16 Ağustos 2024 Cuma

Hayalimi bile Çalıyorlar

Öyle hayallerim vardı ki hiçbiri gerçekleşmedi. Hele bir tanesinin olmasını çok istemiştim.  Hayalimi sorarsanız;

Bol param olsun.

İmkanlarım alabildiğine geniş olsun.

Yediğim önümde, yemediğim arkamda olsun.

Bana israf işlemesin.

Milletin sırtından geçineyim.

Millet hep bana baksın.

Ben bana bakan millete minnet edeceğime, millet bana minnet etsin. Saygıda kusur işlemesin.

Bana hiç hesap sorulmasın.

Hiç para, imkan ve yetki sıkıntısı çekmeyeyim.

Yedikçe azayım.

Azdıkça saldırgan olayım.

Saldırıyı bir başıma değil, kalabalıklar içerisinde yapayım.

Hatta kameralar da çeksin ki ileride bir hatıram olsun.

Arkamda destekçilerim oldukça karşı tarafa horozlanayım durayım.

Destekçilerim yaşa, var ol, kelle koltukta korkusuzca mücadele ediyor desin.

İşi daha da ileri götüreyim ki göze gireyim.

Kavgada ilk yumruğu ben atayım.

Hatta boğazını sıkayım.

Sonra herkes meydana koşsun.

Ortaya büyük bir kaos ve arbede çıksın.

Yumruk attığım bana yumruk atmadan araya girsinler.

Sonra beni ayıplayan ayıplasın. Kınayan kınasın. Bilin ki bunların hepsi benim için vız gelir. Hatta reklam olur. Böylece göze girerim.

En büyük hayalim buydu ama gerçekleştiremedim maalesef. Bir de bir şeyi çok isteyince olur derler. Aslı astarı yokmuş meğer.

Hasılı kedi olmak istedim. Bugüne kadar bir fare tutamadım.

Vah ki bana vah.

En büyük üzüntüm de gerçekleştiremediğim hayalimi, noktası virgülüne başkasının gerçekleştirmesi.

Haliyle bu kopyacıları kıskanmamak elde değil.

Hayalimi çalıp gerçekleştirenleri asla affetmeyeceğim. 

İşi Hep Satış Olan Tipler *

Fi tarihinde çarşıda tanıdığım bir zabıta daire başkanıyla karşılaştım. Ayak üstü hal hatır sorduk ve lafladık.

Nereye hayırdır dedi. Eve gideceğim dedim. Hangi mahalle diye sordu. Verdiğim cevaba aynı mevkide oturuyoruz. Haydi beraber gidelim dedi. Bindik arabaya.

Zabıta daire başkanı olunca, bu seyyar satıcılar için bir düzenleme niye yapılmaz? Bildiğim kadarıyla bir ara bu düzenleme yapıldı. Seyyarlar için belirli yerler gösterildi. Sonra nedense bundan vazgeçildi. Daha doğrusu arkasında durulmadı. Serbestliği gören tablacılar bir aracın zor geçtiği yerlerde trafiği aksatıyor dedim.

Dediğin gibiydi. Tedbirler aldık. Baktık ki bazı esnaf ikili oynuyor. İkili oynayarak onlar iyi oluyor, biz ise kötü oluyoruz. Bu tipler iyi polis oluyor, biz ise kötü polis. İpin ucunu bırakıverdik dedi. 

Nasıl, bir şey anlamadım. Açar mısın dedim. Başladı anlatmaya:

Bir iş yerinin önünü tablacılar doldurmuş. Habire satış yapıyorlar. Tanınmış dükkan sahibi belediyeyi arar: "Siz ne biçim görev yapıyorsunuz? Biz burada evimize ekmek götürmeye çalışıyoruz. Eleman çalıştırıyoruz. Elektrik, su parası ödüyoruz. Kira veriyoruz. Dükkânımızın önündeki tablacılar ise ne elektrik ne su ödüyor, kira da vermiyor. Benim müşterimi engelleyecek şekilde dükkanımın önünde satış yapıyor. Kaldırın bunları buradan" şeklinde zehir zemberek konuşuyor telefonda.

