19 Ağustos 2024 Pazartesi

İşsizler Ordusunun Yeni Üyeleri *

2024 TYT’ye, 3 milyon 120 bin 870 aday başvurmuş. Her 10 öğrenciden (301.508) biri sınava girmemiş.

AYT’ye, 2 milyon 19 bin 699 aday başvurmuş. Her 8 öğrenciden (243 bin 203) biri sınava girmemiş.

Yerleştirme istatistiklerine gelince, 987 bin 388 aday lisans ve ön lisans programlarına yerleşmiş. 23 bin 738 kontenjan ise boş kalmış.

Rakamlara boğmayayım. 3 milyon adayın içinden yaklaşık 1 milyonu üniversiteli olmuş.

Çocuğum üniversiteli oldu diye aileler seviniyor. Liseler, mezun ettiği öğrencilerle ilgili kazandığı bölümlerden dolayı başarı paylaşımları yapıyor.

Sevinmek, gurur duymak haklarıdır.

Yalnız lisans veya ön lisans bölümlerinden hangi bölüme yerleşen öğrenciden kaçı, yerleştiği bölümden memnun?

Kaçı okuduğu bölümü bitirdiği zaman bitirdiği bölümle ilgili bir iş bulabilecek? Bunu bilmiyoruz.

Yalnız pek azı hariç yerleştiği bölümü isteyerek yazdığını ve isteyerek okuyacağını düşünmüyorum. Çünkü mezun olduktan sonra istihdam durumu söz konusu.

Ne alaka demeyelim? Bizde istihdam için okunur. Hepimiz biliyoruz ki bugün için tıp fakülteleri hariç hiçbir bölümün iş garantisi yok. Çünkü her bölüm o kadar mezun verdi ki bölümler doyuma ulaştı. Bunu mezun olduktan sonra atanmak için girilen KPSS sınavlarına müracaat eden aday sayısının çokluğundan anlayabiliriz.

Kimsenin moralini bozmak istemiyorum ama sadece bu yıl üniversiteli yaptığımız bir milyona yakın öğrenci, mezun olduktan sonra pek azı, bölümüyle ilgili iş bulacak, çoğunluğu da bölüm dışı alanlarda iş bulma yoluna gidecek, çoğu da o iş, bu iş, iş arayıp duracak. Belki de yıllar yılı KPSS’ye girmeye devam edecek.

24-25 yaşına kadar okuyup bu yaştan sonra iş arayışına girmek ve iş bulamamak, öyle zannediyorum, bölümünden dolayı istihdam sorunu yaşayan her gencin korkulu rüyası. Çünkü çoğu mezun, vara okumasaydım pişmanlığı duymaya namzet.

Anlatmak istediğim, üniversiteli yaptığımız öğrencilerin kahir ekseriyeti, mezun olduktan sonra işsizler ordusuna katılacak. Yani okumuş işsizler ordusu eğitimi veriyoruz üniversitelerimiz eliyle.

Burada şu bölüm iyi, bu bölüm kötü demek istemiyorum. Zira her bölüm değerlidir. Yalnız şu var ki istihdam sorunu yaşayan bölümler öğrenci ve vatandaş nezdinde iyi değil, istihdam sorunu olmayan bölümler iyidir.

Hasılı anne babalar, çocuğum, şurayı kazandı diye sevinsin. Çocuklarımız bu bölümü kazandı diye mutluluktan uçsun. Okullarımız şu kadar öğrencimiz şu şu bölümlere girdi diye gururlansın. Biz başarılı bir okulu desin. Üniversitelerimiz tüm bölümlerimiz tercih edildi diye mutlu olsun. Herkesin buna hakkı var.

Yalnız bu çocuklar okullarını bitirdikten sonra ne olacak? Bunu da düşünmeyi ihmal etmeyelim. Çünkü bu yönü düşünmek sadede gelmek ve rüyadan uyanmak demektir.

İşsizler ordusuna önerin nedir derseniz, önerim şudur: Her bölüme, ihtiyacın yüzde yirmi fazlası öğrenci alınır. Ölen olur, kalan olur, okulu bırakan olur. Bölümü tercih eden öğrenci, mezun olduğu zaman iş bulma yüzdesini bilsin. Ona göre yarışsın. Yani bir öğrenci tercih ettiği bölümden mezun olduğu zaman ülkenin o alanda kaç kişiye ihtiyacı olduğunu bilsin. Ona göre tercihini yapsın. Devlet ve üniversiteler, ben sadece mezun ederim, ötesine karışmam diyemez. Mutlaka bir istihdam politikamız olmalı. İnsan iş gücünü üniversite yolunda heba etmeye hakkımız yok. Bir bölümde iş arayan yüzbinlerce mezun varken o bölüme yeni öğrenci almak plansızlığın ta kendisidir. Okumuş işsizler ordusuna yenisini katmak demektir.

*21.08.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

18 Ağustos 2024 Pazar

Şiddetin Tasvip Edilmesi *

İnsanın bir başına yaşaması mümkün değildir. Çünkü sosyal bir varlıktır. O yüzden birlikte yaşamak ve aynı havayı solumak zorundadır. 

