19 Temmuz 2024 Cuma

Bir Mobbing de Bana Uygulandı Sanmıştım

Bir ilçe belediyesinde çalışan bir işçinin kendini ağaca asarak intihar ettiğini gazeteler yazdı. Niye intihar ettiğine dair elde bir yazı, bir şahit olmadığı halde bir partinin bir vekili de intiharın, uygulanan mobbingten kaynaklandığını açıkladı.

İşçiye mobbing uygulanıp uygulanmadığı inceleme, soruşturma, tahkikat ve yargılama sonucu ortaya çıktığında işin gerçeğini öğrenmiş olacağız. 

Gerçek ne çıkarsa çıksın orta yerde canına kıymış bir işçi geri gelmeyecek. Ailesine sabırlar dilemekten başka elimizden bir şey gelmez. 

Mobbing uygulandığı öne sürülen belediye daha önce X partisinde iken son mahalli seçimle birlikte belediye el değiştirerek Y partisine geçmiş. Mobbing uygulandığı için intihar etti iddiasında bulunan da X partisinin milletvekili.

İşin iç yüzünü bilmiyoruz ama belediye el değiştirdiğinde bir işçiye mobbing nasıl uygulanır? İşçi olmasına rağmen önceki yönetim zamanında masa başında iş yapan bir işçi temizlik işine verilir. Çünkü genelde temizlik işinde kimse çalışmak istemez. Torpili olan işçiler de burada pek çalıştırılmaz. Başka ilçe belediyesinde ne olabilir? Zaten büyükşehir statüsündeki illerdeki ilçe belediyelerinin belki de tek görevi şehrin çöpünü almaktır.

İntihar edip canından olan işçi kardeş ile daha önce görüşmüş olsaydım, ona intihar yerine "Belediyeden falan kimse ya da belediye başkanı mobbing uyguluyor. Araştırılıp gereğinin yapılmasını arz ederim" şeklinde bir dilekçe yazarak CİMER'e şikayet etmesini önerirdim. CİMER ne yapar ne eder, konuyu araştırır, gerekirse sorumluları hakkında inceleme ve soruşturma açılıp ceza alması için o ilin valiliğin görevlendirirdi. Sonucundan da şikayetçi kimseyi bilgilendirirdi. İntihar eden böyle yapsaydı, ondan sonrasını mobbing uygulayan belediye düşünecekti. 

Bunun için yani pireye kızıp yorgan yakmadan önce bir bilene yani eşekten düşene sorsaydı canına da kıymamış olurdu.

Nereden biliyorum. Bir ara bana da mobbing uygulamıştı bir amir. Daha doğrusu bana mobbing uyguluyor sanmışım. Gelen cevabi yazıda “Şahsınıza mobbing uygulandığına dair bir bilgiye ulaşılamamıştır” deniyordu. Bu araştırma sonucunu görünce ben de kendimi bir şey sanıp kendime mobbing uygulandı zehabına kapılmışım. Halbuki öyle bir şey yokmuş. Bereket devletin ilgili kurumları var ki gerçek ortaya çıktı. Ya değilse ne yapardım. Haliyle mobbing uygulanmadığına dair inceleme sonucunu alınca sevindim. Bir taraftan da bana mobbing uyguladı diye amirin günahını aldığıma üzüldüm. Allah beni affetsin.

Öyle ya baktığım bölümlerle ilgili mevzuat gereği komisyon başkanı olarak ismimin geçtiği tüm onayları geri çevirmesi, yazının altında ismimi görünce “İsmini görmeye bile tahammül edemiyorum” demesi hiç mobbinge girer mi? Bir defa amir bu kadar düşer, işleyişi engeller mi? Şimdi düşünüyorum da boşu boşuna mobbing uyguluyor diye kendi kendime gelin güvey olmuşum. Amir değil mi ismime de tahammül edemeyebilir cismime de. Koskoca amir bana tahammül etmek zorunda mı sonra? Ayrıca iş bu raddeye gelinceye kadar dur bakalım ne yaptım ben ona? İtici bir ismim, cins bir simam varsa, ismim ve cismimi amirin içi götürmüyorsa amir ne yapsın burada?

Bereket CİMER vasıtasıyla araştırıldı da mobbing yapmadığı anlaşıldı. Bu arada boşu boşuna da CİMER’i meşgul ettim. Aslında amire mobbing uyguluyor diye iftira attığım için ceza bile verebilirlerdi ama muhakkiklerin merhameti beni kurtardı.

Bu arada mobbing uyguladı iddiam gerçekleşmediği ayan beyan ortaya çıkınca haliyle yalancı oldum.

Nasıl oldu bu derseniz? CiMER’e şikayetim gereği bir mülki amir görevlendirilmiş. Mülki amir bana mobbing uyguluyor dediğim mülki amire bu durumu sormuş. O da şahit olarak gösterdiğim kişileri çağırarak bir araya toplamış. Onlara ben böyle bir şey yaptım mı demiş. Beş vakit namazındaki mümin kardeşlerim de sosyal demokrat kardeşim de bizim bir şeyden haberimiz yok demişler. Sonuçta ortada baskı da yok mobbing de yok sonucu ortaya çıkmış. Zira amirin altında çalışanın beyanı değil, amirin beyanı esas olur bu durumlarda ve her durumda. Kısaca suç da yok, suçlu da. 