Şikayet üzere ekip gönderdik. İşlem yapın, gereği ne ise yerine getirin dedik. 

Ekibimiz gitti. Tablacıların tezgahına el koydular. Haliyle bağırış çağırış, itiş kakış olur böylesi müdahalelerde.

Tüm bu manzarayı içeride dükkanının camından hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi izleyen az önce bize telefon edip şikayet eden esnaf, kapının önünde belirir: "İnsaf insaf, ne istersiniz şu Allah'ın gariplerinden. Bırakın da çoluk çocuğunun rızkını burada temin etsinler, kime ne zararı var? Allah'tan korkun Allah'tan" diyerek bizim ekibe çıkışır. 

Gönderdiğimiz ekip ne diyeceğimi ve ne yapacağını şaşırır. Yahu az önce bunları şikayet eden sen değil miydin demez.

Ne yapalım diye bizi aradılar. Tablaları geri verin, bırakın gelin dedik.

Kısaca seyyar ya da tablacılarla ilgili mesele bu. Her esnaf değil ama bir kısım esnaf ikili oynuyor. Kendisi, tablacı ve oradan gelip geçen vatandaş nezdinde iyi, biz ise kötü oluyoruz dedi. 

Anlattığı bu anekdotu duyunca şaşırıp kaldım. Bu kadar da olmaz dedim. O ise biz neleri görüyoruz abi. Alıştık hepsine. Artık hiçbir şeye şaşırmıyoruz dedi. 

Anekdotu kısaca değerlendirirsek, burada esnafın ikili oynama durumu söz konusu. Tablacıdan şikayetçi ama tablacı dükkanıma zarar verir düşüncesiyle hem onu korumaya çalışıyor hem ortamı geriyor hem tablacı ve çevrede seyredenler nezdinde tablacıyı koruma postuna girerek babacan bir görüntü çiziyor. Tablacı bu aşamadan sonra gelip dükkanın önünde satış yapmaz. Belediye ve zabıta da yaptığı bu vicdansız görüntüyle karizmayı çizdiriyor. Az önce telefon edip tablacıdan şikayetçi olanın kendisi olduğunu belediyeden başka kimse bilmediği için dükkan sahibi, fakir ve fukaranın, tüketicinin ve tablacının hamisi rolünü üstleniyor. Haliyle kazanan bu ikili oynayan esnaf oluyor.

İlgili oynama sadece ticarette olmuyor. İnsanın olduğu her alan ve yerde ikili oynama durumu söz konusu. Kimse perdenin gerisinde dönen dolapları bilmediği ve görmediği için bu şekil ikili oynayıp hami rolünü üstlenenler malı götürüyor ve deşifre olmadıkları müddetçe kazanan daima bu tipler oluyor.

O yüzden yanında seninle beraber olduğunu düşündüğün kişiler karşıya çalışıyor olabilir. Karşıymış gibi görünenler ve düşman görüntüsü çizenler karşı çıktığı kişilerle beraber iş tutuyor olabilir.

Hasılı her alanda olup biteni görmek ve doğru analiz için analitik düşünmek, olayların perde gerisini aralamaya çalışmak, kişileri sadece mangalda kül bırakmayan sözleriyle değil, eylem ve sonuçları itibariyle değerlendirmek deşifre için önemli. Tüm bunları, atılan taşın kaç kurbağa ürküttüğü, söz ve eylemlerin faydadan ziyade zarar getirip getirmediği, hep kimin kazandığı birlikte değerlendirilmelidir. Değilse birileri üzerimizden satış yapmaya devam eder. Çünkü işleri, görevleri ve misyonları satıştır. Birilerini uyutarak yapılan satış ise hep kazandırır. 

*26.08.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

15 Ağustos 2024 Perşembe

YokVar Hırdavat

Çarşıya çıktığınızda Kapu Caminin güney cephesinde kuyumcularla aynı hizada Yok Var Hırdavat gözünüze çarpar. Belki daha önce levhasını görmüş ya da alışveriş yapmışsınızdır. 