Fikri, zikri, rengi, cinsiyeti farklı olsa da bu böyledir. 

Birlikte sorunsuz yaşamanın yolu iletişimdir. Bu yol açık olduğu, açık tutulduğu ve farklı görüşe tahammül edildiği ve hoşgörü gösterildiği müddetçe aralarında anlaşmazlık olmasına rağmen insanlar sorunsuz yaşayabilir. Yeter ki birbirini anlamak istesinler yeter ki empati yapabilsinler. 

İletişim yolu açık tutulmayıp farklı fikre tahammül gösterilmeyince, burada güç devreye giriyor. Kimin gücü kime yetiyorsa artık:

Sesini kesmeye çalışıyor. 

Sesini yükseltebiliyor. 

Hakaret edebiliyor. 

Kızıp köpürebiliyor. 

Üzerine yürüyebiliyor. 

Boğazını sıkabiliyor. 

Yumruk atabiliyor.

Tekme tokat girebiliyor. 

Şiddet uygulayabiliyor vs. 

Medeni bir şekilde konuşulamayıp aykırı fikirlere tahammül edilemeyince tüm bunlar ve daha fazlası olabiliyor. Bunların hepsi şiddet, kaba kuvvet demektir. 

Hele bir de kişi kendine hakim olamayacak şekilde sinirli ise ve konuşacak fazla kelime hazinesine sahip değilse bunların olması bu toplumda olağandır. Bir de küçüklüğünde, üzerinde şiddet uygulanmışsa veya şiddet ortamında büyümüşse bu tiplerin şiddet uygulamaması mümkün değildir. Çünkü bu toplumun kahir ekseriyeti ya üzerinde şiddet uygulanmıştır ya da başkasının üzerinde uygulanan şiddeti görmüştür. 

Hasılı şiddet toplumuyuz vesselam. Meselelerimizi şiddetle çözmeye yatkınız. En ufak bir parlamada şiddete başvururuz. Artık kimin gücü kime yeterse. Öğretmen öğrenciyi, koca karısını, anne çocuğunu, veli öğretmeni, hasta veya hasta yakını doktoru dövmesi bundandır. Özel otoların çoğunda balta veya kürek sapının bulundurulması da hazırında işi çözümsüzlüğe götürmek için başvurular çözüm yolumuzdur.

Aslında şiddet sözün bittiği yerdir ve acizliğin bir göstergesidir. Sonu hep pişmanlık ve nedamettir.

Şiddet toplumu olmaya şiddet toplumuyuz da en çok garibime giden de şiddet uygulayanın tasvip edilmesi ve savunulması. Marifetmiş gibi bunun paylaşılması. Bu bile şiddet toplumu olduğumuzun bilinçaltına işlediğinin bir göstergesi.

Halbuki şiddeti tasvip nefret tohumlarının ekilmesi demektir. Söndürülmesi gereken yangına körükle gitmek demektir. Şiddete başvuranın hatasını görmemesi demektir.

*23.08.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

16 Ağustos 2024 Cuma

Okumanın Ederi ve Okumamanın Ederi *

Bir şeyler üreten, ürettiğini marka yapan, teknolojik gelişmelerde imzası olan, bilimsel buluşlarda adı olan niçin başka ülke insanı, daha doğrusu bunlar ve her şey niçin gelişmiş ülkelerden çıkıyor? Niye hiçbir alanda bizim esamimiz okunmuyor?

Merkezi sınavlarda derece yaparak yüksek puanlarla en iyi bölümleri tercih eden öğrencilerimiz akademisyenliğin zirvesine de çıkmasına rağmen niçin bir buluşa imza atamıyor?

En iyi okulları ve fakülteleri dereceyle bitirerek görev alan ve bu görevinden dolayı köşeyi dönmüş kaç zenginimiz var?

Bu sorulara değişik cevaplar verilebilir. Bana göre bilim ve teknolojide, bir şeyin icadında, esamimizin okunmamasının en önemli sebebi bizde okumanın amacının, okuyup bir işe girmek, girdiğimiz işte rahat etmek, işimizde yüksek maaş almak ve bordro mahkumu olmak için okunduğundandır. Belki de bundan dolayı bizde bilim adamı yetişmiyor.

Aşağıda okumamış, okuduysa da fakülteye gitmemiş, gittiyse de fakülteden mezun olmamış, fakülteyi terk etmiş insanların başarısına değinen bir alıntıya yer vereceğim:

“Her Amerikan üniversitesi her yıl, kendi alanında çok sivrilmiş ama mutlaka akademik hayattan gelmesi de gerekmeyen bir önemli ismi mezuniyet konuşması yapmak, yeni mezunlara çeşitli öğütler vermek üzere davet ediyor. Aşağıda bu yıl, ünlü Yale Üniversitesi’nde yapılan mezuniyet töreninde konuşmak üzere davet edilen Oracle bilgisayar şirketinin kurucusu ve genel müdürü Larry Ellison’un şaşırtıcı, hatta sok edici konuşması var.