Hasılı mobbing uyguluyor diye kendimi asmadım ama bu iftira ve bu yalanımla beni assalar yeriydi. Öyle ya şahitler ve amir yalan söylemeyeceğine göre yalanı ben söylemiştim, iftirayı ben atmıştım, devletin ilgili kurumlarını da ben boşu boşuna meşgul etmiştim.

Kısaca bu dünyada yatacak yerim yok bilesiniz.

Kadın ve Erkeğin Takva Elbisesi *

19 Temmuz 2024 tarihli cuma hutbesi, "Müslüman takva sahibidir" başlıklı yazı idi.

Müslümanın takva sahibi olması gerektiği işlendikten sonra takva elbisesinden bahsedildi.

Ardından kadın ve erkeğin ne şekil giyinmesi gerektiği açıklandı: "Kadınlar için yabancı erkeklerin yanında ve evlerinin dışına çıkarken örtülmesi gereken yerler; yüz, eller ve ayaklar hariç bedenin tamamıdır. Erkeklerde ise göbek ile diz kapağı arasıdır. Uzuvları belli eden dar ya da açık elbise giymek, Rabbimizin emaneti olan bedenin saygınlığını ihlal etmektir. Şu husus unutulmamalıdır ki, tesettür her şeyden önce Allah’ın bir emridir, kişisel bir tercih değildir...".

Buna göre dışarı ve başkasının yanına çıkıldığı zaman kadın için el, yüz ve ayak dışındaki organlarının örtülmesi, erkek için ise göbekle diz kapağı arasının kapatılması kıstas olarak belirlenmiş.

Hutbede bu kısmı hatip okurken zihnim dışarı çıktı. Dışarıdakilerin giyim kuşamı gözümün önüne geldi. Adeta fıkhın belirlediği kıstasın zıddı bir durum vardı dışarıda. İstisnalar kaideyi bozmamakla beraber kadın erkeğin giyinmesi gerektiği gibi giyiniyor, erkek de kadının giyinmesi gerektiği gibi giyiniyor. Tek fark erkeklerin başı açık.

Ufak tefek farklılıkla beraber erkekler genelde aynı giyinirken yani örtünürken, kadınlar yeknesak değil.

Kimi tepeden tırnağa, göbek dahil açılıp saçılmış, 

Kimi el, yüz, ayak ve göz dahil tepeden tırnağa örtünmüş,

Pek azını el, yüz ve ayak açık gördüm.

Görünen o ki ayet, hadis, fıkıh ne diyorsa tersi bir durum söz konusu. Erkek açılıp saçılması gerekirken giyinmiş, örtünüp giyinmesi gerekirken kadın açılıp saçılmış. Genel tablo bu.

Bugün erkek fıkhın dediği gibi göbekle diz kapak arasını kapatıp çarşı, pazara çıksa garipsenir. Kadınların farklı farklı giyim tarzına ise artık gözler alıştı. 

Hutbeyi dinlerken zihnim dışarıda gezindim durdu. Kendi kendime, erkeğe açıl denmiş fakat kapanmış. Kadına kapan denmiş ama kadın açılmış.

Hatip hutbeyi okuya dursun. Amma aksi bir durum dedim ve aklıma Nasrettin Hocanın fıkrası geldi.

Hani Hocanın aksi bir oğlu varmış. Oğlu, her dediğinin tersini yaparmış.

Bir gün baba, oğul un öğütmek için değirmene giderler. 

Unu öğütürler ve eşeğe yükü yüklerler.

İhtiyarlıktan olsa gerek. Hoca geride kalmış. Oğlu ise eşekle beraber önde. 

Tam dere kenarına varmışlar ki un çuvalı eşekten düştü düşecek. 

Koşsam yetişemem. Oğlana söylesem aksi mi aksi. Ya Rabbi, bana bir akıl ver derken, Hocanın aklına, en iyisi tersini söyleyeyim. Oğlan da doğrusunu yapsın gelir ve oğluna seslenir.

Oğlum, çuval dereye düştü düşecek. Kakala gitsin dereye diye seslenir. 

Oğlu arkaya döner, babacığım, ilk defa bir dediğini yapacağım diyerek ne emekle öğüttükleri unu derenin sularının içine itekler.

Bu hesap din kadına örtün demiş, kadın aksini yaparak açılmış, erkeğe açıl demiş, erkek de tersini yapmış. 

Acaba diyorum, din erkeğe kapan, kadına da açıl deseydi, erkek ve kadın, ya Rabbi, ilk defa bir dediğini yapacağım deyip erkek açılır, kadın da örtünür müydü?

Hasılı bu dünyada kadın da aksi, erkek de tıpkı Hocanın oğlu gibi.

Hutbe de bitti bu arada. 

*22.07.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Gayriahlaki Olmayan Alım

Bir siyasinin kızı TBMM'de programcı olarak işe başlamış. 

