelim yemekteki lezzet de
gitti.
Yemekten sonra şuraya koymuş
olabilirim dediğim, daha önce baktığım yere tekrar geldim. Oradaki olan
zerzevatı bir kez daha alt üst ettim. Yine yoktu. Böyle alt üst etmekle olmaz.
Burada ne var ne yok, hepsini tek tek elden geçirmeliyim dedim. Elime alıp yere
koyarken benim üç yüz dolar önüme düştü. Gördünüz, tek tek bakacağım demem
yetti de arttı bile.
İşte şu dedim üç para önüme kayıp
gelince. Sevincimi sormayın. Anlatılmaz yaşanır bu. Nasrettin Hocanın eşeğini
kaybettikten sonra bulması gibi bir şey oldu bu. Ha eşeği bulmuşum ha parayı.
Şu parayı ha yemekten önce
bulsaydım da ağzımın tadıyla yemeğimi yeseydim dedim ama varsın olsun.
Odadan çıkıp oğlanın yanına geldim.
Babam, cüzdanımdan bu parayı sen almış olabilir misin dedim ciddi ciddi. Oğlan
yüzüme bakmadan gülünce devam ettiremedim sorguyu. Bu işi anneyin üzerine
yıkalım dedim. Hanıma, hanım, bu evde sen, ben, bizim oğlan var. Bu parayı ya
sen ya ben ya oğlan aldı dedim. Bu söz bana tanıdık geldi dedi. Ardından parayı
şuraya koymuşum dedim.
Hasılı ilk defa aldığım doları önce
kaybettim. Sonra buldum. Siz buna eşeğini bulmuşsun deyin.
Yalnız şu var ki zenginlik başa
bela.
Aklıma, bir ara hazinenin başına göz kırptığım geldi. Mübarek üç yüz dolara sahip çıkamıyorsun. Koca hazineye nasıl sahip çıkacaktın geldi.
Konya Yerel Basını
"Beyşehir Müftü'sünün, belden yukarısı çıplak
bir kadınla, polis tarafından bir aracın arka koltuğunda yakalandığı, kadının
kimliğini söylemediği, olayın İl Müftülüğüne, oradan da Valiliğe intikal
ettirildiği, Müftünün çarşaflı eşini İl Müftülüğüne getirerek eşinin 'Arabadaki
benim" dediği, araya hatırlı kişilerin girmesiyle, bu olayın polis
kayıtlarında kaldığı, savcılığa intikal ettirilmediği" bazı
İnternet sitelerinde iddia ediliyor.
Bu iddiayı ilk defa sosyal medya
paylaşımında gördüm. Aslı astarı yoktur dedim. Sonra "Beyşehir"
yazdım Google'a. Karşıma, daha önce "Beyşehir Müftüsü arabada"
şeklinde aranmış bir yazı otomatik olarak çıktı.
İddia diyorum. Çünkü bu olay
Müftü'yü karalamak için asparagas da olabilir.
Bu tür iddialar için nasıl ki her
gördüğüme amca demiyorsam, bir sitenin yazdığına da "demek ki aslı
varmış" deyip atlamam. En azından birkaç siteye göz atarak kendimce teyit
yaparım.
"Beyşehir Müftüsü
arabada" şeklinde yazınca; "egedesonsoz", "onedio",
"kayseriyerelhaber", "kulisinbaskenti",
"cumhuriyet", "veryansintv", "bursahakimiyet",
"agri04haber", "AHB Haber", "mynet",
"iyigunler.net", "corumosmancik", "eksisozluk"
Web sayfaları üç aşağı beş yukarı aynı şekilde iddiaya yer vermişler.
Gördüğünüz gibi Cumhuriyet, onedio,
mynet, eksisozluk dışında diğer siteler mahalli siteler. Ege, Kayseri, Bursa,
Ağrı, Çorum gibi her bölgemizden siteler iddiaya yer vermiş. Gözüm, Konya
İnternet ve mahalli gazetelerinin İnternet sitelerini aradı. Öyle ya Beyşehir,
Konya'nın hem gelişmişlik hem de nüfus yönünden önde gelen ilçelerinden biri.
Ta Ağrı'daki bir site haber yaptığına göre Konya'nın güzide basını "Şöyle
iddia ediliyor, haber asparagas, aslı var veya yok" şeklinde bir haber
yapardı. Arama motorlarında Konya'ya ait yerel basında bir site maalesef önüme düşmedi.
Birkaç tanesinin Web sayfasına girdim. Belki orada yer vermişlerdir diye.
Heyhat ki heyhat. Aslı var veya yok, iddia ediliyor şeklinde tek kelime bile
görmedim. Yer veren olduysa da ben rastlamadım.
Konya'nın yerel basınının büyük bir
eksikliği bu bence. Normal şartlarda Konya yerel basını bu iddiayı dile
getirecek. Diğer basın da Konya basınını kaynak göstererek sayfasında yer
verecek.
Bırakın böyle bir durumu. Tek
kelime yer bulmamış bizim yerel basında. Araştırmacı gazeteciliğin kalmadığını
biliyorum da bu kadar bigane kalınacağını hiç düşünmemiştim. Bunun sebebi
hikmeti nedir? Birileri yer vermeyin mi dedi. Konya basını bu iddiayı önemsiz
mi gördü? Bunun yerine daha önemli haberlere mi imza attılar? Korkuyorlar mı?
Hepsi kafasını kuma gömmüş, siparişle gelen haberlere mi yer veriyor? Kol
kırılır, yen içinde kalır diye mi düşünüldü? İnanın, anlamadım gitti. Yahu
gelin şöyle bir iddia var. Bu haberin aslını astarını araştıralım bari de mi
demezler. İlginç gerçekten.
Bizim Konya basını birbirinin
aynısının, tıpkısının, benzerinin kopyası ise bu kadar farklı gazete ve
İnternet sayfasına gerek var mı?
Siz Konya basını, burnunuzun
ucundaki bir iddiayı araştırmaktan aciz misiniz? Siz gazeteciliği hep böyle mi
yaptınız ya da yeni tür bir gazeteciliğe mi terfi ettiniz?
Valla, sebep her ne ise Konyalı
olarak hem bu iddiadan hem iddianın yerelde dile getirilmeyişinden ve yok kabul
edilişinden utandığımı belirtmeliyim.
Sahi Konya'da olup bitenler
hakkında gerçek bilgiyi biz kimden öğreneceğiz? Ağrı haberden mi, Çorum
haberden mi?
Ne olur, kış uykusundan uyanın,
kafanızı kumdan çıkarın. Sağa, sola bakın, ne var ne yok görün. Nereden ne koku
geliyor bir koklayın.
Ne olur, yaptığınız gazetecilik ise
hakkını verin. Kınayanın kınamasına aldırmayın. Basın hürdür. Sansürlenemez
olmazsa olmaz maddenizin hakkını verin. Gazetecilik yapın gazetecilik.
Daha ne diyeyim mübarekler size...
Not: Konya yerel basından bu iddiaya yer veren oldu da ben görmedi
isem, kusuruma bakmasınlar, haklarını helal etsinler.