“Yale Üniversitesi mezunları, daha önce böyle bir giriş görmediğiniz için özür dilerim ama benim için bir şey yapmanızı istiyorum. Lütfen, etrafınıza iyi bir bakin. Solunuzdaki sınıf arkadaşınıza bir bakin. Sonra sağınızdaki sınıf arkadaşınıza bir bakin. Ve şimdi şunu aklınıza koyun: Bundan beş yıl sonra, on yıl sonra, hatta otuz yıl sonra, solunuzdaki kişi hiçbir şeyi başaramamış olacak. Sağınızdaki kişi de aslında hiçbir şey başaramamış olacak. Ve siz, ortadaki? Ne bekliyorsunuz? Siz de başaramayacaksınız. Aslında bugün söyle bir etrafıma baktığımda parlak gelecek için yüzlerce umut isimi göremiyorum. Yüzlerce değişik endüstride liderliği ele alacak kişiler de göremiyorum. Görebildiğim tek şey, geleceği başarısızlıktan başka bir şey olmayacak yüzlerce insan. O kadar. Sinirlendiniz.

Bu anlaşılabilir bir şey. Ben, Lawrence ‘Larry’ Ellison üniversite terk, kim oluyorum ve bu yetkiyi nerden alıyorum ki, ülkenin en prestijli yükseköğrenim kurumunun bu yılki mezunlarına böyle şeyler söyleyebiliyorum? Bu yetkiyi nereden aldığımı söyleyeyim: Çünkü ben, Lawrence ‘Larry’ Ellison, üniversite terk ve dünyanın en zengin ikinci adamıyım. Siz değilsiniz. Çünkü Bill Gates, o da üniversite terk ve dünyanın -şimdilik- en zengin adamı. Siz değilsiniz. Çünkü Paul Allen, o da üniversite terk ve dünyanın en zengin üçüncü adamı. Siz değilsiniz. Başka örnekler de var. Mesela Michael Dell, o listede 9 numara ve yukarı doğru hızla tırmanıyor, o da üniversite terk. Ve siz o listede hiç yoksunuz. Hımmm… Simdi çok kızdınız. Bu da anlaşılabilir.

O halde biraz da egolarınızı okşamama izin verin. Pek çoğunuz burada dört ya da beş yıl eğitim gördünüz. Önünüzdeki yıllar için epey iyi bir eğitim aldınız, bilmeniz gereken pek çok şeyi öğrendiniz. İyi çalışma alışkanlıkları edindiniz. Burada size o önünüzdeki yıllar boyunca yardımcı olacak bir sürü insan tanıdınız, onlarla bağlantı kurdunuz. Ve hayat boyunca yanınızdan ayrılmayacak bir kelimeyle güçlü bir ilişkiniz oldu burada: Terapi. Bunların hepsi güzel şeyler. Ama gerçekte, o kurduğunuz arkadaşlık bağlantılarına fena halde ihtiyacınız olacak. O çalışma alışkanlığına ve ‘Terazi’ye de ihtiyaç duyacaksınız hayat boyu. İhtiyacınız olacak, çünkü üniversiteyi terk etmediniz. Dolayısıyla asla dünyanın en zengin insanları arasına katılamayacaksınız. Elbette, belki de listeye 10 ya da 11. sıradan, Microsoft yöneticisi Steve Ballmer gibi, girebilirsiniz. Ama herhalde onun kimin için çalıştığını söylememe gerek yok, değil mi? Sadece kayda geçsin diye söylüyorum, o da zaten master sınıfından terk. Biraz geç kalmış anlayacağınız.

Son olarak, herhalde bazılarınız ya da umarım bu konuşmadan sonra çoğunuz kendi kendinize soruyorsunuz: ‘Yapabileceğim bir şey var mi? Bir umudum var mi?’ Maalesef hayır. Çok geç kaldınız. İçinize çok şey dolduruldu, siz onlara bakıp çok şey bildiğinizi sanıyorsunuz. Artık 19 yasında değilsiniz. Eveeet, simdi gerçekten çok kızdınız. Bu anlaşılabilir bir şey. Belki de su an, size bir umut ışığı vermenin, bir çıkış yolu göstermenin tam zamanıdır. Hayır, 2000 mezunları size değil. Siz kaybettiniz. Sizi, yılda 200 bin dolarlık komik maaş çeklerinizle baş başa bırakıyorum. Üstelik o maaş çekinin üstünde sizden birkaç yıl önce okulu terk etmiş birinin imzası olacağını söyleyerek. Öğütlerim size değil daha alt sınıfta okuyanlara.

Size söylüyorum: Hemen ayrılın. Daha güçlü söyleyemem: Ayrılın. Hemen toplayın eşyalarınızı ve fikirlerinizi ve bir daha geri dönmeyin. Terk edin. Her şeye yeniden başlayın. Size söyleyebileceğim tek şey, o başınızdaki kepler ve kıyafetin sizi aynen şu güvenlik görevlilerinin beni kürsüden aşağı çektiği gibi aşağı çektiği…………” Tuzlu Kahve’den. 

(https://www.beyaznokta.org.tr/oku.php?id=160) sitesinden alıntıdır.

*19.08.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.