Hangi baba istemez ki çocuğunun okuduktan sonra bir işte çalışmasını. Bir sevinmiş bir sevinmiş. 

Öyle ya çocuğu iş bulan her baba gibi bu baba da kızı iş buldu diye sevinecek. Elbette hakkıdır. 

Ama gel gör ki milletin ağzını büzemezsin. Bazı TV'ler ve gazeteler ağzına dolamış bu kızın Mecliste işe girmesini. 

Takdir edersiniz ki babanın sevinci kursağında kalmış. 

Sorsalardı halbuki kızının Mecliste işe nasıl girdiğini kendisine. Bugüne kadar hiçbir soruya cevap vermekten kaçınmayan bir siyasetçi olarak bu soruya da cevap verirdi. Çünkü alnı ak, işi pak kendisinin. 

Belli ki birileri "Babası nüfuzunu kullanarak kızını Mecliste işe koyduğu" şeklinde lanse etti bu alım işini. Yani kızını torpille işe koyduya getiriyorlar. 

Halbuki bu alım işinde, "gayriahlaki, gayri vicdani, gayri yasal bir durum söz konusu değildi”. 

Bir defa Mecliste 5 binden fazla personel çalışıyor. Bu beş bin kişi Meclise "hangi usul hangi kanun hangi yönetmelikle girmişse evladı da o usulle girmişti". Yani işin içinde torpil yoktu. Herkes gibi kızı da aynı usule tabi olmuş aynı usulle işe girmişti.

Üstelik "kızını daha yüksek rakamlara özel sektörde ve farklı kurumlarda çalıştırabilirdi ama bu baba, "Evladının Mecliste çalışmasının, orayı tanımasının, orada yetişmesinin daha doğru olacağını düşünmüş". Yani kızı da babasının yolundan gidecek, yol yordam öğrenecek. Belki de babası vekil olmadan önce Mecliste çalışmadığı için ilk vekil olduğunda acemilik çekmişti. Kendi acemilik çekti diye kızı da mı acemilik çeksindi ileride vekil olduğunda.

Buldular bir gariban baba. Üstüne üstüne gidiyorlar. Gitmekle kalmayıp uyduruyorlar bir de. Güya kızı 100 bin lira alıyormuş. İnsaf ki insaf.

Halbuki, kesintiler düşüldükten sonra kızı 37 bin lira alıyor. Bereket bordro diye bir şey var. İstemiş kızından bordrosunu. Gösterdi cümle aleme kızının aldığı maaşın miktarını.

Merak ediyorum 100 bin rakamını telaffuz edenler bu bordrodaki miktarı görünce utanmışlar mıdır?

Sanırım birileri gündem saptırmaya çalışıyor. Ortada Filistin meselesi varken bu gündemi saptırıyorlar.

Tamam, gündem saptıracaklarsa saptırsınlar ama bunu yapacağız diye saygın bir siyasetçiyi de emellerine bu şekil alet etmelerini doğru bulmuyorum. Üstelik siyasetçi Meclise alım yapan biri değil. Alan başkası. Hesabı, gelip buna soruyorlar.

Bir de kızınız istifa edecek mi diye soruyorlar. Eğer kız torpille alınmış ise bir an için istifası doğru olur diyelim. Halbuki ortada torpil yok. Başkası nasıl girdi, hangi usule tabi oldu ise kızı da öyle girmiş. Bu durumda niye istifa etsin değil mi? Bir baba ve kızının üzerine bu derece gitmek hakkaniyete sığmaz bilesiniz.

İşin bir diğer yönü kızın işe girdiği yer demokrasinin kalbi Meclis, üstelik düşük rakamla çalışıyor. Buraya ne idüğü belirsiz kişileri almak mı daha doğru yoksa anası, babası, soyu ve sopu belli birilerinin çocuğunu mu almak doğru? Takdir edersiniz ki Meclis Dingo’nun ahırı değil. Elbette buraya alımlarda hassas olmak gerekir ve referansa dikkat edilmeli.

Bence babayı eleştirirken insafı elden bırakmamak lazım. Siyasetçi bu defa Mecliste olmasa da yıllardır Meclisin gediklisi. Üstelik bir ittifakın ortağı. Böyle bir değerin kızı Meclise girmesin de terörle bağını kesmemiş birilerinin çocuğu mu girsin buraya?

Ayrıca unutmayalım ki ülke birliği, aile birliğinden geçer. Ülke birliği ne kadar önemli ise aile birliği de önemli. Ki kanunlarımız aileleri birleştirmek için eş durumunu mazeret kabul ediyor. Bırakalım da bu siyasetçimiz de Mecliste aile birliğini sağlasın.

Bir diğer husus, babayı da anlamak lazım. Kısaca biraz empati lütfen. Düşünün ki kızı babasına, “Yıllardır siyasetin içindesin bir partinin genel başkanısın bir ittifakın ortağısın, yıllarca vekillik yaptın. Kızına Mecliste bir iş bulamadın, olmaz olsun senin gibi baba dese, babanın o anki hâletiruhiyesini ve çizilen karizmasını gözünüzün önüne bir getirin. Hasılı zor bir durum. Lütfen baba ile kızın arasını açmayın.