Zaman zaman ziyaretine uğrar, çayını içer, laflarım. Civarında bir şey alacaksam da neyi, nereden alacağıma mihmandarlık yapar. Dükkanı kapatır, gel şuraya, gel buraya deyip işimi görür. 

Adı üzerinde hırdavat malzemesi satıyor. Adı nereden buldu bilmiyorum ama sanki bir zamanların meşhur "Yok Yok" isminden esinlenmiş olsa gerek. Dükkanının adını YokVar Hırdavat diye koymuş. İsim o kadar iddialı ki yok olanı bile bulurum demeye getiriyor. 

Gerçekten de küçücük dükkanının içinde olmayan malzeme yok. Hangi malzemeyi nereye koyduğunu da iyi biliyor. Mal dükkanında yoksa da nereden bulacağının yolunu gösteriyor.

Bir ara küçük bir kaza geçirmiş, ayak parmağını kırmıştı. Yağmur yağmaya başlayınca kapı önündeki malzemeyi içeri çekmek için kalktığında, yardım edeyim diye çıktım. Sağır kızın dilinden annesi anlar. Sabah çıkarırken karıştırmayayım deyip dokundurmadı. 

Dükkanı işlek. Ziyaretçisi, müşterisi hiç eksik olmaz. Gelene de çay ikramını ihmal etmez. 

Bir şey almaya gelip de almadan çıktığına pek şahit olmadım. Bilgisi, görgüsüz ve satıcılığı on numara. 

Bildiğim ve gördüğüm esnaf türlerine hiç benzemiyor. Başka bir esnafa gitsen, şunu istiyorum desen, yok dediğinde, nereden bulabilirim dersen, iki elini açar, bilmiyorum, bakacaksın cevabını alırken, bu YokVar Hırdavat'a gelen, aradığını bulamazsa, o daha sormadan iki dükkan ileride şuna git, sola dön, falana git cevabını verir. 

Bir defasında biri başka yerden civciv almış. Bunları nasıl götüreceğim eve diye buna gelmiş. Üzerine ben vardım. İçeriden boş bir kutu ayarlayıp civcivler nefes alsın diye kenarlarından delik açarken gördüm. Adam gittikten sonra bu kişi tanıdık mı dedim. Hayır. Gelmiş şuraya. İşi görülsün yeter dedi. 

Sattığı hırdavat malzemelerinin nasıl kurulacağını müşteriye anlatır, hangi videoya bakacağını söyler. Burada kurabilir miyiz diyenlere, malzemeyi ambalajından çıkarıp kuruveriyor. 

O kadar yorgunluk ve ayakta dönmesine rağmen ne yüzünü asık gördüm ne sinirlenip ses yükselttiğini. 

Kendinde olmayan malı hangi toptancıdan alacağını bilir, aynı anda arar, siparişini verir. 

Bilenler gözü kapalı dükkanına geliyor. Alışverişini, muhabbetini yapıp gidiyor. 

Onca işinin arasında dükkanında kaç kişi varsa hem satış yapar hem çay doldurur hem muhabbet eder hem telefonla malzeme arayışına girer hem önündeki ekranı takip eder. Bir taraftan da beni dinlerken ince ince dokundurmalarıma hep muhalifsin, hep eleştiriyorsun cevabını da verir. Fikir olarak pek anlaşamazsak da bana bile tahammül ediyor anlayacağınız. 

Çekirdekten yetişmemiş olmasına rağmen işini bilen, işine sadık, müşteri çekmeyi becerebilen biri. On parmağında o marifet desen eksik olur, fazla olmaz. 

Namaz vakti geldiğinde de dışarıda malzemeler dururken çalınır mı demez, dükkanı kapatır camisine gider.

Müslümanların derdiyle dertlenmeyi, gündemde tutmayı da ihmal etmez.

Alışveriş yapmasanız da tanışmaya, muhabbet etmeye, çayını içmeye değer YokVar Hırdavat Tuncer'in. 

Allah helalinden yemeyi nasip etsin, bol kazanç versin Ona ve herkese.